aynı isimde "freud" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
  • "ben bir evim. içim karanlık. bilincim yalnız bir ışık. rüzgardaki bir mum. titreşen bir alev. bazen burada, bazen orada. geri kalan her şey gölgede. geri kalan her şey bilinçaltında." dediğinde freud reisi kimse iplemedi ya la!
  • dizinin adı freud, içinde de freud var, biyografik bir dizi beklemeyeceğiz de medyumların anlatıldığı bir dizi mi bekleyeceğiz amına koduğum?

    dizi tam bir skandal.
  • bir dr. sigmund freud takipçisi olarak dün beni çok heyacanlandıran bir haber oldu. şimdi diziyi tam bir dexter, you piskopatlığında izleyip notlar şeklinde aktarmaya çalışacağım. uzun soluklu bir çalışma olacak.

    her bölüm için ayrı incelemeler eklenecektir. dikkat spoiler içerir!

    bölüm 1-histeri

    histeri nedir?
    histeri, psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı gibi çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevrotik bozukluk. denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında aşırı hayal gücü veya korkuları ifade eden nevrotik zihinsel bir hastalığı tanımlar. histeri, hastalarda ani, sinirsel, nevrotik bir hastalık olarak bilinir. histerik hasta, kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan habersizdir. *

    daha detaylı bilgi için histerik kişilik bozukluğu-psk. damla araz

    önemli kişiler
    arthur schnitzler kimdir?

    dr. sigmund freud’un yakın arkadaşlarından. babası gibi tıp alanında tahsil görmüştür. ancak öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilendiği için yazar olmuştur. iç monolog yönteminden esinlenerek psikanalizin prensiplerini aktarmaya çalışmıştır. schnitzler’in yapıtlarında freud’un psikanaliz mecrada ortaya çıkardığı bazı olay ve analizlerin görüldüğü aşikardır. bu sebepten ötürü schnitzler’in freud’un edebiyat alanındaki yansıması olduğunu kabul etmek doğru olabilir. bu arada freud da birbirlerinden etkileşimlerini inkar etmeyip bir mektubunda schniztler’in “bireyin bilinç dışına dair algı ve gözlemlerini” takdir ederek vurgulamaktadır.

    szapary’ler kimdir?

    szapáry, asil bir macar ailenin soyadıdır. macaristan'a birçok diplomat ve politikacı kazandırmıştır. dizide macar kontes sophia von szápáry ve kont viktor szápáry’i izlemiş bulunmaktayız.

    prof. dr. theodor meynert kimdir?

    dr. sigmund freud, mali olanaksızlıklar nedeniyle fizyoloji enstitüsü'nden ayrılmıştır ve viyana genel hastanesi(akh)'ne geçti. burada çeşitli bölümlerinde çalıştıktan sonra, theodor meynert'in psikiyatri servisinde beyin anatomisi ve sinir sistemi üzerinde araştırmalar yapmaya başladı ve hastanenin asistanlığına atandı.

    freud'un pariste çalıştığı dr. jean-martin charcot kimdir?

    ünlü bir nörolog ve doktordu, 30 yıl boyunca pitié-salpêtrière hastanesi’nde çalıştı. hastanesindeki 5000 hastanın 3000’i akıl hastasıydı. histeri hastaları için hipnoz terapisi kurucusudur. ilaç tedavisi ile hipnoz terapisi arasındaki farklılıkların tartışıldığı dönemde schniztler, paracelsus adlı dramda ilaç tedavisi uygulayan doktora karşı bir hipnoz uzmanını koymuştur. doktor ve ilaç yardımıyla iyileşemeyen cora, melankoli hastalığından hipnoz yoluyla, kısacık bir uygulamayla, bir ‘an’da kurtulmuştur. bu noktada akla gelen, sigmund freud’un fransa’da birlikte çalıştığı ve viyana camiasına çeviri yoluyla çalışmalarını kazandırdığı jean – martin charcot’un histeri ve tedavisi konusundaki düşünceleridir. charcot, histeri rahatsızlığını bireyin gençlik döneminde yaşadığı bir şok’a bağlamasının yanı sıra, bunun çözümünün de ancak hipnoz yoluyla olabileceğini savunmuştur. ufak bir bilgi freud, odasındaki charcot tablosunu asla çıkarmamıştır.

    1878 tarihinde hastanede fotoğraflanan "histerik kadın" https://i.hizliresim.com/4ozooh.jpg

    salpêtrière hastanesinde 1887 tarihinde pierre aristide andré brouillet tarafından çizilen "charcot önderliğindeki denek inceleyen bilim insanları" eseri. https://i.hizliresim.com/iknfsp.jpg

    1. bölüm özeti

    --- spoiler ---
    birinci bölümde diziyi başlatan olay, bizi freud’un viyana’daki tıp mesleğine adımı için sunum hazırlarken karşılıyor. salpêtrière hastanesi'ndeki psikiyatri kliniğinde birlikte çalışma fırsatı bulduğu jean-martin charcot'un bulgularını (yukarıda bahsettiğim) temizlikçisi lenore ile hipnozun etkinliğini göstermek istiyor. ancak sahtekar bir senaryo hazırlayan freud'un sunumu kendisi de dahil olmak üzere bizi şaşkınlık içerisinde bırakıyor. çünkü az önce aklına giren bir fikri yani “direkt hipnoz: gönüllüye doğrudan dokunarak, gözgöze gelerek yapılan bir metotu” uyguluyor ve denek etkide kalıyor. theodor meynert ve leopold von schönfeld dahil olmak üzere olumsuz karşılanıyor.

