şükela:  tümü | bugün
  • papa john paul ii 'nin insanlığa bıraktığı tek yazılı eseri.

    [eserin http://mihd.net/ryp4n8 adresinden ingilizce pdf formatlı halini indirebilir ya da vatikan'ın resmi sitesindeki http://www.vatican.va/…01998_fides-et-ratio_en.html adresinden okuyabilirsiniz.]

    papa john paul ii'nin yayınladığı genelgelerden biridir aslında bu. diğerleri içinde en sonda yer alan bu genelge 14 eylül 1998 'de yayınlanmıştır.

    başlıktan da anlaşılacağı gibi; genelgenin/eserin içeriği "iman ve akıl" ilişkisine dayanır. daha evvelden bu konuyu işleyen tek papa 13. leo'dur. (1878-1903 yılları arasında papaydı: http://www.vatican.va/…ly_father/leo_xiii/index.htm) bu papa 4 ağustos 1879 tarihinde yayınladığı aeterni patris başlıklı bir genelgesinde iman ile akıl ilişkisi çerçevesinde ilahiyat ile felsefenin birbiri ile olan ilişkilerini ele almıştır. (1) http://www.vatican.va/…81879_aeterni-patris_en.html veya http://www2.nd.edu/…ents/maritain/etext/aeterni.htm veya http://www.ewtn.com/library/encyc/l13cph.htm adreslerinden onun bu genelgesini okumak mümkündür.

    tekrar john paul ii'nin bu başlıkta üzerinde duracağımız genelgesine gelirsek; papalığa seçilişinin 20. yılında yayınladığı genelgesinde john paul ii'nin oldukça sade bir dil kullandığı dikkatlerimizden kaçmamıştır. (bu lafa da uyuz olurum, "dikkatten kaçmamak") bir giriş ve yedi bölümden oluşan genelge'nin ele aldığı konuların içeriği şöyledir:

    giriş: "know yourself" başlıklı girişte papa, bizi hiç de şaşırtmayarak insanın kendini bilmesi temasını işleyerek konuya girer. insanın kendini bilmesinin tarih boyunca, bütün dini geleneklerde mevcut olduğundan dem vurur. (1: "in both east and west, we may trace a journey which has led humanity down the centuries to meet and engage truth more and more deeply." ) ekşi sözlük'te "kendini bil" uyarısının grekçesi olan gnothi seauton'la ilgili o başlıkta bir şeyler karalamıştım. papanın genelgesine giriş olarak seçtiği bu ifade aslında delphoi tapınağı'na yazılmıştı. şöyle demişim o başlıkta; "..kendi gerçeğimizi araştırmaya kalkıştığımızda bulmak istediğimizi, umudumuzu, bazen en dipte bazen zirvede 'summum' bencilliğimizi gizleme veyahut muktedirsizlik örneği olarak ortaya çıkaramama hadisemizde, aslında ihtiyacımız olan 'logos'tur. ya da daha kolayı; 'logos'u kavrama statümüz, sonunda anlaşılacak olan da 'dilimiz' ve 'dünyamız' dır." papanın genelgesinde de benzer bir ben ve dünya algısı söz konusudur, gnothi seauton başlıklı bir yazıda da başka türlüsü beklenemezdi diye düşünüyorum: "..kendini bil tavsiyesi özellikle 'kendini bildiği' için kendisini 'insan' olarak nitelendirmek suretiyle yaratıklar arasında kendini seçkinleştirmek isteyen her insanın, asgari bir kural olarak ele alması gereken temel bir gerçeğe şahitlik etmek üzere delphoi tapınağı'nın alnında yazılmıştı." (1: "the admonition know yourself was carved on the temple portal at delphi, as testimony to a basic truth to be adopted as a minimal norm by those who seek to set themselves apart from the rest of creation as “human beings”, that is as those who “know themselves”.")

