şükela:  tümü | bugün
  • mia'yı oynayan katie jarvis de bildiğimiz konsey evleri chav'lerindenmiş. film sayesinde hayatının kurtulmuş olma ihtimali var ama hatun 16 yaşında zaten hamile kalmışmış. zaten izledikçe gerim gerim gerildim, başına geleceklerden endişe ettim, ama zaten olan olmuş, karakterin aslı astarı bbc films'gillere ancak misafir gidecek kadar zavallıymış. yazık ulan mia'ya.
  • ailevi sorunlar yaşıyan depresif genç kızın kimlik bunalımını anlatan ingiliz yapımı film.
  • ilk bakışta klasik bir ingiliz filmi gibi duruyor. aslında öyle de.

    15 yşındaki mia'nın hayatı annesinin eve yeni erkek arkadaşını getirmesiyle değişir. aslında değişmesi gerken bir hayatı vardır mia'nın. bizim "hayat" a benzer az buz. banliyöde yoklukla yaşayan ve mutsuz olan mia dans eder içki içer ama çıkışı bulamaz bir türlü.

    bakışı kamerası sadeliğiyle fazlasıyla ken loach'ı andıran bir film. it's a free world benzeri bir yapısı var. ama michaesl fassbander ve başroldeki katie jarvis'in iyi oyunculukları da eklenince iyi bir film çıkıyor ortaya.

    cannes'da thirst ile jüri ödülünü paylaşmaları da tesadüf değil zaten.

    *
  • andrea arnold, hem olağanüstü etkileyici ve samimi, yumuşatılması adına köşeleri yuvarlatılmamış, gerçek hayata inanılmaz yakın duran bir senaryo yazmış, hem de filmi yönetirken hepsi birbirinden yetenekli oyuncularının performanslarındaki doğallık ve yoğunluğa ters düşecek özel çekim teknikleri kullanmamayı bilmiş. aşırı şiddet, uyuşturucu, hamilelik, bağıra çağıra gözyaşlarıyla yapılan anne-kız yüzleşmeleri gibi klişelerden dikkatle uzak durmuş olması da büyük bir artı. gerçekçi, sert, neredeyse gaddar bir film fish tank. türünden beklenen yapmacık, süslü iniş/çıkışlara bir an bile teslim olmamış. sosyal yaralara parmak basmaya çalışmak yerine, tek tek insanların karakterlerine, arzularına ve zaaflarına odaklanmış. bu karakterlerin yaşam koşulları elbette hareketlerindeki motivasyonlarında önemli bir yer oynamış, ama bu koşullar salt altmetinde var; asla seyircinin gözüne sokulmamış ya da daha etkileyici olması için abartılarak gösterilmemiş.

    filmle ilgili inceleme yazısı: http://kedilervekitaplar.blogspot.com/…h-tank.html#
  • doğal, sert boğucu bir hayal kırıklığı filmi.
    nefis.
  • işte asıl an education bu. çünkü okul-kocaya kaçma dilemması eşiğinde, frankofon özentisi bir genç kızın didaktik hikayesinden çok daha gerçekçi şeyler anlatıyor. burada bir mesaj yok; şimdi, geçmiş ve gelecek olmak üzere üç tane zaman/kadın, ve ötesinde bir döngü var. ayrıca ben o hayalleri bir yerlerden biliyorum, beyaz atı sciuscia'dan tanıyorum; hepsi afiyetteler şimdi.
  • bütün gece ken loach filmi diye izledim. meğersem değilmiş. yarattığı boğucu atmosfer, sefil orta-alt sınıf falan hep bilindik şeyler. bunları zaten aşağı yukarı ortalama bir bbc belgeseli izleyerek rahatlıkla görebileceğiniz şeyler. filmin ken loach havası falan dahil tüm bu tanıdık tabloaya bakarak bu filmin yeni bir şey söylemeyeceğini zannediyor insan. hayır aksine; bu dünyada ne zaman "güneşin altında yeni bir şey yok" diye düşünsem bir şeyler çıkıp şaşırtabiliyor insanı. new york times editörü olsam; rahatlıkla "çarpıcı bir dram" diyebilirdim bu film için. insanın boğazını falan düğümlüyor gibisinden şeyler gevelemeden basbayağı ayakları yere basan sağlam bir dram diyebilirim kendi adıma. çok güzel. muhakkak izleyin.