şükela:  tümü | bugün
  • tüm avrupa sosyolojik çevreleri tarafından kabul edilmiş bir gerçeğin dile getirilmiş hali.

    evet fransızlar camdan dışarı sıçıyormuş, almanlar da bebek yiyormuş. tabi bunlar osmanlı aya insansız uzay aracı gönderme çalışmaları yaparken oluyor.

    ipneler medeniyeti bizden öğrenmiş bize medeniyet satmaya çalışıyor şimdi. *
  • sıçıp camdan dışarı atıyormuş dense hani tamam diyeceğim söylenti. ayrıca fransızlar çoğul olarak camdan dışarı tekil sıçmayı nasıl başarmışlar dedirten türkçeye fransız olmanın tezahürü olan söz öbeğimsisi. uu beybi.
  • bu biraz ağır olmuş. böyle kafanı yukarı bir kaldırıyosun.. amanın aman kaç..
    önce lazımlığa sıçıp sonra camdan dışarı fırlatıyorlarmış da arada bir mösyölerin kafasına iniyormuş. sonunda bir madama da isabet edince tutmuşlar şemsiyeyi bulmuşlar korunmak için. e ortalığı bok sarınca da topuklu ayakkabı imdada koşmuş. boklarına basmadan hop hop geçebilmek için. parfümden hiç bahsetmiyorum bak. ama ne hikmetse dünya sallayan güzel fikirlerin de, adamların da bir sürüsü burdan çıkma.
    var bir hikmet bu bokta ama..
    yine de bu olaya zamansal bir fransız kalma durumumdan dolayı meshudum. öğk yahu.
  • bu kesin gerçek. niye? çünkü boklara basmamak için topuklu ayakkabıyı, kafalarına bok düşmesin diye şemsiyeyi, bok ellememek için eldiveni icat edenler kim? tabi ki fransızlar.
    yoksa hadi biri bana açıklasın niye topuklu ayakkap var niye şemşiye var niye eldiven var dantelli?

    edit: bi yazar arkadaşımız hatırlattı sağolsun. bu boklar kokmasın diye de parfümü icat etmiş bunlar. zekaya bak allam!
  • bunu söyleyenler sol elleriyle tokalaşmaz, yiyecek tutmazlar.
  • ispatı olarak sunulan şemsiyenin sallamasyon bir kanıt olma ihtimali yüksek teoridir. şemsiye (dil bilimci olmadığım için çok emin değilim )sanırım arapça kökenli bir kelime, zira şems güneş demek, şemsiye de güneşlik gibi bir anlama geliyor. şimdi bu icat fransız icadı olsaydı robdöşambr gibi bir şey olurdu bizim dilimizde. ha ben sıçmadılar demiyorum, sıçmışlardır ama şemsiyenin icadı boktan ziyade kavurucu çöldür diyorum.
  • bunu anlatan tarih hocam verdi benim. doğru olup olmadığını merak ettiğim önerme.
  • sözünü ettiğimiz dönemde şehirler, biz modern insanların hayal bile edemeyeceği denli pis kokardı. elbette, paris içlerinde en kötü kokanıydı; çünkü paris, avrupa'nın en büyük şehriydi. paris'in en iğrenç kokan bölgesi de hiç kuşkusuz şehrin balık pazarıydı. jean-baptiste grenouille de 17 temmuz 1738 tarihinde, krallığın bu en leş kokulu mahallesinde dünyaya gelmişti. annesinin beşinci doğumuydu. hepsini burada, balık tezgâhının altında doğurmuştu. hepsi de ölü ya da yarı ölü doğmuşlardı. akşam olduğunda hepsi ayıklanmış balık artıklarıyla birlikte nehre doğru süpürülüyordu. bu da o sıradan günlerden biriydi... ama jean-baptiste, farklı bir kaderi seçecekti.

    yanında, bütün dünyayı kölesi yapmaya yetecek kadar parfüm vardı. versailles'a gidip kralın ayaklarına kapanmasını sağlayabilirdi. papa'ya kokulu bir mektup gönderip kendisini yeni mesih ilan ettirebilirdi. istese, tüm bunları ve daha fazlasını yapabilirdi. paradan, terörden ve ölümden daha etkili bir güce sahipti: insanların sevgisine hükmetme gücü. parfümün yapamayacağı tek bir şey vardı. onu, diğer herkes gibi seven ve sevilen birisine dönüştüremezdi. o da, 'canı cehenneme' diye düşündü. dünyanın da, parfümün de kendisinin de canı cehenneme.

    jean-baptiste en sonunda konuşmayı öğrendiğinde gündelik konuşma dilinin, içinde biriken koku alma deneyimini anlatmaya yetmediğini anladı.

    koku: bir katilin hikayesi