şükela:  tümü | bugün
  • 2020 tarihli taylor swift albumu. sanatci ruhu ve yetenegi dunyada cok az insana bahsedilen bir nimet, piyasa kosullanmalarindan ve satis beklentilerinden de arininca iste boyle piril piril parliyor. pop muzikte "ciddi" muzik dinleyicisi/elestirmeni tarafindan hor gorulen, pazarlama harikasi olmakla suclanan bir cok muzisyen aslinda ciddi anlamda guclu sanatci kisiliklere ve yeteneklerine sahip. ancak biz cogu zaman bunu yuksek satislar icin incelikle planlanmis albumlerin gizli kalmis koselerinde ancak kesfedebiliyoruz yada bazen maalesef hic goremiyoruz. ama iste bazen o sanatcilar butun bu piyasa kosullanmalarini bosverip cikip cesurca bir hamle yapiyorlar, ve bize de ortaya konan calismayi keyifle dinlemek dusuyor.
    bence bu sakin ve no big deal gibi sunulan album yukarida belirttigim konudan dolayi aslinda son derece onemli ve cesur, o yuzden bence bu uzunca girizgahi hak ediyor. pop muzik dedik, 'urun' olmak ve sanat yapmak arasindaki farklar dedik. simdi burada ortalama muzik dinleyicisini gunumuz popcularina sans vermemekle suclamak da biraz zor; cunku aradaki farki boyle folklore gibi albumler olmadan anlamak son derece zor, insanlarin da kisitli zamani ve daralmis dikkat araliklari var. neyse ki uzun vadede bir sekilde gercekten sanatci potansiyeline sahip olan isimlerle endustri urunu olan isimler arasindaki fark anlasiliyor. cunku o artistik ruh bir yerlerden cikip, bir sekilde kendini belli ediyor. ornek vermek gerekirse, lady gaga'yi cok seviyorum diyemem ama o bahsettigim ruh gaga'da var. baskasinda olmayan, farkli bir seyi estetik ve yeni bir dille ifade edebilme gucu gaga'nin kendisinde (calistigi ekipte degil, oncelikle kendisinde) mevcut: gerek piyanosuyla, gerek sarki yazarligi, gerek sesi ve yorumu, gerek isine kattigi gorsellikle. daha yorum odakli baska bir ornek pink'in you+me projesi ve albumu. bu is de sadece bir produksiyon ve endustri projesi olan birinin yapabilecegi bir is degil. ve bu "secret sauce" ornegin katy perry yada britney spears'da yok, ve maalesef asla olmayacak (britney'i aslinda severim. yanlis anlasilmasin. ama britney'in muzigi bir proje. bir sanatci kisiligin yansimasi degil). bir de ucuncu kategori olarak artistic temperament dedigimiz olay var: kisi kendisinde bu istisnai sanatci yeteneklerini barindirmiyor, ancak dogru bir estetik algisi ve parcalari birlestirecek zekasi var; bu konudaki bence en buyuk ornek madonna (hatta ben beyonce'i de bu gruba ekliyorum ama tabi tartisilabilir).
    iste folklore nihayet taylor'in bir sarki yazari, bir muzisyen/yorumcu ve daha genel anlamda bir hikaye anlatici olarak gercek bir sanatci kategorisinde gormemiz gerektigini genis kitlelere gosterebildigi icin onemli bir album (evet, nihayet konuya girebildim). folklore artik taylor'in yetenekleri ile ilgili yukarda bahsedilen 'ciddi' dinleyici icin de soru isaretlerini ortadan kaldiriyor. diyor ki, "bu tarz muzigi ister dinle ister dinleme, begen yada begenme. ama taylor swift bir produksiyon projesi, pazarlama harikasi degil. kiymeti kendinden menkul." bu anlamda bu sessiz sakin album, sanatcinin kariyeri icin aslinda cok onemli bir album.
    albumun icerigine gidelim. genellik mid-tempo yada slow sarkilardan olusan, alcakgonullu, derdini sessiz sakin dile getiren bir isle karsi karsiyayiz. bu da hem taylor'in vokal kabiliyetleri icin dogru bir secim, hem de hikayelere odaklanmamizi kolaylastiriyor. bu anlamda benzerlikler kurdugum isimler tori amos, norah jones, the civil wars ve hatta biraz da dido oldu.cardigan-august-betty uclusune bayildim, cok cok sevdim. hem sozler ve hikaye, hem muzik, hem de genel olarak konseptin isleyisi ile. ama bence james, betty ve ikinci kadin'in hikayeleri yalnizca bu sarkilardan olusuyor, albumun geneline yayilmiyor. mesela bir baska cok begendigim sarki olan the last great american dynasty'deki rebecah betty degil (zaten onun kisaltmasi becca olurdu. betty olmasi icin elizabeth olmali ismi). cok da emin olamiyorum tabi, taylor bu*
    bunun disinda the 1, exile, illicit affairs, seven benim icin diger one cikan sarkilar. albumle ilgili tek elestirim, produksiyon ve temponun dusuklugunden dolayi sonlara dogru dinamizmi kaybetmesi. album biraz daha kisa olabilirmis, yada ikinci yarisi daha dinamik kurgulanabilirmis (betty biraz kurtariyor bu durumu neyse ki). bahsettigim sey illa hareketli kop kop sarkilar eklemek degil, ama son birkac sarkida artik iyice uyku albumune donusmesi hos olmamis. yukarida bahsettigim tori amos ve norah jones mesela uzun yillardir bu isi cok cok iyi kotaran isimler.
    toplarlamak gerekirse folklore cok basarili, tertemiz guzel bir dinleme deneyimi. satis ve liste rakamlarindan bagimsiz olarak sahibesinin kariyerine sinif atlatan, muhtemelen daha once taylor dinlememis insanlari da taylor'in muzigine ve hikayelerine isindiracak bir calisma. uzun yillar sonra donup yeniden kesfedilip yeniden sevilebilir. iyi dinlemeler.

