şükela:  tümü | bugün
  • dün gece itibarı ile tv'de kanalları zaplarken figaro'nun düğünü cümlesini duyup durdum ve kaldığım program ibo show'du. perihan savaş 1983 senesinde ibo'ya akşam figaro'nun düğününe gideceklerini söylemiş, ibo da ne götürek, yakın akrabansa takı mı götürek yoksa çiçek mi götürek demiş. buna çok gülmüşler falan filan.. perihan hanım seyircilere dönüp siz figaro'nun düğünü nedir biliyor musunuz diye sordu.. ve kendi kendine cevap verdi. figaro'nun düğünü bir oyun, tiyatro oyunu'dur dedi. yani 23 sene sonra bile figaro'nun düğünü için bir tiyatro oyunu demiş bir insan ibrahim tatlıses'in en ham haliyle koskoca operayı gerçek düğün sanmasıyla dalga geçiyor*..
  • zeki alasya'nın devekuşu kabare'de "salonu bize vermediler. iki gün sonra geçerken gördüm figaro diye bir pezevengin düğünü varmış ona vermişler" diyerek andığı düğün.
  • idob'un yeniden 16 ocak'ta sahnelemeye başlayacağı opera.
    bir an gitmeye heveslendim ama 4 perde olduğunu öğrenince saniyede vazgeçtim. insan gibi 2 saati aşmasanız ne güzel olur be hocam
  • evet 4 perde olan ama 3,5 saate yaklaşan süresi boyunca sürekli ''hiç bitmese keşke'' diyeceğiniz operadır.
  • istanbul devlet opera ve bale tarafından bu sezon kadıköy süreyya sahnesinde sunulan opera. susanne çok başarılıydı fakat kontes biraz fazla heyecanlı ve potansiyelini ortaya koyamıyor gibiydi.

    bu operanın mozart'ın fransız ihtilaline ilham kaynağı olan eserlerinden biri olduğu düşünülür fakat şu anda sunulan hali ile kont sadece biraz çapkın gibi gösterilmiş ve feodalite hakkında pek bilgi vermemekte.
  • 19 ocak 2010 günü kadıköy süreyya sahnesinde oldukça başarılı bir şekilde sahnelenmiştir. ana karakterler çok sayıda kişi tarafından canlandırıldığı için neredeyse her temsil farklı geçmekte. (örneğin figaro 4, kontes ve suzanna 2 farklı sanatçı tarafından canlandırılmaktadır.)

    sahne düzenlemesi, avrupada sahnelenen operalarda son yıllarda moda olan minimalist yaklaşımda ve oldukça sadeydi. kostümler ne yazıkki yine çok kötüydü. gerek renk seçimleri gerekse tarzları oldukça abartılı ve sahne düzenlemesiyle uyumsuzdu.

    orkestra yeterli bir performans gösterdi ancak tabii ki akustik özellikleri sınırlı ufak süreyya sahnesinde yeterli dolgunluğu yakalayamadık.

    oyuncuların ses performansları beklentimin üzerindeydi. ancak sahnede rol yaparlarken çok inandırıcı değillerdi. genelde genç ve enerjik bir kadro ülkemiz şartlarına göre başarılı bir performans sergilediler ve dakikalarca alkış aldılar.10 milyonu geçen nüfusu ile büyük ekonomik güce sahip sözde 'kültür başkenti' istanbul' a 2010 yılında doğru dürüst bir opera sahnesi veremeyenlerin en kısa zamanda izlemesi gerekmektedir.

