şükela:  tümü | bugün
  • bülent diken ve carsten bagge laustsen'in birlikte hazırladıkları kitap...
  • sunuş yazısını slavoj zizek'in yazdığı kitap.
    içerisinde "tanrı kent: toplumsal ilişki(sizlik) olarak kamplaştırma" diye bir bölüm de var.
  • (bkz: #33450178)
  • şu an okumakta olduğum kitaplardan biri. daha başındayım. ama sırf zizek'in sunuşunu okuduktan sonra bile sinemayı salt sanat olarak düşünmenin ötesine geçiyorsunuz. birey-toplum ilişkisinin sinema üzerinden nasıl yansıtıldığını, gerçeklik-yanılsama kavramlarının neresinde durmamız gerektiğini görmeye başlıyorsunuz.

    büyük ihtimalle ingilizceden çeviri olarak yayınlandığı için sosyoloji/felsefe türkçesinin arada insanı zorladığı durumlar oluyor. ama en nihayetinde her iki dalla da uğraşanlar için oldukça başarılı bir okuma gibi duruyor.
  • sevimsiz bir sey. bence social commentary kasan film ne kadar iyi niyetli yapilirsa yapilsin sikintili.
  • (bkz: bülent diken) ve (bkz: carsten bagge laustsen)'ın 2010 yılında beraber yayımladığı kitaptır. (bkz: slavoj zizek)'in güçlü sunuşu ile başlar ve kitap boyunca kendisinin pek çok makalesinden alıntılar görürüz. ana tema olarak filmlerin kitleleri kontrol etmekte nasıl kullanıldığını açıklamaya çalışmaktadır.

    kitapta (bkz: ferzan özpetek)'den hamam, (bkz: sineklerin tanrısı), (bkz: fight club), (bkz: cidade de deus), (bkz: brazil) ve (bkz: la vita e bella) olmak üzere 6 filmin incelemesi yapılır. kitap oldukça akıcı olmakla birlikte bazı felsefi terimlerin türkçe karşılığının tam olarak oturmaması okumayı zorlaştırmaktadır. fırsatını bulursanız kitabı ingilizce olarak okumak daha keyifli olacaktır.

    kitap boyunca filmlerdeki küçük detayların anlamları, kullanılan semboller ve filmin çekildiği dönemin toplumsal yapısı ile ilişkisi detaylıca anlatılır. bazı sembollerin anlamlarını yüksek ihtimalle kendiniz de bulursunuz ancak bir başkasının da aynı anlamı çıkardığını görmeyi ya da gözden kaçırdığınız bir bağlantıyı fark etmeyi seviyorsanız bu kitabı keyifle okuyacağınıza inanıyorum.
  • *bu kitap en az üç farklı şekilde okunabilir. birincisi, toplumsal teori yaparken filmleri analiz etme yolunda bir çaba olarak.

    *ikincisi, toplumsal teori kapsamındaki bir dizi önemli alan ve kavramla bir yüzleşme olarak...

    *üçüncüsü de filmlerin analiz araçları olarak kullanıldığı bir sosyal teşhis girişimi olarak.

    kitapta çokça dikkat çeken husus yazarlar olabildiğince film ve olayların sosyal boyutuna odaklanıp hiçbir şekilde taraf oldukları düşünceyi dikte etmemekte olması. analiz aracı olarak kullandıkları filmleri bu vesileyle hepsini birer kez daha izlemiş, detayları görme çabasıyla pür dikkat kesilmiş, sonrasında yaptığım kitap okumaları ile aldığım keyfi katlamış bulunmaktayım. tavsiyem kitabı okurken filmleri mutlaka tazelemiş olun, aldığınız haz katlanacaktır.
  • " bugün kendimi incittim hâlâ hissedebiliyor muyum, göreyim diye acıya odaklanıyorum gerçek olan tek şeye "

    (trent renzor'un the downward spiral albümünde yer alan "hurt" adlı parçadan)

    davıd fıncher’ın hasılat rekorları kıran filmi dövüş kulübü, "mikrofaşizme" dair önemli soruları gündeme getirir: siyasetbilim ve toplumsal teorinin -toplum tarafından inkâr edilse de- cinsiyetçilik, ırkçılık, holiganlık, terörizm, fundamentalizm ve benzeri "tutkulu bağlılıklar" biçiminde varlığını sürdüren heterojen, yeraltındaki "öteki"siyle ilgili soruları.

