şükela:  tümü | bugün
  • taze bir trajediyi kabullenmeye çalışırken aynı zamanda londra'daki yaşamla da baş etmeye çalışan genç bir kadını konu alan 6 bölümlük yeni bir ingiliz dizisi.

    konusu komedi olarak geçiyor; ama bence değil. oldukça iç acıtıcı sahneler ve diyaloglar var. bir anda yerinizde çivilenip kalıyorsunuz. ortalama 25-27 dakikalık bölümlerle bize, biz kadınları (bazen de erkekleri) anlatıyor. her şey yolundaymış gibi davranmaya çalışan, hiçbir şey yokmuş gibi devam eden kadınları. bölüm boyunca izleyiciyle iletişim halinde olması bilinen bir yöntem; ancak o kadar samimi bir şekilde bunu yapmışlar ki, sadece sizinle iletişim halinde sanıyorsunuz. sanki her şey aranızda bir küçük sırmış gibi.

    ilk 4 bölüm gayet iyiydi, 6 bölüm olacakmış. umarım sezonlar halinde çizgisini bozmadan devam eder.

    imdb

    (bkz: ukteydim doldum)

    aziz varlik uktesi imiş
    notu da şöyleymiş : http://www.bbc.co.uk/programmes/p040tlqx
  • müthiş. izleyin.
  • aşırı derecede iyi bulduğum dizi. amerikan yapımı olsa %99 bu dizi 3 -5 bölüm sonra boka sarıp saçma sapan amerikan klişelerinden geçilmeyecekti ancak ingilizlerin bu dizi film işine ruhlarını katmaları sayesinde baya zevkle izleniyor.

    edit: bir de şu seyirciyle diyaloğa girme işi baya güzel olmuş. house of cards dışında ilk defa denk geldiğim durum.
  • mockumentary ile dark humour karışımı kaliteli ingiliz dizisi.
  • altı bölümünü bir çırpıda izlediğim, çok taze, pek güzel dizi.
  • bokunu yediğim ingilizlerin bir muhteşem dizisi daha. bu adamlar alaturka tuvalete oturup ishalli sıçmalarını çekseler onu da izlerim. çok güzel dizi. işsiz güçsüz, parasız pulsuz, kocaman şehirde tek başına ayakta kalmaya çalışan biri olarak başroldeki kadınla özdeşleştim. ayrıca bir ayrılıp bir barıştığım uzun süreli bir ilişkim de vardı zamanında.

    kadının gülüşü mükemmel bu arada. uzun zamandır böyle güzel gülen bir insan görmemiştim.
  • ingiliz komedileri kadar dramlarının da ayrı bir değerlendirmeye sokulması gerektiğini gösteren dizilerden biri. emsalleri arasında izlediğim en gerçek iş diyebilirim. aslında tavsiye edebileceğim bir dizi değil ama sefil bir yaşamın sefil boyutlarını ve nedenlerini izlemeyi sevenler için iyi dizi. 20-25 dakikalık zaten 6 bölümden hop bitiyor.

    --- spoiler ---

    ablamızın ciddi bir tutturamamışlığı var. dizi ilerledikçe bizle kontağa geçtiği o akıllı, siklemez tavırlar yavaş yavaş erimeye başlıyor. kendisine ısınmaya başlanılan an da o anlar zaten.

    boo'nun ölümünü aşamamışlık vicdan sınıfına giren bir sorun olduğunun net bir habercisiydi. o yüzden yediği bok itibariyle beni şaşırtmadı. ancak travmatik meselelerin insan hayatında ne gibi etkiler yaratabileceği konusunda güzel bir yansıma izleniyor. tam bir fucked up vaziyeti.

    esas, kendini disappointing man olarak ifade eden adam vardı. fleabagle birlikte şu freak terapidelerken sigaralarını yakmış bu hayatta ne istediğini açıklıyordu. tam olarak ne istediği kısmı. oldukça basit, istemek eyleminin kullanılması bile komik kaçacak kadar düz bir hayata özlemini anlatıyordu. o kısım benim için çok başka bir andı hakketen. insan hayatında neleri özlüyor...

    "let's never ask anyone for anything. they don't get it." diyordu bir yerde ölü arkadaş. dizinin yalnızlığı biraz da buradan geliyor.

    hayırlısı.

    --- spoiler ---
  • izlediğim en başarılı dizilerden. bi oturuşta ilk sezonu hüplettim. devamı mutlaka gelmeli.
  • şöyle bir diyaloğun geçtiği dizi:

    - bir mezarlığın çevresinde koşu yapmak gerçekten uygunsuz.
    - niye ?
    - yaşıyorsun diye hava atıyorsun resmen.
  • arkadaşımla sohbet ediyormuşum, onun minik sırlarına şahit oluyormuşum samimiyetinde izlediğim bir dizi.

    efsane oldu bile benim için minicik 6 bölümü ile. dilerim devamı gelir.

    not: ingiliz işi dizileri ebediyete kadar sevmeye devam edeceğiz.