şükela:  tümü | bugün
  • onaltıncı yüzyılda karayiplerdeki korsanlara verilen flamanca "vrijbuiter" kelimesinden gelir. fransızcada "flibustier", ispanyolcada filibustero olarak kullanılmış olup, ondokuzuncu yüzyılda, gerillalara ve asilere verilen bir isimdi. 1850'lerden bu yana, görüşmeleri, korsanların gemileri ele geçirmesi gibi, uzun ve ilgisiz konuşmalarla ele geçirerek uzatan senatörler için kullanılmaktadır.
  • zihnimde “fili bastır! bastır ali bastır! fil kaçmak üzere? hadi be ali, tut şunu kuyruğundan bastır yere, daha hortumu çıkmamış bir fil yavrusunu bile bastıramazsan, hipopotamlarla nasıl başa çıkacaksın?” gibi tuhaf okuma fişlerinin uçuşmasına yol açan sözcüğümüzün etimolojisi daha önce de değinildiği üzere, felemenkçe’deki “vrijbuiter” (v,r,j,u,t, e ve r harfleri sessizdir, “ibi” diye telaffuz edilir)– yani “korsan” kelimesine dayanır. 12 yaşındayken “ibi diye isim mi olur yahu? okulda adım ibiş’e çıktı billahi” diyerek evden kaçan vrijbuiter, önce fransızca’ya, daha sonra da petit dejeuner sözcüğüyle yaşadığı elem bir tartışmadan dolayı ispanyolca’ya geçmiş, fakat en sonunda yeni dünya’nın cazibesine dayanamayarak (ve yerleştiği ibiza adasında ardında gözü yaşlı bir kadın bırakarak– ispanyolca’daki lagrima sözcüğü) ondokuzuncu yüzyılın ortalarında amerika’ya temelli göç etmiştir. ilk başlarda kürsüden lastik donu gibi uzadıkça uzayan, bonnie tyler’ın total eclipse of the heart yorumu gibi bitmek bilmeyen konuşmalar yaparak, hem oylanması gereken kanun tasarısını, hem de meslektaşlarını “rehin” alan senatörler için kullanılan neşeli, şaka yollu* bir terim imiş bu. (korsan --> rehin almak analojisindeki derin anlayışa ve zeka pırıltısına hayran kalmamak mümkün mü? çok espritüel insanlardı 19. yüzyıl amerikan senatörleri vesselam. aynı zamanda hepsi beyaz ve hepsi erkekti, ammavelakin bundan hiç ama hiç utanmıyorlardı, political correctness’tan nasiplerini almamışlardı.)

    hafızanızı şöyle bir yoklarsanız, mr. smith goes to washington filminden hatırlayabilirsiniz belki filibuster kavramını. james stewart’ın başarıyla canlandırdığı genç, idealist senatör jefferson smith, asılsız yolsuzluk suçlamaları sebebiyle senato’dan atılmasına sebep olacak oylamayı engellemek için filibuster yapmakta, kürsüde konuştukça konuşmaktadır (ki bu sahne 1930’lar sinemasının en başarılı sahnelerinden biri kabul edilirmiş, şimdi öğrendim.) kürsüden indiği anda konuşma hakkını kaybedeceğini ve oylamaya geçilebileceğini bildiğinden hazırlıklı gelmiştir, erzağı yanındadır, su şişesini kürsünün üzerine koyar ve açar ağzını, yumar gözünü (mecazi anlamda tabii, yoksa gözleri açıktır) mr. smith. yorgun ve bitap düşer, fakat konuşmayı asla bırakmaz, 23 saat boyunca susmaz. gözleri kan çanağıdır artık, sesi kısılmış, dizleri tutmamaktadır, her an yere yığılmak üzeredir mr. smith. cut to: işte tam o anda bir muhabir bağırır arka sıralardan: "half of official washington is here to see democracy's finest show, the filibuster. the right to talk your head off! the american privilege of free speech in its most dramatic form!" (“washington’daki politikacıların, ve resmi görevlilerin yarısı demokrasinin en büyük, en harika gösterisini, filibusterı izlemek için buradalar! dilinde tüy bitene kadar konuşma hakkı! ifade özgürlüğü dediğimiz amerikan ayrıcalığının en dramatik, en etkileyici dışavurumu!”) böylesine heyecanlı ve dokunaklı bir sahnenin nesnesidir filibuster ve hemen ardından, filmin en son sahnesinde…sık sık sözlükte karşılaştığım spoiler’lara söven birisi olarak en sonunu da söylemeyeyim isterseniz, bulabilirseniz kendiniz seyredin en iyisi.

