şükela:  tümü | bugün
  • fonetik bir dil olmamakla kalmayip harf kombinasyonlari konusunda cosmakta olan bir dil oldugundan okunmasi buyuk bir problem olarak gorulur. lakin bu kombinasyonlari ogrenince su gibi de okunabilir (dogal olarak) ve bu da hic zor bisey diil, hatta usenmiyorum liste yapiyorum su an..

    *e, eu, œ = "ö" okunur (oë = "oe" okunur - père noël = "per noel") (bkz: trema)
    *ez, et, er, é, è, ê, ai = "e" okunur (bazilari acik bazilari kapali ama o cok onemli degil bosver) (aï = "ai" - hawaï = "havai")
    *au, eau, o = "o"
    *ou = "u"
    *u = "ü"
    *oi = "ua" (oï = "oi")
    *en = genellikle "an" ve enne = genellikle "en" (sondaysa kesin)
    *ph = "f"
    *gn = "ny" (espagnol = "espanyol") (ispanyolcadaki ñ gibi)
    *y = i (sesli harftir) (bkz: i grec)
    *g = ardindan y, i, ya da e geliyorsa "j"; o, u, a veya sessiz harf geliyorsa "g" diye okunur
    *c = aynen ardindan y i e geliyorsa "s", o u a ya da sessiz harf (h haric) geliyorsa "k" diye okunur.
    *ch = "ş" (yunanca'dan gecen sozcuklerde "k" okunur - choléra = "kolera")
    *ç = nerede olursa olsun "s" (genelde bundan sonra o u ya da a gelir) (bkz: c cédille)
    *dj = "c"
    *tch = "ç" (c ve ç sesleri fransizca'da yokmus, tch rusca'dan; dj arapca'dan giren sozcukler icin uydurulmus.. belli zaten..)
    *ill+sesli = yy+sesli (brillant = "briyyan") (tek l ile oldugunda da tek "y" gibi okunuyor - soleil = "soley")
    *s = genelde "s" diye okunur ama iki sesli arasindaysa "z" sesini verir (brésil = "brezil")
    *r = "kusacak gibi" okunur
    *h = okunmaz ama bazi h ile baslayan sozcuklerde sanki okunuyormus gibi davranman gerekir nedense article'ler soz konusu oldugunda falan.. neyse okunmaz yani.. (bkz: h muet)
    *x = sozcuk sonundaysa okunmaz (bazi sozcukler cogul olduklarinda s yerine x alirlar), sozcuk basinda ya da ortasinda oldugunda "z" diye okunur (xavier = "zavye")

    *tek ya da sozcuk sonunda oldugunda un = "ön", une= "ün", in ="en", ine = "in" okunur nerdeyse, nerdeyse dedigim burnun kapaliymis gibi "en" dedigini dusun.. oyle.. ("ne diyosun yaa anlamadim bisey?" diyosan sorun diil en de gitsin) ("genellikle" diym bunun icin de) (ornek de veriym dur: martin = "marten", martine= "martin")
    *"-tion" ekleri "siyon" diye okunur ama bunu yazmasaydim da icgudusel olarak oyle okurdun bence.. "-tiel, tielle" ekleri de "siyel" diye okunur.
    *sozcuk sonlarindaki harfler genellikle (%97) okunmaz. son harf a, u, i, y, o, é, r ("er" ile bitenler haric), l, m ve n ise okunur.
    *q'dan sonra hep u gelir ve oradaki u okunmaz nerde olursa olsun ("coq" ve "cinq" istisna) yani que ile biten sozcukler aslinda "k" ile biter. (fantastique = "fantastik")
    ama mesela que tek basinaysa "kö" diye okunur. bu da son harfin okunmamasi kuralinin istisnasi ama yuh neyi okuyacaksin onu da okumasan.. mantikli yani kiziyosunuz ediyosunuz da..

    neyse digerleri turkcedeki gibi (unutmadiysam)
    bu kadar yani, bunlari bilirsen sakir sakir okursun fransizca. istisnalar var tabii arada sacmalayabilirsin ama olsun o kadar, en azindan ozel isimleri dogru okumaya yardimci olur bu liste bence, ki onemli bir sey.. besançon, bretagne, peugeot (pejo diil "pöjo"), michelin, pain quotidien, printemps, sainte pulchérie, yves saint laurent, cointreau, l'occitane, maille falan filan..