    müfettiş kiss ve saha meslektaşı poschacher, heinz konrad'ın evinde ölü sandıkları steffi horvath'ı kanlar içinde buluyor. tam o sırada nefes alan kadına yardım edebilmek için kadın dr. freud’un dairesine götürülür. ancak yardım etmek için çok geç kalınır, kadın aldığı yaralanmalar neticesinde hayatını kaybeder. müfettiş kiss, kadını bulduğu odada 5 numaralı alaya - kendi hizmet ettiği alayla – mensup olan bir düğme bulur. ancak amiri oskar janecek, müfettiş kiss’in davadan uzaklaştırmasına sebebiyet vermesine neden olacak bir şekilde davayı araştırmasını istemez. kiss kendi başına devam eder ve soruşturmaları onu teğmen riedl ve georg von lichtenberg'e götürür.

    freud yakın arkadaşı olan arthur schnitzler ile macar kontes sophia von szápáry ve kont viktor szápáry’i festivaller sırasında ziyaret eder. orada, freud'u sunum sırasında eleştiren leopold von schönfeld'in de yer aldığı bir seansta fleur salomé ile bir arada olma imkanını yakalar. fleur salomé küçük kız clara von schönfeld'in hakkında gördüğü karanlık düşlerinden şikayetçidir. salomé, freud'un kendisini tedavi etmesini ister ve freud onu hipnotize ettiği sırada salomé'nin seansı esnasında gördüklerini ortaya çıkarmak ister. salomé, viyana kanalizasyonunda clara von schönfeld kaybolduğunu görür.
    --- spoiler ---

    kişisel yorumlamalar (mini spoilerlar içerir!)
    bölümde aslında bize yansıtılan dr. freud'un, sanıyorum kendini keşfedememiş ve gelecek kaygısı hisseden bir yapısı var. szapary’ler ile tanıştığında bile üstünde gerginlik hissediyor. henüz bir yerlere ulaşamamış olmanın verdiği mütevazı tavırlarıyla izliyoruz. kendine şarlatan denilmesini bile gösterişsiz bir şekilde kabul ediyor. szapary'lerin sarayında kullanılan dekorlar ise dönemin izlerini gerçekten birebir taşıyor. hem mum hem de ampüllerle aydınlatma, hem yer döşemeleri hem de avrupa ve doğu kültürünü yansıtan halılar gibi detaylar ince ince işlenmiş. https://i.hizliresim.com/lvg9dr.png

    sunuma çıkarken aklıma genius dizisi geldi. bu alman/avusturyalı bilim insanları gerçekten de döneminin en alay geçilen insanlarıymış. genius dizisinde de albert einstein’in teorilerini saçmalık olarak değerlendiren birçok bilim komitesi üyesi insanlar vardı. aynı şekilde dr. sigmund freud’un tahtada “hipnoz” kelimesini göstermesi esnasında da alaycı tepkiler gösterilmesi, belki de bu “şarlatan” olarak değerlendirilen insanların doğruyu bulduklarına işarettir.

    schnitzler ile szapary’leri ziyareti sırasında aldığı etken maddenin etkisiyle histeri nöbeti geçiren ve kendini medyum olarak tanıtan kıza, hizmetçisinden sonra ikinci hipnoz girişiminde bulunuyor. hipnozda dokunma kuramını artık anlamış oluyor. hipnoz üzerine yürüttüğü çalışmalarda, çağrışım ve rüya yolu ile dışa vurumun önemini fark etmiştir. bu bölümde anlıyoruz ki psikanalitik yaklaşımla, bireyin dış dünya ile ilişkisinin yalnızca ‘bildiği ve gördüğü kadarıyla’ değil, bilinç dışı yanıyla da algıladığını ispatlamıştır.

    -------------------------------------------------------------------------------------

    bölüm 2-travma

    travma nedir?
    psikolojide daha çok; bireyin gerektiği gibi bir tepki gösteremediği, üzerinde durduğu halde çözüme kavuşturamadığı, dolayısıyla bilincin dışına ittiği yaşantıdır. bilinçdışından bireyin ruhsal yapısı üzerindeki etkisini sürekli hissettirir, birey sanki hep söz konusu yaşantıyla yüz yüze geliyormuş gibi bir duygunun içinde bulunur.

    freud travmayı şu şekilde tanımlar: “biz kısa zamanda ruhsal yaşamı pek çok uyaranla karşı karşıya bırakan, dolayısıyla bu uyaranlarla normal yoldan başa çıkılamamasına ya da hastalarca üzerlerinde çalışılıp kendilerine mal edilememesine, eldeki enerjinin ruhsal dağılımında bozukluklara neden olan her yaşantıyı travmatik olarak nitelendirmekteyiz’’ başka bir ifadeyle travmayı, bireyin aşırı uyaran karşısında ruhsallığının zorlanması olarak ele alınmaktadır

    daha güzel bir pencereden okumak isterseniz ve freud’un travma hakkında kendini çürüttüğüne bile şahit olmak isterseniz sizi şu güzel yazıyla baş başa bırakıyorum https://www.birikimdergisi.com/…oloji-travma-ornegi

    bazı detaylar

    08:20’nci dakikada freud bankta unutulan vişneli pasta dilimini yediği sırada arkadaşı schnitzler, freud’a seslenirken nufüsa kayıtlı olduğu tam isminin (sigismund schlomo freud), schlomo kısmını kullanıyor. doğum kartı, 6 mayıs 1856, kongre kütüphanesi-el yazısı bölümü https://i.hizliresim.com/rtprz0.jpg alt yazıda şılomo diye çevirilmesi anlık göz kanamasına sebebiyet verebilir :)

    genel kültür: schlomo (türkçe’de süleyman), kral davut ile batşeba'nın oğlu ve israil krallığı'nın üçüncü kralıdır. arapça slm kökünden türeyen ve "barış yapan” anlamındadır. bu arada bu batşeba, eski ahit'te güzelliğiyle anlatılan yahudi kadındır. amcasının oğlu uriya ile evlenir. uriya ise kral davut’un ordusunda hititli bir askerdir ve savaşta öldükten sonra karısı batşeba evlilik dışı ilişkiden kral davut’tan hamile kalmıştır.

