şükela:  tümü | bugün
  • iki yıl öncesi.. fukuyama ulusal kalite kongresi için türkiye'ye gelecek.. yapım yönetim asistanı olarak çalıştığım televizyon programı da ilk konuk eden program olacak.. hazırlıklar çoktan başlamış.. ben fena halde çaylak bi asistan.. bu sefer, ilk kez program stüdyoda değil, kongrenin yapılacağı lütfü kırdar'da çekilecek.. dış çekim.. tek asistan benim.. çaylağım üstelik.. hem de fena halde..
    büyük gün geliyor.. reji arabası dışarda, yönetmenim içinde.. ortalık mahşer günü.. her yerde bir sürü önemli!! insan.. çekim üst katta yapılacak.. hemen merdivenlerin çıktığı yerde.. program dekoru hazırlanıyor bir şekilde.. elimde iki tane dekorun parçası fincan, su doldurmam gerek.. ortalık mahşer günü.. arayıp, tarıyorum.. su yok.. en sonunda buluyorum.. ya da bir vaha bu.. program saati yaklaşıyor.. her şeyi kontrol etmeliyim.. herşey hazır.. editörüm hazır aslanlar gibi.. soruları hazır.. fukuyama ilk kez canlı yayına çıkacak.. tarihin sonu, küreselleşme, amerika felan diyecek bir şeyler.. neymiş, ne diilmiş adamın derdi bakacak herkes..herkes merakla bekliyor..
    programın başlamasına az var.. ve de bana çok net verilmiş işler bu esnada.. "bak burası kalabalık, çekim olduğunu fark etmeden yanlışlıkla biri dalıp kameranın önüne girmesin"... "tamam"... "laptop sende dursun, sakın bişiy olmasın".. "tamam'.."kameramanlarla bağlantı halinde ol, reji arabasından iletilenleri canlı prompter olarak editöre işaret et".. "tamam".. bir tanesinde bile hata yapmam, akibetim için hoş olmaz, biliyorum.. ve fena halde çaylağım üstelik..
    program başlıyor.. fukuyama ve editörüm yanyana ve birbirlerine dönükler.. fukuyamanın sırtı merdivenlere dönük, beni görmüyor.. karşılarında iki kameraman.. kameramanların arkasında yüzlerce kişi.. çoğu basın, diğerleri programı dinleyen ağır amcalar, ablalar..ben merdivenin başında dikilmiş durumda, elimde laptop, çaylak çaylak hazır ve nazırım görevime.. herşey kontrolüm altında..geçerken farketmeyenler oluyo arada, hemencik uyarıyorum görev bilinciyle..arada kameramanlara soruyorum; var mı bişiy? yok diyorlar..
    derken bakıyorum, fukuyama anlatıyor; tarihin sonu diyor, küreselleşme diyor, liberalizm diyor, editörüm soruyor.. o anlatıyor..
    kameramanlara doğru yöneliyorum bir ara, sonra kafamı bir çeviriyorum o da ne? bir kız farkında diil, benim çizgimi geçmiş, yürüyor ve gidiyor.. saniyenin yarısı kadar bir zaman içerisinde müdahale etmezsem yayına çıkacak şuursuzca.. işte o an, çaylaklık müessesesinden bir anda terfi edip, discovery channeldaki avını yakalayan kaplana dönüşüyorum.. kızı, sırtından, bluzundan, saçından ya da başından bir şekilde yakalayıp hayvani güdülerimle bir anda çekip bir anda kenara fırlatıyorum.. fukuyama'nın bir metre arkasındayız sadece..
    ben kırmızıyım, kız mor renkte.. 'şey pardon' diyip uzaklaşıyor hızlıca.. ben utancımdan yerin dibindeyim.. böyle bir refleksle de olsa bir insanı az daha parçalamak üzere çekiştirip fırlatmışım.. yüzüne bile bakamıyorum kızın..o da benim yüzüme.. zaten hemen gitti..
    kafamı kaldırıp editörüme bakıyorum; dudağını ısırıyor hafiften, kameramanlara bakıyorum; kamerayı bırakmışlar, iki büklüm karınlarını tutup sessizce gülmeye çalışıyorlar, arka taraftaki insanlara bakıyorum; millet yerlere yatmış. ne fukuyaması? millet, bir happeningle kendinden geçmiş durumda; 'kaplanın intikamı'.. ve olay bir tek fukuyama'nın görüş açısı dışında.. ve bir an ona bakıyorum, devam ediyor; liberalizm, kapitalizm, ideolojiler..sonu geldi bunların diyor.. evirip, çevirip tanıdığımız şeyleri, yeni ambalajlarda satmaya çalışıyor... discovery channel'daki avını parçalayan kaplanlar gibi anlattığı şeyler oysa ki..
    program bitiyor.. koca koca amcalar sırıtarak, gülmekten kızarmış bir halde 'geçmiş olsun, tebrikler' diyorlar.. önemli abiler, yakalarındaki kimliklerden.. programdakiler 'aferin' diyor.. oysaki, sadece fena halde çaylağın tekiyim..
    bir tek fukuyama'nın hadiseden haberi yok..
    neyse.. daha burnunun ucundan bihaber adamın zaten nasıl dünyadan haberi olsun..
  • "herkes kendi vizyonunun sınırlarını dünyanın ufku zanneder" diyen arthur schopenhauer bu abiye 150 sene öncesinden bir ayar yollamıştır.
  • end of history makalesile ortalığı birbirine kattı, uluslararası şirketlerin ülkeler arası sınırları kaldıracağını savundu, şimdiki makalelerinde ise çevir kazı yanmasın modunda ülkeler ekonomik bakımdan bağlılar ama sınırlar kalkmaz diyor. japon karizması yok. kesin melez.
  • bi gun bu amca ile bir ringde karsilassak, baska hicbir sey yapmasa, sadece bagirarak soyadini soylese altima sicarim.

