şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: filmlerle sosyoloji)
    (bkz: bir film nasıl okunur)
    (bkz: sinemada göstergeler ve anlam)
    (bkz: senaryo yazımının ilkeleri)
    aferin okumuşsun bunları, üzerine kendi görüşünü de katmışsın ama fight club kötü bir film değildir. söylediğini kitabın yazarı chuck palahniuk da söylüyor "bu kitaba hollywood'un bu kadar para harcaması büyük bir paradokstur" diyor.
    palahniuk,
    kendisine hollywood'un milyonlarca dolar harcayarak tüketim karşıtlığı
    hakkında şiddetli bir film yapmaya karar vermiş olmasını gülünç bulup
    bulmadığı sorulduğunda, "bundan daha absürd bir şaka olamaz herhalde. bu
    durum bir bakıma filmin kendisinden bile daha komik," diye cevap verir (cnn
    1999).

    kapitalizm bunu hep yapıyor. her şeyi meta düzeyine indirgeyip kâra çeviriyor. sistemin içler acısı halini gösterip belgesel yapan adamlara oscar ödülü veriyor. che kibi ömrünü kapitalizmle savaşa adamış adamı maskot edip dünyaya pazarlıyor. onlar için içerik önemli değil paraya dönüştürülebiliyor mu bu önemli. bunu yaparak da kendilerince dalga geçiyorlar.

    klasik senaryo ve avangard ayrımında ise fight club filmini tek bir yere yaslayamayız okuduğun kitaplarda bunu görmen lazımdı.

    "dövüş kulübü baştan sona sürekli şizofrenik bir mantıktan faydalanır. örneğin film boyunca tekrarlanan "ayrıştırma" motifi postyapısalcı fransız felsefesine ve maymunlar cehennemi / planet of the apes ve 12 maymun /12 monkeys tarzı postapokaliptik ilkelciliğe bir çifte gönderme niteliği taşır. hem ticari açıdan tam bir başarı hem de tüketim toplumunun bir eleştirisidir. hem modernist teknikler (örneğin geriye dönüşler içinde geriye dönüşler, anlatıcının dramatik yanılsamaları yıkarak doğrudan izleyiciye hitap ettiği brechtvari epik kesmeler, vb.) hem de pop-art bir yaklaşım sergiler. aynı anda hem isa motifleriyle (örneğin mağaralarda yapılan ilk hıristiyanlık toplantıları gibi, kavgalar da otoparklarda, depolarda gerçekleşir) hem de
    nietzsche'yi anıştıran deccal motifleriyle doludur. hem frankfurt tarzı bir karamsarlık/seçkinciliğe (asla memnun olmayayım, kurtar beni...) hem de kitle hareketine (faşizme) atıfta bulunur. dövüş kulübü hem bir şiddet filmi hem de bir komedidir, hem popüler kültür hem avangard sanattır, aynı şizofrenik paket içinde aynı anda hem felsefe hem de popüler felsefedir. bir yorumcunun söylediği gibi, "bütün o devrimci, her şeyin-içine-edeyim cengaverliğine rağmen, dövüş kulübü'nün asıl sırrı dönemin en başarılı komedilerinden biri olmasıdır. kanı, patlamaları, nietzschevari sözlü atışmaları, o tuhaf cinsiyet
    mutasyonunu bir kenara bırakırsanız... bu basbayağı komik, yıkıcı bir şeydir"( salov )

    filmde göstergebilim açısından incelenecek metaforlar da kullanılmıştır. insan yağından sabun üretme fikri nazi toplama kamplarını aklımıza getirir. tıpkı tyler' ın dediği gibi: "uygarlığın mihenktaşı - sabun yapıp satıyorum." yağ aynı zamanda açgözlülük ve yararsız tüketime bir göndermedir. broşürlerdeki alev resmi. burjuva konforu eleştirsidir.

    fazla uzatmadan 2-3 kitap okuyup gelip buraya fight club neden kötü bir filmdir diye başlık açmak yakışmaz. biraz daha okumanı öneririm.
  • tam sövmek için başlığa girmiştim ki çok sofistike bir eleştiri gördüm. ekşi sözlükte son zamanlarda karşılaşamayacağımız kadar nazik. tebrik ediyorum başlığı açan arkadaşı.
  • michael moore'un butun belgeselleri de ayni sekildir. sistem elestirisi ustunden para kazanir. biz buna arkadaslar arasinda kapitalizm diyoruz.
  • fight club 1999 yapımı bir filmdir. filmi bugün izleyip, ya tipik şizofren işi derseniz zaten bir anormallik vardır. arada izlediğiniz bütün şizofren filmlerinin atalarından biridisidr bu.
    filmin içinde "ihtiyacımız olmayan şeyleri almak için sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz" diye bir replik var ki bence her şeye bedeldir zaten.
  • kendi içinde çelişkili tespit. ancak güzel denemeydi.

