şükela:  tümü | bugün
  • aslında shakespeare'nin yaşamadığına, shakespeare imzasıyla yayınlanmış eserlerin tümünü francis bacon'ın yazdığına dair bir takım rivayetler vardır. ve aslında bunları rivayet edenlerin hiç de küçümsenmeyecek delilleri de vardır.
    yazılıp çizilenlere göre, bacon yazdıklarını yaşadığı dönemde ingiltere'de bunların hor görülen, küçümsenen türde eserler olması dolayısı ile william shakespeare imzasıyla yazmıştır.
    (bkz: william shakespeare)
    (bkz: francis bacon)
  • http://www.sirbacon.org/links/chronos.html burada gayet ciddi ciddi savunulan, kronolojiye de böyle yansıtılan iddianın iki, pardon tek kahramanı. yıl yıl hangi iddialar ortaya atılmış ve basılmış buna dair güzel bir çalışma olmuş.

    "with death of marlowe, francis must seek a new "mask" or "vizard." william shakspere "secured" as pen name."

    "1785 james wilmot formulates thesis that shakespeare did not write the plays, because upon firsthand investigation in stratford and environs, he could find almost nothing about him, and nothing which supported him being the author of anything. wilmot concluded that francis bacon was the most likely candidate for the authorship based upon the circumstantial evidence he found. he based his theory on knowledge of law, circulation of blood, designations of three characters in love's labour's lost -- biron, dumain, and longaville which coincide with names of three ministers at the court of navarre where anthony bacon resided. wilmot theorized that bacon destroyed his manuscripts in order to conceal the fact that so exalted a personage had descended to the base art of play writing. arrived at his conclusion diffidently, but firmly held it. also found additional confirmation in the numerous extraordinary likenesses of style between the two elizabethans. but wilmot did not publish his theory or his findings.

    1883 the bacon-shakespeare craze in atlantic monthly mrs. pott publishes the promus, bacon's notebooks, with many parallel quotes and ideas found in the plays. very strong argument for bacon's authorship.

    1909 eight shakespeare quartos (from early 1600's) found in francis bacon's library inside the new gorhambury estate.

    1910 bacon is shakespeare by sir edwin durning-lawrence

    1932 professor allardyce nicoll discovers cowell's addresses, (based upon wilmot's researches and theories) which postulate that bacon wrote shakespeare, and publishes them in the n.y. times literary supplement, giving wilmot his due."
  • bir ama iki, iki ama bir kişinin adı, adları.

    gün geçmiyor ki bacon'ın aslında shakespeare rumuzuyla yazan kişi olduğuna dair başka bir iddia ortaya atılmasın. özellikle de http://www.sirbacon.org/links/chronos.html adresinde çok ciddi iddialar kronolojik şekilde sunulmuş, işin garibi marlowe üstadımız da dahil olmuş durumda bu teoriye. yani ingiliz edebiyatı'nın bu altın çağı'nın üç büyük adamı aslında "tek büyük" şeklinde değerlendirilebilir hale gelmiştir. aslına bakılırsa o çağın yazdırdığı eserleri ister bir ister üç kişiye ait sayalım, ne farkeder ki? sonuçta çok az milli edebiyat bu denli eserleri hem de aynı çağda hazmedebilmiştir. bu aralar hazır sinemada da kraliçe elizabeth rüzgarları esiyor, o tarihi yeniden okumamız lazım diye düşünüyorum. özellikle renaissance'ın (teoman hoca'nın "dindışı batı medeniyeti" dediği) britanya yakasında özellikle de siyaset alanında olup bitenler için bu çağı okumak hatta en ceviz kabuğundan taşan tartışmalarına dalmak günümüzün eklektik hamurla karılmış düşünce sistemlerini (sistemsizliklerini) anlayabilmemiz açısından önemli. neyse çağdaş dünyada filozof ve felsefeciden kastın sadece avrupa'nın ve abd'nin siyasi ve sosyal geleceğine dair öngörülerde bulunan zeki sahibi konferans adamı olduğu düşünülürse,hikayemize konu olan o dönem entelektüel kişiliklerin, yani marlowe, bacon ve shakespeare 'in scientia, thelogia ve philosophia üçgenindeki yetkinlikleri ve çıktıklarıyla vardıkları noktaların bu üç disiplini de ilgilendiren ve böylelikle yüzyıllar sonrasının dünyasına etki eden büyük yapıtlarındaki o heyecan verici makro açıdan evreni, mikro açıdan insanın iç evrenini yere göğe sığdıramamamız ve her gün o çağa ait yeni bulguları tartışıyor olmamız manalıdır.

    şimdi bakıyorum bacon, shakespeare olsa ne olur, olmasa ne olur diyebilirsiniz, ben de diyebilirim, zira eserlerinin önemi, değeri mi azalacak ya da artacak? tabi ki hayır. ancak renaissance ve xviii. yy. aydınlanması'na böylesine etki etmiş sanatçı kafalardan ikisinin aslında tek kişi olduğunun hiç mi önemi yoktur? tabi ki "orhan pamuk yazmıyor o eserleri vedat türkali yazıyor, onun adını kullanıyor" demek gibi bir şey değil bu, başka bir şey! o satırları yazdıran düşünceyi belki genel manada olmasa da, satır satır anlayabiliriz. bacon'ın masasının üstünde duran kitaplardan yola çıkarak cressida'yı anlayabiliriz, belki hamlet'te pişmanlıklarımızı, cleopatra'da "nam ipsa scientia potestas est" diyen adamın gördüğü insana özgü yücelmeye, yetkinliğe (potestas) özlemi beynimize kazıyabiliriz. bilmiyorum bir şekilde hislenmememiz söz konusu değil, hele ki bizim gibi balmumu isinden çıkmış eserlerde satırlarda kaybolanlar için.

    gelelim şu kanıta; efendim deniyor ki aristoteles'in eth. ad nicom i.3'de siyaset felsefesi (political philosophy) hakkında söylediklerini bacon yanlış yorumlamıştır, burada söz konusu olan felsefe alanını karıştırmıştır, yanlış anlamıştır vs. advancement of learning ve de augmentis vii.3 'te aristoteles'ten alıntılayarak şöyle demiştir: "juvenes non esse idoneos moralis philosophiae auditors" yani türkçesiyle; "gençler ahlak felsefesi için uygun birer dinleyici değillerdir..." (teyit için: http://books.google.com/…os moralis"&as_brr=1&hl=tr )

    ilginçtir söz konusu iddianın bu kanıtını öne sürenlerin, hatırlatanların dediği gibi shakespeare, troilus and cressida, ii, ii 'de bakın ne diyor:

