şükela:  tümü | bugün
  • son baskisini sinan cetin zipciktisinin bastirttiği, bu kadar buyuk bir kitap bu kadar kucuk bir adamin eline nasil duser diye kafamizi duvarlara vurmamiza neden olan kitap.

    kitapta basindan sonuna anlatilan tek sey varsa o da bu dunyada sinan cetin gibi heriflere yer olmadigidir oysa sinan kardes kitabi cok begenip basinevi kurup turkceye cevirttirdi ayrica bir de usenmeyip basina onsoz yazmis.

    (bkz: allahim aklimi sen koru)
    (bkz: cek ulan o pis ellerini kizin uzerinden)
    (bkz: bir yari tanri olarak howard roark)
  • spiral architect'in a sceptic s universe adlı albümünde yer alan, büyük ihtimalle ayn rand'ın romanından esinlenip yaptıkları şarkıları..

    crave for no more, nor the self that would
    not even that which always is there
    needy of naught, but to be constrained
    from any care and want of a selfish urge

    what is needed save strengthened will of man
    fulfilment of all that is latent within
    what is to fear, what do they hate?
    how can they even bear to look at themselves
    those who love to crawl?

    near breaking point
    from the bows you've made
    towards the constructed
    deity's power

    reverence due,
    not to unseen mights
    nor lack of clarity,
    but to the well-known, familiar
    ever present miracle of the

    i, fountainhead of... progress

    how can anyone with serious integrity
    abandon all that's left for me
    and still be free to seek what's real?
    where's the logic thought,
    the one thing that should be guide our way
    throughout this solitary state that we call life?

    where's the i, fountainhead of progress?
  • ayni zamanda bir bluetones sarkisi...

    god knows i’ve tried to bridge the gap
    i’ve tried to be me and time after time i’ve lied
    just to say the things you wanted to hear
    look, look what i’ve done, look what i do
    i’m starting to pull myself through

    hell could feasibly freeze, but in your eyes i’ll always be
    the fountainhead, the boy whose thoughts keep running away
    and you know i’m right

    wasn’t it you who said
    that when looking to open the eyes in my head
    and now i can see from your mistakes
    you’re as blind as me
    god knows i’ve tried, god knows i try
    to be something more than i am

    hell could feasibly freeze, but in your eyes i’ll always be
    the fountainhead, the boy whose thoughts keep running away
    and you know i’m right

    what can i say about being a fount?
    it’s a game that we play it goes round and around
    i shall stick to the rules but i won’t suffer fools
    and i won’t lose the plot and i won’t lose my cool

    can’t you see what i’ve done, can’t you see what i do
    it’s not really unique and it’s hopelessly crude
    but these are my decisions, these are my mistakes
    and i’ll fall down again if that’s what it takes
  • ing. 1. su/nehir kaynağı 2. iyi ve ilk başvurulan bir bilgi kaynağı
  • spiral architect'in progresif teknik metal adına ortaya koyduğu başucu eseri. muhteşem bir albüm kapanış parçası. heavy-power arası gidip gelen vokallerinin de en çok yakıştığı parçalarından biri.
  • önsözü sinan çetin tarafından sıvanan kitap. şimdi önsözden küçük bir alıntı ve huzurlarınızda dahi çocuk sinan çetin: "...edison ampulu bulurken karısı tarafından toplumla ve ailesiyle ilgilenmeyen anti sosyal olarak suçlandı.galiloe dünya dönüyor dediği için bizciler tarafından işkencelere uğradı..."
  • (bkz: howard roark)