    (bkz: avrupa kültür başkentinin opera sahnesi olmaması)
  • 19 ocak 2010 günü kadıköy sahnesinde izlediğim rezalet oyun. dekoru ayrı kostümü ayrı bir yere koyalım,tartışılabilinir ve savunanlar olabilir ama madem dekorun (banyodaymışçasına) modern o kıyafetler nedir öyle???.(sahnenin ortasına geldiği gözüken ve oradaki hayali kapıyı çalan kahramanlar:) o nasıl bir rejidir?. sesler çok güzeldi sanatçılarımızı tebrik ederim . ancak sanki son dakikada ezberlenmiş ve oyun üzerine hiç düşünülmemişti . ama hangi insana ne sunuyoruz?. gelen kesim acaba bir komik opera izlediğinin farkındamıydı? zaten gülünücek yerler dram halinde geçildi. türk filmlerinde darbe aldıktan 10 saniye sonra yere düşen insanlar gibiydiler. 4 perdelik opera 1 ara verilmişti ve temsilin 2. yarısına salonun yarısı kalamadı. o güzel seslerde olmasa hiç çekimiycek olan türk operası nereye gidiyor dedirten temsil. otilya ipek ve caner akgün 'ü ayrıca tebrik ederim. daha iyi projelerde daha çok isimlerini duyuracak sanatçılardır.orkestraya her zamanki gibi lafım yok çok iyilerdi. ama sanırım türk operası düzgün bilgili eleştirmenlere ve rekabete muhtaçtır. tekelleşmenin sonuçlarını görüyoruz.
  • murat seçkin'in dediği gibi "çok fazla oyun terketmeniz gerekebilir" sözünü ikinci kez hiçe sayarak * dışarıdaki zamansız yağan kara , eve nasıl giderim sorularına rağmen 23.30'a kadar sabredip izlediğim oyundur. madem çoğu insan "zaten az opera sahneleniyor" diye eleştirmiyor, buradan ben eleştirebilirim demek ki:

    ilk olarak sahne küçük olabilir fakat daha önce de söylendiği gibi, ya tamamen modern, ya da tamamen klasik olsa bu kadar gözü yormayabilirdi. dekorun tamamen beyaz olması her perde açılışında 3 dakika kadar ne oynandığını göremeyecek kadar gözlerimi aldı. figaro'nun düğünü'nü daha önce izlemedim, fakat bu kadar ünlü bir oyunda sözler ile müziğin bu kadar uyumsuz olamayacağını düşünmekteyim. özellikle diyaloglar sırasında bir uyumsuzluk vardı ve beni çok rahatsız etti.

    ikinci lafım ise sayın suflöre; efendim tamam figaro'muz sözleri unuttu fakat benim en en en arka sıradan duymam normal miydi acaba bilmiyorum. oyunun devamında her duraklamada "yoksa yine mi unuttu?" diye kendi kendime strese girdim.

    eğer hemen hemen aynı kadronun oynadığı la traviata* ile karşılaştırırsam, la traviata çok çok daha özenle hazırlanmıştı.

    *edit: süreyya sahnesi'nde 27 ocak 2010 tarihinde sahnelenen versiyonu hakkındadır.
  • maalesef çok kötü uyarlamaların da yapıldığı devlet operalarına, kiminde mutlu kiminde de sıkıntıdan patlayarak ayrıldığım çok anım olmasına rağmen her sezon inat ve ısrarla giderim. amaç biz de bir şeyler yapabilirizi göstermek olmalıyken, ne yazık ki ülkemizde nerdeyse demeyen ölsün kıvamında bir popüler üsluba dönen; bu kötü uyarlamaları görüp "operadan nefret ederim" diyen insanlara haklısınız demekten başka bir amaca hizmet etmiyor. 27 ocak ta süreyya da izlediğim figaro nun düğünü ise bence oldukça kötü kotarılmış bir uyarlamaydı. 4 perdelik bir operanın küçük bir sahnede oynayacağı göz önüne alınarak kostüm ve dekorun bu kadar kötü olması izleyiciye ayrıca bir eziyet yapıyor. opera külliyatının en eğlenceli kültlerinden olan figaro nun düğünü ancak bu kadar sıkıcı ve enerjisi olmayan bir şekilde uyarlanabilirdi. mozart dinliyorsunuz en güzeli bu. yetenekli opera sanatçılarımıza ve orkestramıza yazık oluyor.