    "not much
    unlike young men, whom aristotle thought
    unfit to hear moral philosophy." (teyit için: http://books.google.com/…philosophy"&as_brr=1&hl=tr )

    garip değil mi? shakespeare de bacon gibi aynı hataya düşmüş aristoteles'i okuma ve anlama konusunda. tabi sadece bu kanıtın kendisi yeterli değildir böyle büyük bir iddiayı temelden kabul edebilmemiz için, ancak başta da belirttiğim gibi tek kanıt da bu değildir, http://www.sirbacon.org/links/chronos.html adresinde çok ciddi iddialar kronolojik şekilde sunulmuş durumda. birkaç eser var bu konuyla alakalı, zamanla onlarla alakalı da konuşabiliriz.
  • "homeros diye biri yaşadı mı, yaşamadı mı; yok yaşamadıysa ona atfedilen iki destan aslında zaten o dönemde anlatılagelen türkülerin anonim zemininde birleştirilmesi miydi?" bunun gibi "francis shakespeare ya da william bacon" mevzusu da aslında önem arz etmez. bana kalırsa mühim olan / baki kalan eldeki metinler ve bizim onlardan almak istediklerimiz, aldıklarımızdır. yine de ta o yüzyıllardan bu yüzyıla ulaşan, şaşırtıcı ve büyüleyici nitelikteki textlerin kimin tarafından yazılmış olduğuna dair tartışmalardan kendimizi alamıyoruz. çağdaşımız ve geçmişteki araştırmacıların "evreka evreka!" diyecekleri bir buluş olasılığının peşinde koşmalarının altında "ben buldum işte!" heyecanı yatıyor olmalı. hele ki farmasonlukla ilgisi olduğu düşünülen, deneyciliğin ve küresel sömürü düzeninin modern yorumunun babası sayılabilir olan bacon söz konusu olduğunda ingilizcenin altın çağı'nda bir garip köylü olan w. shakespeare'in o eserleri nasıl yazmış olduğuna dair şüpheler daha da alevleniyor. gerek walter ellis 'in 1946 tarihli the shakespeare myth'i, gerekse mark twain'in is shakespeare dead'i veyahut delia bacon'ın the philosophy of the plays of shakspere unfolded'ı hep aynı görüşte birleşiyor: hakkında neredeyse elle tutulur hiçbir bilgiye ulaşamadığımız, elin köylüsü shakespeare'e atfedilen eserler ancak ve ancak deha sahibi, görmüş geçirmiş bir asil tarafından yazılmış olmalıdır!

    öyle ya bacon dediğimiz adam ömrünün büyük bir bölümünü kendini geliştirmeye adamış ve en nihayetinde adalet merciindeki yolsuzluklarından dolayı işinden olana dek, sarayın ve asiller sınıfının en mühim kişiliklerinden biri olmuştur. shakespeare ise, walter ellis'in deyimiyle "stratford'lu kasap çırağı"dır. shakespeare'in gelmiş geçmiş en büyük edebi kişiliklerden biri olarak görülmesi doğaldır ki, eserlerindeki yüce makamla alakalıdır. çeşitli müellifler tarafından yere öğe sığdırılamamıştır. örneğin marchette chute'e göre gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarıdır, wynne-daveis'e göre sadece ingiltere'nin değil tüm dünyanın ve tüm zamanların en büyük yazarıdır vs. hatta t. s. elliot, shakespeare'in eserlerini değerlendirirken hamlet için "edebiyatın mona lisa'sı" bile demiştir. (1) king lear, macbeth, othello, timon, romeo and juliet, hamlet, antony and cleopatra, titus andronicus ve daha nicelerini yazmış olan kafanın asla ama asla stratfordlu bu kasap çırağının olamayacağını iddia eden walter ellis'e göre bu basit adam hakkında dokuz on tane pek de önemli olmayan vaka vardır. bunlar da onun lehine olan şeyler değildir. hatta ölümünden doksan sene geçinceye kadar hayatına dair hiçbir bilgi ortaya çıkmamıştır. ellis'in the shakespeare myth adlı eserinden sacit polater'in çevirisiyle (2) aktarıyorum:

    "...fakat bütün efsane ve destanlara vergi olduğu gibi, binin üzerine bin katmak ve türlü hayallerle süslemek sureti ile bu romantik masal (shakespeare'in bu eserleri yazdığı masalı!) meydana geldi. ve bütün dünyanın rağbetini kazandı. tabii bu rağbeti düşünmeyi kendi hesabına yapmayacak olanlar, inanmak istedikleri şeylere inançlar gösterdi. aynı usulle stratford'un civarındaki sahtekârlar da imtisal etti. ve onlar da sözüm ona shakespeare'in doğduğu kulübeyi ortaya attılar. 1769'da garrick's shakespeare'in jübilesini yaptığı zaman, bu evin ismi cismi yoktu. bu jübileden sonra stratford'lular faaliyete geçti. ve kahramanlarına ait yadigârları ortaya çıkarmaya çalıştılar. küçük emlâk sahipleri bu sırada müthiş para çıkardılar. nihayet shakespeare'in doğmasına en muhtemel olacak 3 kulübe seçildi. (henley street) bunlardan bir tanesi sıhhî sebeplerden yıktırıldı. bu şekilde mesele biraz kolaylaşmış oldu. zira herhalde şair üç evin hepsinde birden doğamazdı. geriye kalan iki tanesinin ise dört yüz sene evvel o sokakta bulunan kerpiç evlerle hiç bir allkası olamazdı. bunlar pek tabiî yıkıldı gitti. bundan başka stratford bir iki defa tamamen yanmıştır. bütün köy bir iki kere kökünden değiştiği halde iki yüz sene hiç bir hususta kıymet verilmeyen bir kubbenin şu ana kadar ayakta durmasını kim izah edebilir? bunu sormak bile abestir. şayet kulübe sahte ise, içindeki yadigârlar da sahte olacak tabiî. 1777'de ölmez dahiye ait biricik "yadigâr" bir koltuktu. bunu bir rus prensi satın almış, memleketine götürmüştür. 1815 'te bu koltuk gene ortaya çıktı. doğum yerinin müdürü mr. joseph skipsey sayısız sahtekârlıklarla karşılaştığı için vazifesinden istifa etmiştir. stratford müverrihi mr. r. b. wheler bütün bu sahtekarlıkları büyük bir rezalet diye adlandırmış ve demiştir ki; shakespeare'e ait bir tek eşyanın bugün ortada olmadığı çok iyi biliniyor. bu vakaların, piyeslerin müellifliği ile bir alâkası olamaz, fakat meselenin nasıl başladığını ve stratford-on-avon'daki aşrlatanlık hakkında bir fikir verebilir. shakespeare'in doğduğu zamanların başında pek az terakki vardı. ancak kültürlü birkaç kişi okuma yazma biliyordu. ve umumda edebî eserler için, daha alâka uyanmamıştı. macaulay, o devir için şunları yazıyor: 'yunanca ve latince okumasını bilmeyen bir şey okuyamazdı. modern dillerin arasında sadece italyan edebiyatı mevcuttu. avrupa'nın milli lisanlarıyle yazılı belli başlı kitapları, olsa olsa bir raf doldurabilirdi." bütün stratford'da beş altı kitaptan başka kitap bulunmaması pek muhtemeldir. bu vakaları hiçe sayıp modern kıyaslar kullanmak delilik olur." (sf.9-11)