    1789 yılında göreve başladıklarında, amerika birleşik devletleri kongresini meydana getiren her iki yürütme organı da (ki bunların ilki temsilciler meclisi, ikincisi de senato’dur, o zamanlar her işin içinde cia’in parmağı olduğu bilinmiyordu daha), “previous question motion” (önceki soru önerisi) ismi verilen bir kurala riayet ediyorlardı, ve de herhangi bir önerge, kanun tasarısı, veya içtüzük ile ilgili bir tartışmanın sona erdirilmesi için çoğunluğun oyu yeterli oluyordu. temsilciler meclisi’nde bu kural hala yürürlüktedir aslen, basit bir çoğunluk sağlanarak bir temsilcinin günlerce, haftalarca alakalı alakasız konuşmasının önüne geçilebilir kolayca. “basit çoğunluk”’un kaç temsilciye veya senatöre tekabül ettiği ise her zaman değişmektedir, zira senato’da her eyaletin iki senatörü bulunur, bu sebeple eyalet sayısı arttıkça senato’da otomatik olarak büyür. temsilciler meclisi’ndeki üye sayısı ise nüfusa bağlıdır, ve eyaletten eyalete değişir. kongre’nin iki kolunun üye sayılarının neden böyle farklı yöntemlerle belirlendiklerinin sırrı ise “great compromise” olarak bilinen tarihi uzlaşmada yatmaktadır. ben baktığımda boş idi o başlık, belki siz bu sözcükleri okuyana kadar bir hayırsever doldurmuştur, gidip bir göz atın isterseniz... maalesef dolmamış hala, değil mi? ne hazin..