    dr. von schönfeld, clara’nın yatakta tepkisizce uzanmasının ve cevap vermemesinin ardından dr. freud’a doğru dönüp “katatoni”den şüphelendiğini ima ederek soru yöneltir. katatoni, balmumu yumuşaklığı ile ifade edilen psikomotor(zihin-kas eş güdümlülüğü) bir bozukluktur. hasta hareketsiz bir şekilde, bırakıldığı gibi donup kalmasıdır. https://i.hizliresim.com/dj1iwy.png

    freud eve girdiği sırada onu annesi karşılar ve freud’un geç kalması üzerine annesine “kiduş başladı mı?” diye bir soru yöneltir. kiddush, şabat ve yahudi bayramlarında kutsallaştırmak amacıyla şarap veya üzüm suyu ile beraber ayakta okunan bir duadır. nasıl bir şey olduğunu daha detaylı merak edenler varsa ilgili videoyu 00:28’den sonra izleyebilirsiniz. https://youtu.be/jf5rfc0dqze?t=28

    freud, annesine “hayat zor, bunu daha önceden söyleyebilirdin” demesi üzerine annesi “zores’i kışkırtma” (mach dir keinen vorschuss auf zores) diye bir deyim kullanıyor. buradaki deyimin anlamı: “şimdilik hiçbir şeyi endişe etmenin gerekli olmadığı ve sonun nasıl gerçekleşeceğini kimse bilemez o yüzden gerçekten sadece kaçınılmaz olduğunda kavga etmelisiniz.” gibi bir ifadeye dayanmaktadır.

    müfettiş kiss, kafayı iyice georg von lichtenberg’e takmış durumdadır. o sırada bir birahanede kılıçlarla birbirlerine düello okuyan mücadeleyi görüyoruz. almanca’da “schmisse” diye geçen bu düello, modern eskrimden biraz daha farklıdır. düellonun kazananı veya kaybedeni yoktur. her rakip için bir tane doktor bulunmaktadır. bu yaraların sosyal statüdeki anlamı, kişinin cesaretli olduğunu ve 19. yy. da “iyi ve sağlıklı koca” anlamını taşıyordu. detaylı izlemek isteyenler için 03:24’ten sonra izleyebilirsiniz. https://youtu.be/luh5exbjxbu?t=204

    2. bölüm özeti

    --- spoiler ---
    clara’nın kaybolduğunu öğrenen freud, telaşa kapılarak isimsiz bir telgraf ile soruşturmayı yürüten müfettiş kiss’e ulaşır ve onlara viyana’daki yeraltına gitmesini söyler. clara’nın köpeğini görmesiyle birlikte ufak bir çocuğun yardımı sayesinde clara’ya ulaşılır. clara bulunduğunda boğulmak üzereyken ağzında kendisinden koparılan ayak parmağı bulunur. freud bunun üzerine katatonik şizofreni tedavisi için meslektaşı ve clara’nın abisi olan dr. schönfeld’den izin ister ancak bu isteği reddedilir.

    müfettiş kiss ise tüm bu olayların akabinde yeraltında küçük kızdan öğrendiği bilgiler neticesinde her iki olay (steffi horváth cinayeti ve clara’yı öldürme girişimi) için savaşta ona “vur emri” veren georg von lichtenberg’i arkadaşları önünde suçlar. bunun üzerine georg, kiss’i ölümle sonuçlanacak bir düelloya davet eder. savaştan gazi olarak çıkan müfettiş kiss ise travmatik sebepler nedeniyle elindeki şiddetli titreme yaşadağı için dr. freud’dan yardım ister. bunun üzerine dr. freud, müfettiş kiss’i hipnotize ederek savaşa alanına geri götürür ve mahkumları öldürmesini durdurup travması olan emri öldürmesini ister.

    hem clara’nın tedavisini sağlamak hem de cinayet teşebbüsünün kimin yaptığını ortaya çıkarmak amacıyla fleur salomé, dr. freud ile beraber çalışarak, clara’nın annesi olan henriette von schönfeld’i ikna eder. bir başka hipnoz seansı sayesinde clara’yı kaçıranın abisi leopold von schönfeld olduğu ortaya çıkar.
    --- spoiler ---

    kişisel yorumlamalar(mini spoiler içerir)
    ilk başta benim gibi dizinin tamamen freud’un biyografisi olacağını düşünenler için kötü bir haberim var ki senaristlerin böyle bir düşüncesi yoktur. tamamen mistik ögeleri de içinde barındıran, yeri geldiğinde polisiye ve tarihi senaryolarla freud’u izlediğimizi bile unutturan bir senaryo ile karşı karşıyayız. bunu eleştirmek için değil tamamen tahminlerimin yanlış çıkması üzerine belirtiyorum.

    bölümün başında kendini felçi ve kör zanneden kadına ne olduğunu da keşke bu bölümde gösterselerdi. belki de ilerleyen bölümlerde başka başlık altında incelenecektir. yalnız o gözler neydi öyle?!!? bir an vikings’e ışınlanıp ragnar lothbrok ile karşılaştım https://i.hizliresim.com/yntlks.png

    ısrarla freud’un karşısında duran theodor meynert, sanıyorum bundan sonra freud’un tedavi yöntemleri için kibirli davranışlarını bir yana bırakır.

