şükela:  tümü | bugün
  • madem kimse doldurmuyor bari ben doldurayim uktemi...

    yonetmenligini gerald mcmorrow yaptigi, basrollerde eva green'in, sam riley'in, bernard hill'in oldugu bilimkurgu filmi. gorsel anlamda guzel gibi ama film nasildir bilinmez.

    trailer'ini suradan izlebilirsiniz,

    http://www.youtube.com/watch?v=zau-jf1pbsw
  • 3'ü londra'da 1'i meanwhile city adı verilen paralel evrendeki bir şehirde geçen 4 öyküden oluşuyor film. paralel evrende geçen hikayenin başrol oyuncusu ise jonathan preest karakterini canlandıran ryan philippe
  • süper şatafatlı başlayıp hafif hayal kırıklığıyla biten filmdir. şöyleki;

    --- spoiler ---

    filmin başında gayet ilgi çekici olan farklı inanç sistemleri üzerine inşa edilmiş futuristik paralel evren hikayesi, filmin ortalarından itibaren yani gerçek hikayeyle kesişmesiyle beraber ışıltısını maalesef yitiriyor ve klasik bir şizofreni hikayesine dönüşüyor. bütün o güzelim dark city atmosferi adamımızın(bkz: ryan philippe) hayal gücüyle sınırlanıyor ve hatunun(bkz: eva green) intihar üzerine kurulu hikayesiyle çok zorlama ve tesadüfi biçimde birleşiyor. yine de farklı gelecek tasvirleriyle ilgili filmleri sevenlerin dikkatini çekebilir...
    --- spoiler ---
  • bi arkadaş "kadere inanma kadersiz kalma" sözleriyle özetledi bu filmi, iyi de yaptı bence. paralel evren sahneleri çok etkileyiciydi, genel olarak müzikler de öyle ama "ama" dedirten bir film*
  • bazıları için hafif hayal kırıklığıyla başlayıp süper şatafatlı biten filmdir (bkz: görelilik). şöyle ki :

    --- spoiler ---

    equilibrium benzeri, v for vendetta kolpası, sin city atmosferine bezenmiş franklyn'in hikayesi (ki zaman zaman "tanrı var ise iyi insanların başına neden kötü şeyler geliyor ?" sorgulamasına girişmişliği de vardır. evet.) action sahneleriyle az çok heyecanı canlı tutarken, ilgi manyaklığı sebebiyle seri intihar teşebbüslerine girişen genç bir kızınki olan emilia'nın hikayesi, eva green'in tüm tanrısallığına rağmen, diyalogları sebebiyle "yapmayın kardeşim!" cümlesini tetikleyebilir (yine de, küvetteki intihar sahnesi öncesi yaptığı dans kendisine son derece yakışmıştır.). kendisine neden köpek ismi verildiğini anlayamadığım milo kardeşimizin hikayesi ise notting hill'e hafifçe dokundurulduğu fikrini uyandırabilir (ki notting hill'e dokunan karşısında beni bulur, peşinen söyleyeyim.). oğlunu arayan cefakar emmide ise (tamam evlat acısı bambaşkadır, eyvallah) baştan beri bir çakmalık sızıntısının mevcut olduğu tespit edilebilir.

    filmin sonları ise (sırf beklenmediğinden değil sanki) bu karakterlerin farklı özelliklerinin ortaya çıkarılması suretiyle insaniliğin (sevgi, beklenmezlik, kırılganlık, aptallık...v.s.) vurgulanmasına hizmet eder ve kimilerini "now you're talking!" benzeri bir coşkunluğa sevk edebilir. bu da şöyle ki; "amınıza koyacam ulan!" halet-i ruhiyesindeki anti-dinci, denyo abimiz olan franklyn'in aslında kız kardeşinin ölümünden sorumlu tuttuğu dindar babasına karşı duyduğu gayet bireysel tepki sonucunda militanlaştığını görürüz. bunun yanında, zamane dişi ergeni psikolojisine sahip, nevrotik ablamız olan emilia hatunun babasının uygunsuz davranışları sonucu cozuttuğunu anlarız. ha keza, kırılgan romantik milo yoldaşın hayatının kadını olan çocukluk aşkıyla tekrar birleşmesi sonucuyla biteceğini öngördüğümüz hikayede, gerçekte, asıl aşk nesnesinin onu terk eden kötü kadın x olduğu su yüzüne çıkar (yani, milo'nun kaderinde olan kadın çocukluk aşkı değildir. hikayedeki aşk kavramının merkezinde yer alan kadın x'tir çünkü milo onu o kadar sevmiştir ki terk edilince hayali arkadaşını yeniden canlandırmıştır. hatta ona bir şekilde fark ettiği emilia'nın fiziksel özelliklerini atfetmiştir. bu da rastlantıdan meydana gelmiş bir heyecanın sonucudur. ahanda sana hayat! ). çakma cefakar emmi ise (yüzüklerin efendisi'nde de boyuna küfür etmiştim lavuğa, aptal bir insan bence kendisi (bkz: erol taş).) aşikar edilmese de kızının ölümünden, kısmen de olsa, sorumludur bana kalırsa. halbuki efendi bir adama da benziyor, tiyatro aktörü gibi. neymiş adı ? bakalım: bernard hill.

    --- spoiler ---

    kısacası, ters köşe filmi. o kadar da matah da bir şey değildi ama güzeldi bana kalırsa.
  • fragmanındaki aksiyon sahnelerine aldanıp gittiğim hatta arkadaşlarımı da götürdüğüm film.

    --- spoiler ---

    senaryolaştırma aşamasında şekil yapalım derken gereksiz yan karakterler yaratılmış. o kadar gereksizki yönetmen oyuncuları kadraja alırken inanılmaz parendeler atmış. o hayali arkadaş muhabbetiyle milo, çocukluk aşkı bilmem ne ve emilia'nın aynı karelere sokulması, film boyunca ne işe yaradığına anlam veremediğim part-time hademelik yapan monk ve de filmin fantastik evreninde john preest'in aşikar olan sahneleri seyirciyi aptal yerine koyarak içsesiyle açıklaması gibi acayip girişimleriyle dumurlara uğrattı.

    --- spoiler ---
  • olabilme ihtimali varken olmamış film.
    filmde benim için en güzel şey ise eva green idi.
  • --- spoiler ---

    serim ve düğümde acaip etkilemiş, kafayı çorba etmiş, görsellikle büyülemiş, çözümde sıçmış fimdir. fantastik paralel evren olayını şizofreniyle bağlamak fena fikir diil ama finalde bişeyler eksikti yahu. milo ile emilia'nın tanışması, ayrılık acısı çekmiş yada hayal kurmayı seven bir insanın başına gelebilecek bir "hayali sevgilinin aynısına rastlama" yanılgısı... kurguyu sulandırmış, tam oturmamış sırıtmış. çok daha farklı bitebilirdi. şizofreninin bir paralel evren kapısı olma olasılığını sorgulayan belirsiz bir final ile bitirilmeliydi. "aa bak görüyo musun! çocuk deliymiş meğersem!" (bkz: e oldu mu şimdi)

    --- spoiler ---

    -nomadrider- ve -the sky over chiba city- spoiler konusunda uyarmışlar. özür dilerim okuyanlardan.
  • enteresan. konusuyla alakasız olarak yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bitirdiğim filmdir.

    ayriyetten. masalsı filmlerde gerçeklik aramak nasıl bir düşünce sisteminin eseridir anlam veremiyorum.