    (pinocchio'ya eklemeleri icin tesekkurler)
  • başlık içinde arayıp içinde "kedi" geçen bir entry bulamayınca, "vallaha da yazılmamış bu, nice canlar telef olacak vayyyy" deyü, "ben yandım siz yanmayın" deyü "kedi" kelimesi ve kullanımları hakkında dikkatli olmanız gerekenleri şuraya yazıyorum gençlet.

    şimdi, geçen cumartesi bir arkadaşımız evine davet etti, bir şeyler yiyip konuşacağız; kadro klasik fıkra gibi işte, ingiliz, amerikalı, fransız, hintli, italyan, allah ne verdiyse.... bunu niye söylüyorum, şundan, hepimizin fransızca seviyesi çok farklı, ingiliz ve italyanlar nispeten kolay öğreniyor, amerikalılar daha yabancı bu dile (ingilizlere kıyasla), türk ve hintliler hepten boku yemiş zaten... neyse, gruptaki brit ablamız köpek almış onu anlatıyor -ki kendisi çatııır çatır konuşuyor fransızcayı-, sonra işte bir mağazaya girip "köpeğim için bilmem ne var mı?" dediğini anlattı, diğer ingiliz ve fransızlar yarıldılar, biz bakıyoruz mel mel, "nolmuş la nolmuş azından mı öpmüş" kıvamındayız.

    "eööö ben anlamadım şimdi n'oldu ki?" diyerek ortamın gerzeği olmayı göze alıp sordum. tabii akabinde "aaa sen bilmiyor musun?", e bilmiyorum ki soruyorum lan! şimdi efem fransızca argosunda dişi şekilde çekimlenmiş köpek yani "ma chienne" bizde cinsel organlara takılan enva-i çeşit lakaba denk geliyormuş. yani bizim abla "dişi köpeğim (dişi olduğunu belirtecek çekimlemeyle söyleyerek) için bilmem ne var mı?" diye sorunca -bir zamanlama harikası olarak o anda da sevgilisi yanına gelince- satıcının yüzünde komik bi gülücük olmuş. sonrasında masada da espriler uçuştu filan. buraya kadar ben de "eheheheh" diye gülmekte beis görmedim espriyi de anlamanın verdiği iç rahatlığı ile, taa ki bir diğer fransız kız "neyse ki kedim dememişsin, o daha fena" diyene kadar. aboooov! lan benim kedim var, hem de dişi, hem de istanbullaaadan tee buralara kadar getirdim. evde hayvan beslemekle ilgili konu açılınca da gayet feminen çekimleyerek (gözü kör olsun bunları çekimlemeyi öğretirken bu bilgileri vermeyen hocaların!) "benim de kedim vaaar, j'ai une chatte" diye üstüne basa basa söylüyorum!