    lakin, temsilciler meclisi’ndeki kardeşlerinin aksine (o zamanlar tüm kongre üyeleri aynı aşiretten gelirlerdi, hepsi kardeştiler), senato üyeleri rahat duramamışlar, ve 1806 yılında (ki hatırlarsınız, 19. yüzyılın en güzel kayak mevsimi 1806’da yaşanmıştır) bu kuralı iptal etmişler. onun yerine “tüm senatörler tartışılan kanun tasarısı hakkında paşa gönülleri istediği sürece çene yorabilirler, görüşülen bir kararname hakkında ebediyete dek edebiyat yapabilirler, asla sözleri kesilemez, kimse “in şu kürsüden de evimize gidelim be kardeşim; evde çocukların gözleri yaşlı seni beklerler, sarıkız ikiz doğurmuş, haberin yok” şeklinde baskılara maruz bırakılamaz” şeklinde özetlenebilecek ve gayriresmi olarak “konuş arkadaşım, engel olan mı var? kuralı” adıyla bilinen ilkeyi benimsemişler. 1841 yılında senatör henry clay, kendisinin yazdığı ve oylamaya sunduğu bankacılık yasasının filibuster yöntemiyle....zzzzzzzzzz......pardon, bankacılık yasası, henry clay filan derken içim geçmiş....neyse efendim, en nihayetinde, 1917 yılına gelindiğinde (ki hem anneannemin hem de büyükbabamın doğum yılı olması sebebiyle aile tarihimizde çok ayrıcalıklı bir yeri vardır 1917’nin), başkan woodrow wilson kongre’den geçirmeye çalıştığı “savaş hali tedbirleri”’nin filibuster uygulayan senatörler sebebiyle senato’dan bir türlü çıkmamasına feci sinirlenmiş, “şahsi çıkarlarından başka hiçbir şeyi önemsemeyen, kendilerinkinden başka hiç kimsenin fikir ve düşüncelerini temsil etmeyen küçük fakat kararlı bir güruh, amerika birleşik devletleri’nin yüce hükümetini küçük düşürmüş, kepaze etmiş, aciz bırakmıştır!” diye kükremiş. koca başkan’dan tüm halkın önünde azar işitmenin, uluorta papara yemenin itici gücü ile sözkonusu mebuslar (ki hepsi üç aşağı beş yukarı sultan ikinci abdülhamid ve sultan mehmed reşat’in neslindendirler, onlarla yaşıttır bazıları) bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissetmişler, ve de içtüzüğe filibuster amaçlı konuşmaların üçte ikilik oy çoğunluyla durdurulabileceği yönünde bir madde eklemişler. bu ek maddeye, yani filibusterların üçte iki oy çoğunluğuyla durdurabilmesi olgusuna da, fransız parlamenter terimler sözlüğünden ödünç aldıkları (ve sonra şerefsizlik edip geri vermedikleri) "clôture" ismini vermişler (“parlamenter” kelimesinin de fransız kökenli olduğunu eklemeden geçmemek lazım bu arada. geçmedik iste.) 1975 yılında da "clôture" için gerekli ve yeterli oy çoğunluğu üçte iki oranından, beste üçe indirilmiş (günümüzde amerikan birleşik devletleri’nin 50 eyaleti olduğundan, senatör sayısı 100, clôtüre için gerekli oy sayısı da 60’tir. puerto rico önümüzdeki yıllarda eyalet olma hakkını ele geçirirse, amerikan bayrağı’ndaki yıldız sayısı 51’e, senatör sayısı 102’ye, clôtüre için gerekli oy sayısı da 62’ye yükselecektir. hiçbiri sınavda çıkmayacak bunların çocuğum, yazmanıza gerek yok.) üstelik, aynı yıl içerisinde içtüzüğe yapılan bir başka değişiklikle, artık senatörlerin bir kanun tasarısı hakkında işlem yapılmasını engelleyebilmek için kalkıp saatlerce çene yormalarına, yürek tüketmelerine dahi gerek kalmamış; bir senatörün sadece filibuster hakkını telaffuz etmesi ve de gerekirse bu hakkını sonuna kadar kullanacağını belirtmesi dahi, kanun tasarısının işleme koyulmasını, oylanmasını engellemeye kafi geliyor. savrulan bir filibuster tehdidi, bir “susmadan saatlerce konuşarak senatoyu rehin alma” şantajı, kanun tasarılarını öldürmeye yetiyor, görüyorsunuz. üstelik eğer bunun nadir başvurulan bir yöntem olduğu kanısındaysanız, yanılıyorsunuz, 1995 yılında (ki 20. yüzyılın en güzel kayak mevsimi 1995’te yaşanmıştır), amerikan senatosunda görüşülen belli başlı yasa tasarılarının %44’u bir filibuster, ya da filibuster tehdidi ile geciktirilmiş, senato’nun gündeminden düşürülmüştür.

