şükela:  tümü | bugün
  • kumandanı ve komiseri ilçede -islahiye- bulunan iki ilköğretim okuluna adını veren özel birlik.
  • boyların önde gelenlerine çeşitli devlet kademelerinde ve ordu içinde görevler verilerek devletle işbirliği yapan hainlerin ödüllendirildiği, bugünkü gibi genel aflarla devletle çatışan ama teslim olan direnişçilerin direnişinin kırıldığı anadolu isyan tarihindeki yüzlerce dramatik savaştan birisidir.

    fırka- islahiye yüzlerce yıllık sistematik bir yoketme harekatının son dalgasıdır. bugün anadolu çomarı dediğiniz işte bu yüzlerce yıllık isyan tarihi sonunda arta kalan leş insan posasıdır. halbuki bizim atalarımız ne destanlar yazdı, beylere sultanlara nasıl huruç eyledi, ferman padişahınsa dağlar bizimdir! dedi. devlet ve sistem hepsini kalleşçe öldürdü. gerektiği zaman kafir diye cihat yaptığı düşmanıyla işbirliği dahi yaptı, onlardan askeri yardım alıp kendi insanını kalleşçe öldürdü. bütün delikanlıları öldürdüler. bütün cesur insanları öldürdüler. elimizde kala kala bu anadolu çomarı diyerek aşağıladığınız kitle kaldı.

    ama işte o derinlere gömülmüş isyan ateşi gezi'de küllerinden yeniden doğdu. rte ve akp'ye şükürler olsun, gençlerin içindeki bu gizli kalmış isyan ateşini yeniden alevlendirdiler. vay efendim alman istihbaratıymış, vay efendim faiz lobisiymiş, onu bunu bilmem, anadolu yüzlerce yıl aradan sonra otorite ve baskıya karşı ırk dil din ayırmadan yeniden isyan etti! o yüzden gelecekten umutluyum.

    yıllar sonra gelen not: bu entry'i o zamanın gazıyla yazmışım. maalesef insan büyüdükçe gerçeklerle yüzleşiyor. devletler her zaman kendilerine yakışanı yapıyor. devletler bin yıl önce de aynıydı bin yıl sonra da aynı olacak. bizim devletimize özgü bir durum değil. iktidarı elde tutma savaşları hep böyle olmuş bundan sonra da böyle olacak. bu dünyanın düzeni bu arkadaşlar ve bu değişmeyecek... her şey sürekli kötüye ve çirkine doğru evriliyor. ama bizler hangi görüş ve düşüncede olursak olalım ezilenin ve hakkı yenenin yanında olalım. gezi'ye o zamanlar inanıyordum. aslında kitlesinin iyi niyetine hala inanıyorum ama artık bugün o olayların özellikle fitillendiğini ve asıl amacının uzun vadede bambaşka olduğunu görebiliyorum. buna rağmen yazdıklarım doğrudur. erdoğan ve akp'nin siyasi üslubu insanlarda kutuplaşma yaratmıştır. bu da bir sosyal patlamaya sebep olmuştur.
  • arkaplan: https://www.youtube.com/watch?v=wylgxdnmnly

    fırka-i islahiye'nin (ıslah ordusu) tesisi, tarihi daha "detaylı" okumak gerektiğini en güzel gösteren olaylardandır.

    kaynaklar tarandığında firka-i islahiye'nin esas kuruluş gerekçesi yörük (yürüyen türk) aşiretlerini kontrol altına almak, onları yerleşik bir iskan sistematiğine geçirmek olarak görünür. yan sebepler ise görünüşte hamidiye alayları'nın kuruluş amaçları ile yaklaşık olarak aynıdır: bölgenin "başıbozukluğunu" tedavi etmek ve gerektiğinde yüksek yekunlu sayıda asker temin edebilmek. zira görünüşe göre fırka-i islahiye'nin teşekkül edilmesinden beş yıl evvelinde cereyan eden kırım savaşı'nda bu bölgeden yeterli asker gönderilmemişti.

    ve fırka-i islahiye ile, tüm çukurova iskan edildi. dokuz ayda yörük aşiretleri uzun süren çatışmalar sonucunda "evcilleştirildi".

    halbuki bölge 1517'deki fethinden beri sorunsuzdu. orduya her zaman asker gönderir, asayiş sorunu çıkarmazdı.

    yani imparatorluk bünyesinde bulunduğu yaklaşık 350 yıl boyunca ortada olmayan sorunlar bir anda ortaya çıkmıştı. sonrası malum. iç savaş ve acılar. kıyım. kırım.

    peki fırka-i islahiye neden kuruldu?

    amerikan iç savaşı yüzünden.

    ***

    18. yüzyılın sonunda, boston'daki vatandaşlardan bir kısmı, ingilizlerin amerika'ya ihraç ettikleri çay için uyguladığı yüksek vergi oranlarından şikayetçiydi. gerginlik giderek artarken, ingilizler vergileri düşürmeyi reddediyordu. zira bu durumu üzerinden güneş batmayan imparatorluk olarak sömürgelerinden birinde yaşanan alelade bir problem olarak görüyorlardı. halbuki kazın ayağı öyle değildi. 1773'te bir gece ufak çaplı bir ayaklanma oldu, kendilerine "sons of liberty" adını veren bir grup boston limanını basarak üç ingiliz ticaret gemisindeki yüzlerce sandıktaki çayı denize döktü.

    amerika kuruluyordu. meşhur boston tea party'in temelleri atılmıştı.

