şükela:  tümü | bugün
  • ayrintiyayinlari cevirisi don giovanni'den yapilan bir alintiyla baslar: 'onun egemen tutkusu, taze genc kizdir'. kurmaca bir roman olan bastan cikaricinin gunlugu, kierkegaard'in yasamiyla da paralellikler tasir, en azindan boyle birseyin pesinde olanlar icin. nisanlisi regine ile nisani bozduktan sonraki donemde yazdigi romanda regine'le iliskisine, hristiyan ve yunan mitine, onceki felsefecilere (siklikla hegel'e), daha once anlatilan oykulere gondermeler yapar, dipnotsuz okumayi guclestirir. kahramanimiz bastan cikarici johannes, cordelia ile tanisma, nisanlanma ve nisani cordeli'nin bozmasini saglama sureclerini efendi efendi bir gunluk seklinde oturur anlatir, utanmaz. sinir bozar, yuh dedirtir, eyvallah, helal olsun dedirtir. her zaman estetik anlayisi ve ironisini yaninda gezdirir.

    inciler:

    o anı öpücüklerle, sarılmalarla, olgunlaşmamış beklentilerle (bunun için bana teşekkür borçlusun) berbat etmedik cordelia'cığım. ben tersini yapmaya çalışıyorum, daha derin bir yara açmak için geriyorum aşk yayını. bir okçu gibi, yayın telini gevşetiyor, sonra yine geriyorum, şarkısını dinliyorum - marşımdır o benim- ama nişan almıyorum henüz, oku yaya takmadım bile daha.

    o farkında olmadığı sürece kendimle çelişkiye düşmekten korkmam ve istediğim şeyi başarırım. bırakın akademik müzakereciler övünsün hiçbir çelişkiye düşmemekle; bir genç kızın yaşamı, çelişkilerden uzak kalmayacak kadar çok zengindir, bu da çelişkiyi gerekli kılar.

    bu edebiyatin pesinde olanlar don giovanni'ye, laclos'un tehlikeli iliskilerine (frearsin yonettigi malkovichin close ile karsilikli dokturdugu filmine de) ve baudrillard'in bunlardan orneklerle anlattigi bastan cikarma uzerineye bakinabilirler.
  • bir ruhun tarihsel gelişiminin böylesine hassas bir biçimde hesaplanabileceğini kimse düşünemezdi. kahramanımız johannes düşünmüş. kitabı, baştan çıkarmaya giriş dersi olarak görenler yanılacaklar; baştan çıkarmaya değen bir kişiyi bulmanın zorluğunu hatırlatacaktır daha çok. johannes, baştan çıkarmaya değer bir kızın önce "başa girmesi" yani tin sahibi olması gerektiğini söylüyor. tabii girişimcimizde de aynı "organ"ın olması gerektiğinden söz etmeye gerek bile yok. tinsiz dünyada bir tin kıpırtısının imkanı, yola çıkmakla yoldan çıkmanın eşzamanlılığı gibi meseleler tin sahibini kara kara düşündürüyor. tin sahibi gidiyor, o* gidiyor, yanında tin tin ediyor.
  • soren kierkegaardın kurgusal günlüğünden oluşan yapıtı. üstad bu kitabında kadınlar hakkında epey değişik narsist ve ironik yaklaşımlarda bulunmuştur. kitabın bir yerinde üstad şöyle diyordu " genç kızlar kendini direnişle gösteren teslimiyetle gelirler bana." başka bir yerinde ise " bırakın akademik müzakereciler övünsün çelişkili olmamakla, bir genç kızın yaşamı çelişkiden uzak kalmayacak kadar zengindir."
  • “erkek gücü üzerine bulanık bir tül gibi aldatıcı şekilde gelen bir hüzün, erkek erotizminin bir parçasıdır. kadında buna denk düşen nitelik ise bir tür melankolidir.” cümleleri ile tüm taktiklerimi alt üst eden tezler kitabı.
  • özgün adıyla "enten-eller"in "forførerens dagbog" bölümüdür..
    (bkz: forførerens dagbog)
  • forførerens dagbog.
    türkçe'ye "baştan çıkarıcının günlüğü" olarak çevrilmiş kierkegaard eseri..
    enten-eller'den bir bölümdür..
    felsefi bir deneme ya da ilginç bir günlük olarak oku(ya)mayacakların, aşık/ kalbi kırık kadınların -özellikle genç kızların- okumasını sakıncalı ve tehlikeli bulduğum kitap..
  • insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma uğraşını odak noktası alan kitap öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik gibi bildik gözüyle bakılan, esasında üzerine o kadar rahatça konuşulmayan konulara ironik yorumlar getiriyor. hayatın etik, estetik ve dinsel aşamalarından estetik aşamaya dair bir söylemin altını çizen yazar, bir estetin, bir erotistin özgürlükçü gözlemleri üzerinden `hayatın yatay ve dikey düzlemdeki ilişkilenme modelleri`ne ilişkin açılımlar sağlıyor. egemen tutkusu taze genç kız olanlara ve olmayanlara...
  • genç yaşlarında okuyan kadınların bir daha eskisi gibi olamayacağı bir kitap.
    teşekkürler kierkegaard, hayatımızı bu kadar zorlaştırdığın için.
  • "bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt. yine de ikincisi esas olarak birinciye bağlıdır" soren kierkegaard
  • böyle bir ahkâm kolay kesilemez. johannes'inden cordelia'cığına.

    "özlem (laengsel) nedir? dilde ve şiirlerde 'hapis' (faengsel) sözcüğüyle kafiyelidir bu. ne saçma! sanki yalnızca hapishanede oturanlar bir şeye özlem duyabilirmiş gibi. sanki özgür olanlar bir şeye özlem duyamazmış gibi! özgür bırakılmışsam özlem duymayacak mıyım? ben şimdi özgürüm elbette, kuşlar gibi özgürüm; ama nasıl da özlem duyuyorum! sana gelirken özlüyorum, senden ayrılırken özlüyorum, yanıbaşında otururken bile özlüyorum seni. sahip olunan bir şeye özlem duyulabilir mi? bir an sonra artık sahip olamayabileceğini düşünüyorsan, evet. benim özlemim sonsuz bir sabırsızlıktır. ancak tüm sonsuzluğu yaşadıktan ve senin her an benim olacağına güvendikten sonra, ancak o zaman sana dönerim ve tüm sonsuzluğu yaşarım seninle, sana özlem duymaksızın bir an bile senden ayrı kalmaya sabrım olmadan, ama yanında huzurla oturacağıma güven duyarak."