    kitabın gerçek olamayacak kadar kusursuz bu kahramanı sayesinde, kusurların insanları gerçek kıldığını,insanları kusurlarıyla sevmem gerektiğini anlamıştım.
  • "..evet, güç istiyorum dedim. açıkça ve net biçimde. sen duyamamışsan suç bende değil. duyabilirdin tabii. ama duymayı istemedin. benim açımdan bu sağırlıktan da güvenli. yönetmek istiyorum dedim hep.(...) büyük rüyayı gerçekleşmiş görmek de bana kısmet olacak. bugün artık çevremde nereye baksam görebiliyorum. (...) yöneten ben olacağım. seni. dünyayı. bütün mesele, kaldıracın sapını bulabilmekte. bir tek insanın ruhunu nasıl yönetebileceğini öğrendin mi, diğer bütün insanları da elde edebilirsin. mesele ruhta, peter, ruhta. kamçılar, kılıçlar, kurşunlar, silahlar boşuna. (...) ruh aslında yönetilemeyen şeydir, peter. onu kırmak, çökertmek gerekir. oraya bir çomak sok, parmaklarını batır, adamı elde ettin demektir. kırbaca ihtiyacın yok. zaten kırbacı kendi sana getirir, beni dövsene diye yalvarır. onu bir kere geri vitese taktın mı, içindeki mekanizma her şeyi kendi kendine, senin istediğin gibi yapar. adamı kendisine karşı kullanacaksın. nasıl yapılır, bilmek ister misin?(...)bunu yapmanın birçok yolu vardır. biri şöyle. adamın kendini küçük hissetmesini sağla. suçlu hissetsin kendini. umutlarını ve kişiliğindeki dürüstlüğü öldür. zor iştir bu. aranızdaki en kötüler bile, hep kendi çarpık görüşüne göre bir ideal seçmiştir, ona ulaşmaya çalışmaktadır. bir iç yozlaşmışlıkla öldür dürüstlüğü. onu kendine karşı kullan. topyekûn dürüstlüğü yok edecek bir amaca yönelt. benliğini sil diye öğütler ver. başkaları için yaşamalısın de ona. en önemli şey hayırsever olup bağışlar, yardımlar yapmaktır, kendinden vermektir de. bunu tam anlamıyla hiç kimse yapamamıştır, yapamayacaktır da. ama neler sağlayacağını görebiliyor musun? o adam, kendine en soylu sevap olarak kabul ettiği şeye asla ulaşamayacağını hemen görecektir. o zaman suçluluk duyacak, kendini günahkâr hissedecek, değersiz biri olduğuna inanacaktır. en yüce ideal onun ulaşamayacağı bir yerde olunca, bu sefer tüm ideallerinden, tüm umutlarından, tüm öz değer inancından vazgeçecektir. yapamadığı şeyi başkalarına öğütleme zorunluluğunu duyacaktır. insan yarı iyi ya da yarı dürüst olamaz. kişilik bütünlüğünü sürdürmek zor bir savaştır. kendi içinin yozlaşmış olduğunu bile bile, böyle bir şeyi sürdürmeye neden uğraşsın? ruhu o zaman kendine saygı duymayı bırakır. artık elindedir o adam. söz dinleyecektir. memnun olacaktır söz dinlediğine. çünkü kendine güvenemez. güvensiz hisseder. kirli hisseder. bir yolu bu.

    bir başka yolunu daha anlatayım. adamın değer yargılarını öldür. büyüklük denilen şeyi tanıma ya da ona ulaşma kapasitesini öldür. büyük insanlar yönetilemez. biz büyük adam falan istemiyoruz. ama büyüklük kavramını inkâr etme. onu içinden yık. büyük olan şey nadir ortaya çıkan, zor elde edilen, istisna olan şeydir. öyle standartlar koy ki, onlara herkes ulaşabilsin. en sıradan olanı da, en yeteneksiz olanı da, en beceriksiz olanı da. o zaman bütün insanların, büyük ya da küçük herkesin içindeki başarma çabasını öldürürsün. daha iyiye gitme, mükemmele ulaşma, kusursuzluğa varma hevesini öldürürsün. (...) büyük anıtları yıkmaya kalkma. o zaman insanları ürkütürsün. sen vasatı, sıradanı, değersizi öv; o zaman büyük anıtlar zaten kalmaz.