    ben "nassı yani? çok mu fena o? nası fena, ne kadar fena zira ben ortalık yerde söyleyip duruyorum!" diye panikledim, adetağ bir şapşalım ortalık yerde... kızın biri "yani evet direkt 'merhaba, benim bir kukum var' demiş gibi oluyorsun" dedi. hatta "thank you captain obvious" esprisine bile maruz kaldım o derece diyeyim size... "e ama hani, çekimlemek şarttı, ebü bühü" diye debelendim, "dişi çekimlememelisin, chatte yerine j'ai un chat fille" yani "bir kız kedim var demelisin" filan dediler. sonra hatta bir kız fransız kızların asla vajina kelimesini kullanmadığını söyledi, bir başka çocuk (galiba hintli olandı) "iyi de bilimsel bir terim lan o, niye ki?" filan deyince, kız da "valla ben bilmem, bir kızla konuşurken vajina kelimesini kullanırsan büyük ihtimalle kendisini aşağılanmış hissedecektir (am muamelesi yapıyolar anladığım kadarıyla vajina lafına!) o yüzden bence sen gene kedi de" filan dedi. ulan normalde biri "pussy mussy ehe ehe" diye dolansa "ergen" derim, koskoca fransız milleti ciddi ciddi vajina kelimesi yerine chatte kullanıyormuş, vajina kelimesini aşağılayıcı buluyormuş, bildiğin içlerine bülent arınç kaçmış, pek bi şaşırdım!

    neyse böyle epeyce dalga geçildikten sonra birisi, (galiba ingiliz olan çocuk) "neyse ki öğrendin bak, resmi bir ortamda da hayvan geyiği geçebilirdi, insanların yüzünde manasız sırıtışlar oluşabilirdi, öğrendiğin iyi oldu" filan minvalli bir şeyler dedi. o an, öncekinden bile daha acı bir andı sevgili sözlükçüler, zira kedimi fransa'ya getirdiğim o günü hatırladım. şimdi bu ab ülkelerine hayvan sokmak zor zaten, yok kuduz titrasyon testi, yok sağlık belgesi, şimdi bunların beyan edilmesi lazımdır, belki mühürlüyorlardır, sonra yarın öbür gün geri dönerken "nebçim sokmuşun bu kediyi buraya, hani bunun belgelerinde girişte atılan mühür?!" derler deyü şaşkın ördek gibi dolanıp soracak insan arıyorum. elimde kedimin pasaportunu, sağlık raporlarını, şusunu busunu sallayarak bulduğum bir görevliye koştum, az ilerideki gümrük incelemeleri yapan memur şeysini işaret ederek "kedimi (evet tabii ki "ma chatte" diye çekimledim, hıhım, çekim önemli, düzgün konuşucam ya!) nereye deklare etmem gerekiyor, buraya mı?" diye memura sordum. evet, yaptım bunu! adam, o zamanlar neden olduğunu hiç bilmesem de, şimdi sebebini anlayabildiğim şekilde (bühühühühühüh!) "yok matmazel, eğer ticari bir durum yoksa deklare edecek bir şey yok" diyip gülümseyerek beni yollamıştı.

    işte ben bunu anlattığım anda, bütün gece heykel gibi oturan, zerre dudak kıvrımı oynamamış abla bile nefessiz kalasıya güldü bana sevgili sözlükçü. ama ben ne bileyim o cümlenin aynı zamanda "melebaa, kukumu getirdim, nereye göstericem?" manasına geldiğini, ne bileyim memur abinin "ticari durum yoksa göstermeye mahal yok ablam, geç sen" dediğini! lan şerefsizler, resmen madara konusu olduk, bir de sevgilim demez mi "aaa aşkoom sen bilmiyo muydun?" diye.. haa biliyorum tabii ya, ülkeye gelmeden evvel hayatım paris'in arka sokaklarında, latin mahallesi'nde filan geçti, çok bohemdim, her argoya hakimdim! sanki kendisi gelmeden evvel biliyordu haspam! (ona da burada aldığı yoğunlaştırılmış dil kursunda öğretmişler zaten, onun da dişi köpeği vardı da, "benim dişi köpeğim var" dediğinde hocası "öyle demiyoruz, köpek de sen" demiş, bu mazlumum da "ama dişi? çekimlemek? hebele hübele" dediğinde kadın "yok yok, sen beni dinle, deme öyle" diye bir şekilde fikir vermiş, zaten öğremiş sonradan.)

    işte ben de bu rezilliğimi burada anlatıyorum ki, böylece fransa'da "aman fransızca çok kurallı, dur güzel güzel çekimleyeyim" diye dert edinip, kedinizi ve köpeğinizi dişiyse bile çekimlemeyin ey cemaat-i sözlük. sonra benim gibi madara olur, crepe masalarına confiture olursunuz söyliyim!