    edit: imla
  • taylor swift'in söz yazarlığının zirve yaptığı albüm. ilk kez dinleyince düşük tempolu, sıradanımsı bir indie albüm havası verse de dinledikçe aslında albümün bir bütün olarak edebi kurgusunun güzelliğini anlıyorsunuz.

    mesela bunlardan ilki aşk üçgeni meselesi. erkek sevdiği kızı aldatmış, pişman. aldatılan kız hala seviyor gibi ama kalbi kırık. öteki kız ise duygularına yenik düşmenin bedelini acı çekerek ödüyor. bütün bu hikayeyi farklı şarkılardaki bilgileri birleştirerek öğreniyorsunuz. albümde aldatan erkek (james), aldatılan kız (betty) ve öteki kadının (ismi kesin değil, belki inez olabilir) ağzından dinlediğimiz şarkılar var ve her biri diğerindeki hikayeyi anlamamızı kolaylaştırıyor. örneğin öteki kadının ağzından dinlediğimiz august şarkısında diyor ki,

    -remember when ı pulled up and said "get in the car".

    aldatan erkek james'in ağzından dinlediğimiz betty şarkısında ise

    -she said "james, get in, let's drive".

    kız atla arabaya demiş, çocuk dayanamamış ve o kızın da peşinden koşmaya başlamış. böylece onun için "the one" olan kızı yani betty'yi kaybetmiş. cardigan'da dediği gibi:

    -chase two girls, lose the one.

    yine james'in şarkısı betty'de "standing in your cardigan" diye kızın onda kalan hırkasından bahsediyor. aldatılan kız betty ise cardigan şarkısında "and when ı felt like ı was an old cardigan under someone's bed. you put me on and said ı was your favorite" diyerek kendisini artık sevmediğini düşündüğü erkeğin aslında en nihayetinde onu sevdiğini fark ediyor. ama cardigan şarkısında sitemler de var:

    -when you are young, they assume you know nothing.

    gençken hiçbir şey bilmediğini varsayarlar... ama ben gençken de her şeyin farkındaydım demeye getiriyor betty. "but i know you" diyor. neden diyor bunu? çünkü james kendi şarkısında betty'yi geri kazanmak için yalvarırken "ı'm only seventeen, ı don't know anything" demişti. "sadece 17 yaşındayım, hiçbir şey bilmiyorum.". ama betty genç olmasına rağmen aldatmanın bahanesinin gençlik olmayacağını bilecek olgunluktaydı. kendi şarkısı cardigan'da bu olgunluk, bu hüzün öyle güzel anlatılıyor ki...