    filibuster dediğimiz bu garip geleneğin - gariptir, zira anayasa’da yeri olmadığı gibi, varoluşunu sadece senato’nun tozlu geçmişindeki bir acayip tesadüfe borçludur, tıpkı benim gibi kazara dünyaya gelmiştir - tarihçesine şöyle bir göz attığımızda, iki filibuster performansı göze çarpıyor, iki senatör filibuster kuralını dibine kadar sömürmek konusunda gösterdikleri azim, tartışılan kanun tasarısının oylanmasını engellemek gayesiyle yaptıkları maymunluklar ve de icraatlarının absürdlükleriyle meslektaşlarının arasından sıyrılıyorlar. bunlardan ilki, demokrat parti üyesi louisianalı senatör huey long (ekşi sözlükte de kendine küçük de olsa bir yer bulmasına, adına halihazırda başlık açılmış olmasına pek şaşırdım). sayın long (arkadaşları ona “huey”, ya da kısaca “hu” derlerdi. en yakın dostları ve ailesi “h” demekle yetinirdi), louisiana’daki siyasi hasımlarına sürüyle new deal iş imkanı sağlayacak bir kanun tasarısının oylanmasını ve onaylanarak kanunlaşmasını engellemek için 12 haziran 1935 günü kürsüye çıkmış, ve de kanun tasarısı hakkında birkaç saat konuştuktan, tartışılan konu hakkında söyleyebileceği her şeyi söyledikten sonra, hiç istifini bozmadan önce amerikan anayasası’nı, ardından shakespeare’in oyunlarını, ve ardında da karısının kızarmış istiridye ve de “rokfor peynirli salata sosu” tariflerini okuyarak devam etmiş (yalanım varsa bir daha rokfor peynirli salata sosu yemek nasip olmasın). elindeki tüm okuma malzemelerini tükettiğinde ise, oylamaya geçilmesini beklemekten bitap düşmüş, senato’nun uykuya elverişli koltuklarında sızmış, bir çoğunun horlamaları senato salonunun duvarlarında yankılanan iş arkadaşlarına tüm yüzsüzlüğüyle “eee, şimdi neden bahsetmemi istersiniz?” diye sormaktan çekinmemiş. meslektaşları kendisine konu önermeyince, bu sefer de senato haberlerini takip etmekle görevlendirilmiş gazetecilere (düşündüğünüzden de iç sıkıcı bir meslek olsa gerek bu, senato’nun gündelik işleyişini takip etmek, “bugün de birçok kanun tasarısı görüşüldü, oylandı, bazıları kabul, bazıları reddedildi” gibi haberler yazmak. ben olsam araya “iki kanun tasarısı arasında kavga çıktı, araya giren oy kutusu deliğinden bıçaklandı” gibi asparagas haberler sıkıştırmamak için zor tutardım kendimi. işte bugün bir senato muhabiri olmamamın sebebi de budur) dönüp, “haydi arkadaşlar, siz bir mevzu atın ortaya da konuşayım, neşemiz yerine gelsin” diyerek yapmacık yapmacık sırıttıysa da, muhabirler arasından da kendisine bir ilham perisi bulamamış huey long. yine de yılmayıp havadan sudan gevezelik etmeye devam eden senatör very very long, en nihayetinde, saat sabah 4 civarında mesanesine daha fazla hükmedemeyeceğini anlayarak kürsüden inmek, ve abdesthanenin yolunu tutmak zorunda kalmış. toplam konuşma süresi (aralıksız konuştuğunuzu hatırınızdan çıkarmayın) tamı tamına 15 saat imiş. siz ömrünüz boyunca bırakın 15 saati, 1.5 saat bile duraksamaksızın konuştunuz mu, rica ederim bunu düşünüp kıyaslayın, o şekilde ölçüp biçin huey long’un icraatının sıradışılığını, daha açık konuşmak gerekirse psikopatlığını.

    yalnız, filibuster konusunda rekor huey long’un değil maalesef, o tartışmalı şeref en doğal medeni haklardan zenci vatandaşların da yararlanmasına olanak sağlayacak bir civil rights kanun tasarısının oylanmasını ve kabul edilmesini engellemek için 1957 yılında (takvimler 23 ocak'ı gösteriyormuş, ama aslında tarih 19 ağustos imiş tamı tamına 24 saat 18 dakika konuşan strom thurmond’a ait. strom thurmond bu rezil ve utanç verici rekorun sahibi olmakla kalmıyor, kendisi aynı zamanda 1948 yılında tamamen ırkçı bir platform ile başkan adayı olmuş, tüm kampanyasını ırkçı ilkeler üzerine inşa etmiş, ve de south carolina, alabama, mississippi, georgia gibi güney eyaletlerinde oldukça önemli bir başarı yakalamış, toplamda 1 milyondan fazla oy toplamıştır. ayrıca normandiya çıkarması’na katıldığında dahi 41 yaşında olan thurmond (kendisi hakkında late night show’larda sürekli “strom thurmond bir gün george washington’la sohbet ediyormuş” tarzı, yaşlılığını vurgulayan espriler yapılırdı eskiden, hiç yoksa hayatımın 20 dakikasını “strom thurmond ne kadar yaşlı” esprileri dinleyerek geçirmişimdir), 100 yaşına kadar yaşayıp 49 yıl boyunca senatörlük yaparak kırılması neredeyse mümkünsüz bir rekora daha imza atmıştır. ama imzası çok okunaksız olduğu için bu rekoru guinness tarafından tasdik edilememiştir. uzun yıllar da senato’nun en kıdemli üyesi olarak “fahri senato başkanlığı” yapmıştır, ve de başkan yardımcısı* ve de temsilciler meclisi başkanı’nın* vefatı durumunda başkanlık görevini devralacak kişi poziyonunu işgal etmiştir. ayrıca bir yandan dünyayı beyaz olmayan tüm vatandaşlarına dar etmeye çalışırken, bir yandan da thomas jefferson gibi zenci hizmetçileriyle oynaştığı, ve o hizmetçilerinden birinden zenci bir çocuğu olduğu da ölümünden sonra ortaya çıkan ve insanın içini burkan vakaalardan biridir, pek de ironik bir bilgidir.)