    bir başka yolu daha var. güldürerek öldür. gülmek, insan neşesinin aracıdır. onu bir yıkım aracı olarak kullanmayı öğren. çevirip alay etmek için kullan. çok basit. her şeye gülmelerini söyle onlara. mizah anlayışı sınırsız bir sevaptır, de. ruhunda hiçbir kutsal şey bırakmazsan, ruhu kendi gözünde kutsal olamaz artık. saygıyı öldürdün mü, insanın içindeki kahramanlığı da öldürmüş olursun. insan kıkır kıkır gülerek saygı gösteremez. söz dinler ve bu söz dinleyişine de sınır koyamaz. neye olsa güler artık. hiçbir şey gülünemeyecek kadar ciddi değildir onun gözünde.

    bir yolunu daha ister misin? en önemlisi bu. insanların mutlu olmasına izin verme. mutluluk kendine yeterli bir duygudur ve insanı kendi içine döndüren bir özelliği vardır. mutlu insanların sana ayıracak zamanı da yoktur, sana önem de vermezler. mutlu insanlar, özgür insanlardır. demek ki onların yaşama sevincini öldürmen gerekir. onların gözünde değerli ve önemli olan ne varsa, al ellerinden. istedikleri şeyi elde etmelerine asla izin verme. kişisel arzu denilen şeyin kötü olduğuna inandır onları. 'istiyorum' demeyi doğal hakları sayamayacak düzeye indir. bundan utansınlar. bu noktada yardımseverlik çok işine yarayacaktır. mutsuz insanlar sana gelir. sana ihtiyaç duyarlar. avutulmak için, destek bulmak için, kurtulmak için gelirler. doğada boşluğa, vakuma yer yoktur. insanın ruhunu boşalttın mı, yerini sen doldurabilirsin. (...) dön de tarihe bak bir kere. bütün büyük ahlak sistemlerine bak. ta doğu dünyasından başlayarak. hepsi de kişisel zevki feda etmeyi öğütlemiyor mu? o laf kalabalığının altında hep aynı amaç yok mu? feda et, kapılma, kendini inkâr et. yalan mı? hep tekrarlayıp durdukları nakaratı bilmiyor musun? 'vazgeç, vazgeç, razı ol, razı ol.' günümüzün manevi atmosferine bir bak. keyifli olan ne varsa, sigaradan tut da sekse, ihtirasa, kâr etmeye kadar, hepsi günah sayılıyor. bir şeyin seni mutlu ettiğini kanıtladığın anda, o şeyi lanetlemiş sayılıyorsun. bu aşamalara vardık artık. mutluluğu suçluluğa bağladık. ve tabii insanoğlunu da gırtlağından yakaladık. ilk doğan çocuğunu kurban et... çivilerle dolu bir tahtanın üstüne yat... çöle yürü, bedenine eziyet et ... dans etme ... pazar günleri sinemaya gitme ... zengin olmaya çalışma ... sigara içme ... içki içme. hep aynı terane. aynı öğüt. budalalar bu tür tabuları yalnızca bir saçmalık sanıyor. geçmişten kalma, demode şeyler, diyorlar. ama saçmalıkların hep bir amacı vardır. bir çılgınlığı incelemeye gerek yok, yalnızca kendine, neye