    peki ya öteki kadın? aslında kalbi en çok kırılanlardan biri de o. august şarkısında onun da james'e gerçekten aşık olduğunu anlıyoruz ama james ise betty'de onun için "just a summer thing" diyebiliyor. işte diğer kadın olmanın en can alıcı noktası bu. aslında en büyük zararı aldatılan kadına değil, kendinize veriyorsunuz. kendi kalbinizi bile isteye ateşe atıyorsunuz. aldatan erkek günün birinde hevesini alıp sevdiceğine dönmeye çalıştığında olan size oluyor. ben şahsen august'a kadar bunun üstünde hiç bu kadar kafa yormamıştım.

    bunlar daha sadece birkaç örnek. albümde aldatma, ayrılık, yasak ilişki, erkek tarafından damarına basılıp çıldırtılan kadın temalı başka şarkılar da var. hepsi de olaylara bambaşka perspektiflerden bakmanızı sağlıyor.

    ya da birçok şarkının çift anlamlı olduğunu düşünebiliyorsunuz. mesela cardigan şarkısının aslında taylor'ın kariyerini anlatığına dair yorumlar var. ya da ikinci dünya savaşındaki dedesini anlatan şarkının* sözlerinin aslında covid-19 ile savaşan sağlık personelleriyle ilişkili olduğunu düşünebiliyorsunuz. zaten diğerleri gibi bu şarkı da karantina sırasında yazılmış:

    "something med school did not cover
    someone's daughter, someone's mother
    holds your hand through plastic now
    "doc, ı think she's crashing out
    and some things you just can't speak about"

    en güzel hikaye anlatımlarından biri de bence albümün 3. şarkısı "the last great american dynasty". hikayenin alakasız bir kadından birden taylor'ın kendisine bağlanması çok zekice.

    albüm bunların dışında bir dünya başka easter egg barındırıyor. bunların en sinsi sinsi gülümsetenlerinden birisi bence peace'de geçen "but there's robbers to the east, clowns to the west" sözleri. buradaki west kelimesinin baş harfi lyric videosunda sanki özel isimmiş gibi büyük yazılmış. kanye west'e palyaço diyor aslında çaktırmadan :)

    kısacası folklore, taylor swift için yapılan "sadece ayrılıktan besleniyor" yorumlarının üstünü çizen bir albüm. kadın isterse hayal gücünü kullanıp hikayeler uydurabiliyor. ölmüş dedesi, evinin eski sahibi, istismara uğrayan çocukluk arkadaşı hakkında şarkılar da yazabiliyor. ve yazdığı şarkıların arkasındaki hikayeleri anladıkça melodiler de güzelleşiyor.

    bence çok ama çok güzel bir albüm olmuş. her gün ağzıma bir başka şarkısı dolanıyor*. şimdilik en sevdiklerime gelirsek; cardigan'ı genel olarak epeyce beğenmeme, the last great american dynasty'yi çok eğlenceli bulmama rağmen kişisel favorim %100 beni anlattığı için this is me trying. bir de tabii eski albümlerinde de olduğu gibi sevgilisi joe alwyn için yazdığı bütün şarkılar harika ki; bu albümde bunlar invisible string ve peace.
  • taylor swift’in son zamanlarda her gün bıkmadan dinlediğim sekizinci stüdyo albümü. bana göre en kaliteli ikinci albümü.

    burada birçok kişi söylemiş ama gerçekten bu kadının sektördeki diğer “şarkıcılardan” farkı bir “sanatçı” olabilmesi. hem kendi hayatından hem de sadece kafasında kurguladığı birçok olayı, müthiş bir edebiyat yeteneği ile şarkılara dönüştürebilmesi. her zaman böyleydi ve bu albümde daha da farkına varıyoruz ki, yaşı ilerledikçe söz yazma yeteneğinden hiçbir şey kaybetmemiş aksine yaşadığı tecrübelerin verdiği olgunlukla daha da altı dolu, oturaklı sözler yazmaya başlamış.