    yine shakespeare'in elinden çıkma herhangi bir mektubun, belgenin olmaması, ayrıca ona yazılmış bir borç mektubu dışında bu kadar önemli bir şairin ilgi alaka gördüğünün herhangi bir kanıtının olmaması, onu hayali bir kahraman durumuna düşürmektedir. hatta ellis'e göre yazı yazmasını bildiğine dair bile bir kanıt yoktur. (sf.8) mme stael'in dediği gibi ingilizlerin shakespeare'e besledikleri sevgi muazzamdır, başka hiçbir millet kendi yazarına böyle vurgun değildir hatta. bunun sebebi de vatanlarının ününü arttıran bir edebi kişilik olmasıdır. peki nedir ondaki sihir? bu eserlerin yazarı eskileri hiç taklit etmemiştir, racine gibi yunan tragedyalarıyla beslenmemiştir; troilus and cressida'ı yazdı belki ama homeros'un adetlerini kullanmadı. roma konulu trajedilerinde ona daha büyük bir hayranlık beslenmiştir. shakespear'le yeni bir edebiyat başlamıştır. (3) yazdıklarıyla böylesine etkin bir edebi kişiliğin ölümüyle birlikte bir müsvettede, bir defterde, bir mektupta veya bir kitapta bir satır yazısının bulunmaması ise ellis'i kuşkuya düşürmektedir. zaten shakespeare diye bilinen kasap çırağının babası da (john shakespeare) sadece isminin baş harfini yazabilen biriymiş, kızı da öyle. (sf.9 ; ayrıca bakınız: http://books.google.com/…fh0wd5txkgqp3zlbdsljymaqoa) yine anlaşılıyor ki 1564 yılında eldiven yapıp satan babasının ve annesinin yaşadığı stratford'da doğan william, muhtemelen yine stratford'da gramer okuluna gitmiş olmalıdır (13-14 yaşına kadar); "muhtemelen" diyorum çünkü bunun hakkında kesin bir bilgi olmadığı söylenmektedir. burada cicero, seneca ve vergilius gibi büyük antik çağ yazarlarını okumuş olduğu yine "sadece söylenti" halindedir. babasının maddi yetersizliğinden ötürü okulu erkenden bırakmasıyla birlikte 1582 yılına kadar hakkında hiçbir bilgi edinemediğimiz william shakespeare'in 18 yaşındayken anne hathaway adındaki bir kadınla evlenmiş olduğu da rivayet edilir. anne'den üç tane çocuğu olan william'ın (http://books.google.com/…fh0wd5txkgqp3zlbdsljymaqoa burada yazılana göre) daha sonra oyun yazarlığı yaptığı ve maddi durumunu iyileştirdiği söyleniyor.

    oysa ki shakespeare'in eserleri düzeyinde oyun yazarlığının gerektirdiği donanıma bu köylü william'ın (genç yaşta evlenip üç çocuk sahibi olmuş olan william'ın!) sahip olması araştırmacı ellis'e saçma gelmektedir, şöyle diyor:

    "...shakespeare eserlerinde muasır ingilizce ve yabancı edebiyat hakkında tam bir malûmat sahibi olduğunu tarih, kitab-ı-mukaddes, çiçek ilmi, tıp, tabii felsefe, yunanca, italyanca, ispanyolca, latince ve konuşma dilindeki fransızca'yı adamakıllı bildiğini ayan ve beyan gösteriyor. tanınmış bir avukat piyeslerin kanunla meşbu olduğunu yazıyor ve bunun ancak bir avukatın elinden çıkabileceğini ilâve ediyor. (hatırlanmalı ki, bacon aynı zamanda bir hukuk adamıydı) piyeslerin birçoğunda saray hayatının ve saray muaşeretinin ve hatta ancak son zamanlarda çözülebilen saray sırlarının mükemmel bir anlayışla kaleme alındığını görüyoruz. o devirde gazete olmadığını da hatırdan çıkarmamalıyız. bazı coğrafî vakalar var ki bunlar ancak seyahat etmekle öğrenilebilir. shakespeare'in ingiltere'den çıktığını ispat edecek en ufacık bir delil yok. bütün bunlara rağmen namus ve ahlâk kaidelerine kıymet vermeyen bu cahil stratford köylüsünün mektebe gittiğine dair de en ufak bir delil mevcut değildir. izbelerden mürekkep köyünü bırakıp londra'ya atların başını tutmaya geldiğine ve bütün bu malûmata sahip olup bize dünyanın en büyük edebiyatını verdiğine inanmamız isteniyor. tuhaf şey.

    dahilik büyük bir şeydir fakat, insana teknik malumat veremez. insan alim olarak doğmaz. shakespeare londara'ya 1586 sıralarında geldi. 22 veya 23 yaşlarında olmalıydı. atların başını tutarak veya aktörlerin arasına karışarak hayatını kazanmak mecburiyetinde idi. o sıralarda kitap pek nadir bulunan bir şeydi, ilk gramer kitabı shakespeare londra'ya geldikten bir sene sonra basıldı ve okuma için kolaylıklar pek mahdut olmalıydı. mekteplerde ingilizce dersi yoktu.

