şükela:  tümü | bugün
  • genel kanının aksine neredeyse tamamı yahudi alman akademisyenlerden oluşur.
  • ilk be$i a$agidaki gibidir:

    (bkz: jurgen habermas)
    (bkz: walter benjamin)
    (bkz: theodor adorno)
    (bkz: max horkheimer)
    (bkz: herbert marcuse)
  • jurgen habermas ba$ta olmak uzere, hangisi ki kamu ve bireyden bahseder, bir etkile$imin olmasi gerekliligi noktasinda lafi dolandirir dururlar. sebep, bu etkile$imde kullanilmamasi gereken, tabu, bir kelimedir: devlet. eger i$in icine kamu-birey ili$kileri acisindan bir arabulucu kurum olarak devlet girerse, birisi biryerlerden "amanin, fa$issst, aman ha yandim nazi!" der diye, asla devlet kelimesi gecmez, ya da gecti mi de iyice dolambacli bir anlatinin parcasi olarak gecer. bir ulkenin yakin tarihinin teoriye yaptiklari, teorisyenlere yaptirttiklari acisindan ilginctir.
  • özgün adi „institut für sozialforschung“ olan bu ilim-irfan yuvasi 1923 yilinda kurulmustur. 1932’de horkheimer’in yönetiminde enstitünün teorik yayin organi "zeitschrift für sozialforschung" (sosyal arastirma dergisi) weimarer cumhuriyeti’nin son yanan isiklarina gözlerini acmistir (malum, hitler 1933’te basa gecti). derginin agirlikli konusu „eleştirel teori“ydi.

    almanya’ya fasizmin gelecegini sezinleyen enstitü 1933’te önce paris’e sonra abd’ye göc etti.
    adorno ve horkheimer’in savastan sonra frankfurt üniversitesi’ne geri dönüsü 68 kusagi icin büyük anlam kazandi ve elestirel teori sosyolojideki akademik tartismalara damgasini vurdu.
    bu enstitünün en büyük kazanimi, otoriter karakter üzerinde yaptigi analizdir.
    oskar net ve jürgen habermas, adorno/horkheimer ikilisinin ölümünden sonra enstitüyü temsil etmeye baslamislardir.
  • "psikanaliz ne yapsın bize" diyor svevo ..freud "fanatik hijyenistlerin ya da terapistlerin" tutumunu kınıyordu; bunlar nevrozların asıl zorunluluğunu unutuyorlardı.. "dünya ne yazık ki diğer tükenmez dertlerle doluyken, nevrozların kökünü kazımak amacıyla bu tür fedeakarlıklar gerçekten gerekli midir?" "ızdırap çeken kimseye varoluş mücadelesinde hayli kolaylıklar sağlar"
    lacan'da bunun semptom olarak gördük "nevrotik hastalarımızın hastalıklarından vazgeçmelerinin bedelini ödeyemeyeceğimiz şeklindeki yakınmanızın tamamen haklı olduğuna inanıyorum. ama bana öyle geliyor ki terapinin değil daha çok toplumsal kurumların hatasıdır. "freud ..bakın şimdi adorno'nun alıntılamayı sevdiği bir frued cümlesi:
    "ayrım yapmayan bir sevgi bana öyle geliyor ki kendi nesnesine haksızlık ederek değerinden birşeyler yitirir" bütün bağlılıklardaki sevgisizliği anlatıyor...çokeşliliği muştuluyor

    soğuk ve sevgisiz bir dünyada evrensel sevgi ve duyarlılık olanaksızdır; somut olmaya kalkışılsaydı çabuk tükenilirdi

    çoğun özne sadece ideolojiktir...baskıcı toplumun bir aletidir

    adorno, kierkegaard'ın sevgi kavramını eleştirirken bu yöndedir

    kierkegaard'ın romantik melankolik sevgisinde sessiz kalan o aşık ama erdemli (hatta aşka imanlı) şövalyenin mazoşist aşkını nesneye karşı kayıtsız..içsel...salt öznel...konformist...ve ideolojik bulur

    fetişleştirilen sevgi soğuk ve duygusuz bir özü(güncel dünyaya karşı kayıtsızlığı) açığa vurur

    "sevginin bu diyalektiği sevgisizliğe yol açar" adorno

    yoksul sınıflardaki nevrozların iyileşmeyi olanaksızlaştıran bir varoluş nedeni olarak sevgi :))

    bilgi ise sunulan mutluluğu tahrip eder...

    "ötede bir yerde falan değil, burada yeryüzünde çoğu insan bir cehennemd yaşıyor. schopenhauer bunu çok iyi görmüştü. beim bilgilerim kurumların ve yöntemlerim de insanlar kendilerini bundan kurtarabilsinler diye onları bu cehennemin bilincine vardırma amacına yönemliktir." freud

    adorno'nun yanıtı :

    "iyileştirilen hasta, deli bütüne uyum göstererek gerçekten hastalanır"

    bu adorno'nun "cinselliğin cinselliğinin giderilmesi " kuramı ile flört eden düşüncesidir

    şeyleşme kavramı şeyleştirilmemelidir şeklindeki marksist revizyonizm tekeşliliği parçalayın sloganına dönüşür

    çözümler çözümsüzlüğü çoğlatmaktadır

    başka bir freud eleştirmeni marcuse ise "ego'nun şeyleşmesi"nden bahseder

    ve bu kavramı adornunun içinde bulunduğu frankfurt okulu düşünürlerinin kitabı olan "otoriter kişilk"te okuruz
    psikolojizm karşıtı olan adorno "düşüncenin yasalarının geçerliliğinin egonun ortaya çıkışından tamamen bağımsız olduğu yargısı ters yöndeki düşüncenin yasaları kadar hatalıdır"
  • ignorance is bliss dedirtir adama. defalarca, defalarca..
  • dünyaya her geçen gün daha hakim olan pragmatizm ve davranışçı bilim anlayışının yaratacağı irin patlamasını önceden sezmiş, ortaya koymuş ve hala da teşhislerin güncelleyen temsilcileri olan bir akademik, eleştirel ekol.
  • son donemınden marksizm'i yeniden inşayı amaclayan batı marksiziminin kurucularının oluşturmus oldukları catı.
  • alman devrimine ihanet eden spd’nin başında bulunduğu weimar cumhuriyeti’nde, 1923’de frankfurt toplumsal araştırma enstitüsü adıyla kurulan bu okul, özünde marksist düşünceyi çarpıtmaktan, anlaşılmazlığa sürüklemekten ve onu akademinin duvarlarının içine, profesörlerin kürsülerine hapsetmekten başka bir şey yapmamıştır