    önümüzdeki ocak ayınin başında, senatörler ve temsilciler tatilden dönüp, 109. kongre iş başı yaptığında, filibuster denen tuhaf geleneğin tarihe karışması ihtimali söz konusu. senato’nun cumhuriyetçi* başkanı* william frist, george w. bush’un yargıç atamalarının (ki anayasa’ya göre hepsinin senato tarafından görüşülüp onaylanması gerekir) oylanmalarının demokrat parti üyesi senatörlerce filibuster yöntemiyle önüne geçilmesini engellemek için, (cümlenin burasında derin bir nefes alıyoruz, ve devam ediyoruz) filibuster hakkını iptal etmek niyetindeymiş. bu meselenin detayları (“senato’daki büyük bir azınlığın söz hakkı ne kadar olmalıdır? senato’nun kendisine verilen görevleri ifşa etmesine, işlerini yapmasına engel olan muhalefetin sınırları nerede çizilmelidir? demokrasilerde “sınırsız tartışma ve münazara hakkı” olabilir mi? filibuster tarafları uzlaşmaya zorlar mı, ve eğer zorlarsa bu istenilen bir etki midir? vs..) ben de dahil olmak üzere hiçbirimizi zerre kadar ilgilendirmediğinden, gittikçe bir filibuster görüntüsüne bürünen entryime burada ani bir son vermek arzusundayım izninizle. şimdi oylamaya geçelim isterseniz..
  • bir politika terimi olan ingilizce fıli­buster sözü "bir yasanın kabul edilmesini önlemek amacıyla konuyla ilgisi olmayan konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek." anlamını taşımaktadır.
  • bu terim filipinlerin devrimci romancısı jose rizal'in el filibusterismo yapıtının ismine yolaçmıştır.

    (bkz: #5435126)

    kanunsuz denizcileri ve askercileri anlatan filibustero terimi, türk tarihindeki levendleri ve isyanlarını hatırlatmakta.

    aynı zamanda latin amerika tarihi düşünüldüğünde, kanunsuzca başka bir ülkeye silahlı bir devrimi desteğe gitme anlamına da gelmekte.
  • ne olduğunu ve ne olmadığını sedat ergin 15 mart 2012 tarihli yazısıyla çok güzel bir şekilde açıklamıştır.

    http://www.hurriyet.com.tr/…0129244.asp?yazarid=308
  • fi tarihinde bir ingilizce hocası bu kelimeyi anlatmak için "kamer genç filibuster'dır" demişti. o gün bu gündür ne kamer genç'i ne de filibuster'ı unutamıyorum. kabuslarda bile rahat yok, bu nasıl bir örnek vermektir ki; bu kadar az kullanımı olan bir kelimeyi unutmayı önler anlamadım gitti.

    sonradan kamer genç filibusterlığı bıraktı* ben kendisini bu durumdan ayırt edemez hale geldim. filibuster benim gözümde hafif esmer milletvekillerini tanımlamak için kullanılan bir deyim oldu. bir kaç yıl içerisinde "esmer ve emekli milletvekili" gibi bir anlam kazanabilir, o zamana kadar algımı kapatıyorum ingilizce sözlüklere.
  • parlamenter demokrasinin siddete basvurmadan icra edilen basit ama etkili metotlarindan birisi, bir cesit kursu isgali. gectigimiz gun texasta kurtajla alakali bir yasa tasarisi demokrat senator tarafindan filibuster yapmak suretiyle simdilik engellendi. bizim memlekette boyle tesebbusler dayakla neticeleniyor genelde.

    http://www.texasmonthly.com/…/bill-killed-star-born
  • en meşhur örneklerinden biri yaklaşık kırk saat ile osman bölükbaşına aittir.