şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • dizide erkekler icin cok ince bir gonderme var aslinda.

    fleabag neden hot priest'te
    tutuklu kaldi biliyor musunuz?

    cunku adam dinliyor!

    evet, dinliyor karsisindaki.

    isi bu; dinlemek.

    dinledigi icin sadece o duyuyor kameraya dogru olan konusmalarini da.

    ve fleabag ilk kez kendisini dinleyen birine rastliyor.
  • --- spoiler ---

    rahibin kızın iç sesini, kızın ise rahibin tilkisini görebilmesi aralarındaki ruh bağının bir simgesiydi sanıyorum.

    --- spoiler ---
  • hakkında borderline kişilik bozukluğu ekseninde iyi bir değerlendirme yazısına denk geldiğim dizi. iki kez izlediğim tek dizi olması nedeniyle benim gibi meraklılarıyla paylaşmış olayım.

    “dizideki en önemli unsur yıkılan dördüncü duvardır, bizi hikâyeye ve karakterin iç dünyasına dahil eder. fleabag olayları yaşarken bize dönüp espri yaptığında ya da o anda aklından geçenleri bize anlattığında giderek daha yakın hissederiz ona. başta tuhaf ya da sinir bozucu gelen yanları, içini gördükçe bize anlamlı gelmeye başlar. çevresindekilere garip gelen davranışlarını, biz onun iç sesini dinlerken anlayabiliriz. oysa en yakınındakiler bile fleabag'in neyi neden yaptığını hiç anlayamıyor gibidir, onu sadece uyandırdığı, çoğunlukla olumsuz olan duygularla tanımlarlar.”

    “dizinin ikinci sezonunda fleabag'in bir rahibe âşık olması tam da bu yüzden hem dramatik hem komiktir. ingilizlerin “father/baba” diye hitap ettiği rahipler, baba figürünün toplumsal bağlamda vücut bulmuş hali gibidir. fleabag, bekaret yemini nedeniyle kendisiyle sevişemeyecek ama aşkla sevdiği bir baba temsili bulmuş gibidir. dizideki rahip klasik bir rahip değildir, fleabag gibi disfonksiyonel bir aileden gelmiş, zaaf sahibi ve bu zaafların sembolizasyonu gibi gözüken tilkilerle başı dertte olan bir adamdır. ne zaman zaaflarından biri olan cin içse ya da fleabag'le yakınlaşsa ortaya çıkan ve o güne kadar sadece kendisinin gördüğü tilkileri fleabag de görür; o da fleabag'in dördüncü duvarı yıktığı anlarda söylediklerini işiten tek kişidir. birbirine benzeyen ama birbirinden ayrı iki insan; birisi bağ kurmamak için çevresindekileri kendinden uzaklaştıran, diğeri bağ kurmamak için kendisini rahip yapmış iki insan.

    fleabag'in asla birlikte olamayacağı birine âşık olması da tam olarak bağlanma sorunu yaşayan bir insanın yapacağı bir harekettir ama aşkın gerçekliğini sorgulamayacağım. hiçbir aşkın gerçekliğini sorgulamak psikiyatrinin işi değildir çünkü, dizilerde ya da gerçekte, ancak ruhsal dünyanın neresinden çıktığına göz atabiliriz, burada yaptığım gibi.

    en nihayetinde fleabag, duygusal olarak yeterli işlev göremeyen bir ailenin yarattığı örselenmiş bir çocukluğun tutarsızlıklarını erişkin hayatına taşıyan, iki büyük yasın üzüntüsünü içinde barındıran bir kadın. dışarıdan çok tuhaf ve dengesiz gözükse de onun içinden baktığımızda aslında ne kadar yalnız ve gerçekten yanında olacak bir insana ne kadar ihtiyaç duyduğunu görüyoruz.

    bir psikopatolojinin ya da problemli görünen herhangi bir halin, o kişinin özgün bakış açısından bakınca nasıl da farklı anlamlar kazandığını anlamak için fleabag harika bir seyirlik. insanlar görünenin çok ötesinde varlıklar; deniz yüzeyine bakıp gördüğümüz uçsuz bucaksız mavi ne kadar engin gözükse de denizin dibini de kattığımızda başlı başına bir evren haline geliyor, insanlar da yüzeylerinde görünenin çok ötesini taşıyor içinde. bunu bize bir kez daha, kahkaha ve hüznü iç içe geçirerek tüm duygusuyla ve dürüstlüğüyle anlattığı için minnettarlığı hak ediyor fleabag.”