    -------------------------------------------------------------------------------------

    bölüm 3-uyurgezerlik

    uyurgezerlik nedir?
    uyurgezerlik aslına bakılacak olursak parasoni (uykudaki davranışsal bozukluklar) başlığından incelenebilir. uyurgezerliğin yanı sıra uyku esnasında sıçrama, diş gıcırdatma, çarpıntı ve terleme gibi örnekler de mevcuttur. temelde nonrem uykusunun (yani rüyanın görülmediği evre) 3 ve 4. basamaklarında (uyku derinliğinin arttığı ve beyin dalgalarının yavaşladığı evreler) gecenin ilk iki saatinde oluşur. çocuklarda görülme olasılığı daha sıktır. yaşanan örneklerde kabul edilen bir kanı var ki bu problem çoğunlukla genetic yani ailesel sebeplere dayanmaktadır. uykusuzluk, anksiete ve ateş gibi gece uykuyu derinleştiren faktörler uyurgezerliği arttırır. sağlıklı erişkinlerde uyurgezerlik oranı %1-2’dir. sıklıkla uykuda konuşma görülür.

    eğer ilginizi çekerse 9 yaşındayken obsesif kompulsif bozukluk (okb) ve parasomni (uyurgezerlik türü) tanıları konulan bir kız çocuğunun hikayesi, tanısı ve tedavisinin sürecini okuyabilirsiniz. geleceğin birer anne/baba potansiyeli olmanızdan ve hatta çocuğunuz varsa şiddetle okunumanızı tavsiye ederim: https://dergipark.org.tr/…nload/article-file/682591

    freud’un uyurgezerlikle ilgili düşüncelerine daha önce denk gelmemiştim ancak geniş kapsamlı bir almanca/fransızca tarama yapılabilirse bir şey ortaya çıkabilir. dr. sigmund freud ve öğrencisi olan carl gustav jung bu konuya en yakın olan “rüya” ve “bilinç dışı” konseptleriyle karşımıza çıkmaktadır. özetle belirtmek gerekirse dr. freud rüyayı, bilinç dışına aralanan bir kapı olduğunu ve kişinin çocuksu ve hatta hayvanca fikirlerinin, arzularının ve hasret duyduklarını görmesini yani bilincin kolayca dışa vurumunu yapamadığı ve onun gizlediği hususları ortaya çıkarması olarak betimler. rüyanın bireyselliği üzerinde durmaya çalışır. öğrencisi jung ise rüyaların biriktirilmiş olan bir bilinç dışı, evrimsel süreçte atalarımızın bize bıraktığı miras olduğunu ve onların tecrübelerini barındıran kolektif hafıza olduğunu savunmaktadır.

    önemli kişiler ve olaylar

    dr. josef breuer kimdir?

    dr. breuer, freud'un çalışma arkadaşı ve psikanalizin kurucularındandır. iç kulakta bulunan cochlea'nın (salyangoz) kanallarının dengeyi sağlamadaki işlevini tanımlayan ilk bilim insanıdır. dr. breuer aynı zamanda nietzsche ağladığında kitabının ana karakterlerindendir. freud’u, nietzsche’yi, breuer’u kendine aşık eden lou salomé’ye fotoğrafı de buradan selamlar olsun. “yaaa şimdi anladınız mı neden fleur salomé?”

    dr. breuer’in uyguladığı katartik yöntem nedir?

    breuer konuşmasında katartik (yunanca'da “arındırıcı, temizleyici”) yöntemden bahsediyor. bu yöntem, hastanın yaşadığı semptomları ve tecrübeleri hakkında serbest çağrışım yöntemiyle konuşmasına izin veren bir tedavi şeklidir. hatta belki bir çoğunuz biliyordur ki youtube’da -bana göre tv-’nin sunmuş olduğu katarsis programı vardır. benzer şeyler amacıyla ünlüler de dahil olmak üzere katartik yöntemle sorular yöneltilmektedir. izlemek isteyenler için kanalın youtube adresi

    pappenheim kimdir?

    zengin bir ailenin 21 yaşındaki kız çocuğu olan pappenheim, zekası ve eğitimiyle tanınıyordu. babasının vefatından sonra bir takım fiziksel ve şiddetli psikolojik semptomlar göstermeye başladı. duyu kaybı ile birlikte vücudunun sağ tarafında sert bir felç geçirdi ve aynı sıkıntıyı ara sıra sol tarafında görüldü. göz hareketlerinde bozulmalar ve görme gücü birçok kez engellere maruz kaldı. beslenme konusunda isteksizlik başlamış ve susamasına rağmen su içemiyordu. ana dilinde konuşma problemleri yaşıyordu.

    ufak bir detay: dr. breuer’in sanki dizide bertha pappenheim (takma adı anna o.) ile yattığını itiraf etmiş gibi bir izlenim bırakıyorlar ama aslında breuer evli olduğu için tedaviyi yarıda bırakmıştır. bu sahneyle belki dizi bir yandan bizlere freud’un toplumlarda hafife alınan “her şeyi cinsellikle açıklıyor” / “anne sevici” tabularını yıkabilmek için bir yandan da düşüncelerinin temellerinin nasıl oluştuğuna dair izler bırakmaya çalışıyordur. bir yandan da freud’u eleştiriyorlar: freud “ya ben kaşif olmak istiyorsam” diye çıkış yaptığında, dr. breuer vasıtasıyla “araştırmalarını, ünlü olmak için değil iyileştirmek için yapmalısın” dedirtiyorlar. bu iki olgunun da (aklama ve yergi) aynı sahnede olması bana pek tesadüf olarak gelmiyor.

    pappenheim’in dr. breuer’a beslediği fantezilerini, freud o esnada charcot’un lafıyla açıklamaya çalışmaktadır: ”mesele her zaman üreme organlarıdır.” bu laf nereden çıkmaktadır?