    burada tabi 'insanın diğer yaratıklar içindeki seçkinliği' düşüncesi yeni bir düşünce değildir, veya gnothi seauton'un papa ve katolik hiristiyanlığı yorumuyla belirlenmemiştir. ta 16. yy'a ve öncesine gidersiniz; doğaya egemen olmak için ona gitmeyi öğütleyen başımın belası francis bacon' ın eserlerinde benzer ifadeleri görmek mümkündür. insan akledebilen bir varlık olduğu için diğer yaratıklardan daha üstündür, baconcı düşünceye göre insan, hayvanla tanrı arasında bir yerdedir. gnothi seauton sözü de bu yüzden, delphoi tapınağı'ndan kilise ve hiristiyan kafa yapısına sıçramış, hatta pagan anlayışının en önemli miraslarından biri olmuştur. zaten bu kendini bilme hadisesinin kadim tarihine değiniyor papa. çeşitli soruların gündeme gelmesiyle insan kendini keşfetmesinin başladığından dem vuruyor: "ben kimim? nereden geldim ve nereye gidiyorum? kötülük niçin vardır? bu dünya hayatından sonra ne olacak?" (1: "who am i? where have i come from and where am i going? why is there evil? what is there after this life?") papaya göre bu sorular yahudi kusal metinlerinde, vedalarda, avestada, konfucyus'ta, lao tzu'da, tirtankara'nın ve buda'nın vaazlarında, homeros'un şiirlerinde, euripides'in tragedyalarında, platon'un ve aristoteles'in felsefi yazılarında da bulunur. (1: "these are the questions which we find in the sacred writings of israel, as also in the veda and the avesta; we find them in the writings of confucius and lao-tze, and in the preaching of tirthankara and buddha; they appear in the poetry of homer and in the tragedies of euripides and sophocles, as they do in the philosophical writings of plato and aristotle.") papanın eksiğini bulmak gibi olmasın ama herakleitos'ta da geçer benzer bir ifade; ephesos'lu üstadımız diels'e göre 101. fragmanda (plutarkhos, adversus coloten, 20.1118 c) cengiz çakmak hocamızın çevirisiyle adeta "gnothi seauton" yani kendini bil uyarısına "kendimi keşfettim." (edizesamen emeouton.) diye haykırarak cevap vermektedir. stoacılar ve epikurosçular hep insanın kendini bilmesi gerektiğinde birleşirlerdi. roma'nın felsefi yüzlerinden seneca stoalı zihniyle bu sorunu çözmekle uğraşıyordu, ona göre eğer tanrı varsa insan onun oğlu gibi olmalıydı, kendini bilerek acılara direnmeliydi. (bkz: tanrı varsa niye bu kadar acı var söylemi/@jimi the kewl) ortaçağ'a gelindiğinde insanın kim olduğuna ve nereden gelip, nereye gittiğine dair düşünceler kilise tarafından pek sık dile getiriliyordu. çeşitli azizlerin çeşitli eserlerinde bu arayışı ve hatta teoloji çerçevesinde buluşu görmek mümkündür. örn. aziz augustinus - confessiones

    papaya göre insan, kendi varlığını daha insani kılan hakikat bilgisine ulaşma yönündeki yükselişini hızlandıracak birçok imkana sahiptir. bunlardan en önemlisi de felsefedir. (3: "men and women have at their disposal an array of resources for generating greater knowledge of truth so that their lives may be ever more human. among these is philosophy, which is directly concerned with asking the question of life's meaning and sketching an answer to it. philosophy emerges, then, as one of noblest of human tasks. ") ona göre; eşyanın nedenine dair soru sorma insan aklının içsel bir özelliğidir. ve bu felsefe sadece batıda değil, doğuda da kendini aramanın yolunu belirlemiştir, etkili olmuştur. (3: "philosophy's powerful influence on the formation and development of the cultures of the west should not obscure the influence it has also had upon the ways of understanding existence found in the east.") papaya göre; akıl varlığın ilk ve evrensel ilkelerini kavrayıp belirtmeyi ve onlardan mantıki ve ahlaki bakımdan tutarlı sonuçlar çıkarmayı başardığında; işte ancak o zaman doğru bir akıldan, eskilerin dediği gibi bir 'orthos logos'tan, 'recta ratio' dan bahsedebiliriz. (4: "precisely because it is shared in some measure by all, this knowledge should serve as a kind of reference-point for the different philosophical schools. once reason successfully intuits and formulates the first universal principles of being and correctly draws from them conclusions which are coherent both logically and ethically, then it may be called right reason or, as the ancients called it, orthós logos, recta ratio.")

