şükela:  tümü | bugün
  • yok böyle birşey ya. koskoca 150 dakikalık filmin hiçbir anında rahatsız edilme, ev istesen bile olmayacak bir sükunete sahip olsun, rahat rahat izle filmini, ama 5 saniye bile sürmeyen bir sevişme sahnesinde "çat" diye açılsın odanın kapısı. adalet mi lan bu? sırf bu olay gerçekleşmesin diye aksiyon/gerilim filmleri izler oldum şerefsizim. herşeyi geçtim ailem beni erotik film manyağı bir insan olarak görüyor diye korkuyorum.
  • hele ki bu film what the bleep do we know gibi kuantum fiziğinden falan da bahseden bir belgesel kıvamındaysa kadere daha da küfredersiniz...
  • yaptığın eylem, libidonun yaldır yaldır üst limite dayandığı döneme denk gelen porno seansı olsa gam yemezsin. zira yediğin bok çok matah bir şey değil, geceyi beklemeyip stratejik olarak da bi' hata yapmışsın; kabahatlisin velhasıl.. pederinho ne yapsa yeri. zılgıtı basacakmış, şamarı ekleştirecekmiş, depikle girişecekmiş.. vs. "bi' bok yedik, bunlar geldi başımıza!" der geçersin. lakin, sıradan bir filmin 20 saniyelik sevişme sahnesinde yaşanırsa bu, dert olur. ukte kalır içinde.

    geçenlerde arkadaşın biri bi' film getirmiş, "otur izle hacı, manyak film!" deyu. ulan dedim yeni filmlerden biri heralde. aldım baktım; enemy at the gates. amına koyyim filmin başrol oyuncusu abi erenlere karıştı gitti (arada bir los angeles'in ünlü seventh street'inde görüldüğü rivayet edilir), abla rahibe oldu yaşlanıp, bu daha yeni görmüş filmi. görmekle de kalmayıp getirmiş "izle!" deyu.. muhabbetin uzamaması içün aldım.

    aynı günün akşamında yapacak bişi bulamamaktan mütevellit, hemi de eski günleri anmak adına tekrar izleyeyim dedim; taktım cd'yi..

    şimdi o filmi bilen bilir (bilmeyenlere edecek bişi yok), cidden güzeldir. gerek oyunculuk, gerek senaryo gerekse de çekim kalitesi açısından üst düzeydedir.. hal böyle olunca sardı sarmaladı otomatikman. aldı çekti içine, koydu göynünün en derin yerine. sahneler akıp giderken, zalım kaka (nezaketimi sıvazlayayım) dayandı da kapıya "özgürlük!" nidalarıyla, adam yerine koyup aldırış etmedim. kalkmadım yerimden.. filme nası odaklandığımı sen düşün gayri.

    hernesie işte baboviç, ağzımı ayırmış filmi izlerekene çat! deyu peder aldı odaya. normal bi' film izlemenin verdiği rahatlıkla istifimi bozmadım tabii. ama şansımı sikeyim ben.. o saate kadar yan gözle bakmadığım, dünya ahret bacı bellediğim hatun, gitti savaş ortamı felan demeden yamandı erkeğin yanına (namıssızlar pek hunhar sevişiyordu allah içün) ve 10 15 saniye kadar anlamsız anlamsız, ne yapıyorum deyu bakan pederin o an monitöre göz atası geldi bok varmış gibi.. şansımı eşşekler siksin.

    ulan eli mouse'a götürüp pencereyi kapasan, direkt işkillenecek sikiş sokuş filmiyle meşgulüm deyu; çaktırmadan reset atsam vakit yok buna.. korkudan, ramiz dayı'nın oyununa gelmiş kerpeten ali gibi bakıyodum. "n'oluyo lan?, n'oluyo lan?" içsoruları da cabası.. mecbur kaldım öylece beklemeye velhasıl. geldi, şöyle bir süzdü ekranı ve;

