şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • mükemmel bir müziği kulaklarıma kazandırmış olan özgün ingiliz dizisi
  • ilk iki bölümde değil de 3. bölümden sonra diziyi çok beğendiğimi hatırlıyorum.. karakterlerle yakınlık kurduğum için; tabi yaşam talihsiz serüvenler dizisine dönüşmeye başladığında, hatta en başından itibaren öyle olduğunda hissedilen duyguları ve felaketle nasıl başa çıkamayışımızı anlatıyor.. üstelik serüven kısmı baya bir eksikken..

    karakterlerden çok hikaye izletiyor diziyi ki bu en güzeli benim için.. sırf bi iki karakter yüzünden izlediğim veya izleyemeyip bıraktığım saçma sapan dizileri düşününce
  • bu dizi her ne kadar bir kadın dizisi gibi görünse de bence kesinlikle erkeklerin izlemesi gereken bir dizi. sadece baş kahramanı kadın olduğu için değil bizzat o baş kahramanı oynayan kadın tarafından kaleme alınıp feminist damarını kesinlikle çatlatmadan ama aynı zamanda erkek egemen alana yaranmaya çalışmadan ve en önemlisi kadınlara dair oldukça önemli, değerli küçük saptamaları erkeklerin gözüne sokmadan, olup bitenle inceden inceye dalga geçme becerisini bir an için bile yitirmeyen enerjisi yüzünden. üstelik bunu feminazi bir damarla dilediğince sömürebilecek bir sürü imkana sahipken. kahramanımızın dördüncü duvarı yıkıp izleyicisiyle temas kurduğu her sahnede kadın/erkek ve genel olarak insan ilişkilerine dair bastırılmış, ehlileştirilmiş, hizaya sokulmuş tavır ve davranışların sağlaması yapılıyor harika bir şekilde. ama kesinlikle erkeklere ya da bir kesime yönelik eleştiri, mızmızlanma, hayfılanma vs olmadan.

    neşeli, enerjik, mutlu, esprili görüntülerin ardına gizlenmiş o küçük, sevimli, duyarlı ama yine de mutsuz kadınların (ya da genel olarak insanların) iç sesi yükseliyor sürekli phoebe waller-bridge'ın canlandırdığı karakterden. harika bir dengesi var dizinin. ülkemizde neredeyse herkesin sosyal medyadan kendine dönük yarattığı karakterli, iyi, naif, zeki, esprili, vicdanlı, ahlaklı bıla bıla'' ama yine de hor görülen, dışlanan, haksızlığa uğrayan, iyiliği, güzelliği görmezden gelinen bıla bıla..'' insan modelinin karşılığı adeta (sosyal medyada öyle dersin kim bilecek) fleabag . ama bunda herhangi bir yerinme, övünme ve istismar yok. ben en çok bu normalliğini sevdim karakterin.

    hafif komedisine iliştirdiği hafif, insani trajedisiyle ''o olmak' düşüncesini izleyicisine bu denli gösterişsiz ve incelikli şekilde geçirebilmesi takdire şayan. kendi adıma bayıldım. phoebe waller-bridge'in oyunculuğundan bir an bile aksamayan tanıdık ama ayrıntılarda öldürücü yazarlığına kadar her şeyine bayıldım. umarım ikinci sezonu bir an önce gelir.
  • aynı anda hem katıla katıla güldürebilen hem de hüngür hüngür ağlatabilen çok ilginç bir dizi. 25 dakikalık 6 bölümden oluşuyor... izlemenizi tavsiye ederim.
  • ... ya da ben çok yalnızım....
    bu hiç komik değil.

    (s6)
  • 35 yaşıma girdiğim şu günde şansa ekşi duyuru'daki alakasız bir başlıkta görüp tanıştığım komikliği ile beraber can acıtıcı bir dizi. londra'ya taşınmam arifesinde o şehrin beni rahatsız eden pastelliğini ve pastel insan ilişkilerini de iyi bir dille eleştiriyor.
  • --- spoiler ---
    aslında ne biliyor musunuz, bir kadın olarak diziyi izlemenin anlamı o kadar sardı ki beni, dizi benim için bir deneyime dönüştü.
    kameraya atılan her bakışta olaya dahil oldum. sanki hayali arkadaşı benmişim gibi. daha doğrusu suç ortağı!
    tek tek hayatında herkes ile kurduğu bir iletişim biçimi var kahramanımızın ki izleyici ile de bir iletişim biçimi var. bunu kimi zaman konuşarak kimi zaman da bakışları ile yapıyor. ve sizi kurguya dahil ediyor.
    annesini kaybetmiş oluşu ve sabah koşularını mezarlıktan geçerek yapıyor oluşu aslında ince bir sızı hissettiriyor size. ölüm olduğu gibi hayatının içinde.
    hayatta en değer verdiği kişinin ablası olduğunu düşündüm izlerken. en çok ondan yana hayal kırıklığına uğruyor çünkü sezonun sonunda.
    birlikte geçirdikleri vakit coğalsa diyorsunuz izlerken.
    babası ile iletişimi etrafı üvey/vaftiz annesi ile çevrilmiş biçimde ilerliyor. aslında yakın olabilecekken babasının ondan yana olmayan tercihler yapabileceğini ve o kadar da önemli olmadığını hissediyor.
    ve en acı veren ise ölen en yakın arkadaşı ile ilgili yaşadığı travma.
    dizinin sonu bu anlamda efsane olmuş.
    ilk bölüme benzer şekilde keyifli gider diye düşünürken aldığı övgüleri son bölüm ile tamamiyle haketti.
    bilhassa kadın erkek ilişkileri temelinde izlenilmesi gerektiğini düşünüyorum.
    ılk sezon bittiğinde bir dostunuzun hayat hikayesini dinlemiş gibi hissediyorsunuz.

    --- spoiler ---
    edit:imla
  • az önce bbc'de reklamını gördüm, sanat eleştirmeni değilim ama hoş bir yapım gibi geldi bana. biraz kurcalayınca kaçırılmış bir dizi olduğunu gördüm. sırada bekleyen ilk tv dizimiz fleabag olsun öyleyse
  • 2.sezonu 17 mayıs'ta gelecek olan dizidir.
    edit:2.sezonu 17 mayıs'ta amazon prime'da tek bir seferde yayınlanacak olan dizi. bbc'de ise haftalık olarak verilmeye yarın başlanacak.
  • gelmiş gönlümün efendisi:*
hesabın var mı? giriş yap