    ilk olarak zaten chuck palahniuk yazdığı eserin, eleştirdiği sistemin içine girmesine trajik bir şekilde bakıyor. ancak taktiksel düşünürsek eğer kapitalizm eleştirisi yapan bir filmin kapitalizmin en çok döndüğü sektörlerden birisine girmesi hiç de yanlış değil.

    fight club'ın eleştirdiği kitle zaten televizyon izleyip manyak gibi alışveriş yapan kitle değil mi? sen bu kitleye daha nasıl ulaşabileceğini düşünüyorsun ki? pasif sanatla mı? aktivisler gibi farkındalık yaratarak mı? bu kitle bunların farkında değil.

    bu insanlara nasıl ulaşacaksın peki? en çok kullandıkları şeylerin içine girerek.

    fight club'da tarih boyunca yapılmış en daşaklı filmlerden birisidir.
  • neden kitap üzerine değil de film üzerine olduğu merak uyandıran eleştiri. bu kitap matbaada basılmıyor mu? dükkanlarda satılmıyor mu? yazarı bundan para kazanmıyor mu? bu kitap başlı başına kapitalist evrenin dışından mı okuyucusuna ulaşmakta? gibi deli soruları kafada canlandıran tespittir ayrıca.
  • işte megadef döver, slayer siker, metalika ana bacı dalar. sonracıma şumaher hekinen’e takar. metrik zaten big brother, 1984. bütün çiftlikler aynı hayvandır.
  • bu eleştiriyi yapanın kitabı okumadığı çok belli. eğer okumuş olsa filmi değil kitabı eleştirdiğini anlayacaktı. bu bir senaryo değil arkadaşım. kitabın neredeyse birebir aynısı. eleştirdiğin şey edebiyat. filmde bunu da eklemişler bunu da abartmışlar diyeceğin çok bir şey yok açıkça.

    ayrıca kitabın yazarını da * hiç tanımadığı diğer kitaplarını bilmediği ortada. ezber bir eleştiri olmuş açıkçası. filmin 3-5 sahnesine bakıp ''bu ne yea'' demenin daha süslü hali.
  • bugüne kadar sinema filmleri başlıklarında haddimi bilmeye çalıştım ama bunda istediğim şekilde konuşacağım.

    onu bırak da, ne önemi var ki?

    ne önemi var? eğer brecht doğmasaydı, ya da sinema hakkında bir söz etmeseydi, biz sinema değerlendirmesi yapamayacak mıydık?

    diyorum ki, umrumda değil. bu filmin sistemi eleştirmesi de eleştirmemesi, yönetmenin para kazanmayı hedeflemesi de hiç umrumda değil. sinema benim yaşadığım deneyimdir. bana "eğitimsiz sinema izleyicisisin" diyebilirsin. kabul. belki, senin kadar referanslarla süslemiyorum bu entrymi, dikkat çekmek için ayrı başlık açmıyorum ama senin de yazında saygı duyduğunu söylediğin tarkovski, benim tarafımda. sean martin'in andrey tarkovski isimli kitabında "genel olarak filmlerin, duygusal deneyimler olduğunu söyler. hatta eserlerine tamamen kişisel şekilde yaklaşan izleyicilere karşı, filmi izleme deneyimini ve filmin anlamını abartılı entelektüel analize tabi tutan birine karşı olacağından daha nazik olurdu." der.

    tarkovski bu düşüncede olmasa fark etmezdi. ama söylemek istediğim, filmin sonunda gökdelenler düşüyor diye benim şu sahneden aldığım haz azalmıyor. bana bu filmin yaşattığı deneyimin benzerini yaşatan bir film yoksa ben o filmi istediğim kadar överim.
  • objektif şekilde sonuna kadar okumaya çalıştığım ancak (bkz: fight clup) ve (bkz: brehcht) sonrasını okumadığım eleştiri yazısıdır. brechtyen bakış açısı ile fight club’ı eleştireceksin ancak ikisini de doğru yazmayı beceremeyeceksin. (bkz: böyle bir şey olabilir mi?)
hesabın var mı? giriş yap