şükela:  tümü | bugün
  • başlığın tam hali freud’un gelişim dönemlerine göre matematik başarısının analizi olacaktı. şimdi dönelim konumuza. acaba freud’un gelişim evreleri göz önünde bulundurularak, kişinin takılı kaldığı ya da başarıyla geçtiği dönemler dikkate alınıp, bunların alanında son derece uzman psikiyatrlar ile analizi yapılarak ve istatistik biliminden de yararlanarak, kişilerin ileride matematiğe yatkın olup olmadıkları belirlenebilir mi? bu analize göre, sayısal ve sözel alanlara çok önceden yönlendirmeler yapılabilir mi? örneğin; latent ya da falllik dönemdeki takıntılar-başarısızlıklar veya başarılar, gerçekten gelecekteki sayısal zekayı etkileyen bir unsur olabilir mi? tabii ki sayısal zekayı sadece matematik kıstası olarak almak doğru olmayabilir fakat, en azından bir kriter olarak alınabilir. dahası bunu teorik olarak ele aldığım bir husus olarak göz önünde bulundurduğumun altını çizeyim. çünkü uygulamada bu analizlerin uzmanlar tarafından yapılmasının ne kadar zor olacağı aşikar. belki söylediklerim çok saçma gelecek ancak, her fikrin tartışmaya değer olduğunu düşünmekteydim. ek olarak anne ve babaların bireyleri yetiştirmelerindeki tutumları, pek tabii bu dönemleri etkileyecek ve şekillenen kişilik yapısı da yatkın olduğu alanın etkilenmesine neden olabilecektir.

    edit: imla
  • saçma bir fikir değildir.
    ancak çok sayıda çalışma sorunu ile, pratik faydası oldukça düşük olacak bir araştırma konusu olur gibi geldi bana. engeller olarak ilk aklıma gelenler:
    1- freud'un gelişimsel dönemlerinin tespiti: bu gelişim dönemleri net ve keskin ayrımlar içermez. sadece çocuğun hangi dönem davranışları sergileyebileceğine dair fikir verir. ay olarak aynı yaştaki çocuklar farklı gelişim dönemi özellikleri gösterebilirler. ya da iki gelişim dönemi özelliklerini birden sergileyebilirler. çalışma yapılacaksa bu konuda net bir ölçek geliştirilmesi gerekir. tabi ki geçerlik güvenirlik çalışmaları ile birlikte. freud'un bu alandaki çalışmalarının teorik altyapısı günümüzün deney ve ölçmeye dayalı bilim anlayışı ile örtüşmeyecektir çünkü malumunuz freud'un kuramı "sezgisel veriler" toplamıdır ve geçerlik güvenirlik konusunda sıkıntılıdır.
    2-yaşı kesin ölçüt saymaksızın örneklemimizin freud'un hangi döneminde olduklarını tespit edebilecek ölçeği geliştirip uyguladık, sonuçlar elimizde. bu çocukların matematik başarılarının ya da (diğer alanlar) farklı yaşlarda eş zamanlı olarak ölçülüp karşılaştırılması gerekir. aynı sınavlara girmeliler ki mesela farklı eğitim bölgelerinin avantaj ve dezavantajları çalışmayı etkilemesin. yine aynı öğretmenlerden aynı okullarda ders almaları falan karıştırıcı değişkenlerin elimine edilmesi bakımından tercih sebebidir. ne kadar az karıştırıcı değişken, o kadar sağlıklı sonuç...
    3- son olarak elimizdeki ilk veri ile son verilerin korelasyonlarının incelenmesi gerekir. burası nispeten kolay. ancak dediğim gibi ham istatistiki veri üzerinden yürümek sıkıntı yaratır. hakkari'deki bir ilkokulda alınan matematik notunun istanbulda pahalı bir kolejde alınan ile aynı bilgi-beceri seviyesini işaret ettiğini düşünmek sıkıntılıdır.
    4-bunlar dışında çalışmanın sağlığını bozacak çok sayıda karıştırıcı değişkenden söz edilebilir. öğrencilerin beslenme alışkanlıkları, ana babanın eğitim seviyesi, bölünmüş aile olup olmadıkları, zeka seviyeleri, genetik yatkınlıkları, geçirdikleri kaza ve hastalıklar vb hep çalışmanın geçerliğini ve güvenirliğini bozabilecektir.
    5-son olarak bu çeşit çalışmalar genelde "başarıyı yordayabilecek etkili bir araç geliştirmek" amacıyla yapılır. siz "ben saf bilimsel meraktan yapıyorum, zaman da var para da var" derseniz kimse size "olmaz yapamazsın" demez tabi ki ancak akademik başarıyı yordamak için elimizde zaten çok sayıda güvenilir materyal mevcut. zeka ölçekleri ve üniversiteye giriş sınavları da bunlara dahil.
  • winnicott'un mind-object kavramıyla yaklaşılabilcek problematik.
    #73785592
    soyle bi kitap varmis henuz bakmadim
    https://www.amazon.com/…f-sufficiency/dp/1568214804

    winnicott'un tutan-sağlayan çevre diye bir kavramı var. anne demek yerine bunu veya buna benzer kavramları kullanıyor. anne yerine de yeteri-kadar-iyi anne kavramını kullanıyor. winnicott ikinci dünya savaşı ertesinde öksüz-babasız kalmış çocuklar ve anneleriyle de çalışmış bir insan. ikinci nesil bir psikanalist.

    nasıl ki sınıf eşitsizliğinin algının konusu olmayan, kuran, bir gerçekliği altyapısallığı var bir de bunun tecrübe edilişi var ve tecrübe ediş tamamen kişinin dünyası ile ilgiliyse,
    psikanalizde de bebek doğdugunda kendisine göre o bir bebek değil aslında onun tecrübe edişinde o anne-annenin kolları-meme-süt-ten-kendi teni-annenin gözleri-açlık hisleri-keyif hisleri-ve çeşitli sekanslar bulamacı halinde. yani bir ben var bir de anne var noktasında hiç değil.

    (bu tür bir total ayrışma hiçbir zaman kimse için aslında yaşanmaz aslında ama yavaşça bir öznellik kazanılır, ben bunun bana verilen isim etrafında h e r ş e y e t r a f ı n d a kurmaktayım, şey burda bir pozitiflik ifade etmez potansiyel bile değil, hadi buna şimdilik yolculuk diyelim)

    şimdi winnicott diyor ki bebeğin tutan-sağlayan bir çevreye ihtiyacı vardır, delirmemesi/ölmemesi için. bunun yapısı önemli. yani anne bazen yemek sağlayıp bazen sağlamıyorsa çağrılara-ağlamalara veya başka sinyallere cevip verip vermiyorsa bu çocukta psyche-soma'nin bozulmasina ve zihnin bir bagimsiz kendi kendine var olan bir nesne sanrisi olarak ortaya cikisina neden olur.

    yani varligini zihniyle veya zihin diye sandigi seyle ozdesletirme durumu. burda zihinsel aktivitelerde anne ile saglayan-cevre'nin saglamadigini arama durumu hasil oluyor.