    + ne bu?
    - ne, ne?
    + bu izlediğin ne diyorum!?
    - savaş filmi işte baba.. bak şu adam keskin nişancı aslın
    + belli belli.. baya iyi nişan almış!
    - valla öyle baba, bunlar rus ordusundan bak.. savaşacaklar birazdan!
    + hem de rus!?
    - rus derken rus ordusu baba (bit ulan allahsız sahne)
    + hiç terbiye yok di mi sende? hiç utanma yok? ulan babam gelmiş, kapatıyım şunu dediğin yok. onu da geçtim hala bu kadın rus, şu adam nişancı diye anlatıyon ahlaksız it!
    - baba film savaş filmi ya, senaryosu öyl
    + daha hala cevap veriyo lan! ama suç sende değil ki; bizde.. terbiye verememişiz, ahlak öğretememişiz!
    - baba az bekle de değişsin şu sahne, gör bi ya!
    + piuuhh (tükürme efekti bu) hala utanmadan bekle diyo. babasına diyo bi' de..

    ...

    tarzı bi diyalog yaşadık, çıkıp gitti odadan.. açıklama yapma şansı bile bırakmadı. ulan onca ödül almış bi' savaş filmi bu amına koyyim, kült olmuş çoktan ama adam porno sandı iyi mi? ne ahkaksızlığımı bıraktı, ne terbiyesizliğimi.. odaya girince kapıyı kapatırdım, ses gelmesin, rahatsız eden olmasın deyu. onu da yanlış yorumladı haliyle.. kendimi odaya kapatıp çılgınlar gibi osbir çekiyorum, emaneti sıvazlıyorum sanıyor. kapıyı sonuna kadar açıp günde 8 dini film, 3 kere çağrı izleyip üstüne 15- 16 tane de ilahi dinlesem de kurtulamam gayri bu imajdan. öyle bi' yere koymuştur kafasında..

    velhasılı kelam; siz siz olun, her ihtimale karşı, film izlerkene (türü önemsiz) kapınızı sıkı kapatın.. ki üzülmeyin sonra. ben yandım sizler yanmayın dostlarım.
  • anneden ziyade babanın teşrifinin daha çok utandırdığı yakalanmadır. gerçekte bir "yakalanma" olmasa da insana o hissiyatı verir. bilgisayarı kapatarak, kanal değiştirerek, ortamdan kaçarak, yarılan yerin içine girerek ..vs hiçbirşekilde içinde bulunduğunuz durumdan kurtulamamışsanız yüzünüz önce harita şeklini alır, daha sonra da bozulan sinirler eşliğinde gülmeye başlarsınız.

    kronik uykusuzluğumun başgösterdiği bir dönem, bütün ev halkı yattıktan sonra, sabahın körü çizgifilm seyretmeye kalkan çocuklar gibi elimde yastık battaniye ile salona gelir televizyon seyrderdim sabaha kadar. gece o saatte televizyonda seyredecek fazla birşey olmaz. o zamanlar beni eğlendirmesi için seçtiğim yegane program gerçek kesitidi. başlangıçta gerçekten işe yarıyor, uykumu getiriyordu. ancak bir süre sonra uyuyamadığım saatler artış gösterdi . zaten gerçek kesit'in izlemediğim bölümü de kalmadı.. ne kadar süre sonra hatırlamıyorum kendimi digiturk-dizi kanallarında yayınlanan bütün dizileri takip ederken buldum. sex and the city ile başlayan gece mesaim news radio, everybody loves raymond (bunu asla sevmedim ama hep izledim), taxi, scrubs, er ve şimdi hatırlayamadığım 2-3 diziyle devam ederdi. bu diziler turunu tamamladıktan sonra başa döner aynı sıralamayla normal yayın akışı başlayana kadar tekrar ederlerdi. bu dizilerin içinde konumuz itibariyle en tehlikeli olanı sex and the city haliyle.

    o dönem öğrendiğim tek şey, ebeveynlerimin böbrek fonksiyonlarının tam otomatik, sistematik, psychedelic... çalışma hızıdır. yahu iki insan bir gecede onar kere tuvalete kalkabilir mi yahu? sırf gece beni kontrol edebilmek maksadıyla gündüz galon galon su mu içiyorlardı anlamadım gitti! herneyse..

    bir sabah 05:00 civarı sex and the city'nin bilmem kaçıncı tekrarını seyrediyorum. bana doğru yaklaşan yere önce topuklarıyla bastığı belli olan, aralıklı bir ayak sesi.. babam!

