1. derviş zaim filmi. antalyada ödülleri topladı. jürinin "en iyi film" ödülünü vermeye cesaret edemediği film. derin devlet meselesini gayet güzel irdeleyip bu budur bu da budur diyor. içinde aksiyon da var. gidiniz...
  2. tabutta rovasata'dan sonra hayal kırıklığı yaratan, başarısız diyalogları ve her baharattan bir tutam atma çabasıyla macar corbasi'na dönmüş olan film. görünen o ki edit masasında daha uzun yatması gerekirdi. bağlanamamış, kotarılamamış.

    özellikle son sahnelerden birinde birden ortaya fırlayıp ingilizce konuşmaya başlayan kel kafalı pos bıyıklı adamdan sonra (ezel akay) ne ettin derviş abi dedim.

    yine de filmin cesareti takdire değer. bir derviş zaim filmini on sinan çetin yirmi mustafa altıpatlar filmine tercih ederim.
  3. sanem çelik güzel kızmış ben bunu anladım filmden çıktığımda.onun dışında filmde bi numara yoktu.tonla hata ile gedik ile, çapak ile doluydu.bir ara öğürür gibi oldum.
    bi de filimin bir yerinde uzay lafı geçiyodu, bilim kurgu sevenlere duyurulur.
  4. filmdeki maratoncu kız havva silgi fabrikasında çalışıyordu soran birine de "mucize" silgi fabrikasında çalışıyorum diyordu. ama tüm ilkokul yıllarımızda kullandığımız pelikan marka silgileri zoom'luyorlar, gözümüzle gördüğümüzü idare edip geçmemizi bekliyorlardı. bunu bizden sürekli beklediler. filmde "idare edin artık" havası çok yoğun idi. nereye kadar? dedim. yanıt alamadım.
  5. maratoncu kendi pasaportuna cocugun fotografini yapistiracak olunca bir an aman tanrim ne kadar klise dedirten ama pasaportu yakinca acaip gulduren film. maratoncunun saskin ve beceriksiz bir hali vardi, sevdim.
  6. serdar ateşer in müziği, ebru-yagmur sahneleri ve "filler oynaşırken olan çimenlere olur" cümlesi ile aklımda kalan film.
  7. sinema yazarları derneğinden dün 4 ödül birden alan fil-im. ödül rekortmeni fil-im. yönetmeni derviş zaim'e bravo dedirten fil-im.