    papa bu girişin 5. bölümünde kilisenin felsefeye biçtiği rolden bahseder; ona göre felsefe kilisenin, incil'in gerçeğini henüz bilmeyenlere imanı ulaştırmakta yardımcısıdır. "5: she sees in philosophy the way to come to know fundamental truths about human life. at the same time, the church considers philosophy an indispensable help for a deeper understanding of faith and for communicating the truth of the gospel to those who do not yet know it." philosophia ancilla theologiae sözünü eserinde hatırlatmasa da ben ekşi sözlük okurlarına anımsatayım. theologia 'nın katolik anlayışın sınırlarını, belirleyen aziz thomas aquinas 'dır bu ifadenin sahibi. türkçesiyle "felsefe, teolojinin hizmetçisidir." bu söz önemlidir zira, aquinas 'tan önce katolik düşünce sisteminde teolojide akli düşünceye pek yer verilmiyordu. teolojide özellikle felsefeden yararlanılması gerektiğini ısrarla savunan biriydi aquinas. bu açıdan bakıldığında papa'nın aquinasçı çizgide hareket ettiğini yadsımamak gerekir. bu zihin gereği her şey gibi, felsefe de kilisenin tuttuğu bir askerdir. papa agnostik ve relativist formların ortaya çıkışının felsefi araştırmayı septisizmin bataklığına sürüklediğinden söz eder. (5: "this has given rise to different forms of agnosticism and relativism which have led philosophical research to lose its way in the shifting sands of widespread scepticism.") bu öyle bir sorundur ki; günümüzde de sürmektedir; "hakikate karşı güvensizliğin olduğu bu durum, günümüzde de yaygın bir biçimde var olan bir hastalık belirtilerindendir." (5: "which is one of today's most widespread symptoms of the lack of confidence in truth.") ona göre bu güvensizlik insanlığı öyle bir sarmıştır ki, artık theologia'nın philosophia'dan kesin cevaplar alma ümidi bütünüyle yok olmuştur. (5: "in short, the hope that philosophy might be able to provide definitive answers to these questions has dwindled.") yani artık aquinas'ın belirttiği "ancilla/hizmetçi kız" felsefe bir kenara bırakılabilirdir, tıpkı kullanılıp atılmış bir mendil gibi.

    papaya göre hakikate şahitlik yapmak, episkoposlara tevdi edilmiş bir ödevdir. o halde bu din adamları, kendilerine verilen görev gereğince; imanın hakikatini yeniden ifade ederek, günümüz insanına bilgi yeteneklerine karşı hakiki bir güven vermelidir, bu da felsefeye karşı, onurunu yeniden bulması ve geliştirmesi için meydan okuma demektir. (6: "in reaffirming the truth of faith, we can both restore to our contemporaries a genuine trust in their capacity to know and challenge philosophy to recover and develop its own full dignity.")