    o sırada stratford'da kullanılan kelimelerin adedi 300'den fazla olamaz. bu da pek mahalli olup civar kasaba ve köylerde anlaşılmaz olacaktır. 1589'da izinsiz olarak ilk piyes neşrolundu; bunun adı 'love's labour's lost'tur.
    demek oluyor ki shakespeare 2 ilâ 3 senede dağarcığındaki kelimeleri 50 misli çoğaltıp cilalayarak gayet akademik bir ingilizce ile navarre sarayındaki ("french court of navarre" burayı william'ın ziyaret edip etmediği bilinmiyor ancak bacon gidip görmüştür) aristokrat hayatı ve muaşereti yabancı dillerdeki melekesini ve fransız tarihinin en ufak teferruatına dair bilgisini gösteren ve kral, prens asilzadelerinin hayatlarını keskin bir görüşle anlatan devrin en bilgiç piyesini yazdı. buna hangi çocuk kanar?" (sf.12)

    burada aslında gözümüze şu çarpmalıdır: shakespeare'in eserlerinden hareketle anlayabildiğimiz birikime aslında bacon sahiptir. bacon navarre sarayını gidip görmüş; devleti yönetme sanatını öğrenmek için gönderilmiş olduğu sir amulet'nin yanında fransa'da olup bitenleri kavramıştır. aristokrasiyi ve ona uygun yaşama biçimini ise kraliçenin başmühürdarı (lord keeper) olan babası ve bilgiye, kültüre çok önem veren annesi lady ann'in oğlu olarak dünyaya gelen bacon'ın (teyzesi de kraliçe elizabeth’in meşhur hazinedarlarından sir william cecil 'in (sonraki adıyla) lord burghley 'in karısıydı) neredeyse yaşamının tamamı belli bir saray ve bürokrasi ortamında geçmiştir. ] hatta anlatılanlara göre, kraliçe elizabeth onu "küçük bakanım" diye çağırıyormuş. bir söylentiye göre, bir gün kraliçe kendisine kaç yaşında olduğunu sorduğunda "uğurlu saltanatınızdan iki yaş daha genç" yanıtını verecek kadar olan bitenin farkındaymış. başka bir söylentiye göreyse, kraliçe ondan "benim gelecekteki bakanım" diye söz edermiş o daha küçük yaşlardayken. bütün bunlar; bacon'ın saray görevlerine, devlet işlerine erken yaşta ilgi duymasına sebep olsa gerek. (teyit ediniz: http://books.google.com/…ijghkgpiydq&hl=tr#ppa3,m1) bu doğal olarak görgüsüne olduğu kadar yazılarına da sirayet etmiştir. (http://books.google.com/…usgog3kyqbg&hl=tr#ppa1,m1)

    ellis'in de söylemiş olduğu gibi bacon, fransa'yı olduğu kadar oradaki politik ortamı yakından bilirdi, love's labour's lost'taki kişileri de tanırdı. (sf.14) zaten bacon'ın tüm eserlerini incelerseniz (ki benim böyle bir olanağım olmuştur, kokusu çıkar yakında!) göreceksiniz ki bacon, dönemin siyasi, sosyal, kültürel her türlü gelişmesini yakından takip ederek yorumlayan ve bununla da yetinmeyip gelecek kuşaklara onlardan öğütler çıkarabilen bir kafaydı. ellis'in hatırlattığına göre, onun en büyük arkadaşlarından sir tobie matthews bir mektubunda "en büyük zeka zatıalinizin ismine aittir. halbuki bunu herkes başka biliyor." demiştir. bacon'ın katibi, onun eserlerini derleyip yayınlamış olan william rawley de "şu asrımızda şayet, tanrı'dan kopup gelen bir ilim şuası varsa onun da francis bacon'da olduğunu düşünmekten kendimi alamadım." diye yazmıştır. (sf. 14) peki madem böyle bir şüphe var, o halde şu sorunun cevabı derhal verilmelidir: peki bacon, neden kimliğini gizleme gereği duydu? ellis biri büyük biri küçük olmak üzere iki neden ortaya koyuyor, evvela küçüğe bakalım:

    "stratford'lu kasap, müelliflikten her hususta istifade edebilirdi. oysa bacon'ın gizli kalması için sebepler vardı. o devirde sahne için piyes yazanlara hoş nazarla bakılmazdı. edebiyatın hangisi olursa olsun, onu bir meslek olarak kullanan mevkili bir adam için o bir adilikti. onun için ciddi mevkide bulunan bir muharrir eserinin üzerine ya baş harflerini yazar veya başkalarının adını kullanırdı. oxford'daki kütüphaneyi kuran sir thomas bodley, koleksiyonuna piyes nev'inden 'süprüntü' kabul etmemiştir. bacon en güzide cemiyetlere karışıyor ve hukukî sahada sivrilmeye ve hatta nazırlığa dair ümitler besliyordu. şayet ismi piyeslerde çıksa idi saraydaki şerefi kaybolur, mevkiinden olurdu. en ufak,bir dikkatsizlik, kıraliçenin teveccüh ve iltimasını kazanmak için türlü entrika çeviren diğer asilzadelerin ağına düşürebilirdi." (sf.16)

    buraya bir şerh koymak isterim. bacon'ın hayatını haleme alan d. mallet bilim adamı olsun, sanatçı olsun, bütün büyük zekaların bacon'ın çağında saygı gördüğünden bahseder. (4) acaba siyasette yükselme gayesi, şanının şörhetinin sanatta artmasından daha mı önemliydi? bunun tartışılması gerekiyor sanırım, en azından ben bu küçük bahaneyi makul karşılayamıyorum. o halde büyük nedene geçelim bakalım:

    "elizabeth devrinde bu zekâ ve ilmin birdenbire ortaya çıkmasını pek az kimse izah edebilmiş ve edebiyat tarihi bunu tesadüfe yormuştur. fakat bunun kasten tasarlanmış birşey olduğu şüphesiz gibidir. o anda ilim ve edebiyat sahasındaki inkılâp avrupa kıtasında da çoktan almış yürümüştü. bacon seyahatleri esnasında italya'da yeni kültürün yükseldiğine ve fransa'da rönesansa şahit oldu. fransa'da pleiade denilen 7 kişilik bir grup lisanı ıslah ediyor ve klasiklerden yeni yeni terimler alıyordu. bu grup bunu bir kazanç arzusu duymadan yapıyordu. bacon memleketine kafasında buna benzer bir fikirle döndü. gençliğinde bile bacon'ın zihninde, ilimde baştan aşağı bir inkılâp yapmak için kuvvetli bir fikir beslediğine dair kayıtlar mevcuttur. üniversiteyi 'öğretilecek her şeyi öğrendiği için' terketmek istemiştir.

