şükela:  tümü | bugün
  • dil kabiliyetinin gelişmesinde kilit rol oynadığı düşünülen bir gen.
  • (bkz: svante paabo)
  • yarısından fazlasında ciddi konuşma bozukluğu olan ve hatta belli başlı bazı harflerle başlayan kelimeleri yazmakta zorlanan kimi insanlardan oluşan , ke family diye adlandırılmış londralı bir ailenin gen araştırması yapılırken tespit edilmiş gen.
  • insana konuşma yetisi kazandıran gen. mutasyona uğrayıp zarar görmesi durumunda, dispraksi görülür. kişi konuşma güçlüğü çeker, belki de hiç konuşamaz.

    foxp2 isimli gen, farelerde ve şempanzelerde de bulunuyor. ancak bu türlerde, farklı bir görev üstleniyor. (birçok gen birden fazla etki yaratır.)

    foxp2 genini dilden yoksun diğer canlılardakilerle kıyaslamaya kalktığımızda ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. (genleri, dna dizilişlerine bakarak ya da kodladıkları proteinlerdeki aminoasit dizilişlerine bakarak karşılaştırabiliriz.) örneğin, bu gen 715 aminoasit uzunluğunda bir protein zincirini kodlar. foxp2'nin fare ve şempanze versiyonları arasındaki fark yalnızca 1 aminoasittir. insan versiyonunun bu iki hayvandan farkı ise fazladan 2 aminoasittir.

    insanlar ve şempanzeler evrimlerinin büyük çoğunluğunu birlikte geçirmiş olmalarına rağmen, bir ayrılık yaşadıktan kısa bir süre sonra insandaki foxp2 geni bir değişim yaşamış ve insana konuşma yetisini kazandırmış görünüyor. zaten bizi şempanzelerden ayıran en önemli farklarımızdan biri de bizim dilimizin olması, onların dillerinin olmamasıdır.
  • insanda olup şempanzede olmayan gen.
  • kadınlarda erkeklere göre %30 oranında fazla olan protein.

    bu nedenle kadınlar günde 20.000 sözcük kullanırken, erkek 7.000 civarında kalır.
    bu nedenle kadınlar erkeklerden fazla konuşur.
  • beynin area x bölmesinde 7. kromozom üzerinde bulunup foxp2 proteini sentezler.
    bu gen, iki eş anlamlı olmayan mutasyon sonucunda değişime uğrayıp insansı primatlarda son haline evrilmiştir. ve bu son haliyle, konuşma seslerini ya da ses birimlerini çıkarma işlemini işlevsel hale getirmiştir. yani ses çıkarmamızı sağlar.
    bu mutasyonun devindiriciliği ile birlikte larinks(gırtlak) insansı primatlarda evvelindeki primatlara göre daha aşağıya kayıyor evrimsel süregidişte. şu şekilde.

    bu da, epiglottis adı verilen larinks kapağının açık kalmasına yol açabilip, yiyeceğin yemek borusu yerine trake ve akciğerlere yönelmesine neden olabiliyor. bu durum, modern primatı nefesin tıkanması ya da boğulma tehlikesine, diğer memelilere göre daha fazla maruz bırakıyor.

    yani diyeceğim şu ki konuşmak denen şey aslında bizi öldürebilme olasılığı yüksek bir takım işleyişin seyriyle ortaya çıkmış. bu da bizi, evrimin 'gereklilik', 'fayda' üzerine işliyor oluşu görü'sünün su götürürlüğüne getiriyor.
    mutasyon çevre koşullarına göre rastlantısal gerçekleşiyor ve bu rastlantısallık dominosal biçemde başka rastlantısallıklara yol açıyor. foxp2 geni ve larinks örneğinde olduğu gibi. rastlantısallık 'fayda' içermiyor. evrim faydaya göre şekillenmiyor.
    sonuçlardan bazılarının 'faydalı' olması bir şeyi imlemez. o halde ne'ye göre şekilleniyor evrim?
    elbette yine nietzsche'ye varıyoruz.
    güç istencine göre şekilleniyor. ve büyük bir yanılgı da şudur ki bunun hakkında, güç istenci varlığı sürdürmeyi içerir görüşü. hayır güç istenci var olmayı içerir, varlığı sürdürmeyi değil. yani bir temkini, sakınganlığı barındırmaz.

