şükela:  tümü | bugün
  • en güzel, en gerçek, en kırgın; aşık bir kadının yazdığı mektuplardır.

    senden niye vaz geçtim diego!
    kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
    canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
    her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
    ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
    sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
    tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
    bencil olduğun için vazgeçtim.
    bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
    ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
    bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

    frida kahlo
  • --- spoiler ---

    diego.

    gerçek, öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne sevmek istiyorum. kendimi tuzağa düşmüş hissetmek, hiç kan korkusu olmadan, zamanın ve büyünün dışında, senin kendi korkunun ve büyük ıstırabının içinde, ve kalbinin atışında. tüm bu deliliği senden isteseydim, biliyorum sessizliğinde sadece karmaşa olurdu. bu saçmalıkta senden şiddet istiyorum ve sen, sen bana incelik veriyorsun, ışığını ve sıcaklığını. seni resmetmek isterim, ama bu şaşkınlığım içerisinde, hiç renk yok çünkü çok renk var, büyük aşkımın somut hali.
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    diego’m:

    gecenin aynası. gözlerin tenimde yeşil kılıçlar. ellerimizin arasında dalgalar. tamamın seslerle dolu bir boşlukta – gölgede ve ışıkta. sana rengi yakalayan okzokrom dediler. bana kromofor – renk veren. sen sayıların tüm kombinasyonlarısın. hayat. dileğim çizgileri şekilleri tonları hareketi anlamak. sen gerçekleştiriyorsun ve ben alıyorum. sözün boşlukta seyahat edip benim yıldızlarım olan hücrelerime ulaşıyor, sonra senin hücrelerine gidiyor ki onlar da benim ışığım.
    --- spoiler ---
  • gecelerim carpan kocaman bir yurek gibi. gecelerim aysiz, pencereden suzulen gri isiga gozunu kirpmadan bakiyor. gecelerim agliyor. yastigim nemli ve soguk. gecelerim beni yokluga itiyor.

    seni ariyorum. yanimdaki dev bedenini, solugunu, kokunu ariyorum. neredesin? bedenim su sakat kulce, senin sicakliginda biran kendini unutmak istiyor. gecelerim pacavraya donmus yurek. beni askla tutusturuyor. ama senin eksikligini cektigini biliyor ve bu gercek karanlikta bir bicak gibi parliyor.

    gecelerim sana ucabilmek, seni uykunda sarmalayip bana getirebilmek icin kanatlari olsun istiyor. ama gecelerim her turlu yasak oldugunu ve duzensizlik yarattigini biliyor. gecelerim senin ve benim hazza eristigimizi gormek icin rontgencilik yapmak istiyor ama bedenim birkac sokagin ya da adi bir cografyanin bizi ayirdigini anlamiyor. bedenim gecenin ortasinda senin golgeni gorememekten dolayi acidan cildiriyor.

    bedenim uykunda sana sarilmak istiyor.
    bedenim gece uyumak ve karanlikta senin opusunle uyanma istiyor.
    gecelerim bundan daha zalim bir dus tanimiyor.
  • okzokrom - kromofor

    yıllardır vücutlarımızda hapis kalan susuzluktu bu. rüyalarımızın dudaklarından ayrı söyleyemediğimiz zincirli sözcükler. her şey vücudunun yeşil mucizeleri etrafında dizilmişti. bedeninin üzerindeki dokunuşumu, derelerin fısıltılarını çiçeklerin kirpikleri karşıladı. dudaklarının suyunda her çeşit meyve vardı, narın kanı, saf ananas ve mammee elmasının ufukları.

    (...)

    varlığın bir anda havada uçuşuyor, sanki bütün varlığımı sabırsız bir sabahı bekleyişe mahkum eder gibi, o an fark ediyorum ki seninleyim. o anda, bütün duyumların içinde, ellerim portakalların içine dalıyor ve vücudum sanki senin kollarına sarılıymış gibi hissediyorum.
  • diego rivera’ma,

    seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diego’m. eskiyor bütün bedenler.

    ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.

    benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

    beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego…

    ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. dokunduğun kadınlara dokundum…

    senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! ya da sevmeye çalıştım… içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. öfkem dinmedi diego.

    her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
    seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen ! ruhun buna izin vermezdi. oysa ki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla…
    bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diego’m.. bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.

    senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…

    kurbağa sevgilim, diego’m… bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

    ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!
  • günlerdir zihnimde dolaşan diego rivera'ya söylediği şu sözüdür;

    "beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın."
  • “gecelerim, çarpan kocaman bir yürek gibi.

    saat üç buçuk.

    gecelerim aysız.

    gecelerim, pencerelerden süzülen gri ışığa gözünü kırpmadan bakıyor.

    gecelerim ağlıyor, yastığım nemli ve soğuk.

    gecelerim uzun, upuzun ve sürekli belirsiz bir sona doğru uzuyor.

    gecelerim beni senin yokluğuna itiyor.

    seni arıyorum, yanımdaki dev bedenini,soluğunu,kokunu arıyorum.

    gecelerim, boşluk yanıtını veriyor.

    gecelerim beni üşütüyor ve yalnızlıkla dolu.

    bir temas noktası arıyorum.

    tenini arıyorum.

    neredesin? neredesin?

    dönüp duruyorum, yanağım nemli yastığa, ıslak saçlarım şakaklarıma yapışıyor.

    burada olmaman mümkün değil.

    kafam serseri serseri dolaşıyor.

    düşüncelerim gidip geliyor ve parçalanıyor.

    bedenim artık anlamak istemiyor.

    bedenim seni istiyor.

    bedenim, şu sakat külçe,

    senin sıcaklığında bir an için kendini unutmak istiyor.

    birkaç saatlik dinginliğe çağırıyor.

    gecelerim paçavraya dönmüş bir yürek.

    gecelerim sana bakmak, ellerimle bedeninin her kıvrımını izlemek,

    yüzünü bulup okşamak istediğimi biliyor.

    gecelerim, senin yokluğundan dolayı soluğumu kesiyor.

    gecelerim seni çağırmak istiyor ama sesleri çıkmıyor.

    yine de seni seni çağırmak, sana kavuşmak,

    bir an için sana sarılmak ve katleden zamanı unutmak istiyor gecelerim.

    bedenim anlamıyor.

    tıpkı benim gibi bedenimin de sana ihtiyacı var, belki de onunla ben biriz.

    gecelerim, teni hissetmeye kadar kazınıyor,

    sonunda duygu maddesel tözden arınarak daha güçlü, daha keskin bir hale geliyor.

    gecelerim beni aşkla tutuşturuyor.

    saat dört buçuk.

    gecelerim beni tüketiyor.

    senin eksikliğini çektiğimi biliyorum ve gecenin tüm karanlığı bu gerçekliği saklamaya yetmiyor.

    bu gerçek, karanlıkta bir bıçak gibi parlıyor.

    gecelerim sana uçabilmek, uykudan seni sarıp, sarmalayıp bana getirebilmek için

    kanatları olsun istiyor.

    uykunda, yanı başında olduğumu hissedeceksin ve kolların sen uyanmadan beni saracak.

    gecelerim öğüt vermiyor.

    gecelerim uyanık görülen bir düş gibi seni düşünüyor.

    gecelerim üzülüyor ve yolunu yitiriyor.

    gecelerim yalnızlığımı, tüm yalnızlıklarımı artırıyor.

    sessizliği, ancak benim içimdeki sesleri duyuyor.

    gecelerim uzun, uzun upuzun.

    gecelerim günün hiç doğmamasından korkuyor;

    ama aynı zamanda günün doğmasından da ürküyor gecelerim,

    çünkü gün, her saatin iki saatmiş gibi uzun olduğu ve

    sen olmadığın için tam anlamıyla yaşanmayan yapay bir gün.

    gecelerim, gündüzlerimin de gecelerime benzeyip benzemediğini düşünüyor.

    böylece günden neden korktuğumu anlayabilecek gecelerim.

    gecelerim beni giydirmek ve gidip erkeğimi getirmem için beni dışarı itmek istiyor.

    ama gecelerim her tür deliliğin yasak olduğunu ve düzensizlik yarattığını biliyor.

    gecelerim nelerin yasak olmadığını düşünüyor.

    onlarla bütünleşmenin yasak olmadığını biliyor,

    ama bir bedenin umutsuzlukla birlikte kendisiyle bütünleşmesinden sıkılıyor.

