*

şükela:  tümü | bugün
  • prag'da charles bridge'in hemen sag tarafinda uzaktan kucuk ve siradan gorunen ancak labirenti andiran ic duzenlemesiyle olabilecek en siradisi muzelerden biri.
    tam franz kafka havasina uygun bir tarzda dekore edilmistir. keza muzikler de o kadar olaganustu ki kisi kendini bir anda kafka romanlarinın icinde gibi hisseder.
    oyle diger muzeler gibi bolum bolum degildir. labirenttir resmen. ziyaretcilerin izlemek durumunda oldugu bir yol vardir. bu yolda ilginc sesler, muzikler, kafka resimleri, biyografik bilgiler ziyaretcilere eslik eder. hatta bazi bolumlerinde telefonlar vardir. arada bir calar, acildiginda da korkunc bir ses tonuyla adamin biri ilginc seyler soyler. ayrica hemen muzenin girisinde iki tane yanyana vermis 2 metreden uzun 'k' harfi vardir. k kafka romanlarinin bas karakteridir bilindigi gibi (gregor samsa disinda). ayrica karsilikli iki erkek heykeli vardir ve cinsel organlarından sular akar.
    siradisi bir yazara da yakisan iste boylesine siradisi bir muzedir.
  • efendim müze kısmında sergilenenler açısından bakılırsa tam bir hayal kırıklığı müzedir. babasına yazdığı, fakat zahmet edip ingilizceye çevrilmemiş bir mektup ve max brod ile alakalı bir kaç ayrıntı haricinde para verilip sergilenecek birşey bulamadım. giriş ücreti 120 kron (10 tl) kadar, vatikan gibi müzelerin giriş ücretini düşününce insan kendini kazıklanmış hissediyor.
  • salak gibi prag gezimin son akşamına doğru gidip, kapalı olduğu için bahçesinde takılmaktan daha fazlasını yapamadığım müzedir.
  • sergilenenler açısından bir zenginlik taşımasa da, kafka'nın ruhunu yansıtma açısından oldukça başarılı bir müzedir. dünyada müzecilik merhumun şapkasını, paltosunu koyalım, zenginlik olsun gibi bir yerden yürüdüğü için franz kafka müzesi'ndeki ince zeka gözden kaçabilir. öyle detaylı düşünmüşler ki, insan bir kafka romanının içine sızmış gibi hissediyor kendini içeride. simsiyah duvarlar, tül üzerine yansıtılan görüntüler, çalan telefonlar, labirent gibi koridorlar, el yazmaları, aynalarla dolu bir oda ve sıradışı bir takım öğeler. deneysel bir müze. bir de girişte bekleyen teyzenin arkasında küçücük bir pencere var. o pencereden nehre baktığı zaman bir tuhaf oluyor insan. ayrıca söylemeliyim ki, bu müzenin görevlisi olan yaşlı teyze, gördüğüm gülümseyen tek çek vatandaşı.(karl köprüsünün sağındaki kafka müzesi'nden bahsettim)
  • bir anda hakkında 4 tane entry girilince franz kafka canlanıp "müze falan n'oluyor lan, max brod'a yakması için vermiştim ben bu kitapları" diye baskın yaptı sandığım müzedir ayrıca. demek ki kenarda bekliyormuşuz biri kafka müzesi'ne entry girsin ben de atlayayım diye.
  • dışında duran çek cumhuriyeti haritası şeklinde küçük bir havuz, havuzun iki başında doğu ve batıyı temsil eden iki adam heykeli vardır. bu heykeller pipilerini hareket ettirerek suya işerler mütemadiyen. yanda duran bir numaraya mesaj atınca mesajdaki metni suya işeyerek yazıyorlar.
  • klasik bir müze olduğu düşünülerek gidilmemesi gereken, müzeden öte bir yer. müze hakkında gitmeden önce pek bir şey okumadığımdan en başta büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım ancak içerideki karanlık ortam ve müzik sayesinde kendimi bir anda bir kafka romanında bulunca işler değişti. kişisel tavsiyem; öyle bir hayal kırıklığı yaşarsanız eğer baştan, gözlerinizi kapatıp en sevdiğiniz kafka romanını düşlemeniz. belki de bunu keşfetmeleri için böyle bir müze yapmışlardır. çekler biraz garip insanlar orada yaşadıkça bunu gördüm ben. ayrıca öğrenciyseniz ve uluslararası öğrenci kimliği yoksa kendi okulunuzun kimliğini kullanın, onu da kabul ediyorlar.