    papa girişinin son paragrafında bu düşünceleri kaleme alışının bir nedenini açıklar, ona göre; veritatis splendor (1993) adlı genelgede "günümüz ortamında bozulma veya reddedilme riski ile karşı karşıya olan bazı temel katolik doktrinlere" dikkati çekmişti, şimdi bu genelgesiyle bu uyarının devamını getirmek istemektedir. bu da gösteriyor ki; vatikan sistemli bir şekilde çağın bozulmuşluğundan rahatsızlığını dile getirmeye devam etmektedir. vatikan'ın artan eşcinsellik, uyuşturucu kullanımı ve kürtaja karşı duruşları ve bunları bozulma olarak değerlendirdiğini biliyorduk, papanın ölmeden önceki son genelgesindeki iman ve akıl çatışmasının konu edilmesinin asıl sebebinin de yine bir "bozulmuşluk" uyarısı olduğuna şaşırmamak gerek.

    papaya göre ölmüş olan felsefenin dirilişi, ona eskisi gibi layık olduğu gücü vermek hiristiyanlığın işine gelir, hatta kurtuluş planı da buna bağlıdır. felsefe dirilmelidir ki; hakikatin araştırılmasına dayalı olarak kültür ve düşünceyi şekillendirme görevini yerine getirsin ve theologia yine eskisi gibi sağlam bir destekçisine kavuşabilsin.

    eseri yine buradaki metodla incelemeye devam edeceğim, tabi şimdilik biraz mola, yoruldum hakikati araştırmaktan diyerek salak bir espiriyle kapatıyorum entirimi.
  • papa john paul ii 'nin bu eseri, bir praefatio yedi ayrı bölüm ve bir de conclusion'dan oluşuyor.
    içerikle ilgili şöyle bir harita (site haritası derler ya onun gibi) çıkarmak mümkündür.

    praefatio
    know yourself - gnothi seauton (1-6)

    i. the revelation of god's wisdom (kutsal hikmetin tecellisi)
    -jesus, revealer of the father (babayı ifşa eden isa) (7-12)
    -reason before the mystery (sırrın karşısındaki akıl) (13-15)

    ii. credo ut intellegam (anlamak için inanıyorum)
    -"wisdom knows all and understands all" / wis 9:11 ( "bilgelik her şeyi bilir ve her şeyi anlar") (16-20)
    -"acquire wisdom, acquire understanding" / prov 4:5) ("hikmete kavuş, anlayışa kavuş") (21-23)

    iii. intellego ut credam (inanmak için anlıyorum)
    -journeying in search of truth (hakikat arayışında ilerleme) (24-27)
    -the different faces of human truth (insan hakikatinin farklı yönleri) (28-35)

    iv. the relationship between faith and reason (iman ile akıl arasındaki ilişki)
    -`important moments in the encounter of faith and reason` (iman ile akıl arasındaki karşılaşmanın anlamlı merhaleleri) (36-42)
    -`the enduring originality of the thought of st thomas aquinas` (aziz thomas aquinas'ın düşüncesinin yeniliği) (43-44)
    -the drama of the separation of faith and reason (iman ile aklın birbirinden ayrılışının dramı) (45-48)

    v. `the magisterium's interventions in philosophical matters` (kilisenin öğretme yetkisinin felsefi sahaya müdahaleleri)
    -`the magisterium's discernment as diakonia of the truth` (hakikate hizmet olarak kilise'nin tercihi) (49-56)
    - the church's interest in philosophy (kilise'nin felsefeye olan ilgisi) (57-63)

    vi. the interaction between philosophy and theology (felsefe ile teoloji arasındaki karşılıklı etkileşim)
    - `the knowledge of faith and the demands of philosophical reason` (imanın bilgisi ve felsefi aklın gerekleri) (64-74)
    -different stances of philosophy (felsefenin çeşitli durumları) (75-79)

    vii. current requirements and tasks (günümüzün ihtiyaçları ve görevler)
    -the indispensable requirements of the word of god (tanrı kelamının emrettiği zorunlu şartlar) (80-91)
    -current tasks for theology (şimdiki görevler ve teoloji) (92-99)