    fransız kaynaklarda freud’un geliştirdiği baştan çıkarma teorisi (seduction theory) sıklıkla “la chose génitale” ile açıklanmaktadır. a mind of its own: a cultural history of the penis adlı kitapta freud’un bir hikayesinden bahsedilir. freud paris yolcuğu esnasında charcot’un kendi evinde verdiği bir geceye katılır. gecenin ilerleyen saatlerinde dr. breuer ve saygın bir adli tıp uzmanı olan paul brouardel ile aralarında yaptıkları bir konuşmaya kulak misafiri olur. charcot, o gün hastaneye gelen evli bir çiftin hikayesini anlatmaktadır. erkek iktidarsızlık sorunu yaşıyordu ve kadının da histeriden şikayetçi olduğunu belirtiyordu. adli tıp uzmanı brouardel, kadının nevrozlarının erotik durumundan dolayı ortaya çıkabileceğinden şüphelenmesiyle charcot olduğu yerde ellerini çapraz bir şekilde kendine sarar ve zıplayarak “mesele her zaman üreme organlarıdır.” der. freud’un şaşkınlığı ise madem charcot bunu biliyordu neden hiçbir zaman öyle söylemedi yönündeydi.

    ve bu hikayeyi anlatan freud, charcot’un ölümünden sonra histerinin çocuklukta cinsel istismar anılarından geliştiğini iddia eden baştan çıkarma teorisini yayınlamıştır.

    breuer’in hidrografik haritalarda bahsettiği hic sunt dracones nedir?

    eskiden tasarlanan bölge ve dünya haritalarında, bilinmeyen yerler için (-ki çoğu zaman haritanın dışında kalan bölgeler) “hic sunt dracones” veya “hic sunt leones” yazılırdı. yani haritacı burada aslan, kaplan, ejderha var, aklından buralara gideyim fikri gelmesin diye ekledikleri yerlerdir. bir örneğini buradan görebilirsiniz https://i.hizliresim.com/ybtqtt.png

    martha bernays kimdir?

    freud’un martha ile ilk münasebeti (nisan 1882) onu görür görmez başlıyor. freud, martha’yı ilk gördüğünde o sırada 21 yaşındaki genç kız elma doğruyordur. o esnada martha’ya aşık olan freud, ona her gün güller gönderip “prenses” diye sesleniyordu. 2 aylık bir süre zarfından sonra 4 yıl nişanlı kalıp evlenirler. nişanlı kaldıkları süre boyunca freud’un 900 tane mektup gönderdiği söyleniyor. birkaç tanesini okumak isterseniz:
    mektup1
    mektup2
    mektup3

    freud ve martha: https://i.hizliresim.com/spenxh.jpg

    freud’un kokain şişesi: cocaine hydrochloride e. merck nedir?

    freud’un kokain kullandığı şişenin üstünde bangır bangır yazan bu yazı ile ilgili ufak bir bilgi var. bazı makalaler merck ile dr. sigmund freud kokainin popüler olmasında önemli bir rol oynadığını iddia ediyor. şu anda dünyanın en büyük aşı üreticilerinden alman ilaç şirketi merck ile çalışmıştır. (kaynak: steven karch*)

    karch, hem merck'in hem de parke-davis'in (şimdi pfizer'ın bir parçası) kokaini test etmek ve ürünlerini desteklemek için freud'a ödeme yaptığını söylüyor. farmasötik kokain tipik olarak, özellikle kulak, burun ve boğaz doktorları tarafından lokal bir anestezik etken madde olarak kullanılıyordu. merck, 1885-1886 yıllarında kokainden elde edilen kârın artmasıyla birlikte, almanya’ya binlerce ham kokain ithal etmeye başlamıştır. birkaç yılda bu ham kokainleri, “kokain hidroklorür” olarak işlemiştir.

    ringtheater olayı nedir?

    sophia von szápáry’nin, freud’u hipnoz ettiği sırada ringtheater’ın kalıntılarında yaşadığını ve ardından salonda yangın sesleri ve yardım çığlıklarını duyuyoruz. gerçekten de freud, kalıntıların üstüne imparator franz joseph’in izniyle inşaa edilen binanın ilk sakinlerinden biriydi.
    detaylı bilgi için history kanalının linkini bırakıyorum: history channel
    yandıktan sonraki hali: https://i.hizliresim.com/wi8pab.jpg
    şimdiki hali: https://i.hizliresim.com/hphcwv.jpg

    kişisel yorumlamalar (mini spoilerlar içerir!)

    bölüm 2’de karşımıza çıkan ve gösterilmediği için isyan ettiğim, kendini felçli ve kör zanneden kadın bu bölümde karşımıza çıkıyor. dikkat çekici bir nokta var ki dr. breuer, tedavi yöntemini freud'a yakından öğretme imkanını yakalıyor.

    yahu şu fleur salomé’yi nöbet geçirte geçirte öldürteceksiniz. viyana ayağını denk alsın!

    bu arada halen neden szapáry’ler ilk önce subay von lichtenberg’i hipnoz etkisinde bırakıp steffi horváth’ı öldürtmek istediler? ya da neden clara’nın abisi leopold von schönfeld’i hipnotize ederek kız kardeşinin parmaklarını kestirdiler? bunlara henüz cevap verememekteyim. sadece bu bölümden belki de şu sonucu çıkarabiliriz ki; szapáry’ler kendisiyle ters düşen kişileri belaya bulaştırıyorlar ancak bu sefer de neden opera şarkıcısı františek mucha’yı hedef aldıklarına da cevap veremiyorum.

    feud, martha’dan uzak kaldığı dönemlerde, kendisini fleur salomé ile küvette cinsel imgelemde görüyor. belki de charcot’un dediği gibidir ”mesele her zaman üreme organlarıdır.” daha birkaç dakika önce freud’un dikkatli olması için gündeme gelen dr. breuer ve hastası pappenheim arasında geçen cinsel fantezi konusu, hemen akabinde freud’un zihninde gerçekleşiyor. farklı olan tek şey hastanın değil, doktorun böyle bir meyil göstermesidir. mektubunu ise “sevgili fleur’üm” olarak bitiriyor. acaba freud’un, martha’ya olan özlemi cinsel bir dürtüden ibaret midir? zira fleur’e bu kadar kısa sürede aşık olamayacağını, ondan sevgilim diye bahsedecek kadar tanımadığını biliyoruz. bu bölümdeki atıfları gerçekten ayakta alkışlayarak izliyorum.

    diğer iki bölümün aksine 3. bölümde ilk defa bölüm isminin (uyurgezerlik) freud üzerinde görme şansını yakaladık.