    ' bizim modern doğa bilimlerimizin baştan sona spinozacı öğretiye takılıp kalmaları (en yekin, en kötü biçimde darwinizm buna örnektir) varoluş savaşı” öğretisi yüzünden anlaşılmaz biçimde tek yanlıdır. oysa bir doğabilimci, insansal köşesinden ortaya çıkacaktır doğada darlık, kıtlık değil, saçmalığa varacak ölçüde taşkınlık, savurganlık egemendir. varoluş savaşı, yalnızca bir istisna, yaşama isteminin geçici bir sınırlamasıdır. ' ^:şen bilim - friedrich wilhelm nietzsche^

    yani bu durumda aslında darwinizmin, ' türler, türlerinin devamlılığını sağlamak üzere şekillenirler' teorisi de absürdleşiyor. zirâ yinelersek, yaşama isteği, yaşamda kalma isteğidir, yaşamı sürdürme değil. ya da ileriye dönük bir ölümsüzlük isteği değil.
    iptidai yaşamın devindiği doğadaki örneklere bakalım. hatta buna bile gerek yok yakın bin yıllardır yaşanan ölümlere, kaotikliğe bakalım. bana insan, hiç de türünün devamını sağlamak üzere şekillenmiş gibi gelmedi.

    hâsılı doğayı mantıklılık dizgesine oturtup romantize etmeye kalkışmak aptallığın dikâlâsıdır. entropik serimlenir doğa ve doğal olan.
    foxp2 geninin mutasyonunda, bu mutasyonun rastlantısallığında ufak bir değişkenle şu an konuşmuyor, sadece hareketlerle anlaşmaya devam ediyor olabilirdik.
    ki bence öyle olsa idi daha iyi olurdu. konuşmak pek de gerekli bir şey değil.
  • "selam ben bilim adamı, foxp2 geninin mevcudiyetinin konuşma bozukluğunda etkisi olduğunu tespit ettik. bu durumda yabancı dil öğrenme de bu gene bağlıdır."

    ne kadar sığ bir düşünce!

    foxp2 kanaatimce yalnızca bilingual olmaya yatkın bireylerde etkilidir. bunun haricinde kanaatimce ekseriyet dili özümsemekten ziyade ezberlediği ve formülleştirdiği için foxp2 geninin yabancı dil öğrenmenin belirli bir metodunda etkisi olduğundan bahsedilebilir sadece.

    yine de yalnızca oturduğum yerden konuşuyorum, ciddiye almayınız.
  • (bkz: forkhead box protein p2) diğer bilinen adları ile cagh44 , tnrc10 ve konuşmak(speech) isminden türetilen spch1 insan beyninin evrimsel sürecinde konuşma mekanizmasına katkısı olan, eksikliğinde konuşma bozukluğuna yol açtığı düşünülen gramer geni diye de adlandırılan antropoloji ve genetik üzerine bol tartışmalara imza atmış gen. her şey ke family olarak literatürde yer edinen kuşaklar boyu konuşma bozukluğu yaşayan bir ailenin keşfi ile başlıyor.

    bu aile, kuşaklardır gelişimsel konuşma bozukluğundan müzdarip. (bkz: developmental verbal dyspraxia) 1990 yılında dr.myrna gopnik, ke ailesi'ni incelerken kuşaklar boyu hastalığın ailede görülmesi üzerine bunun genetik bir sebebi olması gerektiğini düşünüyor. 1995 oxford üniversitesi araştırmalarında konuşma bozukluğunun nedeninin tamamen genetik olduğu açıklanıyor. bu otozomal dominant kalıtımsal bozukluk bir gen farklılığına işaret ediyor. chromosome 7 locusunda spch1 (konuşma ve dil bozukluğu bölgesi) escherichia coli isimli bir bakteri tarafından bakteriyel kromozom dizilimi tekniği ile keşfediliyor. (bkz: bacterial artificial chromosome). araştırmacılar ke ailesi dışında başka bir çocukta benzer genetik bir bozukluk görüyor. sonuçta chromosome 7 ve 5 arasında mutasona uğrayan bu çocuğun genetik bozukluğundan foxp2 bölgesi protein bağlamı forkhead box protein bölgesi olarak son ismini alıyor. foxp2

