şükela:  tümü | bugün
  • bu iron and wine parçası bir hikikomori'nin umutsuzluğunu anlatıyor gibidir sanki ancak aynı zamanda, kattığı şiirsellikle insanı en derin umutsuzluktan çekip alacak güçtedir insanı. dışarıya yüksek sesle ve zorla müzik dinleten mağazaların veya arabaların arasından geçip eve yakanız paçanız ses kirliliğine batmış bir şekilde geldikten sonra dinlediğinizde, bu parça size yaşamanın güzel olduğunu hatırlatabilir.
  • kristen steward seçmiş bu şarkıyı filmdeki sahnede çalması için. teşekkürler floranca.
  • dinlemek için:
    http://listen.grooveshark.com/…merican+mouth/1sd8ek

    sözleri de şu şekildedir*:

    i was a quick wet boy, diving too deep for coins
    all of your street light eyes wide on my plastic toys
    then when the cops closed the fair, i cut my long baby hair
    stole me a dog-eared map and called for you everywhere

    have i found you
    flightless bird, jealous, weeping or lost you, american mouth
    big pill looming

    now i'm a fat house cat
    nursing my sore blunt tongue

    watching the warm poison rats curl through the wide fence cracks
    pissing on magazine photos
    those fishing lures thrown in the cold
    and clean blood of christ mountain stream

    have i found you
    flightless bird, grounded, bleeding or lost you, american mouth
    big pill stuck going down
  • sanırım görüp, duyduğum en güzel canlı performanslardan biri ile icra edilmiş iron & wine parçası;

    http://www.youtube.com/watch?v=oyufcxbq1y4&ob=av3n

    sakalın dert görmesin hafız.*
  • tarifsiz bir sarki bu. en zor zamanda gelip beni baska bir yere goturdu. goturdugu yere her calisinda giderim. bremen ne yana durur bilmem.tarafsiz bir bolge gibi bu sarki, sarkinin guzelligine sevinse mi, sarkinin melankolisine uzulse mi bilemez insan. oyle salak gibi ortada kalirsiniz. bos bakanin dolu dusuncesi bir nevi, hayata "ta mina koyim ya' ve " ve iyi yasiyoruz be haci" der gibi. ama daha diyecek seyleri var. hayati ellerini arasina alip kurcalayan bir erkek cocugunun diz kapagi yaralari bu sarki, her kasidiginda gormek icin sabirsizlandigi acilari, cebinde her bulusunda sevindigi oyuncak parcalari ve babasinin pazar gunleri evde olusunun sapsal kosusturmasi. okulun ilk gunu buyuyen gozleri, agaca cikisinda nasil inecegini bilemeyip aglayisi ve arabanin arkasinda eve yetismeden uyuyusu. insanin cocukluk fotograflarini izlerken veya video cekmis kadar sanlisysa izlerken fonda calabilecek sarkilardan bu, yakisir. su versiyonuda iyidir .(http://www.youtube.com/watch?v=oihanh3jrxg
  • aynı zamanda one tree hill sekizinci sezon yirmi birinci bölümünün adı.
  • ''her şey bok gibi.'' dediğim anlarda dinlediğim şarkı bu. şarkının bu denli sakinliğine şaşırıyorum hep, bir süre sakin ilerliyor sonra bir heyecan bir mutluluk saçılıyor etrafa: ''o kadar da boka batmamışız.'' diyorum içimden. sonra ''have i found you fightless bird'' diyor, işte orada gülümsüyorum. ''now i'm a fat house cat nursing my sore blunt tongue'' kısmı ise bir kahkaha eşliğinde dinleniyor.
  • en odun adamı bile şiir yazabilecek duygulara sokabilecek şarkı. tarifsiz...
  • yemyeşil mis kokulu çimlere sırt üstü uzanıp yüzünüzü okşayan hafif bir meltemle masmavi gökyüzündeki pamuk şekeri bulutları seyrettiğiniz hissi doğuran nadide bir eserdir. anlattığı hikayeden bağımsız olarak melodisi ve müziğin seyri insanı başka diyarlara götürür. henüz dinlememişseniz mutlaka tavsiye edilir.