    yazıyı kaleme alan isim esra koçak
  • beni fleabag kadar sakince yaralayan çok az şey izlemişimdir. o yüzden başlığı solda görüp son entryleri de okuyunca şaşırdım. herkesin seveceği bir dizi değil, o kesin, ama ben de niye sevdiğimi anlatamam. küçücük bir anda gülümsettiği ya da en korkunç anda kahkaha attırdığı için belki, belki de bana çok hüzünlü geldiği için fleabag. sebebini bilmiyorum ama çok seviyorum. ve özellikle fleabag benimle/bizimle konuşurken onu anlayacağımı düşünmesini, aşkın tüm o kendini anlama ve anlatabilme durumunu yerle bir edişini (bize anlatmayı bırakarak) gösterdiğini düşünmeyi, hot priest'ın bir yandan ona kafayı takan ve bir yandan da ona yalnız hissettirmeyen tilkisini seviyorum.

    bir daha ne zaman izlerim bilmem, ama izlediğimde daha genç olsaydım bütün o savruluşu ya da küçük dengesizlikleri o kadar iyi anlamayabilirdim. şimdi izlesem belki bambaşka bir tat alırım ve bunca zaman sonra da tek bir şeyi merak ederim: gerçekten geçiyor mu? fleabag bir yolunu bulmuştur herhalde, el yordamıyla yapmıştır ama bulmuştur o.
  • (bkz: sadece ağlamak istiyorum, her daim)

    --- derin spoiler ---

    istediklerimi onlara söyleyemem. eve gitmek istiyorum. eşimi kucaklamak istiyorum. çocuklarımı, kızımı kollamak istiyorum. unutmak istiyorum. özür dilemek istiyorum. herkesten. tiyatroya gitmek istiyorum. bardakları bulaşık makinesinden çıkarıp onları dolaba dizmek istiyorum ve sonraki sabah, eşimi onlardan birşey içerken görmek istiyorum. onu iyi hissettirmek istiyorum.
    --- spoiler ---
  • günah çıkarma sahnesi:

    - bazen ne istediğimi bilmediğim için utanıyorum. aslında ne istediğimi biliyorum.

    + neymiş o?

    - aslında çok kötü bir şey istiyorum.

    birisinin bana sabahları ne giyeceğimi söylemesini istiyorum. ne yiyeceğimi, neyi seveceğimi, neden nefret edeceğimi, neye kızacağımı neyi dinleyeceğimi, hani müzik grubunu dinleyeceğimi, hangi konsere bilet alacağımı, neyin şakasını yapıp neyin şakasını yapmayacağımı; birinin bana neye inanacağımı, kime oy vereceğimi, kime aşık olacağımı ve bunları onlara nasıl ifade edeceğimi söylemesini istiyorum. sadece birinin bana hayatımı nasıl yaşamam gerektiğini söylemesini istiyorum peder..........."

    + diz çök! sadece diz çök!

    **********

    özgür bir birey olmanın sorumluluğu çok ağırdır. bu sorumluluğu taşımak istemediğiniz de ise faşizm gelir.

    dünya şu an tam da böyle bir akıl tutulmasından geçiyor.
  • sadece bu repliği okuyarak izlemek istediğim diziler arasına girmiştir:

    aşkla ilgili özgün bir şey söylemenin kolay olmadığını fark ettim. ama şansımı denedim... aşk berbat bir şey! berbat! acı verici! dehşet verici! onun yüzünden kendinden şüphe ediyor, kendini yargılıyorsun. etrafındakilerden uzaklaşıyorsun. bencilleşiyorsun. ürkütücü biri oluyorsun. saçınla kafayı bozuyorsun. seni acımasız biri yapıyor! hiç söylemeyeceğin şeyleri söyletiyor ve yaptırıyor. tek istediğimiz o ve elde edince canımıza okuyor. onu tek başımıza yaşamak istemememize şaşırmamak lazım.
    içimizde sevgiyle doğarız ve onu nereye yönlendireceğimizi yaşayarak öğreniriz. hislerden bahsedildiğini çok duyarsınız; 'doğru olanı hissetmek kolaydır' katılmıyorum. insan doğruyu bulmak için güçlü olmalı. aşk zayıf insanlara göre değil. 'romantik olmak umut etmeyi gerektirir.' bence anlatılmak istenen sevecek birini bulduğunuzda umutlandığınızdır.
  • platformlardaki az sayıdaki orijinal işten biridir.