    fakat tüm bu genetik bilgilerin daha efektif bir noktası var. foxp2'nin insan beyninin eski insan türlerinden daha hızlı evrimleşmesinde ve zeki olmamızda katkısı olduğu düşünülüyor. aynı etkide diğer genler için microcephalin yani mcph1 ve aspm`:abnormal spindle like microcephaly associated protein` bu doğal çünkü insanoğlu yaklaşık 100.000 ile 35.000 yıl önce büyük bir artitmatik devrim geliştirdi. bu gelişim farklı değişkenlerle de ifade edildiyse de genellikle dil'in zamanla evrimleşmesinin insanı daha zekileştirdiğine inanıldı. (language) kullanım zamanla kültür yaratıp çeşitli seslerin gırtlak yapısına olan etkisi ile konuşması ilkel kelimeler türetmesi daha zeki insanın aritmatik işlemlerini daha da geliştiriyordu. ilkel bireylerin toplumsal ilişkisi sosyal psikoloji ile kolektif bir zeka yaratılıyordu.

    daha da ilginç olan bu genin etkilediği beyin bölgesi konuşma işlemini gerçekleştirdiğimiz (bkz: broca's area). broca bölgesi. sol şakağımız ile kaş arasında kalan ön lob kısmı. ön lob yani frontal lob neocortex işlemlerinin aslen yapıldığı yer. matematiksel çözümlemelerimiz ve motor hareketlerimizin olduğu evrimleşen beynin zeka ile ilişkilendirildiği kısım. ne kadar ilginç değil mi? daha da ilginci ayna nöronlar en çok nerede dersiniz? cevap (broca's area) kültür yaratma, ses taklit etme ve insanların birbirine bakıp öğrenmesi. empati. (bkz: theory of mind) hep bu bölgelerin işlevi ve sonucu. yabancı dil öğrenmenin zeka pratikliği etkisini bilirsiniz. dil'in iletişimin ve konuşmanın ilkel bir insan klanında nasıl etki yarattığını anlamışsınızdır. bebekler de sesleri taklit ederek, ailenin hareketlerini taklit ederek öğreniyor.

    böyle bir fikir tabanı varken foxp2 mutasyonu tam da istenilen kanıtı sunmuş oldu. fizyolojik etkilerine gelecek olursak;

    deney farelerinde foxp2 deaktif edildiğinde beyinde gelişim sağlanmıyor ve ciğer yeterince büyümüyor. canlılar sosyalleşme ve vokalizasyon yeteneğini kaybediyor. burada daha da ilgincinize gidecek olan foxp2, beynimizde çok önemli bir noktayı da etkiliyor. basal ganglia ve striatum. bu bölgeler beynin gelişimi ve aynı zamanda dopamin salgısından, bağımlılıktan sorumlu. yüksek dopmanin bağımlılık etkisini bilirsiniz. stanley milgram dopamin mice deneyi. farenin uyarıcılar ile her yem yediğinde yapay dopamin salgılaması sağlanıyor bir süre sonra fare sürekli yem yemek için tuşa deli gibi saldırıyor. biz öğrenme becerimizi dopamine ile sağlıyoruz. doğru yaptığımızda çocukken sevindirilmek misal.

    peki tersi bir durumda ne oldu dersiniz? foxp2 uyarıldığında ya da genetik düzenlemeye uğrayan farelderde neler değişiyor? mıt'de ann graybiel yaptığı deneyde aynı insana ait foxp2 taşıyan fareletin labirent içine gizlenmiş yiyecekleri bulmada diğer farelere göre çok başarılı oldukları, yiyecek için aynı rotayı tekrarlamalarından bunun doğal bir öğrenme yöntemi olduğunu ve kolay öğrenmeyi tetikleyebileceğini kanıtladığını söylemiş. şuradan

    buraya kadar dilin ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. eyvah şimdi de'leri ayrı yazınızcılar çıldıracaklar. hikayenin geri kalanı bu kadar ile kısıtlı değil. her şey dildir diyen felsefe büyükleri tekrar sınanmak zorunda çünkü gramerin genini bulduk derken;

    wolfgang enard ve elizabeth atkinson isimli genetik araştırmacıları eski afrika kökenli insanların genetiği üzerinde bir çalışma yapıyor. çok kapsamlı yapılan bu çalışmada mutasyon etkisinin beklenildiği üzere evrim üzerinde doğal seleksiyon yaratma olasılığının düşük olduğunu belirtiyor. son bilgiler ışığında mevcut gen locusunun dil, zeka ve beynimizin evrimsel sürecine etkisi yadsınamaz. fakat tek sebep belli ki tek bir gen mutasyonu değil. ayrıntılar