    ekleme: yalnız değilmişim ulan! 3 sözlükçü daha benim gibi acı yollardan öğrenmiş ajdşsahajdjshah. lanetli bu dil, valla bak, isterseniz fransızca tez yazıyor olun böyle bilmediğiniz bir şey çıkarıp sağ gösterirken sol vuruyor!
  • devlet dairesi gibi dil, bir kelimede sekiz-on harf var ama üçü bilemedin dördü çalışıyo, gerisi sabah gel akşam git.
  • bu dil hakkında bazı klişeler var ki hiçbir zaman anlam veremeyeceğim. şimdi buraya bir senedir de fransa'da yaşadığımı belirteyim ki "ay sen nerden bilecekmişsin" diyenler zahmet etmesin, sırf fransa'da yaşadığımı göze sokmak için entry girdiğimi zannedenler de kozlarına kavuşup mutlu mesut olsunlar. ömrü boyunca fransızca öğrenmek istemiş, fransızcaya ölmese de gayet seven biri olarak gelelim anlamadığım klişelere:

    1- fransızca çok zor: hayır değil. bazı açılardan ispanyolcadan daha kolay mesela (en azından daha az zaman-fiil çekimi var). ama aynı açıdan bakılırsa, ingilizceden daha zor. lakin bence telaffuz açısından ingilizceden daha kolay, çünkü daha düz- burada düzlükten kastedilen, dilin okunuşu manasında, ağız ve dilin aldığı şekil olarak. mesela, "televizyon", "kamyon" gibi söylenişler bir türk'ün anlaması ve telaffuz edebilmesi açısından daha kolayken (kulak dolgunluğumuzu, bunları hal-i hazırda günlük hayatta kullanırken dilimizin yatkınlaşmasını saymadım bile), "televijın", "assosieyşın" demek dil bence daha zor, dili sürekli yuvarlamak gerekiyor. türkçe de daha ziyade dili düz tutan bir dil ingilizceye kıyasla, e haliyle fransızca telaffuz bir türk için, dilin fiziksel kullanımı manasında daha kolay olsa gerek...

    bir dili oluşturan tonla etmen var, kaç tane zaman çekimi olduğu ya da telaffuzu bunun sadece birkaç noktası, ama toplama vurduğunuzda, bence bazı açılardan kolay, bazı açılardan zor olduğu için fransızca konuşmak ortalama zorlukta.

    (bu konuda en büyük istisnası ise sanırım akademik yazılar. onları anlamak ve hele hele yazmak ciddi kasıyor, bu anlamda mesela bir ingilizceden daha zor tabii. inatla kendisini "elit" şekilde konumlandırmaya çalışması, ingilizce kadar güncelleşmemesi asıl problem, yoksa ingilizce de fena kasışmış, bakmayın şimdiki duruşuna, kendisinin de çok değil, 60-70 sene evvel götümüzden kan alacak bir duruşu varmış. abd sağolsun, hafiflemiş biraz.)

    2- fransızca çok kibar bir dil: hayır değil. dahası "ayyy almanca çok kabaaa" falan de değil. güneyli fransızlar italyanca gibi konuşuyor fransızcayı, kuzeyli fransızlar ise almanca gibi. alsace'ın alsasça diye alt şeysi bile mevcut ki, duysan hayatta "ayy çok kibaar" demeyeceğine eminim sevgili sözlükçü. hele böyle radyoda bıdır bıdır bıdır bıdır konuşmaları yok mu, kafa ütüleyicilik konusunda şu ana kadar ispanyol ispanyolcası (evet o peltek şey!) ile kafa kafaya giden tek şey benim için. almanya'ya giderken arabada "öööf beynim ütülendi vır vır" deyip fransız kanallarını eleyip, alman kanallarını açmışlığım var. paris fransızcası, bizdeki istanbul türkçesi gibi ana akım dil telaffuzu olduğuna göre, berlin almancası yumuşaklıkta fransızcayı solluyor.

