şükela:  tümü | bugün
  • zengin olmayı istemeyen yok gibidir ama finansal okuryazarlığa sahip kaç kişinin olduğu da tartışılır, çünkü bir serveti açıklayan şey kelimeler değil, rakamlardır. muhasebede rakamlar değil onların bize söyledikleri önemlidir. finansal okuryazarlığın ilk şartı servet satın almaktır, yükümlülük değil. servet, cebinize para koyan şeydir, borç ise cebinizden para alan şeydir. finansal okuryazarlıkta dört önemli kavram gelir, harcama, servet ve borçtur. gelirlere örnek olarak maaşlarımızı; harcamalara örnek olarak yaptığımız alışverişleri, vergileri; borçlara örnek olarak kredi kartlarını, tüketici kredilerini; servete örnek olarak da emlakları, zihinsel mülklerimizi, faizleri ve hisse senetlerini gösterebiliriz. zenginler, servet kolonu dolu olan insanlardır. japonların üç şeyin gücünü çok iyi anladıkları söylenir. kılıcın, mücevherin ve aynanın. kılıç silahların gücünü simgeler. mücevher paranın gücünü simgeler. şu deyiş bazı açılardan doğrudur: “altın kuralı unutma... altını olan kuralı koyar.” ayna ise kendini bilmenin gücünü simgeler. bu güç japon efsanelerine göre bu üçlünün en değerlisidir. sebebi ise çoğu kimsenin kendi içsel bilgeliklerine, içlerinde yatan dehaya güvenmek yerine kalabalığa karışmasıdır. farklı olma korkusu insanları sorunların çözümü için yeni yollar aramaktan alıkoymaktadır.
  • istanbul büyükşehir belediyesinin bayağı ciddiye alıp 1000 kadına sertifika vereceği bir program hazırladığı konudur.
    sanki türk kadını japon evkadınları gibi future-option trade ediyor.
  • ilköğretime seçmeli ders olarak eklenen medya okur-yazarlığı gibi en azından seçmeli olarak eklenmesi gerekli önemli konu. yoksa işimiz zor.
  • ortaokul-lise en olmadı üniversite ilk sınıfta zorunlu verilmesi gereken bir ders. türkiye'nin özellikle çok ihtiyacı var. konu kendi paranız olması ve onu değerlendirmek değildir sadece. finans ve ekonomi konusundan bihaber olan kişiler maalesef manipülasyona çok açık oluyor. öyle ipe sapa gelmez rakamlar ve kavramlarla bombalıyorlar ki milleti birden gaza geliyorlar. herkesin en azından bu konudaki kavramlar hakkında bilgi sahibi olması ufuklarını açacak ve faydalı olacaktır kanısındayım.
  • ülkemizde biraz artsa emlak sektörü çöker.

    her parayı bulan parayı emlağa gömmeyeceği için ilk başlarda ekonomik sıkıntılar yaratacak olsa da, ülkenin finansal açıdan çağ atlaması anlamına gelir.

    --- parayı bulan neden emlağa yatırmayacak peki? diye soru geldi. şöyle ki, türkiye'de en iyi getirili ve sağlam yatırım aracı emlak olarak görülmekte. oysa emlak yerine çeşitli finansal araçlara yatırım yapılsa veya bu araçlara yatırım yapacak portföy yönetim şirketlerine fon halinde bu paralar aktarılabilse daha sağlıklı bir finansal yapıya sahip olabiliriz. hem paranın takibi çok daha kolay olur, hem de inşaat ustası vb. yerine katma değeri daha yüksek olan çalışanlara sahip oluruz.

    gelgelelim paralarını finansal ürünlerde değerlendirmek isteyen insanların varlığı emlak sektörünün hızını ciddi anlamda kesecektir. insanlar iyi yönetilen fonların emlaktan daha fazla getirisi olduğunu görünce finansal araçları tercih edeceklerdir. tabi önce bu insanlara finansın ne olduğunun anlatılması lazım. bu noktada da tekrar başa, yani finansal okuryazarlığa dönüyoruz.
  • abc'si "eldeki kuş teldeki kuş"tur.
  • bu geceki uykusuz kalma sebebim.

    (bkz: foder)
  • 2008 krizi sonrasında bireysel konut kredilerinde yaşanan sıkıntının cds, cdo, mortgage backed security vb. gibi kaldıraçlı türev varlıklar ile tüm ülke ve neredeyse dünya ekonomisini çökertmesinin ardından önemi artan, bireylere finansal eğitim vererek finansal sistemin mekanızmasını anlayıp, finansal enstrümanları tanıyıp ömür boyu sürdürülebilir finansal refah sahibi olmalarını amaçlayan finans alt disiplinidir. amerika'da bizdeki gibi devlet güvencesinde ve zorunlu bir sosyal givenlik sisteminin olmadığı, ayrıca emeklilik kuruluşların batmasıyla o güne kadar tüm gerekenleri yapıp emeklilik için yatırım yapmış bireylerin bile tüm yatırımlarını kaybettiği göz önüne alındığında önemi artmaktadır.

    bu yıl görev yaptığım okulda henüz temel finans eğitimi almamış öğrenciler için seçimlik bir ders açmamız istendi. biz de öğrenciler henüz temel dersleri almamış olduğundan daha tanımsal bir ders planı hazırladık ve ilk konu başlığı olarak finansal okuryazarligi belirledik. fakülte kapsamında ilk defa anlatılacağı için de incik cıncık incelemek zorunda kaldım.

    konuya hazırlanırken iki nokta dikkatimi çekti. ilki bizimkisi gibi bir işletme fakültesinde konular genellikle kurumsal bakış açısı ile incelenir. en azından temel giriş derslerinden doktora derslerine finans olarak hep kurumsal bakış açısı vardır. ilk defa bakış açısı kurumlardan ziyade bireyleri hedef alıyor. fakat tabi finans eğitimi almış birisine tavsiye niteliğinde bireysel finans uygulamalarını anlatmak, faizi hesaplarken dikkat edin, kredi kartı bırcu en pahalı finansman kaynağıdır, öncelikle maliyeti en yüksek borcunuzu kapatın vs. demek ne kadar etkin bilinmez. öte yandan sınıfta bu konu çerçevesinde anlattıklarımdan yapılmaması gereken ne varsa yapmış, yapılması gereken ne varsa yapmamışım. misal zaman olmuş kredi kartlarımın tüm limitini bitirmiş, minumum ödemesini yapmış, yaşamsal giderlerimi kartla finanse etmişim veya ihtiyacım olmadığı halde dünya para alışveriş yapmışım. konuları hazırlarken de anlatırken de kendi kendime çok güldüm. fakat yine de kötü tecrübeleri yaşamış olarak dersi anlatmak hem bu tecrübleri de aktarma imkanı veriyor hem de akla nasrettin hoca'nın bana damdan düşen birini getirin sözünü hatırlatıyor.