yaradığını, neyi sağladığını sor, yeter. hangi ahlak sistemi fedakârlık öğütlüyorsa, sonunda bir süper güç haline gelmiş, milyonları yönetmiştir. tabii üstünü biraz süslemek gerek. insanlara, kendilerini mutlu eden her şeyi feda ettikleri zaman, daha yüce bir mutluluğa ulaşacaklarını söylemek zorundasın. bu konuda fazla açık seçik olman da gerekmez. koca koca, anlamı belirsiz kelimeler kullan. evrensel uyum, ebedi ruh, ilahi amaç, nirvana, cennet, ırksal üstünlük, proletarya diktatörlüğü... mesele içerden çöküş, peter. yöntemlerin en eskisi bu. bu fars yüzyıllardır oynanıyor, insanlar da hâlâ yutuyor. oysa sınaması öyle kolay ki! kendine peygamber diyenlerin ne söylediğine kulak kabart. eğer fedakârlıktan söz ediyorsa, hemen kaç oradan. vebadan kaçar gibi, olanca hızınla kaç. ortada bir fedakârlık oldu mu, mantıksal olarak, feda edilen o şeyleri toplayacak birilerinin de olacağı kesin zaten. hizmet varsa, hizmet edilen birileri var demektir. sana fedakârlıktan söz eden adam, aslında kölelerle efendilerden söz ediyor demektir. kendisi efendi olmak niyetindedir. ama eğer sana mutlu ol diyen, bu senin doğal hakkındır diyen, ilk görevin kendine karşıdır diyen birini bulursan, o adam senin ruhunun peşinde değil demektir. o adamın senden kazanacağı hiçbir şey yoktur. ama öyle biri ortaya çıktığı anda, hepiniz o boş kafalarınızla avaz avaz haykırmaya başlarsınız. bencil bir canavar bu adam, dersiniz. böyle olunca da, soygun daha yüzyıllarca devam edecek demektir, korkulacak bir şey yok demektir. ama bu arada, ağzımdan çıkan bir şeye dikkat etmişsindir belki. bir ara, 'mantıksal olarak' diye bir söz kullandım. anlamıyor musun? insanların kendilerini senden korumak için bir silahı var: mantık. bu yüzden, onu onların elinden mutlaka alman şart. mantık kötüdür deme sakın. (...) sen mantık sınırlıdır de, yeter. onun daha üstünde başka şeyler var, de. nedir? o konuda pek açık seçik olmasan da olur. alan nasılsa geniş. bir yığın şey bulabilirsin. içgüdü dersin, duygu dersin, vahiy dersin, ilahi sezgi dersin, diyalektik materyalizm dersin. eğer bir yerde yakayı ele verirsen, birisi sana, doktrinin mantıksız derse, ona da hazırsın demektir böylelikle. mantığın ötesinde başka şeyler var, dersin ona. düşünmeye çalışma, hisset, dersin. inanman gerek dersin. mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. ne zaman, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. o adamı elde etmişsin artık demektir. düşünen adamı yönetebilir misin? biz düşünen adamlar istemiyoruz.