    ha senin "çok kibar" diye tarif etmeye çalışıp tarif edemediğin şey ne biliyor musun? armoni, yani onun dildeki yansımasıyla ulama. fransızca ulamayı en çok kullanan dillerden biridir. cümle içinde kelime dizilimleri sesli-sessiz-sesli-sessiz diye bittiğinden, o ulamanın yarattığı akıcılık dili armonikleştirir. örnek vereyim "je suis allée a l'universite" (okunuşu, jösvizale alüniversite, böyle iki kelime gibi okunuyor) cümlesinde ilk kelime sesliyle bitti, ikincisi sessizle başladı, normalde okumadığın s'yi z'ye dönüştürüp a'ya bağladın (böylece ulamayı yarattın var olmadığı zamanlarda bile), yönelme eki olan a da l'ye bağlandı. sadece ve sadece allée'den a'ya geçerken ulayamadın. fransızca cümleler tonla ulama içerdiğinden akıcı bir şekilde geldi kulağına, armonisini beğendin (bu bilinçaltında olan bir şey) ama kalkıp "kibar" diyorsun. peki, canın sağolsun. ama haberin olsun, japonca ulama konusunda daha manyak. neredeyse bütün kelimeleri sesliyle bitiyor filan. tavsiye ederim.

    3- fransızcanın okunuşu çok zor, yazıldığından çok farklı okunuyor: hayır, değil. bu senin algınla alakalı. öncelikle "yazıldığı gibi okunmak" nedir onla başlayalım, zira hâlâ türkçenin yazıldığı gibi okunduğunu sananlar var.

    bir dilin yazıldığı gibi okunması, dildeki her bir sesin bir harfle ifade edilmesi ve her harfin de yalnızca ama yalnızca bir sese karşılık gelmesidir. oysa türkçede farklı sesler olan ince l ve kalın l için farklı harfler olmadığı gibi (l'ler farklı şekilde yazılmazlar, sen arkasından gelen seslinin ince sesli mi, kalın sesli mi olduğuna bakarak nasıl okunacağını anlamaya çalışırsın), ince k ve kalın k de farklı harflerle yazılmazlar. ancak iş bunlarla da bitmiyor. teknik olarak yazıldığı gibi okunan hiçbir dil yoktur. bütün sesleri (nazal n, düz n gibi ayrımları hesaba katarsak farkında olmadan kullandığımız yüzlerce ses var zira) ifade edebilmek için, sözlüklerde telaffuzu veren kısımlardaki gibi yazmamız lazım, oysa çoğumuz fonetik alfabesini bilmeyiz, en azından eksiksiz bilmeyiz. tüm dünya fonetik alfabesi ile yazana kadar okunduğu gibi yazılan bir dil zaten olmayacak.

    teoriyi bırakıp pratiğe dönersek, yazıldığı gibi okunmak harflerle seslerin eşleşmesidir. sen c'yi ce diye okuyup, başkası "se" şeklinde okuyor diye "ay yazıldığı gibi okunmuyor" diyemezsin (gülmeyin valla böyle diyenler gördüm). ama o "c", aynı dil içinde bazen "se", bazen "ke", bazen "ka" olarak okunuyorsa, evet bu yazıldığı gibi okunmayan bir dildir. bu manada, fransızca da yazıldığı gibi okunan bir dil değil. ama şimdi hakikaten, birkaç ay fransızca çalışıp okumayı beceremiyorsanız, bence dile suç atmayın, yeterince çaba göstermemişsiniz.

    fransızca okunurken yapılacak şey bellidir, harfleri değil, harf gruplarıses olarak ele alacaksınız:

    ch -ş
    eau-o
    au-o
    ou-u
    oi- ua gibi...

