şükela:  tümü | bugün
  • dil kabiliyetinin gelişmesinde kilit rol oynadığı düşünülen bir gen.
  • (bkz: svante paabo)
  • yarısından fazlasında ciddi konuşma bozukluğu olan ve hatta belli başlı bazı harflerle başlayan kelimeleri yazmakta zorlanan kimi insanlardan oluşan , ke family diye adlandırılmış londralı bir ailenin gen araştırması yapılırken tespit edilmiş gen.
  • insana konuşma yetisi kazandıran gen. mutasyona uğrayıp zarar görmesi durumunda, dispraksi görülür. kişi konuşma güçlüğü çeker, belki de hiç konuşamaz.

    foxp2 isimli gen, farelerde ve şempanzelerde de bulunuyor. ancak bu türlerde, farklı bir görev üstleniyor. (birçok gen birden fazla etki yaratır.)

    foxp2 genini dilden yoksun diğer canlılardakilerle kıyaslamaya kalktığımızda ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. (genleri, dna dizilişlerine bakarak ya da kodladıkları proteinlerdeki aminoasit dizilişlerine bakarak karşılaştırabiliriz.) örneğin, bu gen 715 aminoasit uzunluğunda bir protein zincirini kodlar. foxp2'nin fare ve şempanze versiyonları arasındaki fark yalnızca 1 aminoasittir. insan versiyonunun bu iki hayvandan farkı ise fazladan 2 aminoasittir.

    insanlar ve şempanzeler evrimlerinin büyük çoğunluğunu birlikte geçirmiş olmalarına rağmen, bir ayrılık yaşadıktan kısa bir süre sonra insandaki foxp2 geni bir değişim yaşamış ve insana konuşma yetisini kazandırmış görünüyor. zaten bizi şempanzelerden ayıran en önemli farklarımızdan biri de bizim dilimizin olması, onların dillerinin olmamasıdır.
  • beynin area x bölmesinde 7. kromozom üzerinde bulunup foxp2 proteini sentezler.
    bu gen, iki eş anlamlı olmayan mutasyon sonucunda değişime uğrayıp insansı primatlarda son haline evrilmiştir. ve bu son haliyle, konuşma seslerini ya da ses birimlerini çıkarma işlemini işlevsel hale getirmiştir. yani ses çıkarmamızı sağlar.
    bu mutasyonun devindiriciliği ile birlikte larinks(gırtlak) insansı primatlarda evvelindeki primatlara göre daha aşağıya kayıyor evrimsel süregidişte. şu şekilde.

    bu da, epiglottis adı verilen larinks kapağının açık kalmasına yol açabilip, yiyeceğin yemek borusu yerine trake ve akciğerlere yönelmesine neden olabiliyor. bu durum, modern primatı nefesin tıkanması ya da boğulma tehlikesine, diğer memelilere göre daha fazla maruz bırakıyor.

    yani diyeceğim şu ki konuşmak denen şey aslında bizi öldürebilme olasılığı yüksek bir takım işleyişin seyriyle ortaya çıkmış. bu da bizi, evrimin 'gereklilik', 'fayda' üzerine işliyor oluşu görü'sünün su götürürlüğüne getiriyor.
    mutasyon çevre koşullarına göre rastlantısal gerçekleşiyor ve bu rastlantısallık dominosal biçemde başka rastlantısallıklara yol açıyor. foxp2 geni ve larinks örneğinde olduğu gibi. rastlantısallık 'fayda' içermiyor. evrim faydaya göre şekillenmiyor.
    sonuçlardan bazılarının 'faydalı' olması bir şeyi imlemez. o halde ne'ye göre şekilleniyor evrim?
    elbette yine nietzsche'ye varıyoruz.
    güç istencine göre şekilleniyor. ve büyük bir yanılgı da şudur ki bunun hakkında, güç istenci varlığı sürdürmeyi içerir görüşü. hayır güç istenci var olmayı içerir, varlığı sürdürmeyi değil. yani bir temkini, sakınganlığı barındırmaz.

    ' bizim modern doğa bilimlerimizin baştan sona spinozacı öğretiye takılıp kalmaları (en yekin, en kötü biçimde darwinizm buna örnektir) varoluş savaşı” öğretisi yüzünden anlaşılmaz biçimde tek yanlıdır. oysa bir doğabilimci, insansal köşesinden ortaya çıkacaktır doğada darlık, kıtlık değil, saçmalığa varacak ölçüde taşkınlık, savurganlık egemendir. varoluş savaşı, yalnızca bir istisna, yaşama isteminin geçici bir sınırlamasıdır. ' ^:şen bilim - friedrich wilhelm nietzsche^

    yani bu durumda aslında darwinizmin, ' türler, türlerinin devamlılığını sağlamak üzere şekillenirler' teorisi de absürdleşiyor. zirâ yinelersek, yaşama isteği, yaşamda kalma isteğidir, yaşamı sürdürme değil. ya da ileriye dönük bir ölümsüzlük isteği değil.
    iptidai yaşamın devindiği doğadaki örneklere bakalım. hatta buna bile gerek yok yakın bin yıllardır yaşanan ölümlere, kaotikliğe bakalım. bana insan, hiç de türünün devamını sağlamak üzere şekillenmiş gibi gelmedi.

    hâsılı doğayı mantıklılık dizgesine oturtup romantize etmeye kalkışmak aptallığın dikâlâsıdır. entropik serimlenir doğa ve doğal olan.
    foxp2 geninin mutasyonunda, bu mutasyonun rastlantısallığında ufak bir değişkenle şu an konuşmuyor, sadece hareketlerle anlaşmaya devam ediyor olabilirdik.
    ki bence öyle olsa idi daha iyi olurdu. konuşmak pek de gerekli bir şey değil.
  • "selam ben bilim adamı, foxp2 geninin mevcudiyetinin konuşma bozukluğunda etkisi olduğunu tespit ettik. bu durumda yabancı dil öğrenme de bu gene bağlıdır."

    ne kadar sığ bir düşünce!

    foxp2 kanaatimce yalnızca bilingual olmaya yatkın bireylerde etkilidir. bunun haricinde kanaatimce ekseriyet dili özümsemekten ziyade ezberlediği ve formülleştirdiği için foxp2 geninin yabancı dil öğrenmenin belirli bir metodunda etkisi olduğundan bahsedilebilir sadece.

    yine de yalnızca oturduğum yerden konuşuyorum, ciddiye almayınız.