    (...) on yıldır hepsini nasıl uyguladığımı gördün. (...) yolun sonu nereye varıyor diye korkuyorsun. ben korkmuyorum. söyleyeyim sana. geleceğin dünyasına varıyor. benim istediğim dünyaya. itaat ve birlik dünyası. o dünyada her adamın kafasındaki düşünce, kendi düşüncesi olmayacak, komşusunun kafasındaki düşünceyi keşfetmeye çalışmak olacak, o komşunun da kendi düşüncesi olmayacak, o da öbür komşunun düşüncesini keşfetmeye çalışacak, tabii onun da düşüncesi olmayacak ... bu böyle gidecek, peter. dünyanın çevresini dolaşıp duracak. çünkü herkesin diğer herkesle aynı görüşte olması gerek. öyle bir dünyada, hiç kimsenin kendi istediği bir şey olmayacak. herkes çabasını, komşusunun isteklerine hizmet etmeye yöneltecek, o komşunun da kendi isteği olmayacak, o da öteki komşunun isteklerine hizmet edecek, ama o komşunun da isteği olmayacak ... yine dünyanın çevresi böyle dolaşılacak, peter. çünkü herkes herkese hizmet etmek zorunda. o dünyada insan, para gibi masum bir özendirici uğruna çalışmayacak. saygınlık dedikleri o kafası olmayan canavara çalışacak. diğer insanların takdir etmesi, onaylaması için. onlar kendisi hakkında iyi düşünsün diye. fikri olmasına izin verilmeyen insanların fikri uğruna. sırf kollan olan, beyni olmayan bir ahtapot. yargı mı, peter? yo, yargı değil, kamuoyu yoklamaları. sıfırlardan bir ortalama ... çünkü bireyselliğe asla izin verilmeyecek. motoru çıkarılmış bir dünya. bir tek yürek, elle pompalanıyor. benim elim ve benim gibi daha birkaç insanın eli. senin gibi şahane sıradanları bamtelinden yakalamayı bilenlerin. size sıradan dediğimizde, küçük, vasat dediğimizde öfkeyle ayağa fırlamayanların. o isimleri sevip kabullenenlerin. siz küçük insanlar bir tahtta oturuyor olacaksınız. kutsallaştırılacaksınız. salt yönetici sizsiniz. geçmiş yöneticilerden hangisi olsa, imrenir sizin durumunuza. sınırsızlık var çünkü. tanrı, peygamber, kral, hepsi bir arada. halkın sesi. vox populi. sıradan, vasat, genel. ego sözünün tersi ne, biliyor musun? dolgu. fasafiso. işte onların yönetimi. ama bunun bile, bir gün biri tarafından başlatılması zorunluluğu var. biz onu başlatacağız. vox dei. itaattan başka bir şey öğrenmemiş insanlardan, sınırsız itaat görmenin zevkini tadacağız. ona "hizmet" diyeceğiz. madalyalarımızı hizmetlere vereceğiz. kim daha iyi ve daha çok teslim oluyor diye görebilmek için, birbirinizi çiğneyeceksiniz. aranacak başka bir seçkinlik kalmayacak. başka türlü kişisel başarı olmayacak.(...) yönetilemeyecek her şey yok olmak zorunda. ara sıra bir manyak, doğmakta ısrar ederse, on iki yaşının ötesine varamayacak. beyni çalışmaya başladığı anda, baskıyı hissedip patlayıverecek. boşluğa, vakuma yönelik baskı. derin deniz canlıları, gün ışığına çıkarılınca ne oluyor, biliyor musun? işte geleceğin roark'larının hali. geri kalanınız gülümseyecek ve boyun eğecek. budalaların habire gülümsediğine hiç dikkat ettin mi? insanın ilk kaş çatışı, tanrı'nın elinin alnına ilk değişidir. düşüncenin dokunuşu. ama bizde ne tanrı olacak, ne de düşünce. yalnızca gülümsemelerle oy verilecek. otomatik levyeler. hepsi evet diyor. şimdi sen birazcık daha zeki olsan, örneğin eski karın gibi olsan, bana bir soru sorar, 'ya siz, yöneticiler?' derdin. (...) ben de sana cevap olarak, evet, haklısın derdim. ben de senin elde ettiğinden fazlasını elde edecek değilim. seni, sizleri memnun durumda tutmaktan başka bir amacım olamayacak. size yalan söyleyip iltifat etmek, sizi övmek, gururunuzu şişirmek. insanlardan, ortak iyilikten söz eden konferanslar vermek. (...) insanları, onlara yapabileceklerim için kullanıyorum. bu benim tek işlevim ve tek tatminim. özel bir amacım yok. güç istiyorum. kafamdaki geleceğin dünyasını istiyorum. herkes, herkes için yaşasın. feda edelim ve yararlanmayalım. hep acı çekelim, kimse keyif almasın. ilerlemeler dursun. her şey duraklasın. durgunluklarda bir eşitlik vardır. herkes, herkesin isteğine boyun eğer. evrensel bir kölelik ve ortada bir efendi bile yok. o kadarcık bir gurur bile yok. köleliğe kölelik. koskoca bir daire ve eksiksiz bir eşitlik. geleceğin dünyası."
  • mahkemede gecen savunmanin okullarda okutulmasi gereken kitap:

    http://www.dailymotion.com/…troom-speech_shortfilms

    "thousands of years ago, the first man discovered how to make fire. he was probably burned at the stake he had taught his brothers to light."