    oyle de tassakli bir soyadi var.
  • "tarihin sonu".

    bu ifadeyi açmak lazım gelir. ben açtım, şunu okudum:

    tüm insan topluluklarının erişeceği bir nihai düzey bulunmaktadır. zaten tarihin seyri bize beşeriyetin bu nihai düzeye yakınsadığını telkin etmektedir. bunu, son beş yüz yıldır, kapitalist dünya-ekonomisi'nin tüm kürede egemen olmasından anlıyoruz. fakat sanmayın ki bu yalnız son beş yüz yıldır işler halde olan bir sürece işaret etmektedir. dikkatle bakacak olursanız, eskil çin'de, eskil arap coğrafyası'nda, avrupa'nın keşfi öncesi amerika'da vs bu yönde bir tekamülün ilk kıvılcımlarını bulabilirsiniz. sorun şu idi ki, böyle bir tarihsel seyrin önüne, çeşitli dışsal müdahaleler ile (devlet, din, toplumsal diğer düzenleyici ilkeler vs) geçilmekteydi. kapitalizm işte bunu sağlamıştır. kapitalizmin tesisi sayesindedir ki bu müdahaleler en aza indirgenmiş, insanlık erişeceği o nihai düzeye koşar adım yakınlaşmaya başlamıştır. çağımız, tarihin sonunu muştulamakta. çünkü kapitalizmin tüm küreye egemen olması, bu müdahalelerin artık us-dışı olduğunun tüm insanlıkça fark edilmesini sağlamakta. vs.

    tek bir cümleyle itiraz hakkımı kullanıyorum:

    insanlığın erişmesi gereken, nihai bir nokta yok.

    ve sözü büyüklere bırakayım:

    (bkz: thorstein veblen)
    (bkz: karl polanyi)
    (bkz: immanuel wallerstein)
    (bkz: e m wood)
    vs.

    yukarıda, esasen, zımnen alıntılamış olduğum diğer büyük isimlere de gönderme yapmak lazım gelir tabi. en çarpıcı olanları buraya naklediyorum:

    (bkz: adam smith)
    (bkz: karl marx)
    (bkz: a g frank)
    vs.
  • tarihin sonu teorisini ortaya atan sahsiyet. isminin cagristirdigi uzere japon falan diil basbaya amerigandir. teorisine gore ideolojilerin sonu gelmistir, liberalizm ekonomik ve siyasal alanda her seyin cozumudur.
  • fukuyama amerikali degil, basbayagi cekik gozlu bir japondur. tarihin sonu teorisi ondan once -mesela- kojeve ve baudrillard tarafindan ortaya atilmissa da, onlar da pek ilk sayilmazlar. nihilistler bu kavramin -bir yere kadar- fikirbabasi sayilabilirler (kanaatindeyim + ahkam mode'u kapattim, sorry).
  • meşhur tarihin sonu makalesi aslında o yılların zeitgeist'ını yansıtan bir makaleydi ve herkesin aklındakini kelimelere döktüğü için bu kadar meşhur oldu. bundan kısa bir süre sonra bill clinton'ın seçim kampanyasında kullandığı "it's the economy, stupid!" sloganı bu zafer duygusunun o zamanlar ne kadar güçlü bir şekilde yaşandığının iyi bir örneği bence. gerçekten de büyük çoğunluk, liberalizmin kültür savaşını tartışmaya yer bırakmayacak net bir galibiyetle kazandığı konusunda kuvvetle ikna olmuştu.

    fakat bu aslında geride epistemolojik bir sorun bıraktı. liberalizmin rasyonalite alanındaki bu tartışmasız olduğu düşünülen galibiyeti, diskurda da korkunç bir hegemoni yarattı. liberalizm dışındaki hiçbir düşüncenin güvenilir, saygı gören bir akla uygunluk iddiası kalmadı. clinton'ın sloganı bu egemenliğin ne kadar hoyrat ve kaba biçimde tecelli ettiğini göstermesi açısından da güzel bir örnek bence. sosyalist sol bir alternatif olarak entelektüel çevrelerden silindi, sosyal demokrasi büyük oranda tasfiye olup üçüncü yola evrildi, insanların tüylerini diken diken eden social justice warriror'lar filan da hep bu hegemoniden doğdu. "sen sus salak, sen anlamazsın!" tonu gitgide politik tartışmada hakim üslup haline geldi.

    gel gör ki, liberalizmin bu şatafatlı zafer çağı dünyanın dört bir tarafında otokrat liderlerin yükselişiyle beklenmeyen bir meydan okumayla karşılaştı. dünya halkları adeta isyan halinde, "koyun dediler, koyduk!" diyor ve hiç acımadan putin için, chavez için ve sevgili reyizimiz için oy pusulasının gözüne gözüne vuruyorlardı. ben naçizane rasyonal söylemdeki bu egemenliğin, alternatif söylemleri bilinçdışına ittiğini ve rasyonalitenin büyük seçmen kitleleri için aslında ne kadar önemsiz olduğunu göstermesi açısından olağanüstü bir gözlem imkanı sunduğunu düşünüyorum. liberaller durumun ne kadar boka sardığına çok geç uyandılar. bu galibiyeti dile getirişiyle bayrak adam haline gelen fukuyama bile sene 2010'lara geldiğinde, populizmin ne kadar büyük bir tehdit olduğunu yazmaya başlamak zorunda kaldı. yani görünen o ki aslında pek kazanılan bir savaş mavaş da yokmuş ortada.
  • tarihin sonunun liberalizm olduğunu savunup rezil olan sahsiyet