    conclusion (100-108)
  • dilinden "padre commune" lafını eksik etmeyen papa'ya bakar mısınız, katılmamak (!) elde mi kendisine:
    "...günümüz felsefesi ile hiristiyan geleneğinin geliştirdiği felsefi düşünce arasında sıkı bir ilişki var olması gerekliliği konusundaki ısrar, özellikle günümüzde yaygın olan birtakım düşünce tarzlarının içlerinde barındırdıkları riskleri önlemek içindir." ("...this insistence on the need for a close relationship of continuity between contemporary philosophy and the philosophy developed in the christian tradition is intended to avert the danger which lies hidden in some currents of thought which are especially prevalent today." , fides et ratio, vii, 86)

    gerçekten de yaşadığımız şu ordan burdan koparılmış (genelde bu koparmalar da kendi çerçevelerini belirlemeye ve modanın gereğince özel bir adla anılmaya başlamadılar mı? erdemli adam yerini metroseksüel adama bıraktı mesela. tanımın içine girseniz de girmeseniz de, moda olan tanımın yönetimi altında bir değersiniz artık. en azından adınız "metroseksüel olmayan erkek"tir.) hap niyetine günde birkaç öğün alındığında insanları daha modern, daha açık görüşlü ve daha özgür aydın yapan parçacıklardan oluşan abukluklar çağına dair güzel bir tespit. sadece parantez içinde verdiğim gerzekçe adlandırma ve benzerleriyle kalsa yine iyi, kökünün bu başlıkta incelediğimiz eserin yazarı ve yakın ilişkilerine dayandığını sandığımız bir adet ılımlı islam şurubu türk vandallığına / demokrasisine iyi gelir durumdadır. ben yine papa'nın iman ve akıl çerçevesinde felsefe ile hiristiyanlık teorisini omuz omuza görmek istemesindeki pragmatik niyete ("birtakım düşünce tarzlarının içlerinde barındırdıkları riskleri önlemek" için) dönersem; yine söz konusu metne sadık giderek papa'nın "birtakım düşünce tarzları" diye kastettiklerinden ilkinin eklektizm olduğunu söylemeliyim. ("...the first goes by the name of eclecticism...") ona göre modern dünyanın yönelişlerinden ilki olan eklektizm yüzünden (ki bu olgunun burada yer alması demek, hiristiyanlıkla felsefenin yeniden kol kola girmesine engel değilse de, önüne geçilmesi gereken bir hastalık olması demektir) kişiler araştırmalarında, öğretimlerinde, tartışmalarında hatta ilahiyatta tutarlı ve belli bir sisteme ait olamıyorlar, çeşitli felsefelerden farklı düşünceleri alıp uyarlama alışkanlığı içinde kaybolup gidiyorlar. böylelikle bir düşüncenin taşıyabileceği hakikat payı ile yanlışlığını, uygunsuzluğunu ayırt edemeden öylece sürükleniyorlar. hatta bazı ilahiyatçılar da kendilerini retorik sanatına kaptırıp, ne kadar çok felsefi ifade kullanırlarsa, o kadar ilgi, alaka görmektedirler. papaya göre bu tür bir kullanım, hakikatin araştırılmasında katkı sağlamaz, ilahiyat veya felsefi aklı ciddi ve bilimsel ispatlandırma konusunda hazırlıklı kılmaz. ("...they therefore run the risk of being unable to distinguish the part of truth of a given doctrine from elements of it which may be erroneous or ill-suited to the task at hand. an extreme form of eclecticism appears also in the rhetorical misuse of philosophical terms to which some theologians are given at times. such manipulation does not help the search for truth and does not train reason—whether theological or philosophical—to formulate arguments seriously and scientifically.") burada temel husus, aklı başında ve kendi içinde tutarlı ve sağlam bir felsefi yapının papanın deyimiyle "eklektizm risklerinin üstesinden gelmede" yararlı olacağı ve bununla da kalmayıp, teolojik argümantasyon ile uygun bir şekilde bütünleşmesini de sağlayacağıdır. ("...the rigorous and far-reaching study of philosophical doctrines, their particular terminology and the context in which they arose, helps to overcome the danger of eclecticism and makes it possible to integrate them into theological discourse in a way appropriate to the task.")