    ingiltere bu sırada yavaş yavaş barbarlık devrinden kurtuluyordu. taassup (sade büyücülük yüzünden binlerce kişi idam ediliyordu), cehalet ve zulüm hüküm sürmekte idi. işte böyle bir devirde kendi ağzı ile 'bütün bilgiyi kendine vazife' edinen bacon muazzam planına başladı ve bu plan zamanla hayatının en kuvvetli ihtiraslarından biri oldu. shakespeare piyesleri terbiyevi gayeler ile dolup taşar. ve onu takip eden "denemeler" (sermones fideles sive interiora rerum) bunu fazlasıyla ispat eder. büyük emellerle yazılmış bu eserlere kim kazanç hırsıyla yazılmıştır diyebilir? kimse durup dinlenmeden gayesiz bir şey için çalışmaz... bacon'ın gayesi beşeri hayatın ilerlemesi, yükselmesiydi." (sf.17-18)

    ellis'in bu değerlendirmesine ise katılmamak elde değil, en azından bacon'ın niyetleri, gayeleri bakımından. öyle ki bacon'ın neredeyse her yazısında bir aydınlanma refleksi duyumsarsınız, ancak bu aydınlanmada bacon'ın kendisine biçtiği rol sadece ve sadece "hakikat"i göstermektir. zaten kendisine atfedilen bir söz üç aşağı beş yukarı şöyledir: "ben bir dizge yaratmadım, ancak benden sonra gelecek olanların önünü aydınlattım." tabi buradaki aydınlanma anlayışı, daha sonra tümüyle küresel sömürü düzeninin temelini oluşturmuştur. örneğin koloniciliğe, sömürgeciliğe bakış açısı nettir bacon'ın (bkz. coloniae eminent inter antiqua et heroica opera), dinde birliği de dinin yücelmesi için değil de, dine karşı tepkilerin azalması için savunur. devlete ve krala karşı işlenmiş suçları tanrı'ya karşı işlenmiş büyük günahlar olarak görür. ülkedeki isyanların, başkaldırıların önlenmesi yolunda en az macchiavelli kadar devlet adına firewallvari öneriler de bulunur. onun "ilmin ilerlemesi"nden anladığı şey doğa karşısında insanın "büyük sömürgen" hale gelerek bir nevi tanrılaşmasıdır. bacon'ın rosicrucians ve masonlarla ilişki içinde hatta en büyük üstatlarından biri olarak görenlerin temel verileri de zaten bacon'ın ibu pragmatizme ve opoortunizme dayalı ilim anlayışında yatar. amerika'nın medeniyet alemine katılışındaki, kuruluşundaki gizli örgütlerin rolünü inceleyen secret mysteries of america s beginnings adlı belgeselde de benzer bir söylem vardır. ellis de aynı görüştedir: "bugün bütün devirlerin en büyük adamına karşı dünyanın ne kadar borçlu olduğunu pek az kimse takdir edebiliyor." (sf.19) fbrt yani "francis bacon research trust"ın kurucusu, kendini "baconian-rosicrucian" olarak tanımlayan peter dawkins'le (http://en.wikipedia.org/wiki/peter_dawkins_(fbrt)) yazışma imkanı bulmuştum. kendisinden işittiğim en büyük övgülerden biri, bacon'ın antik mısır ile günümüz dünyası arasındaki en büyük köprü olduğuna dairdi. tabi dawkins bir "wisdom" yani" bilgelik" arıyordu bacon'da, ellis'te ve diğer "shakespeare'i bacon yazdı" iddiasında bulunanlarda da aynı heyecan ve ateş var. örneğin türkçe yayınlanan en büyük mason dergisinin kıdemli yazarlarından baha çalt'ın francis bacon'ı da benzer bir surettedir. "bizim adamımız" tavrı ağır basar, okültlüğün sinmiş olduğu bir tavırdır bu. dawkins'in yunan ve roma değil de, daha eskiye antik mısır'a kadar gidip bacon'ı bir köprü olarak görmesinde de bu yatar zaten. bu yüzden shakespeare bir köylüden ziayde bacon gibi bir "gizli amaçlarıyla" ilmi yüceltmeye çalışan, genel kültürü ve felsefe-bilim'de yeni araç'ı (novum organum) öneren bir zihnin tıpkı amaçları gibi metotlarıyla da hala insanlığı şaşırtıyor olması kaçınılmaz olmuştur. shakespeare'e atfedilen eserlerde şiirden hareketle ulaşılan ahlaki nasihatlara, bacon'da düzyazıyla ulaşırsınız. yani iki farklı adam ancak ortak özellik söz konusu. o halde zayıf halkalardan birini atarsanız, yer yer okültizme meyleden daha güçlü halkaya sığınmış olursunuz. hatta bu halka öyle söylentilere sebep olmuştur ki, yukarıda adını andığım belgeselde kraliçe elizabeth'le kafa kafaya veren francis bacon'ın yeryüzünün en büyük, en yenilmez nation'ını yaratmak için felsefi temelleri attığı bile söylenmektedir. hatta bu nation'ın son padişahı da gazetelerde, dergilerde maymun şeklinde resmedilmesine pek alışık olduğumuz (jr.) g.w. bush'tan başkası değildir! bunca aristokratik keşmekeş arasında, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz stratford'lu bir köylünün lafı mı olur!

    ellis'in anlattığına göre bacon'ın bir arkadaşı gitmiş de stratford'lu shakespeare'e para vererek onun adının kullanılabilmesini sağlamıştır. hatta shakespeare'in hayatından şöyle bir bahseden yayınlarda geçen "shakespeare'in birden zenginleşmesi" hadisesini de buna bağlıyor, hem de shakespeare'den "madrabaz" diye bahsederek! (sf.21)

    gelelim bazı somut kanıtlara (şu ana kadarkiler soyut muydu?), snapshot bir şekilde aktarmaya çalışayım:

    1- bacon'ın not defteri anılan, bugün british museum'da bulunan the promus, ingilizce ve yabancı dillerden mürekkep ibare ve zarif sözlerle doludur. bu o dönem için yeni bir şeydir. bu ibarelerden pek azı sermones fideles'e girmiş olup, çoğu shakespeare'e atfedilen piyeslerde geçmiştir. örneğin "good morrow, good matins, bon jour, good day to me and goot morrow to you vs." ellis şöyle diyor: "bacon'un bilinen eserleri ile piyesi arasında daha bunun gibi yüzlerce benzerlikler bulmak kabildir. felsefi (phrases) ibareler, ifade şekilleri, klasik benzerlikler, bilgi ve fikirler her hususta müşabihtir. mr.cowden clarke'ın, shakespeare'in 'karakteristik' üslûp şekilleri arasında seçtiği 53 misalin hepsi de bacon'ın nesirlerinde bulunmuştur. 'good dawing', bacon'ın not defterine 1596 senelerinde girdi ve bu tabir o zamana kadar basılan kitapların içinden yalnız bir tanesinde çıktı. o da 1608'de neşredilen 'kral lear' de." (sf.22)

    2- ellis'in bacon'da ve shakespeare'de geçen ortak tabirlere şöyle örnekler veriyor:

    shakespeare: "many men that stumble at the threshold"
    bacon : "to stumble at the threshold"

    shak.: "thought is free"
    bac.: "thought is free"

    shak.:"he will fence with his own shadow"
    bac.: "to fight with a shadow"

    shak.: "what's done cannot be undone"
    bac.: things done cannot be undone"

    shak.: "loan oft loses both itself and friend"
    bac.: "he who loans to a friend loses double"

    shak.: "plucking the grass to know where sits the wind"
    bac.: "we usually try which way the wind bloweth by casting up grass"

    shak.: "sense sure you have, else could you not have motion"
    bac.: the ancients could not conceive how there can be motion without sense"

    shak.: "the ill wind which blows no man to good"
    bac.: "an ill wind that bloweth no man to good"

    shak.: "call me not fool, till heaven hath sent me good fortune."
    bac.: "god sendeth fortune to fools."

    (http://www.sirbacon.org/shakespearemyth.htm)

    3- her iki yazar da güneşten "titan" diye söz ediyor.

    4- stratford'lu kasap çırağına mal edilen ilk eser bacon'ın arkadaşlarından southampton earl'üne ithaf edilmiştir.

    5- 1623 'te basılan büyük folio, bacon'ın sıkı arkadaşlarından olan pembroke ve montgomery earl'üne ithaf edilmişti. şunun da altı çizilmeli, shakespeare öleli 7 sene olmuştu! bu konuda ellis'in açıklaması şöyle:

    "1623'te basılan folio 36 piyesten mürekkeptir. bunların içinde bazıları evvelce ayrıca basılmıştı ve folio'da bu piyesler tekrar neşredildiği zaman esaslı değişiklik yapılmış, yeni sahneler ve yüzlerce yeni satır ilave edilmiştir. piyeslerden 5'i evvelce hiç duyulmamıştı. bütün bu değişiklikleri yapmayı elzem gören ve yapabilecek olan kim olabilir? unutmayalım, shakespeare öleli 7 sene olmuştu. bacon sağsalimdi ve orada piyeslerle birlikte bazı bilinen eserlerini de neşretti." (sf.24)

    6- "o devrin en büyük tiyatro müdür ve rejisörlerinden philip henslowe (bugün halâ muhafaza edilen) bir muhtıra tutuyordu ve muhtıranın içinde müelliflere ve eserlerine mukabil paraların hesabı kayıtlıdır. bu muhtırada o devrin hemen bütün dram muharrirlerinin isimleri kayıtlıdır. shakespeare müstesna. henslowe'un bu tarihî vesikasında ne shakespeare, ne sahgsber, ne de shakspur adı mevcuttur. 1594'ten sonra bütün piyeslerin basılmadan evvel kaydettirilmesi lâzımdı. shakespeare'in adına hiçbir şey kayıtlı olmadığı gibi, devlet kırtasiye dairesinde çalışan memurlar da hakikî muharrirle hiçbir zaman karşılaşmamışlardır. bacon'ın gizli kalmak hususunda sebebi vardı, shakespeare'in yoktu." (sf.24-25)

    7- " venus ve adonis canterbury başpiskoposu dr. whitgift'in hususî müsadesiyle kırtasiye kayıtlarına ithal edilmiştir. halbuki ayni zat evvelce bu gibi açık seçık mahiyette kitapları bastırmamıştır. bu iltimas neden? çünkü başpiskopos cambridge'de bacon'ın hocası iken onu çok severdi: shakespeare denilen adamı nereden bilecek?" (sf.25)

    8- "şayet bacon bu piyesleri yazmamışsa bu büyük adamın onbeşle-kırkdört yaşları arasında kalemi boş durmuş demektir. muazzam bir gaye ile dolu olan bir muharririn hayatının en mühim senelerinde bir eser yazmadan oturduğuna kim inanabilir? kaldı ki bütün kayıtlar bacon'ın durup dinlenmeden çalıştığını gösteriyor. bacon'ın bol olduğu seneler piyeslerin yazıldığı tarihlere tesadüf ediyor." (sf.25-26)

    9- "mülliflerin çoğu kendi anladıkları şahıs ve eşyadan bahseder ve kendi içinde bulunduğu muhitten ilham alır. nasıl oluyor da stratford'lu okumamış bir köylü, eserlerinin hemen her mevzuunu kral ve saraylıların hayatından, ecnebi saraylarından veya uzak yerlerden seçmiş? asillerin hangisi evvel, hangisi sonra gelir? veyahut ruhani meclislere dair teknik malûmatı nasıl bilebilir? bu, bacon'ın ingiltere ve hariçteki hayatıdır. bismarck, piyesler müellifinin mutlak büyük devlet işleriyle alâkalı olduğunu ve siyaset aleminde bulunması icab ettiğini yazmıştır." (sf.26)

    10- "bacon gençliğinde masque ve piyes yazdıktan başka, fransız ve italyan piyesleri ile de uzun zaman meşgul olmuştur. herhalde birçok ingiliz dram muharririnden ve bilhassa londra'da ancak iki üç sene kaldıktan ve cemiyetin en aşağı tabakasına karışıp ilk piyesini yazan shakespeare'den tiyatroya dair daha ziyade tecrübesi vardı." (sf.26)