    bunları öğrenince, önünüze gelen hemen her şeyi okuyabilirsiniz. elbette istisnaları var, ki fransızca istisnalar açısından gayet zengin bir dil maalesef, ama tutup "chateau" yazısını "şato" diye okumayı öğrenmek zor değil, h'yi veya arkasına bir "e" almadıkça kelimenin sonundaki t ve s gibi harfleri okumayacağınızı öğrenince, çok az yanlışla, neredeyse bütün kelimeleri okuyabilirsiniz. bir dili okumanın kurallarını öğrenmeye üşeniyorsanız, sadece fransızca değil, tüm diller zor. aynı mantıkla, zahmet edip her dilin nasıl okunacağını öğrenmezseniz, italyancada per che'ye "per çe", ispanyolcada "guerra"ya "jerra" da diyebilirsiniz. kaldı ki, "per çe" diye okurken aslında ingilizce okunuşu temel almış oluyorsunuz ki, resmen dingillik. "per cıhe" diye türkçe okusan dingillik demem, kimse italyanca bilmek zorunda değil, ama ingilizce olmadığını bildiğin bir şeyi, ingilizce gibi okumaya kalkışmak, sorup öğrenmemek dingillik. durkheim'ı "dörkiim" diye okumak, einstein'a "aynstiin" demek filan şahsen hiç tasvip etmediğim şeyler. bilmediğim bir şey gördüğümde "bu nasıl okunuyor?" diye sormayı tercih ediyorum, tavsiye ederim.

    neyse, özüne dönersek, fransızca okumak zor değildir. fransızca bilmeyen biri bile, 15 dakikada okuma kurallarını öğrenip okuyabilir. yazmak nispeten daha zordur, ama çoğunlukla onda bile tutturabilirsiniz doğru yazmayı. kaldı ki, kodlamak denen, hecelemek denen şeyler var, alfabenin nasıl okunacağını bildiğiniz sürece en kötü hecelettirirsiniz, nedir yani?

    şimdilik aklıma gelen anlayamadığım, manasız bulduğum klişeler bunlar. sonradan aklıma gelen olursa eklerim.
  • öğrenmekte olanların faydalanabileceği kaynaklar ve işlevleri:

    1- le point du fle: tüm konularla ilgili başka sitelere ve kaynaklara yönlendiren bir portal. her konu başlığı altında birçok başka kaynağa yönlendirme mevcut.
    2- ccdmd: kanada'nın quebec bölgesinin çevrimiçi eğitim programının fransızca kısmı. birçok alıştırma ve konu anlatımı mevcut.
    3- bonjour de france: dilbilgisi ve sözcük bilgisine dair bolca alıştırma bulunan bir platform. tüm alıştırmalar a1-c1 arası seviyelendirilmiş şekilde ve çok pratik.
    4- va te faire conjuger: fransızca fiil çekimleri için basit arayüzü ile kullanışlı bir site.
    5- tv5 monde langue française: fransız televizyonu tv5'in fransızca öğrenimine dair bolca sesli ve görüntülü içeriğin bulunduğu sitesi.
    6- phonétique: harflerin, harf öbeklerinin, kelime sonu veya kelime başı harflerin okunuşlarına yönelik bir site.
    7- platea: öğrendiğiniz konularla ilgili alıştırmalar bulunduran bir site.
    8- français facile: yine bir alıştırma sitesi. öğrenilen konuları pekiştirmek için ideal.
    9- jeux geographiques: hem coğrafya bilginizi hem fransızca ülke isimleri bilginizi sınamak için oyunların bulunduğu bir site. a1-a2 seviyesindekiler için uygun.

    ek: coursera'nın şöyle bir b1-b2 kursu mevcut. kurs içeriğine ücretsiz olarak erişim sağlayabilirsiniz. sertifika almak için 50 dolar ödeme yapmak gerekiyor.
  • okunus kuralları ile ilgili olarak başlıca kuralları şunlardır:

    c harfinden sonra a - o - u varsa k okunur.
    • le camarade (lö kamarad) -arkadaş
    • la cuisine (la kuizin) -mutfak
    • le commerce -(lö komers) -ticaret
    • la colère - (la koler) -öfke

    c harfinden sonra e ve i varsa s okunur.