    - sen hala oturuyor musun?
    - evet.
    - uykum kaçtı ben de oturucam.
    - e iyi babam.
    - ama önce bir tuvalete gideyim.
    - tabiki.
    - konusu ne bunun?
    - şimdi bu pörtlek gözlü sarışın yazar, şu sivrisinek kılıklı avukat, şu taş olan menajer gibi bişi, diğeri de duygusal..
    - ee olay ne?
    - işte bunlar new york'ta yaşıyorlar..
    - ee
    - (yakaladıklarını da affetmiyorlar.) şey..eeesi öyle işte ..aman bi numarası yok zaten, ben de uykum gelsin diye seyrediyorum.
    - .....

    yok. samantha'yı gören baba amacından uzaklaşlıp tuvalete bile gitmedi. dizinin takipçileri bilirler belki, bölüm olarak samantha'nın gittikleri restaurattaki david beckham çakması garson ile teşrik-i mesaisi anlatılmakta. kanal değiştirme çabalarım da sonuç vermeyince, oturduk başladık seyretmeye. o sırada samantha kızımız garsonu eve atmayı başarmış. ben olacakları kestiremediğimden elime aldığı bir gazeteyi karıştırmaya başladım. ara ara da bir babamı bir televizyonu kesiyorum ki, durum nedir ölçebileyim.
    durum özetle şu:
    1. babam normal normal oturuyor, samantha ve david evin içindeler,bir hareketlenme söz konusu
    2. babam gözlüklerini takmış, televizyona bakamıyorum ama samanthanın çığlıkları geliyor.
    3. babam gergin bir ifadeyle bana bakıyor, samantha ve david yatağın üstüne bir de sandalye koymuşlar bu sefer ikisi de çığlık çığlığa

    - sen sabaha kadar oturup bunları mı seyrediyorsun?
    - (sinirler bozulur, zaten artık yapacak birşey de yoktur, gülmeye başlanır) yahu ben demiştim sana şurda mis gibi hulki cevizoğlu var onu izleyelim diye hehehe (samantha hala çığlık atmaktadır)
    - cık cık cık!
    - .....
    - her gece var mı bu?
    - evet.
    - cıkcıkcık
    - neyse ben yatayım iyi geceler. sen oturuyor musun?
    - evet şu cevizkabuğuna bakıcam.
    - hımmm tabi tabi...yalnız birazdan annemin tuvalet mesaisi başlar hatırlatayım ehehe. hadi iyi geceler.

    baba kanalı değiştirmez, ama sesini kısar. bir süre sonra benimle beraber bütün dizileri seyreder hale gelir..
  • sadece film izlerken değil, dizi izlerken de insanın başına gelebilen talihsizliktir bu. misal, the tudors' ın ilk sezonunu izlerken bu olayı yaşamamak hemen hemen imkansız gibidir.
  • tahlil ederken filmin turu onemlidir. bir macera filmi olsun, gerilim filmi, komedi filmi vs. olsun yasanacak durum sizi bahtsiz bedevi statusune tasiyabilir. ancak ebeveynin sevisme sahnesinde odaya girdigi film porno ise bu bayagi bildigin dangalakliga isaret eder. arkadasim onlem alin, korunun. simdi porno izlerken korunamayan adam ilerde seks yaparken nasil korunacak?
  • coupling'de steve'in özetlediği gibi:

    "diyelim odamda bi film izliyorum. bi çift yemek yiyiyor ya da dedektifin biri cinayeti çözmeye çalışıyor. tamamen masumane bir sahne yani. ama babam odaya dalar dalmaz bi anda olay bebe yağıyla ovulan meme ucuna kayıyor. her seferinde..."

    rezillik ya. başka bi şey değil. hayır bi de filmin tek sevişme sahnesi odur. nası denk getiriyosunuz be ana-babalar?!