    11- "diğer piyesler ingiltere tarihine ve iki gül muharebelerine aittir. bu, richard ii, den henry viii'e kadar olan devredir. ve arada henry vii eksiktir. bacon bu boşluğu henry vii'nin nesren tarihini yazmakla doldurur. piyeslere dahil olmayan bir devrenin bacon tarafından tarihi yazılması çok şayanı dikkat değil mi? shakespeare mütehassıslarından mr. bengough, henry vii'yi shakespeare'in 'king john' isimli piyesi ile mukayese etmiş ve şu benzerlikleri bulmuştur: 22 istiare, birçok iki manaya gelen kelimeler, 9-10 acayip ibare, 20 veya daha fazla bambaşka manada kullanılan kelimeler. piyesin bir sahnesindeki 21 cümle henry vii' nin 3 sayfasında ayni manada tekrar edilmiştir. ve daha garibi, henry vii, shakespeare piyesi viii inci henry'nin tam başladığı noktada bitiyor. piyeslerin hemen çoğunun mevzuu o asırda ingilizce'ye tercüme edilmemiş eserlerden alınmıştır. bunlar shakespeare'in hayatı ile kabili telif değildir. fakat bacon'ın hayatına tarih, vak'a, fikir ve his bakımından tıpatıp uyuyor." (sf.27-28)

    12- " the two gentlemen of verona bir ispanyol hikayesi üzerine yazılmıştır. bacon'ın not defterinden ispanyolca'ya ait malûmatı olduğunu biliyoruz. bir dram muharriri işine elverişli bir mevzu bulmadan evvel belki elli hikaye okur. shakespeare kitapsız, seyahatsiz bunu nasıl becerebilirdi?" (sf.29)

    13- "1593'te bacon tefeci spencer'den ödünç para aldığı zaman çok sıkıntı çekti; imdadına kardeşi anthony koştu. bu vak'a isimlerde ufak değişikliklerle 'the merchant of venice'de yazılıdır. antony, basanio'yu shyloek'un pençesinden kurtarır. bu hikaye o zaman ancak orijinal aslından okunabilecek italyanca bir eserden alınmıştır." (sf.29)

    14- "1611'de the tempest basıldı. bu eserde bermuda adı geçer. denizciliğe ait tabirler bu hususta teknik malûmatın tam olduğunu gösteriyor. 'rüzgarların tarihi' 'med ve cezir' vs. gibi yazılarında bacon bunu ispat etmiştir. shakespeare bu sırada londra'yı terketmiş bulunuyordu. ve hayatında denizi hiç görmediğine bin şahit vardı. doğrusu bunu öğrendikten sonra iki dakika durup düşünmek icabeder." (sf.30)

    15- "william harvey kanın deveranını 1619'da keşfetti. bu vak'a piyeslerde geçmiştir. fakat shakespeare 1616'da öldüğüne göre bu satırları onun yazmasına imkan olamaz. bundan daha inandırıcı ne olabilir?" (sf.31)

    16- "'timon' plutarkhos'un hikayelerinden alınmış olup, daha yunanca'dan tercüme edilmemişti." (sf.32) bacon, sermones fideles'te ve diğer eserlerinde timon hikayesinden söz eder.

    17- "'the comedy of errors plautus'un daha ingilizce'ye tercüme edilmemiş bir eserinden alınmış ve 1576'da kraliçenin huzurunda oynanmıştır. shakespeare bu sırada stratford'da ve henüz 13 yaşında olmalıydı. bu eser ikinci defa 1594'te francis bacon'ın hanında bizzat bacon'ın rejisörlüğü altında oynandı." (sf.32)

    18- "macbeth'te mahallin coğrafi vaziyeti ve iskoç örf ve adeti hakkında harikulade bilgi mevcuttur. sir edwin durning - lawrence bart, içinde duncan, banquo ve macbeth'in hikayeleri geçen buthana'nın 'historia scotica' adlı eserinin çok nadir bir nüshasını gördüğünü yazıyor. bacon bu kitabın içinden bazı notlar almıştır. bu notlar, şüphesiz, piyesi için hazırlandığını gösteriyor." (sf.32-33)

    19- "dr. butts'ın hayatı hakkında içli dışlı malumatı olmayan hangi dram muharriri bu şahsı adı geçen piyese sokabilir? butts'ın bacon ailesi ile çok yakın rabıtası vardı shakespeare bütün bu şahsî malûmatı nasıl haiz olur?" (sf.36)

    20- "the winter's tale'da perdita'ın sicilya asilzadelerine çiçek demetlerini takdim ederken söylediği sözler bacon'ın bahçaye dair denemesi nin (sermones fideles, de hortis) hemen kısa bir hulâsasıdır." (sf.37)

    21- "piyeslerde ne zaman william adı geçse hep cahil ve alay edilen biri oluyor. shaksepeare alay edilip küçültülecek kendi adından başkasını bulamaz mıydı?" (sf.38)

    22- "aristoteles siyasi felsefeye dair yazmış ve (troilus and cressida) ya bu ahlakî felsefe diye yanlış olarak geçmiştir. bacon büyük eseri 'advancement of learning'de aynı şeyi yanlış olarak iktibas etmiştir." (sf.39)

    23- "bruno'nun garip felsefe fikirleri shakespeare piyes ve sonnetleri içine gömülüdür. bruno'nun eserleri ile en yakından alakadar olan bacon'dan başka birinin adını bulmak müşküldür. shakespeare'in bruno'yu bilmesine imkan olamaz zira o daha statford'da iken bruno ingiltereyi terketmiştir." (sf.39)

    24- "

    'henry vi, i.'den iki satır:

    "vaatlerin adonis'in bahçeleri gibi birgün tomurcuk açıyor, ertesi günü meyva veriyor"

    münekkitler bu satırların menbaını bulmak için çok uğraşmışlardır. bu nihayet platon'un 'phaedrus'unda bulunmuştur. shakespeare'in zamanında daha tercüme edilmemişti. 'adonisin bahçeleri', bacon'ın british museum'da duran not defterlerinde kayıtlıdır." (sf.42)

    25- "othello 1622'de yeni ilavelerle neşredilmiştir. shakespeare bu sırada öleli altı sene olmuştur. ertesi sene othello büyük folio da diğer eserlerle birlikte 160 ayrı harikulade güzellikte yeni satır ilavesiyle neşredildi. shakespeare hala buz gibi ölü idi!" (sf.43)
    ...

