şükela:  tümü | bugün
  • güzel yurdum sinirlari içinde yabanci ülkelerin ve vatandaslarin kurdugu kolejlerin, bir de cumhuriyetin ilk yillarindan beri galatasaray lisesi efsanesinin ithal ve ihraç ettigi kalabalik insan kümesi.
    çok kültürlü ve avamdan çok yukarida oldugunu düsünen lakin büyük kismi yanindan bile geçmeyen (enis batur hariç) küçük daglari biz yaratalim toplulugu.
  • bir ekoldür, adı üstünde.
    çok enteresan, bu gruba gerçekten bok atmaya meraklı tiplerin de olabileceğini ilk kez burada görüyorum. daha önce frankofonların burnu havada olduğu düşüncesine sahip birileriyle hiç karşılaşmamıştım.
    şaşırdım çünkü fransız ekolünün özelliği: kişilere tevazu, hakbilirlik, kadirşinaslık vs. gibi "erdem"leri bolca aşılayarak hayatta mühim olanın örneğin bir amerikan ekolünde olduğu gibi kendine güven, ben bilirim, gayet de iyi bilirim olmadığı, daha derin bir duruşun ve bahsettiğim faziletlerin daha önemli olduğu yönündedir. o nedenle aman oğlum koç gibi işadamı olsun, parsayı götürsün diye düşünen veliler pek bu ekole mensup mekteplere itibar etmez, çocuklarını "kolejlere" yollarlar, bunlar da kendilerinden "koleje gidiyorum" diye bahsederler. fransız okulu öğrencileri ise liseye giderler ama parasını da domalırlar. paranın karşılığını hangar gibi spor tesisi, ultrasonik bilgisayarlı laboratuar olarak almazlar da belli bir "izan" ruhlarına yedirilir, daha sonra seneler geçtikçe anlarlar. fransız okulu/ekolü tarif edilmesi güç manevi bir yatırımdır.
    ergenlikte bazı kafalar karışır eder, o doğaldır ama geçen yıllarla o derin felsefe baştacı edilir, tarif edilemeyecek kıymette ve evladiyelik bir kültür mirasıdır.
    bok atmayı denemeyiniz, o bokçukları dizer dizer kolye diye takarsınız sonra boynunuza.
  • bu ekole uymak, (bkz: sinsi) kelimesinin anlam ve önemini kaybolmaması için var gücüyle uğraşmayı gerektirir. güncel örnek, (bkz: galatasaray)
  • atılan bunca çamura ve nedendir bilinmez genelde gayet de boş insanlar tarafından eleştirilmesine rağmen dahil olmaktan memnun olunan ekoldür. yabancı özentiliğinden çok daha farklıdır, bir kültürdür...
  • fransız ekolünün ne olduğunu tam olarak anlamamış arkadaşların okul isimleri vererek ortaya koyduğu kavramdır. anlamadığınız şey şudur. fransız ekolü, katolik düşünceye isyan etmektir. temelinde çok özet olarak bu var. doğal olarak bu arkadaşlar "ilerici" ve bunun gibi birçok sıfatı taşıyacaklar. diğer yandan bundan ötürü fransız ekolünün olmazsa olmazı laisizmdir. laik düşüncede olmayan birinin fransız ekolünden olması bir anlam ifade etmez. yada fransız lisesinden mezun olmayıp fransız ekolünün etkisinde olan çok insan da vardır.
  • türkiye'deki kolej uzantısı hakikaten yerlerdedir. istisna olanlar mutlaka vardır da gözlemlerim şu yönde:

    - ilkokul 1'den itibaren fransızca dersler almalarına rağmen fransızcaları akıcı olmuyor.
    - gainsbourg ve türevlerinin cinsel devrim yaptığına inanıyorlar. france gall ve türevlerinin kadın istismarına meze yapıldığını algılayamamakla beraber o tür kadınları idealize ederek onlara benzemeye çalışıyorlar.
    - ingilizce bilmiyorlar ama biliyormuş gibi davranıyorlar.
    - genel kültürleri candide, a bout de souffle, yann tiersen ve les miserables'dan ibaret. ayrıca mutlaka bunlardan birine ait görselleri sosyal medya ortamlarında kapak/profil fotosu olarak kullanıyorlar.
    - okul gezisi ile gittikleri paris seyahatlerini ömür boyu anlatıyorlar. paris'i avucunun içi gibi biliyormuş gibi davranıyorlar.
    - kendilerini ayrıcalıklı bir topluluk olarak görüyorlar.

    ilber ortaylı'nın tabiriyle gerçekten yarı cahiller.
  • karşılaştırmalı edebiyat incelemelerinde fransız ekolünün başında paul van tieghem ve jean marrie carre gelir.

    bu bağlamda tieghem batı ve yunan edebiyatı arasındaki ilişkileri ele alır. tieghem'e göre edebiyatta "etki" kavramı önemlidir. çağdaş edebiyatların kendi aralarındaki etkisini ve yine çağdaş edebiyatların eski edebiyatlarla arasındaki etkiyi inceler. metin incelemelerinde yazar-yapıt-düşünce ilişkisini kullanır. romancı olmayıp, edebiyat bilimcidir. metin incelemelerinde zeminine oturttuğu yöntemler metne içkinlik, feminist yöntem, marksist yöntem ve sosyolojik yöntemdir.

    jean marrie carre, karşılaştırmalı edebiyatın, edebiyat biliminin alt dalı olduğunu söyler. carre'ye göre metin incelemeleri bir "etki çalışması" değil, yazarlar ve yapıtlar arasındaki "gerçek ilişkiler" çalışmasıdır.

    edebiyatın malzemesi yazıdır. edebiyat tarihi edebiyat biliminin alt başlığıdır ve yöntem olarak alımlayan-alımlanan yaklaşımını kabul eder.

    (bkz: amerikan ekolü)
  • 5 yaşındaki kızımı bu gruptan bir kolejin anaokuluna yazdırdık. henüz bir ay kadar oldu. verdikleri disiplin ve adab-ı muaşeret kurallarına hayran kaldım. örneğin yemekhanede kurallar var, saçınla oynamak arkadaşlarınla çene çalmak yok gibi.
    önceki kreşine gitmek istemeyen, her sabah ağlayan mızıldayan çocuk gitti, akşamdan çantasını, ertesi gün giyeceği kıyafeti hazırlayan, sabah kendi giyinip bana hadi anne diyen çocuk geldi. bu kadar kısa sürede büyümüş akıllanmış olamaz. demek ki bir ebeveyn olarak da savunduğum ‘ yerinde ve yeterli disiplin’ çocuğa iyi geliyor, serbestlik tam aksine fazla kaçarsa güvensizlik yaratıyor. tabi şahsi fikrim bu. ve belirtmeliyim ki eti senin kemiği benim diyecek kadar gaddar bir anne sanmayın beni. çocuğumun mutluluğu birincil kriterim, ve bunu gözlerinde görüyorum.

    umarım böyle gider, bu entry i zamanla editlerim diye düşünüyorum...