    • céder -(sede) -bırakmak
    • le centre (lö santr) -merkez
    • le cinéma -(lö sinema) -sinema

    g harfinden sonra a - o - u varsa g okunur.

    • la guitare (la gitar) -gitar
    • la goutte (la gut) -damla

    g harfinden sonra e ve i varsa j okunur.
    • le gilet (lö jile) -yelek
    • le gendarme (lö jandarm) –jandarma

    au (o) diye okunur.
    • chaud (şo) -sıcak

    eau (o) okunur.
    • tableau (tablo) -yazı tahtası

    eu (ö) diye okunur.
    • professeur (profesör) -öğretmen

    ou (u) diye okunur.
    • souci (susi) -endişe

    oi (ua) diye okunur.
    • bois (bua) -odun

    oeu (ö) diye okunur.
    • boeuf (böf) -öküz

    ch (ş) diye okunur.
    • charbon (şarbon) -kömür

    gn (ny) telaffuz edilir.
    • gagner (ganye) -kazanmak

    e sözcük içinde genellikle ö olarak okunur.
    • demande (dömand) -istek, dilek
    • semaine (sömen) -hafta

    birçok sözcüğün sonundaki e ler okunmaz.
    • table (tabl) -masa

    è ve é (e) sesini verir
    • été (ete) -yaz
    • frère (frer) -erkek kardeş

    e sözcük sonundaki sessiz harften önce gelirse e diye okunur.
    • fer (fer) -demir
    • mer (mer) -deniz

    ê harfi türkçedeki e gibi okunur.
    • fête (fet) -bayram
    • bête(bet) -hayvan

    sözcük başında bazen kural dışında ö diye okunur.
    • reproche (röproş) -sitem

    ai (e) sesini verir.
    • aimer (eme) -sevmek

    *"-tion" ekleri "siyon" diye okunur
    "-tiel, tielle" ekleri de "siyel" diye okunur.
  • fransızca kulağa hoş gelir, iyidir hoştur ama tam bir harf ziyanlığıdır.. adamlar 15 harflik kelime yapmışlar, en fazla 7 tane harfi okuyolar.. okumayacaksın ne yazıyosun..**
  • öğrenmek istiyorsanız ve ingilizce biliyorsanız, ki bilmiyorsanız fransızcayla ne işiniz var gidin ingilizce öğrenin, boşuna kurslara para dökmeye gerek yok, evde rahatlıkla öğrenebilirsiniz. ihtiyacınız olan şeyler aşağıdakiler.

    pimsleur: yarımşar saatlik otuzar dersten oluşan beş seviyesi var, toplamda 150 ders yani. ses kaydının başında bir diyalog dinliyorsunuz, önce bu konuşmayı açıklıyor, sonra size ingilizcesini sorup fransızcasını isteyerek diyalogdaki şeyleri öğretiyor. biraz ilerledikten sonra ise diyalogdan bağımsız yapılar öğrenmeye başlıyorsunuz. her kayıtta bir öncekilerin tekrarı yapılıyor, yani unutmuyorsunuz. her gün bir kayıt dinlenmesini öneriyorlar ama iki tane de dinleyebilirsiniz.

    michel thomas: michel thomas'ın yanında iki öğrenci var, onlara ingilizce soruyor, öğrenciler fransızcaya çeviriyor. onlar yanıtlamadan sizin kaydı durdurup yanıtlamanız lazım ki çoğu zaman gerek kalmıyor çünkü öğrenciler pek parlak değiller. her zaman doğru cevap da vermiyorlar. yani ortada bir rol yapma yok, gerçekten sizinle birlikte öğreniyorlar onlar da. foundation ve advanced kursları var, bunlar bittiğinde tüm zamanları öğrenmiş oluyorsunuz ama eksik kalan yapılar da oluyor tabii ki. language builder isimli kursu ise bence gereksiz.