    papa'nın gözünde eklektik düşünce biçiminin metot hatası olması aslında geçmişin koşullarına uygun olarak güçlenmiş değerlerin zamanla güçlerini yitirmesi ve yeni bir çağda yerlerini başka değerlere bırakmasından duyulan acıyı gösterir bize. burada "değerler"den kastımın roma kilisesinin değerleri olduğu açıktır, zaten kilisenin gücünü yitirmesi hikayesi, papa'nın bu bakış açısının da baz bas bağırdığı gibi; bir yunan tragedyası değildir, burada iyi ile kötü iç içe girmemiştir, orada, oedipus'un tragedyasında "oyun başkadır, insani değer yargıları ile tartışılmaz" (navisalvia 2004, cemil güzey, sf. 81) bununla birlikte silenosçu trajedimiz yani "zaten zalim bir dünyaya doğmuş olmamız" sanki isa'nın çilesiyle bağdaşıyor gibi görünse de, aslında bu iki durum taban tabana zıttır. bunu papa görmüyor mu? ya da daha açık bir ifadeyle sorayım; "papa, koca bir yeni çağ din dışı batı düşünce sistemini elinin tersiyle bir kenara iterek, modern dünyanın değerlendirme yetisindeki eklektik tavrın uzaydan bir mekikle indiğini mi sanmaktadır?" ortada bir tragedya yok ki, başı, ortası ve sonu belli olan bir filmi izledik biz. descartes'a kadar, hatta çok kafa yormuş üstadlarımıza göre xiv. yy.'ların başlarına dek götürebileceğimiz bir sürece kadar varlık problemini değerler ve varlığın kendisi açısından yorumlayan kafa artık yerini "varlığa yönelen ben kimim?" diye soran şüpheci kafaya bırakmıştır. yani papa'nın dediği gibi buradaki eklektik tavır daha o zamanlarda döllenmişti, ama papa biraz sonra bahsedeceğim gibi "tarihselcilik"te de bir hata bulma eğilimindedir, çünkü onun gözü imanla yani fides perdesiyle örtülüdür, akılla yani ratio'yla değil. ha bunun da sorgulanamayacağını düşünüyorum; insanların inançlarının sezgisel kabullenişleri alanına girdiğinden herkesin her şeyi söyleyebilme ve kabul etme veya etmeme yetilerinin saklılığından susmam gerek ama susmayı da düşünmüyorum aynı sebeplerden ötürü.

