1. film school rejects tarafından yayınlanmış "eleven french films for people who hate french films" başlıklı inceleme/araştırma.
    american filmlerindeki tekdüze anlatıma alışmış kişilerin fransız filmlerindeki anlaşılmazlıktan dolayı fransız filmlerine karşı olaşan ön yargıyı kırmak için hazırlanmış hoş bir metin.
    türkçe çevirisi için,
    http://www.kalemsuare.com/…nefret-edenler-icin.html
  2. jean-pierre jeunet filmleri, bir kaç luc besson filmi ve yabancı dil oskar'ına aday olmuş fransız filmleridir.
    intouchables mesela bu sene yabancı dilde oskar'a aday kesin olur ve de bence alır.

    bakın gasper noe'nin filmlerini bile bu listeye almam...

    çünkü nasıl türk sineması denilince dünyada düşük ritimli fotografik filmler, ufka saatlerce bakan insanların dramları akla geliyorsa bir dönem fransız sinemasından ötürü, fransız filmi denilince akla entelektüel dul kadın dramlarının çok çok düşük ritimle anlatıldığı filmler akla gelmekte...

    fransızlar o dönemde bir de kendi gibi düşük ritimli filmlere deli paye verdiler ve hala vermekteler... cannes bunun abidesi gibi...
    ispanyol sineması denilince akla almadovar geliyor! adamı ayyuka çıkarmışlar: (4 adaylık 2 ödül)
    tesis (1996), mar adentro (2004), abre los ojos (1997) filmlerinin yönetmeni alejandro amenábar gibi yönetmenlerin ise esamesi okunmaz maalesef.
    (cannes de en iyi film ödülünü alan bir tai filmi vardı bulamadım... bir film 15 kerede zorlamayla bitirilebilir mi... o filmi sinemada izleyen insanlara yazık...)

    iran sinemasına deli ödül yağdırıyorlar, ya da kore sinemasına ama bakıyorsun oldboy, cennetin çocukları gibi filmlerin yönetmenlerine değil ritmine göre bir tercihleri var...

    italya'nın tornetore ustasına değil de... aman neyse derdimi aşağı yukarı anlattığımı düşünüyorum...
    (bkz: ekşi sinema top 250) filmleri gibi düşük ritimli filmler seven bir eküri oluşturmuşlar...

    fransız yüksek ritimli filmler de kökenini belmondo ve alain dellon'un kötü ötesi filmlerinden (iyi filmlerini de zaten italyanlar çekmiş) temelini aldığı için kütle halinde çöpe atıyorum... (ben bir tane alain dellon filmi seven sinemanyak tanımıyorum mesela)
    komedileri çekilmez çile... bi ingilizlerin o kalıp soğuk "cambridge" mizahları yok (monty python serisi)
    sinemanı mucidi olsalar da bir hollywood'un slapstik geçmişi gibi bir köklü komedi geçmişleri de yok...
    italyanların mesela köklü bir mizah geçmişi var: commedia dell'arte
    bizim orta oyunuzmu gibi bir şey gerçi o da ama adamlar sahip çıkmışlar sinemalarına bir şekilde yansıtmayı başarmışlar...
    fransız sineması ise bir çiçek ile baharı yaşamayı çalışıyor: francis veber
    linkteki dosyanın bir bölümünü ona ayırdım... eyvallah adam çok komik... ama koca fransız sinemasının komedisini tek başına omuzlarında taşıyor ve o kadar filmi hollywood tarafından tekrar çekilmiş ki :
    dinner for schmucks
    the birdcage
    pure luck
    three fugitives
    adamı fransız sinemasının komedi filmlerinin yönetmeni olarak kabul etmekte zorlanıyorum.

    sonuç olarak fransız filmlerinden nefret etmenin sebebi ritmleridir...
    italyanlar sergio leone'lerle,
    almanlar çok çok yıllar önce fritz lang'lar ile,
    avrupa diğer ülkelerindeki roman polanskisi, milos forman'ı, emir kustururica'sı ile aştığı şeyi onlar deviremediler.
    rusları andrey tarkovskiy nasıl elini kolunu bağladı ise bunları da françois truffaut çok etkiledi...
    bu yönetmenlerin mükemmel filmleri var... derinlik var... anlatmak istedikleri çok önemli şeyler eyvallah ama kendinden sonraki yönetmenlere sadece ritm olarak örnek olmuşlar bu kötü.

    fransız sinemasından nefret ediyorum diyen adama da jean-pierre jeunet filmlerini söylemek de ayıptır (luc besson demek kavga konusu zaten)...
    adamın acayip iyi, mükemmele yakın bir alien filmi bile var... kapiş?

    edit: imla
  3. bir fransız filmi için muhteşem bir isim.
  4. (bkz: subway)

    etmeyenlere de önerilir. herkese önerilir.

fransız filminden nefret edenlere 11 fransız filmi hakkında bilgi verin