    28.03.2020

    bölüm özeti

    --- spoiler ---
    2. bölümdeki bahsi açılan düello bu bölümde georg von lichtenberg’in ölümüyle sonuçlanır. georg’un babası mareşal franz von lichtenberg ordunun onurunun daha önemli olduğu için oğlunun ölümü onun için sadece hayal kırıklığından ibaret olur. freud, meslektaşı olan josef breuer ile kör olduğunu zanneden elise’i tedavi eder. aynı zamanda freud, leopold von schönfeld'in kız kardeşinin clara'nın kaçırılmasını ispat etmeye çalışırken; kontes sophia von szápáry de leopold'u hipnoz yoluyla kendini öldürmesini emreder. ancak, leopold bu işi gerçekleştiremez.

    bir hayli hırslı olan szapáryler ülkedeki en yüksek sosyal çevreye erişebilmek için avusturya-macaristan veliahtı olan prens rudolf’u, fleur’ün kontrolündeki bir seansa davet ederler. bu seans sırasında fleur yine kanlı görüntüler görür, iyileştikten hemen sonra freud’a geri döner. freud’un hipnozu esnasında olayları daha detaylı bir şekilde iki insanın opera sanatçısı frantisek mucha tarafından öldürüldüğünü görür. tüm bu olaylardan sonra freud, müfettiş kiss’ten yardım talebinden bulunarak cinayet mahalline giderler.

    kontes sophia, fleur’ün ona dokunmasına karşı çıktıktan sonra önünde engel olarak gördüğü freud’u hipnoz ederek tıpkı leopold von schönfeld’e yaptığı gibi kendisini öldürmesini emreder.
    --- spoiler ---

    gelelim dedikoduya: aslında bu bir dedikodudan çok bilinir bir şey. freud, sevgili karısı ve altı çocuğunun annesi martha’yla uzun yıllar mutlu bir evlilik yaşadıktan sonra karısıyla bütün cinsel ilişkisini kestiğini bizzat açıklamıştır. bunun yerine, freud’un evinde yaşayan ve zamanının büyük bölümünü onun çocuklarının bakımına ayıran orta yaşlı bekâr baldızı minna bernays’la uzun soluklu bir ilişki yaşamıştır. bu ilişkiyi doğrulayan birden fazla kaynak vardır.

    hatta en çarpıcı örnek, 1898 yılına ait bir otel ziyaretçi kaydına göre freud ve baldızı birlikte tatile çıkarak isviçre alplerindeki schweizerhaus’ta kalmış https://i.hizliresim.com/0hfllm.jpg
    otelde kalmak isteyenler için booking adresini bırakıyorum çift 11 numaralı odada bir gece konaklamış ve freud otel kayıt defterini “dr. sigm freud u frau” (dr. sigmund freud ve karısı) diye imzalamıştır.

    freud aslında ele aldığı kısa ama etkili bir makalede “erkeklere özgü bir nesne seçimi tipi (aşkın psikolojisine katkı, 1910)” partnerlerimize genelde bir “insan” gibi davranmadığımızı, daha ilkel bir yaklaşımla onları bir “nesne” gibi algıladığımızı işaret eder. makalenin devamında “aşk nesnesi” ve “nesne seçimi” terimlerini açıklayacak uzunca bir yazı yazar ama burayı daha fazla uzun tutmayalım.

    neydi ya o? he, hatırladım ”mesele her zaman üreme organlarıdır.” ah freud, sen de az değilsin.

    -------------------------------------------------------------------------------------

    bölüm 4- totem ve tabu

    freud'un totem ve tabu kitabından özetle
    freud'un görüşlerine göre insan tanrı'nın yer yüzündeki halifesi olan ve gerektiğinde kendi kendini kontrol altına alabilen bir varlık değil; tam tersine cinsel dürtüleri tamamen kontrol altına alınamaz yapıda bir yaratıktır. "totem ve tabu" adlı eserinde tanrı'yı ilkel insanın babanın yerine koyduğu bir güç unsuru olarak işlemektedir. tarihin bilenemediği devirlerde ilkel insanlar güçlü ve gücünü istediği gibi kullanan bir erkeğin (baba) hakim olduğu gruplar halinde yaşamaktaydılar. bu grupta tüm kadınlar primal babanın malı olmakta ve baba bu konuda oğullarına karşı bu kadınları kıskanmaktadır. eğer oğullar babanın kıskançlık duygusunu tahrik ederlerse öldürülme, hadım edilme veya gruptan atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. bu oğullar ancak küçük bir klan oluşturup başka bir klandan kadın çalabilmekte ve içlerinden güçlü olan aynen babası gibi hakimiyet kurmaktadır. burada da -iki zıt kutuplu- duygunun yani oğulların babaya karşı nefretlerini fakat aynı zamanda da ona benzeme arzusunu içlerinde taşıdıklarını sembolize etmektedir. bu durum daha sonra freud’un oedipus kompleksi kavramının temelini oluşturacaktır.

    ensest tabusu hakkında da freud, insanlardaki ensest korkusu içgüdüsel bir psikolojik unsur değil, yasaklanan bir unsur durumundadır. bunu da muazzam kolaylıkta ispatlar. şayet ensest yapmama içgüdüsel bir psikolojik yapı olsaydı, onu yasaklamaya gerek kalmayacaktı. çünkü iç güdüsel bir durum tıpkı insanların ellerini ateşe sokmamaları gibi bir emretmeyi ya da yasaklamayı gerektirmediği gibidir. buradan hareketle ilkel insanlar için totemizm, sosyal kuralları ve ahlaki sorumlulukları belirleyen ilk sistem olma özelliğini taşımaktadır.

    ilkel insanlar, tabulara karşı ambivalent (duyguları çelişen) bir duygu beslemekte ve bilinçaltılarında bu tabuları çiğnemeyi şiddetle arzu etmektedirler. çünkü tabu, bilinçaltının arzuladığı bir şeyi yasaklamaktadır. ancak insanın sahip olduğu “korku”, “arzu”dan daha şiddetli olduğu için bunu yapamamaktadırlar.