    coffee break french: mark isimli iskoç bir fransızca öğretmeni, anna isimli öğrencisine fransızca öğretiyor en baştan başlayarak. dört seviye, yüz altmış ders var. bu kurs ücretsiz, paralı olan versiyonu da var. ilk iki sezon için önemli bir fark yok, sonrasında ise uzun ses kayıtları üzerinden ders anlatmaya başlıyor. onların pdf'i ücretli olanda. içinde hem transcript hem de kayıtta geçen tüm cümle yapılarını anlatıyor. ancak onlar olmadan da faydalanabilirsiniz.

    assimil new french with ease: kısa kısa fransızca metinler ve ingilizceleri var ses kayıtlarıyla birlikte. dinlemenin gelişmesi için metni okumadan önce birkaç kez dinlenilmesini tavsiye ediyorlar. içinde ufak egzersizler de var ama çok gerekli değiller.

    assimil using french: üsttekinin devamı. metinler biraz daha zorlaşıyor ve uzuyor.

    grammaire progressive du français intermédiare: tamamı fransızca dil bilgisi kitabı. üsttekilerle biraz ilerledikten sonra başlayabilirsiniz.

    teach yourself french: çok eski olmasına rağmen çok iyi bir dil bilgisi kitabı ve ingilizce. her ünitede bir konu öğretip cümle çevirisi, daha sonra ise metin çevirisi yaptırtıyor.

    fsi french phonology: fransızcanın telaffuzu zor falan değil, birkaç tane kuralı öğreniyorsunuz ve büyük ölçüde bitiyor. bu kursla da gerekli hemen her şeyi öğrenebilirsiniz. bence ilk bununla başlayın çalışmaya.

    fsi french basic course: bir üstteki kursun devamı niteliğinde. toplam yirmi dört ünite var. linkte on iki ünitelik ilk kısım var, ikincisini de siteden bulabilirsiniz. bu kurslar altmışlarda yurt dışı görevine gidecek amerikalı diplomatlar için hazırlanmış ve çok sıkıcılar. aynı şeyi size elli defa söyletiyor. ancak özellikle konuşma ve öğrenilen şeyleri otomatikleştirme konusunda faydalı.

    başka kaynaklar da var ama bunlar fazlasıyla yetecektir. link verdiklerimin dışındakiler ücretli kurslar ve edinmek istiyorsanız thepiratebay'i ziyaret etmeniz gerekecek, netflix ve dizi izleme sitelerinde ne yazık ki mevcut değiller.

    edit: işin açık ara en zor kısmı dinlediğini anlama. onu geliştirmek için aşağıdakilerden yararlanabilirsiniz.

    podclub-1: şu an 40 tane podcast var, iki haftada bir yenisi eklenmekte.
    podclub 2: bunda ise 157 tane var, sonlanmış durumda.
    journal en français facile: basit fransızca ile haberler diyor ama basit değil, b2 seviyesinde.
    easy french: easy dediğine bakmayın, sokaktaki insanlar konuştuğu için anlaşılması zor, ilerledikten sonra kullanabilirsiniz.
    tv5monde: burada da her türlü seviyeye göre dinleme olsun, dil bilgisi olsun egzersizler var.
  • problem kelimesinin artikelinin maskülen olduğu*, buna karşılık çözüm kelimesinin artikelinin feminen olduğu* dil. hafiften bir ayar vermiş gibi geldi ya bana, bilemiyorum.
  • kimilerinin fransa'ya yerleşme nedeni. kim olduğunu hatırlayamadığım bir alıntı ile
    -neden fransa'da yaşıyorsunuz?
    - ülkemde işe yaramaz biri olduğumu söylüyorlardı. burada da aynı şey. ama en azından fransızcası kulağa hoş geliyor.