    filmin açılış sahnesinde dövüş kulübü'nün başkahramanı jack'i görürüz, ağzında bir tabancayla sandalyede oturmaktadır. kendisini bu noktaya getiren olayları düşünür; pencereden izlemekte olduğu gökdelenlerin yıkılmasının sebebi de bunlardır zaten.

    jack'in geçmişe dönüşleri bizi son birkaç aya götürür. yaşadığı amerikan şehrinin adı verilmez, bir sigorta şirketinde yüksek maaşlı bir risk uzmanı olarak çalışır; görevi, hatalı üretilmiş arabaları geri toplatma masrafları ile davayı kaybetmeleri halinde ortaya çıkacak masrafları karşılaştırmaktır. başlardaki bir sahnede, kazazedelerin yanmış tenlerinin koltuklara yapıştığı bir arabayı incelerken izleriz onu.
    filmin ana temalarından biriyle de böylece karşılaşmış oluruz: kapitalizmde her şey metalaşmıştır; her şeyin, hatta insan yaşamının bile bir fiyatı vardır. bu bağlamda meta fetişizmi havası da sezeriz; kamera jack'in dairesi üzerinde tıpkı bir ıkea kataloğuna göz gezdirir gibi pan yaparak dolaşır.

    herkes gibi ben de bir ıkea evi kurma içgüdüsünün kölesi olmuştum. yin-yang şeklinde kahve sehpası gibi güzel bir şey gördüysem, o benim olmalıydı. mesela o strinne yeşili çizgileri olan johanneshov koltuk... ya da ağartılmamış, çevre dostu kâğıttan rislampa abajurları. hatta klipsk raf ünitesi üstünde duran, galvanizli vild duvar saati. kataloglara göz gezdirip düşünüyordum, "kişiliğimi hangi yemek takımı yansıtır acaba?" eskiden porno okurduk.
    ama artık horchow koleksiyonu vardı...
    hayatımı seviyordum.
    apartman dairemi seviyordum.
    mobilyaların hepsini tek tek seviyordum.
    bütün hayatım bundan ibaretti.
    lambalar, iskemleler, kilimler — hepsi bendim. tabaklar bendim. bitkiler bendim. televizyon bendim.

    jack hareketlidir: bir kariyeri vardır, akışlar uzamında dolaşır ve tüketiciliğe tam anlamıyla ama refleks olarak katılır. sürekli hareket halindedir, ancak çevresine karşı her şeyden usanmış, bezgin bir tavır içindedir. kendi yaşamının bir izleyicisi olarak, paradoksal bir biçimde, mobil ağ toplumunda atalet içinde yaşar. jack ayrıca ağ toplumunun tipik bir patolojisi olan uyku kaybından mustariptir. ancak çektiği acıyı önemsiz bulan doktoru ona uyku ilacı yazmak istemez: "acı mı görmek istiyorsun? salı gecesi meyer lisesi'ne bir uğra da testis kanseri olan adamları gör." jack doktorun dediğini yapar ve hasta olmasa da testis kanseri terapi grubuna katılır.

    bu jack'in filmdeki ilk duygusal tecrübesidir. onların "acısını" paylaşarak ölümcül hastalar arasındaki bağın bir parçası olmaya çalışır. bu tecrübeden duyduğu heyecanla amnezi grubunu ziyaret eder, arkasından prostat kanseri grubu derken tekrar uyuyabilir hale gelir. ancak bir başka "turist", yani marla singer ortaya çıkınca işler değişir.
    marla'nın terapi gruplarına katılmasının nedeni sinemadan daha ucuz olması ve üstüne bir de bedava kahve ikram edilmesidir. onun varlığı, jack'in gruplara katılmak için söylediği yalanlarla yüzleşmesine neden olur. böylece jack tekrar uyuyamamaya başlar. "

    (bkz: carsten bagge laustsen)
    (bkz: bülent diken)
    (bkz: fight club)
  • sosyoloji toplumların veya grupların davranış modellerini incelese de -genel tanımla toplumbilim olsa da- hem sineklerin tanrısı hem brazil hem de fight club ile ilgili incelemesinde sadece filmin sosyolojik boyutunu değil toplumdan bireye inerek psikolojik boyutunu da incelemiş.

    bülent diken okudukça insanın yaratılış bakımından içgüdüsel eğilimlerine ve bunun toplumdaki & sinema perdesindeki yansımasına dair bilgileneceksiniz.

    gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap.
hesabın var mı? giriş yap