    önemli olaylar ve bazı detaylar

    id, ego ve süperego’nun veliaht prens rudolf ve fleur salomé’nin cinsel birlikteliği üzerinden yorumlamak gerekirse, burada id ve tabu ilişkisi üzerinde durulduğunu hissediyorum. kısaca değinirsek; id (ilkel dürtü, altbenlik), ego (gerçeklik ilkesi, id ve süperego dengesi yani benlik), süperego (frenleyici ve yasaklayıcı, üstbenlik) karikatür1
    karikatür2

    prens rudolf, aslında szapárylerin seans verdiği gecede fleur’den etkilenmişti ancak süperegosu o esnada rudolf’u baskılamak zorunda kalmıştır. çünkü rudolf’un altbenliği (id) tabuları hiçe sayar. cinselliği en ilkel hayvani dürtüler ve hazlar içinde gerçekleştirmek istemektedir. o sebeple prens’in işleme faaliyetleri (processing activity) gerçeklik ve mantık ötesinde sadece haz ilkesinin tatmini ile uyumludur. dizide belki de bu sebeple ilkel davranışlarda bulunan, ego ile uygun çözüm yolları aramayan davranışların cezalandırılacağı mesajı veriliyor olabilir. –ki zaten toplumlar bu yüzden ilkel dürtüleri yasalar (doğrudan) ve tabularla (dolaylı) bizlere yasaklar. unutmayalım ki etkisi büyük olan toplumsal yasaklar, içinde bir gizli bir isteği barındırır. fleur salomé’ye sokakta yaklaşıp cinsel tacizde bulunmak isteyen adam mı? sokakta cima mı? yoo hayır canım, toplumca yasaklandı, lütfen medeni ol ve cezanı çekmek için şimdi kafanı duvarlara vur.

    hemen bir sonraki sahnede freud ailesi ile beraber yemek yerken masadaki gerginlik yüzünden ufak bir öfke patlaması (vakti olanlar için id ve öfke bağıntısıyla ilgili makale uzm.psk.berna görgülü çelik) yaşar ve tabağındaki haşlanmış tavuğu çatal-bıçak yardımıyla değil doğrudan elleriyle yer. toplum (bu sahnede aile) bizden çoğu zaman modern olanı yapmamızı bekler. bizler ise altbenliğimizde ilkel olanı (elle yemek yemenin verdiği haz) gerçekleştirmek isteriz. gözünüzü seveyim hamsi çatal-bıçakla mı yenir?!1? öhm öhm, modern olan iyidir, tabuları yıkmayalım.

    4. bölümle beraber freud dizinin yayınlanan kapak görsellerinden birine gözüm takıldı. onlardan birisi buydu. birkaç görsel efekt uyguladıktan sonra fark ettim ki bu görsele sıkıştırılmış 3 tanesi gizli 1 tanesi bariz ve kimlere ait olduğunu kestiremediğim yüzler mevcut. hemen freud’un solundaki kişinin fleur salomé olduğu bariz ama diğerlerini çıkaramadım, belki siz yardımcı olabilirsiniz. belki sonraki bölümler yardımcı olabilir.
    1. yüz
    2. yüz
    3. yüz

    taltos nedir?

    tr.wikipedia’da macar mitolojisi başlığı altında kısa bir bilgiyle geçen taltos, eski macar dininde “şamanlara verilen addır” diye belirtilmiş. halbuki bu bilgi yanlıştır. umarım türkçe çevirisi esnasında böyle bir hataya maruz kalınmıştır. taltos ve şaman/medyum arasında bariz bir fark vardır ki; şaman yeteneklerini öğrenerek elde ederken taltos ezelden yeteneklidir. bilgisi doğuştandır ve dünyevi değişkenlere bağlı olmadığı gibi bu özellikleri yok edilemez. şamanlar transa geçebilmek için bir takım araçlar kullanırken, taltos bir şeye ihtiyaç duymadan kendi başına transa geçebilir. trans halinde geleceği görme, herhangi biri hakkındaki gerçekleri öğrenme, macar mitolojisinde var olan dünyalararası geçişleri (tanrılar, insanlar, ölüler/şeytanlar dünyası) yapabilme gibi özellikleri vardır. taltos fotoğrafı

    bölüm özeti

    --- spoiler ---
    freud, bir önceki bölümde kontes sophia’nın intihar ettirme emrine karşı direnç göstermeyi başırır. müfettiş kiss ise yeraltında karşılaştığı küçük tanığı sayesinde clara’yı kaçıranın leopold von schönfeld olduğunu ispatlar. müfettiş kiss ve freud, schönfeld’i dairesin kanlar içinde ölü olarak bulur ve duvarda kanla boyanmış bir sembol vardır.

    bir anda geçmişin izlerine dönen müfettiş kiss, oğlunun ordudan firar etmesi sebebiyle infaz edileceği sahneye gözlerinin önünde canlandırır. oğlu otto’nun hayatını kurtarması için müfettiş kiss’in sadakatini kanıtlaması için masum mahkumları öldürmeye zorlar. otto, babasının bu durumuna dayanamaz ve kendi canına kıyarak bu duruma son verir.