    özellikle dördüncü duvarın sadece bir bakışla yıkılmasını çok beğendim.

    --- spoiler ---

    fleabag, çeşitli anlarda kameraya konuşarak dördüncü duvarı yıkıyor.
    bu anlar, bazen o sırada gördüğümüz ama hatırlamadığımız bir karakteri hatırlatmak oluyor.
    bazen de durumla ilgili kendi hislerini paylaşmak oluyor.
    ara sıra da -ki bu favorim olur- sadece bir bakışla tepkisini göstermek oluyor.
    bunları yapmasının nedeni ise anlatacak bir hikayesi olması ve bunu biz izleyiciye kendi bakış açısından anlatmak istemesi.

    iyi de neden diğer herkes bu anları görmezken peder görebiliyor?

    1.
    çünkü fleabag kameraya dönüp konuşurken aslında orada olmayan bir şeye konuşuyor. orada izleyici varmış, onu dinleyenler varmış gibi düşünüyor.

    peder de öyle sayılır. çünkü peder de sürekli tanrı'yla, yani orada olmayan birisiyle konuşuyor.

    diziye göre, aynı dertten muzdarip iki insan ancak birbirini anlayabilir.
    bu yüzden her gün dua ederek tanrı'yla konuşarak dördüncü duvarı yıkan bir peder ancak dördüncü duvarı yıkan bir başkasını anlayabilir.

    finalde fleabag, kameraya bakarak "gelme" gibi bir şey diyor. çünkü hikaye burada bitiyor. daha doğrusu bizimle paylaşmak istediği hikayesi...

    2.
    bir yorumum daha var bu konuyla ilgili.
    fleabag'in tüm ilişkileri fiziksel. hiçbirisine karşı bir duygu beslemiyor.
    ama pederden gerçekten de hoşlanıyor. peder de ondan hoşlanıyor.
    bu, bize anlatılan kadarıyla daha önce olmayan bir şey.
    bu aşk, ikisinin de duvarlarını yıkmasını sağlıyor. ikisi de birbirlerini o duvarlar olmadan görüyor.
    fleabag'in kameraya bakarak dördüncü duvarı yıkmasını peder'in görmesi de aslında fleabag'in ördüğü bir duvarın yıkılması.
    peder'in fleabag'le birlikte olması da onun inancını ve kiliseye olan bağlığının yıkılması.
    dizi -belki de- aşk duvarları yıkmaktır diyor.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    ben mi tanrı mı?
    --- spoiler ---

    ne kadar havalı bir sorudur.
  • bıkmıştık her tarafından testesteron fışkıran içeriklerden. kadınların dünyasına girebildiğimiz en kaliteli işlerden biriydi bu dizi. bittiğine çok üzülüyorum ama tadında bitti. bazı şeylerin suyunu çıkarmamak lazım.

    diyaloglar kaliteli, dizinin sürekli bir şeyleri sorgulaması müthiş. sevmek ve idare etmek arasındaki o farkı gözünüze sürekli çarpmasını sevmiştim ben her ne kadar rahatsız edici mi acaba diye düşünsem de. neyse çok fazla şeyi tek tek yazmak istemiyorum ama "saç her şeydir" sahnesi kadar hoşuma giden ve etkileyici bulduğum az sahne vardır.
    komedisinden hoşlanmayabilirsiniz herkesin hoşuna gidecek bir tür değil ama bu diziyi anlamsız bulmak çok büyük hakaret olur. çünkü bana kalırsa izlediğim en derin dizilerdendi.

    bunu die hard ile bir tutmaya gelince bu da kadın-erkek perspektifinden daha çok sığlıkla alakalı bir mesele. biz de yıllardır erkek perspektifinden şeyler izliyoruz ama ne kaliteli ne kalitesiz anlayabiliyoruz. tamam kadın perspektifiyle yapılmış bir dizi de bunun karşılığı erkeklerde james bond değil. 15 yaşındaysanız ve izlediğiniz her şey aksiyonsa ya da marvel falansa anca o zaman ha evet böyle düşünebilir bu derim.
    her şey kendinize göre üretildiği için şirazenizin kayması normal tabii de hakkını vermek lazım, dizi çok iyi.
hesabın var mı? giriş yap