    ***

    1861'de ise durum biraz daha farklı hale gelmişti. amerika kurulmuş, fakat kuzey ve güney kendi arasında savaşmaya başlamıştı. esas sebebi "kölelik üzerine ihtilaf" gibi görünse de, aslında gerekçe emperyalizmin amerika kıtası üzerinde etkili olma mücadelesi idi, ki o başka bir yazının konusu.

    amerikan iç savaşının başlaması ile birlikte ingilizler çok ciddi bir problemle karşı karşıya olduklarını fark ettiler. dünya tekstil piyasasının neredeyse tamamı onların elindeydi, fakat esas sorun dünyanın birincil pamuk tedarikçisinin amerika olmasıydı. eh, ne zaman biteceği belli olmayan bir iç savaş ingilizlerin uzun vadedeki karını ve hegamonyasını darmadağın edecekti. üretim tesisleri duracak, yatırımlar boşa gidecekti. zira pamuk olmadığında tekstilden bahsetmek abesle iştigaldir.

    iç savaş uzadıkça pamuk tedariği azaldı ve haliyle ingilizler büyük bir şevkle dünyada pamuk tarımı yapılacak diğer arazileri araştırmaya başladılar. dönemin şartları içerisinde makineli tarımdan, sofistike ilaç ve gübreden söz etmek mümkün olmadığından pamuk üretimi ziyadesiyle hassas birtakım iklim ve su koşullarını gerektiriyordu.

    ve ingilizler çukurova'yı keşfettiler.

    ***

    ingiliz temsilciler sultan abdülaziz'e (first of his name) konuyu açtıklarında abdülaziz yekten kabul etti, zira pamuk üretiminin ekonomik getirisi fevkaladeydi. ingilizler derslerine iyi çalışmışlar, çukurova'yı derinlemesine tetkik etmişlerdi. arazi pamuk üretmeye uygundu, fakat üç büyük sorun vardı:

    - çukurova bataklıktı
    - çukurova'da tarım yapacak nüfus yoktu
    - osmanlı sınırlarında pamuk üretimini bilen kimse yoktu

    ingilizler bataklık problemini ve pamuk üretimini bilen insan teminini çözebileceklerine söz verdiler, fakat tarım yapacak nüfus probleminin çözümünü abdülaziz'e bıraktılar. abdülaziz ve şürekası -muhtemelen ingilizlerin verdiği ipucuyla- fevkalade bir çözüm buldu:

    yörükler -gerekirse kuvvet marifetiyle- iskan edilerek ovaya indirilecekti.

    hızlıca ferman çıkarıldı, derviş paşa komutasındaki dördüncü ordu gemilerle uğurlandı. paşanın görevi basitti. iki bin yıldan fazla süredir yazın dağlara çıkıp, kışın eteklere inen ve hayvancılık yapan konar göçer yörükleri ovaya indirecekti.

    derviş paşa nispetle makul bir adamdı. o yüzden evveliyatında yörükleri ikna etmeye çalıştı. aşiret reisleriyle toplantılar tertip edildi, yazının başında bahsettiğim göstermelik problemler öne sürüldü. fakat yörüklerin cevabı olumsuzdu. devlete bir ziyanları dokunmamıştı, şimdi koca bir ordunun buraya tehditkarca gönderilmesi gururlarını incitmişti.

    savaş başladı. dadaloğlu "ferman padişahınsa dağlar bizimdir!" dedi. gururlu insanlardı yörükler. ruhları şad olsun.

    çatışmalar 9 ay sürdü. iki taraftan binlerce insan kılıçtan geçirildi. kozan, kadirli, islahiye gibi kazalar ve çok sayıda kasaba "kuruldu". bataklığın, sineğin içinde yaşamaya mahkum edilen yörükler etraflarına baktıklarında garip ağaçların tüm ovaya dikildiğini gördüler. daha önceden tanımadıkları, meyve vermeyen, ne işe yaradığını anlayamadıkları bu tropik ağaçlara garip şeklinden ve telaffuz etmekte zorlandıkları adından dolayı "gariptos" dediler.

    ingilizler sözlerini tutuyordu; dünya üzerinde suyu en çok seven ağaçlardan olan okaliptüs ağacını onbinlerce sayıda olmak üzere tüm çukurova'ya dikmişlerdi. akabinde mısır'dan binlerce yıllık tarım tecrübesi olan çiftçiyi adana'ya getirerek yörüklere tarımı öğrettiler, ki adana'da halen var olan yoğun arap nüfusunun kaynağı bu çiftçilerdir. ilk getirildiklerine "siz neden buradasınız?" diye soran yörüklere hepsi aynı cevabı vermiştir: "fellah". arapça'da "çiftçi" anlamına gelen bu sözcük yörükler tarafından benimsenmiştir. hala, bu gün dahi çukurova'daki arap soylarına fellah denir.

    amerikalılar kendi aralarındaki nihai güç mücadelesini hitama erdirmek adına savaştıkları için; ablam, ben ve kardeşim çukurova'da doğduk ve büyüdük.

    ve üçümüz de çocukken babamıza aynı soruyu sorduk:

    "her yerde olan bu garip ağaçlar ne işe yarıyor baba?"

    ***

    not: uzun uğraşlar sonucunda, çukurova'da doğmama sebep olan olaylar silsilesini başlatan 1773'teki o baskın gecesini anlatan orijinal bir kupayı boston'dan getirtmeyi başardım. bu da böylece dursun.