    mareşal franz von lichtenberg’in emri altında teğmen riedl, müfettiş kiss’i intikam uğruna bir takım arayışlara girer. szaparyler bir yandan milletler balosu’na davet edilmeyi umut ederken, prens rudolf ise fleur’ü bir özel seans bahanesi ile tecavüz etmek için davet girişiminde bulunur.
    --- spoiler ---

    kişisel yorumlamalar (mini spoilerlar içerir!)

    daha ilk dakikalarda freud’un aşırı doz alarak intihar girişiminde bulunduğu gösteriliyor ve gerçekten de freud ağız kanserinden değil aşırı dozdan ölmüştür. özellikle history channel’da ve bazı diğer kaynaklarda freud’un bilerek aşırı doz aldığı iddia ediliyor. tedavi edilemeyen şiddetli bir ağız kanserinden şikayetçi olan freud, arkadaşı ve doktoru olan max schur’dan bu acıya bir son vermesini ister. freud’un kızı anna’dan izin alan dr. schur, 3 ağır morfin dozu enjekte etmiştir ve freud komaya girerek yaşamını yitirmiştir. senaristler de bize de açılış sahnesinde aslında freud’un ölümünün izlerini taşıdığı bir sahneyi yansıtmıştır.

    sonunda şu szapáry’lerin uşağının adını duyduk: “ızom”. ızom, macar dilinde “kas” demek. yani dizideki görevi itibariyle “koruma (bodyguard)” anlamına da çıkar.

    bu dizi gerçekten de gerilimi güzel bir şekilde veriyor. tıpkı “dark” dizisinde olduğu gibi kullanılan kısa süreli travmatik sesli melodiler çok sık kullanılıyor. özellikle çığlık ve gıcırdama sesinin kemanla harmanladığı melodiler, ritmik ses dalgaları gerilim sahnelerinde heyecanı çok yükseltiyor.

    freud dizine ait ses parçalarını (recordjet aracılığıyla stefan will ve marco dreckkötter ortak çalışması) oynatma listesi şeklinde bu linkte bulabilirsiniz. gece yatmadan psikolojisini bozmak isteyenler için özellikle nocturne, devil's theme, farewell, atropa dinlemesini öneririm. etken madde kullanmayınız!
    gitmeden bir tane de “hannibal”dan soundtrack paylaşalım. üşüyoruz dr. lecter and will graham.

    edit: bir takım düzeltmeler
    edit2: ikinci bölüm eklendi
    edit3-3,5: üçüncü bölüm eklendi (bölüm özeti eklendi, bazı düzeltmeler yapıldı, freud ile ilgili bomba bir dedikodu eklendi)
    edit4: dördüncü bölüm eklendi
  • peynirli poğaça gibi dizi. senaryoya freud diye fısıldamışlar.
  • kafka diye dizi çekseler, adamı hamamböceğine dönüştürecekler heralde.
  • hipnoz bölümünde beni uyutarak başarılı olmuş dizidir.
  • freud'la alakasi olmayan, icinde bir adet devamli epilepsi krizi geciren coklu kisilikli bir kadini bulunduran dizi, devamli agzindan kopukler sacan fleur'u ve manyak rituelleri izlemekten bay geldi, vakit kaybi ve tam bir hayal kirikligi.
  • ızlemeden önce eksiden yorumları okumustum. olumlu yazıları görünce haliyle beklentim artti. anlaşılan o ki olumlu yorumlarin hepsi psikanalizden haberi olmayan freud u adindan gelen populerlikten dolayi izleyen kitle tarafindan yazılmış. toplumumuzda da haliyle herkes psikolojiden anladigi icin(!) bilincalti ve hipnoz adini duyunca da hemen cok begenmisler anladigim kadariyla. lan medyum ne alaka? gelecegi görme ne alaka? keske belgesel seklinde olsaydi dedigim dizi. ama freud u canlandiran oyuncuyu iyi secmisler. tek olumlu yani bu.
  • adına freud demişler ama bu bildiğin exorcist
  • bir dokunuşta hipnoz yapılabilir mi?

    çok basit anlatacağım. hipnozun üç evresi var.
    1-laterjik evre (hafif):relax, rahatlama ve gevşemişlik hali

    2-kataleptik evre (orta): kasların kontrolünün kaybedildiği, sadece telkin verildiğinde bedensel kontrolün sağlandığı evre

    3-sumnanbul evre (derin): uyurgezerlik evresi. her türlü telkine açıklık. telkinle istenen halüsinasyonun görülebildiği ve hiper telkine açıklık evresi. bu evrede verilen telkinler hipnoz sonrasında da işlemeye devam eder.

    insanların ortalama %10'u ilk seansta derin evreye geçebilir. diğerleri %100 güvendiği bir terapist olması kaydıyla düzenli alıştırmalarla derin evreye geçmeyi zamanla öğrenebilir. üç temel şartı vardır: konsantrasyon, gönüllülük ve hayal gücü.

    daha önce demiştik derin evrede verilen telkinler hipnoz sonrasında da işlemeye devam eder. mesela derin evrede "bundan sonra bedenine temas ettiğim anda şu anki kadar derin hipnoza gireceksin" gibi bir telkin verilirse o kişi daha sonra da bedenine o kişinin dokunması ile hipnoza girebilir.

    ancak post hipnotik telkinler ancak derin evrede işe yarar. önceki evrelerde işe yaramaz. ve bir insan derin evreye girebilmişse o terapiste sonsuz bir güven duyuyordur. aksi takdirde direnç gösterir giremez.

    6-8 seans veya daha fazla çalıştığım danışanlarım bir süre sonra danışan koltuğuna oturup "uyu" dememle derin hipnoza girebildiğini gördüm.
    evet teknik olarak mümkün ama dizide aşırı derecede abartmışlar.

    not: analitik hipnoterapi sertifikası olan bir psikolojik danışman.