    çünkü beden, hiçle birleşmek için yaratılmamıştır.

    gecelerim seni tüm derinlikleriyle seviyor ve

    benim derinliğimin yankısını taşıyor.

    gecelerim düşsel yankılarla besleniyor.

    gecelerim bunu yapabiliyor.

    bense başaramıyorum.

    gecelerim beni gözlüyor.

    bakışları düzgün ve her şeyini içine doğru akıyor.

    gecelerim, sevgiyle senin de içine akabilmek için burada olmanı istiyor.

    gecelerim seni umut ediyor.

    bedenim seni bekliyor.

    gecelerim, senin ve benim hazza eriştiğimizi görmek için röntgencilik yapmak istiyor,

    seni ve beni zevkten titrerken görmek istiyor.

    gecelerim gözlerimizi görmek ve zevk dolu gözlerimize sahip olmak istiyor.

    gecelerim her sarsıntıyı ellerinde tutmak istiyor.

    gecelerim sessizce senin yokluğunda inliyor.

    gecelerim uzun,uzun upuzun.

    aklını yitiriyor ama senin görüntünü benden uzaklaştıramıyor,

    arzumu yok edemiyor.

    senin burada olmamandan dolayı ölüyor ve beni öldürüyor gecelerim.

    gecelerim sürekli seni arıyor.

    bedenim birkaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor.

    bedenim, geceni ortasında senin gölgeni görmemekten dolayı acıdan çıldırıyor.

    bedenim uykunda sana sarılmak istiyor.

    bedenim gece uyumak ve karanlıkta senin öpüşünle uyanmak istiyor.

    gecelerim, bugün bundan daha güzel ve daha zalim bir düş tanımıyor.

    gecelerim haykırıyor ve yelkenlerini yırtıyor,

    gecelerim kendi öz sessizliğine çarpıyor,

    ama senin bedenine ulaşamıyor.

    eksikliğini öyle hissediyorum ki!

    sözcüklerinin, renginin eksikliğini.

    birazdan gün doğacak.”

    uzaktaki diego’ya mektup,

    mexico city, 12 eylül 1939.
  • kusura bakmayın ama çok hassas biri olduğum halde "hahaha" diye kahkaha atarak okuduğum saçmalıklar. diego ve frida birbirlerini defalarca aldatıyor ama insanlar sırf bu vıcık vıcık mektuplar ve "aşk acısı çekiyorum :'( ühühü" konulu sığ tablolar yüzünden frida ile diego arasındaki ilişkiyi "büyük bir aşk" olarak nitelendiriyor. çok gülünç bir durum doğrusu. madem aşıktın, o seni aldatsa bile sen onu aldatmasaydın frida? aşkta ihanet olmaz, bu yüzden mektupta yazılanların hiçbir inandırıcılığı yok. sırf duygu sömürüsü üzerinden şöhret olmuş, entelektüellikle ve derinlikle zerre kadar ilgisi olmayan, sanatsal hiçbir vasfı olmayan, toplumun ciddi sorunlarına tamamen duyarsız, beş para etmez bir ressam bozuntusu olan frida kahlo'nun ülkemizin görgüsüzleri tarafından son yıllarda abartıldıkça abartılması moda olduğu için bu tırt mektuplar da sanki edebi değer taşıyormuş gibi abartılıyor. sanattan anlamamak böyle bir şey işte. derinlik yoksunu, ajitasyon dolu çöpler popüler kültür ikonu olunca yok yere yüceltiliyor.
    ayrıca (bkz: frida kahlo/@girdaptaki)
  • birbirlerini defalarca aldatan diego rivera ve frida kahlo'nun "aşklarını" anlatan mektuplar. vıcık vıcık yapmacık popüler kültür ürünü saçmalıklar bütünü.