*

şükela:  tümü | bugün
  • calvino'nun harika tanimindaki kucuk sepete illa et de koymak isterseniz, etin kendisini buna ikna etmeniz gerekecektir. zira fransiz pisirme standartlarina gore az pismis sayilan hayvanlar genellikle henuz hayatlarini kaybetmemislerdir.
  • dünya üzerinde en ballandırılan mutfaklardan biri olmasına karsın fransızlar bahtsızlık dercesinde yemek zevkinden yoksun kişilerdir. genelde az pişmiş etlerin yanına ekledikleri konserveden yeni çıkmış ve az ıstılmış sebzeler eşlik ederler. ülkemizde pilav olarak bilinen şahane yemegin fransız usulü duru suda haşlanmış pirinçtir. yanına sofrada bulunan paté* ve tuzlu tereyagı eşlik eder. aynı şekilde fransızlar peynir gibi ulu bir besin maddesini içine ot bok karıştırmak suretiyle çok çeşitli ve güzel peynirler yaptıklarını idda ederler. ve peyniri yemeklerden sonra tatlı niyetine yemegi uygun görürler. oysa ne bir tulum, ne bir ezine koyun peyniri olan bu bahtsız mutfakta sabah kahvaltıları kek, croissant ve kahve ile son bulmakta insanlar güne bir zeytin iki parça peynir yiyemeden aç bilaç başlamaktadırlar. bu açlıkla bu ulusun kafalarının çalışması, muhassır bir medeniyet olmaları ise mucize kabilinden bir olaydır.
  • türk kadınlarının rejimde lüks arayışı.
  • fransiz mutfagi icin et tanimlari su sekildedir; cok pismis etler az pismis, orta pismis etler cig, az pismis etler ise canlidir.
    ayrica konu ile son derece ilgili bir baslik icin (bkz: krep).
  • sepete birde kabuklu deniz hayvanlarini koyduk mu tamadir denilen mutfak.
    ah birde eti keserken uzerinize sicrayacak kanlara onlem alirsaniz iyi olur kanaatindeyim.
  • spagetti de la patriote, crepe de la rotation ve escargot du chateau concorde bu mutfağın en lezzetli örnekleridir. *

    (bkz: dallama fransızlar)
  • zavallı fransız halkının bulup buluşturduğu böcek, kurbağa ve envai çeşit mahluku sağdan soldan buldukları salak otlarla lezzetlendirme girişimleri. sonunda kendilerini şaraba vurmuşlardır.
  • (bkz: foie gras)
  • türk mutfağına uzak olduğu için türk insaninin genelde burun kıvırdığı türden lezzetlere sahip bir mutfaktır. türk yemeği dediğiniz biraz rasyonalisttir; tuzluysa tuzlu-çeşnili, tatlıysa şerbetli, ballı kaymaklıdır ve yine de nispeten sağlıklıdır. ama fransız mutfağı doğaçlamaya dayanır, hatta belki de sürrealisttir. eti reçelle yerler, kremayı patatesle karıştırır sos yaparlar, meyveyi kızartır ve belki peynirle karıştırırlar... beklenmedik tatlar yaratırlar. genelde kremalı, bol tereyağlı bir yapıya sahiptir ve kolesterolle-kalple çok barışık olduğu söylenemez. aynı zamanda hedonisttir d diyebiliriz. şarabı bir hayat tarzı yapan toplum olan frasızlar, bu içkiyi tek başına tüketmenin de büyük bir ısraf olduğunu kabul etmiş, yemeyi de böylelikle büyük bir zevk hatta sanat haline getirmişlerdir. bir fransız pastanesinde gözünüzü döndürecek güzellikle kokularla ve görsellikle karşılaşırsınız. o ekmeklerin ve pastaların yanında belki dünyanın en kötü kokulu, ama belki de en lezzetli peynirleini yiyebileceğiniz tek yerdir. ve belki de bütün bunların ortaya çıkmasının nedeni de sadece şarabın zevkine zevk katmakır... mimarisi dışında fransızların sahip olduğu en güzel kültürel değerdir ve o olmadı mı çekilmeyecek, fransanın donukluğuna donukluk katacak incelikte ve özgünlükte yaratılmış alışılması zor bir lezzetler topluluğudur*