    şöyle demiştim yeni çağ felsefesi entirilerimden birinde; "...şüphe duymak? ama ne kadar şüphe duymak? niçin şüphe duymak? bu soruların cevabı cogito ergo sum 'dadır. yani insan artık düşünen bir varlık olduğu için var olduğunu sorgulayabildiğinin farkında olandır. yeni çağ felsefesi ve düşünce biçiminde artık bu nettir. insan düşünerek diğerlerinden ayrılır. diğerlerinden ayrılan, baconcı bir kafa yapısıyla doğaya yani kendisi gibi düşünemeyen her şeye egemen olmak durumundadır. bu egemenlik matematiksel bir niteliktedir. herhangi bir insani değere yer vermez içinde, o makine gibi işler, makineleştikçe de sistemi daha bir sağlam hale gelir." artık descartes'ın kendisinden ve tanrı'dan da şüphe duyan tavrı aslında papa'nın fides et ratio'daki sızlanmalarının pınarını oluşturuyor. aslında tarih o kadar birbirini tamamlayan evrelerden oluşuyor ki, insanın yaşamına benzetmek mümkün onu. doğuyor, gençleşiyor, olgunlaşıyor, yaşlanıyor ve her yaşlanmış olan şey gibi düşüyor. bu düşüş salt genel tarihin muzdarip olduğu bir hakikat değil. papa ve kilise mercii de yaşlı bir adam gibi çöküyordu, çökmüştü hatta çöktü. çünkü çok yazdım; kilisenin egemenliği insanın egemenliğiyle yer değiştiriyor, bunun çok ama çok net dile geldiğini rönesans gibi insanın kendini keşfetmesi olarak değerlendirilen bir olgunun dölleyicilerinden francis bacon'da rahatlıkla görüyoruz. rantın insana kayması, "nam et ipsa scientia potestas est" sözünde bas bas bağırır, kendini belli eder. bilgili olandır güçlü olan, iman sahibi olan değildir artık. kilise bunu kaldırabildi veyahut kaldıramadı, orası bizi ilgilendirmiyor ama bu başlıkta papa'nın "tarihselci, bir dönemde hakikat olan şeyin başka bir dönemde hakikat olamayabileceğini savunur... tarihselcilik, ilahiyatta daha çok modernizm suretinde ortaya çıkar." ("... what was true in one period, historicists claim, may not be true in another. thus for them the history of thought becomes little more than an archeological resource useful for illustrating positions once held, but for the most part outmoded and meaningless now... in theological enquiry, historicism tends to appear for the most part under the guise of “modernism”.") diyerek tarihselciliği, "...bilimcilik, dikkate alınması gereken başka bir tehlikedir... maalesef bilimcilik, hayatın anlamı sorunu ile alakalı olan her şeyi akıldışı olarak kabul eder." ("...another threat to be reckoned with is scientism... regrettably, it must be noted, scientism consigns all that has to do with the question of the meaning of life to the realm of the irrational or imaginary.") diyerek bilimciliği, "...aynı şekilde, birçok tehlikeler sunan pragmatizm, tercihlerini gerçekleştirirken, ahlaki ilkelere dayalı teorik düşünce veya değerlendirmelere başvurmayı dışta bırakan zihniyete sahip olanların tavrıdır... özellikle axiolojik düzeyde olan ve bu yüzden de değişmez temellere yapılan referansı dikkate almayan bir demokrasi kavramı bile bu bakış açısıyla savunulabilir." ("...no less dangerous is pragmatism, an attitude of mind which, in making its choices, precludes theoretical considerations or judgements based on ethical principles. the practical consequences of this mode of thinking are significant. in particular there is growing support for a concept of democracy which is not grounded upon any reference to unchanging values: whether or not a line of action is admissible is decided by the vote of a parliamentary majority. ") diyerek pragmatizmi eleştirmesi ve en nihayetinde "...tanrının kelamının gerekli kıldığı şeylere ve onun muhtevasına karşı gelmeden önce, insanın insanlığının ve bizzat onun kimliğinin reddedilmesidir" diyerek tanımladığı nihilizmi de kendi deyimiyle bir risk olarak görmesinin aslında papa'nın bütün bunlara çare olarak felsefeden yine o eski günlerde olduğu gibi teolojinin hizmetçi kızı (bkz: philosophia ancilla theologiae) olmasını beklemesi biraz felsefeye ihanet gibi geliyor bana, zira teolojiye hizmetçilik eden felsefenin bu hali orta çağ'a yetişememiş ilk çağ kafalarının kemiklerini, bugün papa'nın sızlandığı gibi sızlatmamış mıydı?

    bu kafa yapısına göre; yeni dünya (bu yeni dünyanın kuruluş tarihi hususunda papayla anlaşamayabiliriz, "-bilirdik" ya da) değerleri adeta harcamıştır, değerler de dünden hazırlıklıymış meğer çil yavrusu gibi dağılmaya, en sonunda nihilizm dahil olmak üzere bütün düşünce sistemleri bütün tabuları yıkıvermiş, tanrıyı kilisenin kalın duvarları arkasına itivermiş,yine yeni dünya düzeni profanlaşmışlıktan memnun bir şekilde kendi buhranlarına kendi adlarını takarak (postmodern mesela) papa'yı daha da kızdırmıştır: "...bu yüzyılın sonunda meydana gelen en ciddi tehditlerden bir tanesi de ümitsizlik yanılgısıdır." ("...and now, at the end of this century, one of our greatest threats is the temptation to despair.")

