şükela:  tümü | bugün
  • istedim mi, korktum mu, sordum mu bilmiyorum, ama cevap geldi; tüm düşüncelerim birilerinden, biliyor gibiyim sanki... düşünme şimdi ve bekle; gelenleri, getirdiklerini; götürenleri, götürdüklerini...

    uslanmaz, ıssız bir yolcuyum; ağır yüklerle akmaya çalışırsam şimdiden, yeryüzünün çocuklarına yenik düşmüş, düşlerimin tanrısını söndürmüş olurum. yeniden darbeler değil, sırtlanılmış dersler çürütür, düşürür ruhumu uzak bir zemine, yapıştırır yere; oysa ruhum bir fotoğrafa dönüşemeyecek hiçbir vakit, bütün pozların arkasındaki duruşuyla. belki sonsuzluğa dokunduğum anlar olacak, belki de dip akıntılara ulanacağım zihnimde, parıltılar yakalayarak; sonuç olmayacak, içimde büyüttüm loşluktan başka...

    susmalı mıyım, uzlaşmalı mıyım güneşin oğullarıyla bilmiyorum, ama bu yolun eşini göremiyorum; izlenmiş yollar, öğütlenmiş hükümler çözüm değil, ne de çektiğim acıların hıçkırıklarına veya sarhoş gülüşlerine kulak vermek; bunlar sadece yeryüzünün biçilmiş yolları ve beni kendime götürmeyecek. yolum ruhuma ulanacaksa, hükümlerce kendimi koruma altına almanın, benzerlere tutunmaya ya da dokunmaya çalışmanın fazlası olmalı hayat.

    hafif bir nefes almalıyım esen yelden; ben miyim esen giden, yoksa yel mi, hangisi ıssız bir yolun getirdiği sarhoşlukla zamanaşımına uğratıyor sözcüklerimi... sefil yaşamlar olmamalıydı bu fevriliğin cevabı... ne var ki akıyor yağmur yukarı. tanrı değil dem vurulan, yeryüzünün çocukları, isyanları, birbirine toslayışları; işte fevriliğin ağlayışı; çocuklar vuruştukça düşüyor şimdiki zamanlar; saflık çiğlik oluyor, çıplaklar utanmaz, soyulanlar mahkûm, bahçedeki çocuklar hırsız... görünmüyor çıplağın masumiyeti, soyulanın cesareti, çocuğun oyunu...

    sus şimdi haykırışların manası yok. kederlerden çıkarılası dersler ve şimdiden türeyemeyen bir gelecek yok.
    yumuşak ve çıplak bir yansıma olmak yüzlere, bilirim belki sert ışınlar keskin gelir gözlere...

    ansızın yanaşıveren bir bulut etkisi gibi... sonrasında bastıran yağmur; hızlı, şiddetli... taşan nehirler ve su baskınına yenik evler, selin kapladığı, geçtiği caddeler... hazırlıksız yakalananlar çoktan kaçmış, yollar neredeyse ıssız kalmış; oysa suya aç topraklar...

    sonsuzluk anlardan uzanır boşluğa ve her şey her seferinde ilk kez yaşanır aslında. çıplaklığın masumiyeti, soyulmuş olanın cesareti ve oyunları bahçede devam eden çocukların zaferi ise görünmeye devam eder içlerinde bir yerlerde, parıltı halinde gözlerinde... *

    haydar ergülen
  • ¶anakroni

    boşluk, her damlasına kara çalınmış olan. siyahın, beyaza hiç uzanmadığı tonlarıyla kaplanmış boşluk, geride kalan. hatırlamıyorum içimde kırdığım aynaları. yüz parçaya bölünmüş yüzümün etrafa saçılmış kırıkları, siluette can kesikleri. acısı kabuk bağlamış yaraları ne sarmak ne de tekrar kanatmak amacım. parçalanmış, bir daha yapıştırılmayan düşlerin arasındayım. varlığım hiç olsun; umurumda değil, sadece merak ediyorum: iyilik ve kötülük bu girdabın neresinde? dibe doğru çekiliyorum, hıçkırıklarımdan başka cevap yok. arafın enkazı geliyor üzerime, yutkunuşlarımda eziliyorum.

    bozmak geliyor içimden bu suskunluğu, yırtarcasına bozmak. kelimeleri kandırmak istiyorum, onları suçlarıma alet etmek. belki de küçük bir savunma karşılığında ruhumdan bir parçayı veririm, bilemedim... kabul etmeseler de ziyanı yok. onlar da masum değiller, beyaz sayfaların üzerinde karalanarak, önce onlar kirlendiler. demem o ki, karartılar üzerinde yükselmiş duygularım. aslında ışığın bir dokunuşu yeter kurtuluşa, bunun farkındayım. sabrım yok ne gün doğumunun ufukta yükselişini ne de kalbimdeki dağların aşılmasını beklemeye. rahat bırakmıyor sürekli devrim peşinde koşan anarşist çığlıklarım; beni devirmek için savaşıyor. bakışlarımı içimdeki karanlık sessizliğe çevirmek için uğraşıyorum, bunu fırsat bilen dilim firar ediyor. ah etsem de saçtığı zehirlere, her katresi gözlerimden düşerken yıkanıyorum.

    ¶hakikat

    kefaretimi öder mi geçmiş, tahliye olur muyum fevriliğin günahlarından? zerre hatırım kaldı mı, bilmiyorum. gelecek pervasız, ipotek altına almış tüm umutlarımı. şimdinin ellerindeyim; üzerimde benden başka bir şey yok, çıplak ruhum, titriyorum. hükmedemediğim tüm zamanların dehlizlerden seslenmek istiyorum, yitip gitmeden merhametine sığınmak için. örtülürse üzerime toprak misali affedişin, geçecek titremelerim. yakmak istiyorum kalbimi, gözlerinde doğan güneşi çağırabilmek için. biliyorum, dağılırken bu uğursuz karanlık, şefkatinle ısınacak yüreğim ve doğacak fevriliğin ağlayışından başka bir benliğim.