    karantina sürecinde gelen ilhamını önceden hiçbir duyuru yapmayarak, bir gün öncesinden söyleyip bu sadelikle albüme dönüştürüp yayınlaması da tam yerinde olmuş bence. bu albümün karizmasına yakışır biçimde.

    albümde henüz alışamadığım iki şarkı var: peace ve epiphany
    galiba onları da gerçekten çok yavaş oldukları için dinleyemiyorum, belki ilerleyen zamanlarda alışırım çünkü tüm taylor albümlerinde olur bana böyle şeyler, önce alışamadım der sonra aylarca sadece o şarkıyı dinlerim. bu da nasıl bir çelişkidir bilemiyorum.

    albümün en iyileri benim için cardigan, exile, seven, betty, the last great american dynasty
    ilk beş yapsam böyle olurdu herhalde.

    kısacası folklore, bana göre 2020’de çıkan albümler arasında açık ara en iyisi.
  • cardigan’ı birçok kişi sevdi keza ben de sevdim fakat betty, august, cardigan üçlemesinde yalnızca cardigan’ın öne çıkması çok istediğim bir şey değil. bu üçlemede tek bir şarkıyı seçmek çok zor, 3’ünün de klibi olsa bütünlük açısından daha hoş olur gibi çünkü august’un tınısı, betty’nin ise country tarzı çok hoş, sözlerine değinmiyorum bile. arada kaynamamaları gereken bir hikaye bütünlüğü var. exile, mirrorball, seven, august, this is me trying, epiphany albümde benim için öne çıkanlar.
  • taylor swift’in olgunluk mahsülü muhteşem albüm.

    hires dinliyorum ve plak baskısını alacağım ki bunu bi taylor swift albümü için düşüneceğim aklıma gelmezdi.
  • harika olmuş taylor swift albümüdür, günlerdir doyamadım dinlemeye.

    taylor swift’i fanı olmasam da senelerdir dinlerim. bu sürpriz albümü bana o kadar iyi geldi ki... hangisi daha iyi oldu bilemiyorum, tam sevdiğim tarzda yapması mı yoksa yeni şarkılara ihtiyaç duyduğumda çıkarması mı? yine de söyleyebilirim ki benim en sevdiğim albümü bu oldu. daha önce dile getirenler olmuş ben de tekrarlayayım; hiç taylor swift dinlemeyen bile severek dinler bu albümü, zaten poptansa biraz daha alternatif türünde.

    ilk dinlendiğinde bütün şarkılar aynı gibi gelse de zamanla hepsi kendi yerini buluyor. genel olarak çalma listesindense albüm dinlerim, aşağı yukarı her albümde atladığım 1-2 şarkı* olur. bu albümde çoğu şarkı aynı tempoda olmasına rağmen olmadı. sevmediğim bir şarkı bulamadığım gibi en sevdiklerimi de sıralayamıyorum*

    gerçekten deneyimlemeye değer albüm, ben o kadar çok sevdim ki plağını da alacağım.
  • albümün her şarkısı güzel ama mirrorball ve seven apayrı olmuş. taylor swift yapmış yapacağını, kariyerinin en iyi işlerinden biri.
  • albümdeki betty şarkısının taylor swift'in en iyi işlerinden biri olan all too well ile yapılan mash-up'ını dinlemek için tık bence çok başarılı olmuş. daha önce dinlemediyseniz all too well'i de dinlemeniz şiddetle tavsiye olunur.
  • albümü iyice dinledikten sonra, artık yorumlayabilirim.
    bence çıkış parçası cardigan cok isabetli. hala en beğendiğim parça o. ondan hemen sonra albümün en iyileri august, exile ve hoax bence. son olarak listeme aldıklatım da my tears rıcochet, seven, epiphany ve the 1 oldu. kalanlar eh işte.

    bence çok güzel albüm olmuş, teşekkür ederiz güzel kadın!

    edit: exile net olarak albumun en iyisi, ve taylor'un genel olarak en iyilerinden.
  • this is me trying, cardigan, mirrorball açık ara favorilerim. taylor swift'in ustalık işi.