    ümitsizlik... nereden bakarsanız bakın, nereye bakarsanız bakın hakikati aramada çağlardaki her değer yitimi, her değer değiş tokuşu mutlaka ama mutlaka ümitsizlik doğurmuştur. insanın trajik bir canlı olması da bundandır diye düşünüyorum, papa'nın yakaladığı, altını çizdiği ancak bu yüzden çare olarak öne sürdüğü ilaçlar ve çözüm yolları, onun kendi ve ilahiyatı adına pragmatik nedenlerine katılmadan salt "trajik olan = özgür olan" eşitliğinden ötürü, belki de silenusçu bir kavrayışla; zalim bir dünyaya gelmiş olmamızla, belki de ibrahim'in dini gereğince; cennetten kovulmuşluğumuzla, belki de seninde sonunda herhangi bir felsefi akımın çileci bir ahlaka getirdiği övgüde, mutlaka bu ümitsizliğe yer var.

    papa ve "fides et ratio" hakkında daha sonra tekrar konuşalım.
  • aziz jean paul'un 1998 yılında yayımlanan genelgesidir(encyclique). iyiadam yayınları tarafından 2001 yılında kitap halinde, türkçe olarak, yayımlanmıştır. giriş ve sonuç bölümüyle birlikte toplam 9 bölümden oluşmaktadır. hristiyan/katolik yazınlarına, tarihine uzak olanlar için bile gayet anlaşılır bir dili vardır. 4. bölümde geçen "iman ve aklın birbirinden ayrılışının dramı" başlıklı kısım, kitabın meramını özetle ortaya koymaktadır. aklın imana ve hakikate ulaşmada çok önemli bir araç olduğu teolojik araçlara ve literatüre başvurularak vurgulanmaktadır.

    ama bunun yanında aklın ve felsefenin direksiyonu ele almasına da göz yumulmaz:

    "kilise, hristiyan doktrine karşıt olan açıklamalar ve felsefelere dair kendi kendi eleştirel tercihini imanın ışığı altında otoritesini de kullanarak uygulayabilir ve uygulamalıdır da. kilise'nin her şeyden önce hangi görüşlerin ve hangi felsefi sonuçların vahye dayalı hakikatle uyuşmadığını göstermesi gerekir."

    kaldı ki zaten iman ve akıl birbiriyle çelişmez:

    "her ne kadar iman aklın üstünde olsa da, hiçbir zaman iman ve akıl arasında gerçek bir anlaşmazlık olamaz. zira sırları vahyeden ve imanı ulaştıran ile insan ruhuna aklın ışığını indiren aynı tanrı'dır: tanrı, kendi kendini inkar edemeyeceği gibi hakikat da hakikatle çelişemez."

    tanıtım yazısı:

    1978 yılında katolik-hristiyan aleminin manevi makamına geçen papa 2. jean paul(karol wojtyla) kendisinden önceki papalara göre diğer dinlere karşı daha açık olmuştur. papalığa seçilişinin 20. yılında kaleme aldığı "fides et ratio" (akıl ve iman) genelgesi hristiyan dünyasında geniş yankılar uyandırmıştı. bu genelgede, insanlığın teknik gücündeki büyük ilerlemenin, yüce değerlere dair canlı ve yenilenmiş bir bilinç ihtiyacını ortaya çıkardığını söyleyen papa, felsefe ile dinin, akıl ile vahyin ilişkileri konusunda önemli değerlendirmelerde bulunmaktadır. dini şahsiyeti ve felsefi birikimiyle 'evrensel hakikat'e , 'diyalog'a ve 'özeleştiri'ye vurgu yapan papa, dikkatle okunmaya ve tartışılmaya değer bir metin ortaya koyuyor.