    yalnız müzenin önündeki o havuzlu heykelli o sanat eserinden de bahsetmeden edemeyeceğim. sanırım kafka müzesi fazla ilgi çekmiyor olacak ki öyle bir şey koymuşlar oraya. heykelleri amaçsızca yıkan bir ülkenin vatandaşından daha ne beklenebilir ki? hayır tabii ki, benim eleştirdiğim nokta müzeyle alakasız bir yapı olması. fikir olarak çek cumhuriyeti şeklinde bir havuza işeyen 2 adam heykeli türkiye'de yapılsa acaba ne olurdu diye de düşünmeden edemiyorum.
  • çok fazla müze görmedim ama ışıklandırması, müzikleri, iç tasarımı ve yansıtılan görüntülerle benim gördüklerimden çok daha farklı bir müzeydi. kasvetli, karanlık, cezbedici. kafka gibi.

    müzede kafka'nın el yazısıyla bulunan mektuplara bakıldığında, hayatına yön veren iki simgeye; milena jesenka'ya ve babasına yazıldıkları görülmektedir. çoğu dökümanın ingilizce çevirisini okuma imkanınız var bunun için de acele etmemek biraz vakit ayırmak gerek.

    bir de çekmeceler ve üzerlerinde kafka kitaplarındaki kahramanların isimleri yer alıyor. böyle bir müze için utanç verici olan detay ise; gregor samsa yerine george samsa yazıyor olması. ziyaretçiler bunların bir kısmını kalemle karalayarak düzeltmiş ve o şekilde kalmış.

    arada sırada çalan siyah telefonların çalmasını bekledim ama çalmayınca dayanamayıp ahizeyi kaldırdım. boğuk bir ses tonuyla bir adam almanca olduğunu tahmin ettiğim bir dilde, ne olduğunu kesinlikle anlamadığım şeyler anlatıyordu. ne anlattığını çok merak ediyorsanız, ahizeyi kaldırmanız yeterli, anlayanlar bana da anlatsın lütfen.

    müzeye giriş için müzenin mağaza kısmından bilet alabiliyorsunuz, bilet satan görevliye öğrenci olduğunuzu söylerseniz, sadece pasaportunuzu görerek indirimli bilet verebiliyor, şansınızı deneyin ama 30 yaş üstü iseniz denemeyin, beni mahçup etmeyin.

    bir de son olarak, mucha posteri almak için mucha museum'a gidecek vaktiniz olmadıysa buradan temin edebilirsiniz.
  • prag'da charles köprüsüne oldukca yakın olan müze, şimdi bu kafka abimizin evi de var müzesi de var prag'da fakat yerli halk o kadar habersiz ki, herhangi birine kafka'nın evini ya da müzesini sorsanız bilmiyorlar, hatta bazıları öyle cevaplar verdiler ki kafka'nın kim olduğunu bile bilmiyorlardı muhtemelen,

    neyse müzeden bahsedecek olursak, içerik olarak tatmin edici değil fakat müzeyi gezerken kendinizi oldukça kafkaesk bir ortamda buluyorsunuz görüntüleriyle iceride calan müziklerle, yani en az 4-5 tane kafka kitabı okumuşsanız ilginizi cekecektir tabii ki fakat müze gezmek amacıyla giderseniz tatmin olmayabilirsiniz, kafka prag'dan başka bir şehirde doğmuş ve büyümüş olsa kafka olmayacaktı, bunu hem müzede hem de prag'da gezerken hissediyorsunuz. ilgimi çeken birkaç şeyin fotoğrafını çektim,

    - babasına mektubun ilk sayfası,
    "sevgili baba, gecenlerde bana senden korkmayı neden sürdürdüğümü sormuştun." diye başlıyor,**

    - kafka'nın bebeliği

    - babası hermann kafka'nın dükkanı

    - milena köşesi

    - günlüğünün girişi

    - dönüşümün ilk baskısı

    - yine babasına yazdığı mektuptan

    - kafka'nın cizimleri

    bu arada müzenin önündeki sacma heykellere hic anlam veremedim acıkcası.

    edit: ucankurbaga yeşillendirdi, cekler kafka'nın o kadar da büyük bir yazar olmadığını düşünüyorlarmış ve neden ünlü olduğuna anlam veremiyorlarmış,

    (bkz: ya ben lan neyse bir şey demiyorum)
  • bir kasvetli, bir karanlık ki belki de en keyifli yeri iki işeyen çocuğun heykelinin olduğu bahçesi..bunalıma girdim çıktım gezerken imanıma.

    bi de tuhaf ama nasılsa bir gün yine geleceğim duygusu ile gezdim.

    kafka'yı anladım biraz daha ama.. özellikle de o sokaklarda.
hesabın var mı? giriş yap