    bacon'ın shakespeare'e atfedilen eserleri yazmış olduğuna dair bu somut kanıtlar daha da çoğaltılabilir muhakkak, çoğaltılmış da olabilir zaten. en başta söylemiş olduğum şeyi de göz önünde tutarak bir hususun altını çizmeliyim sanırım. iki çağdaş edebi kişiliğin aynı bilgilere, aynı görgülere mazhar olması kaçınılmazdır doğal olarak, ancak bacon'ın shakespeare'e göre aristokrat çevresinin kendisine sunmuş olduğu entelektüel birikim ile shakespeare hakkındaki bilgi eksikliğimiz bu teoriyi sağlamlaştırıyor. yarın öbür gün catullus'un şiir tableti gibi, (yüz)yıllanmış bir şarap fıçısı içinden shakespeare'e ait türlü türlü bilgiler çıkarsa bilemem ama en azından şimdilik dönemin ingiltere'sini ve bu iki (teori gereğince "tek") büyük kafayı tanımak bile bu teorinin araştırılmasından elde edilecek en büyük kazançtır! ben en azından kendi adıma söylemeliyim ki, bu kazançtan çok yararlandım sanırım, umarım entirinin okuyucuları da aynı yararcı tutumdan muzdariptir şu an, sondan bir önceki şu satırı okurken!

    "natura occultatur saepenumero, interdum vincitur, raro extinguitur."

    notlar:

    1. a. serdar öztürk, othello bağlamında insan: politikada insanın değeri,sosyal bilimler enstitüsü dergisi, s.21, yıl:2006/2 (441-451 s.)
    2. walter ellis, shakespeare efsanesi, çev. sacit polater, x yayınları, istanbul 1999.
    3. mme stael, edebiyata dair, çev. safiye - vahdi hatay, sf.192-193, meb yay., batı klasikleri 1997.
    4. d. mallet, the life of francis bacon, p.3-4, pub. st. clement’s church, london 1740.
  • (bkz: #13752940)
  • kimi evreka ve evrak tutkunları (bak sen şu söz oyununa hele) kimi zaman aceleyle paralellik kuruyor shakespeare ile bacon arasında; işte bu da, "francis shakespeare ya da william bacon" yaklaşımının köküne dinamit koyuyor.

    edwin reed'in (bacon and shakespeare parallelisms, p.231, kessinger publishing, 1998) bacon ile shakespeare arasında kurduğu paralelliklerden biri de, her iki yazarın da (ya da sadece bacon'ın) evrenbilim konusunda geocentric yani ptolemaeusçu "dünya-merkezli evren" düşüncesinde oluşudur.

    shakespeare:

    "the heavens themselves, the planets, and this centre observe degree."
    troilus and cressida, i.3 (1609)

    bacon:

    "recte terrestrem naturam sapit. terra enim suo stat fixa centro, ubi quae affinia coelestibus sunt omnia moventur super centrum alterius, cui benefaciunt." ("yeryüzünün doğasına da uygun olan budur. çünkü gökyüzündeki cisimlerin her biri, yararlandığı bir diğer cismin odağında dönerken, yeryüzü kendi merkezinde hareketsiz durur.")
    sermoes fideles sive interiora rerum, xxiii. de prudentia quae sibi sapit (1607-1612)

    her ikisi de aynı çağda yaşamış, aynı okullardan yetişmiş, aynı kültürün göbeğinden filizlenmiş ve bir nevi aynı renkte çiçek açmışlar, olamaz mı? zaten eserlerin yayınlandığı tarihlere dikkatinizi çekmek isterim: 1609-1607-1612 yani copernicus'un de revolutionibus'unun yayınlandığı ve yaygın bir şekilde ilim adamlarının eline ulaştığı tarih 1543'tü. yaklaşık 60 yıl içinde tüm ingiltere'nin (dolayısıyla tüm avrupa'nın) aristoteles ve ptolemaeus'a dayanan yani yüzyılların birikimini bir kenara koyup birden geocentric düşünceden heliocentric düşünceye geçmiş olabileceğini ya da geçmesi gerektiğini düşünemeyiz ki. kaldı ki thomas s. kuhn diyordu ki, bu eser (de revolutionibus) yayınlandıktan sonra en az 2 yüzyıl boyunca avrupa'nın en yetkin matematikçileri dışında çoğu ilim adamı tarafından anlaşılamamıştı ki, bunun etkisi hemen bizim bacon ile çağdaşı shakespeare'de hissedilebilsin. o. gingerich de diyordu ki bu eseri yüzyıllar boyunca (19. yy.'a gelinceye değin) topu topu 10 küsür kişi tam anlamıyla okumuştur.

    edwin reed'in bulduğu bu paralelliğin, bacon'ı shakespeare'in tragedyalarının gizli yazarı yaptığını düşünmek fazla acelecilik olsa gerek. kaldı ki bacon'ın hiçbir eserinde copernicus'un adı geçmediği gibi, teorisinden de bahsedilmez. o dönemde ingiltere'deki en seçkin entelektüellerden olan bacon'ın yeni teorilerden haberdar olmadığını bile söyleyebiliriz; kaldı ki bacon'ın kötü bir okuyucu ve matematikçi olduğu da söylenmiştir. birçok yerde "aristoteles'i eleştiriyorum" derken aslında aristotelesçi skolastikleri eleştirdiğinin bile farkında olmadığından, kimi zaman aristoteles'in eserlerinde geçmeyen iddiaları ona yonttuğu da olmuştur. en nihayetinde yaşamına ve aldığı eğitime dair (bacon'ınkiyle karşılaştırıldığında) doğru dürüst bir şey bilmediğimiz shakespeare'i bir kenara koyarsak (kaldı ki seçkin gökbilimcilerin bile zor anladığı ve arthur koestler'in, uyurgezerler'inde "tarihi değiştiren kitaplar içindeki en okunamaz olanı" dediği de revolutionibus'u shakespeare hangi eğitimle anlayacakmış o da ayrı bir konu), ingiltere'de bu dönemde geocentric-heliocentric ikilemine dair ilim adamları arasında şiddetli bir çarpışmanın olmadığını bile söyleyebiliriz. bu paralelliği yeniden düşünmek ve değerlendirmek gerek.