şükela:  tümü | bugün soru sor
21 entry daha
  • husserl kartezyen meditasyonlarda aslında schelling'in kendi içine dönen post-fichteci mutlak ben'ini, 'başkasının beni' ile aşmaya çalışır. schelling'in mutlak ben'i, "aslında şudan ibarettir" şeklinde indirgenemeyecek bir hakikati de içeriyordu ve pratikte başka bir karşılığı olamayacak bir teze sahipti. ö.n. soykan'dan aktarıyorum; "mutlak varlık ya da mutlak ben hakkında yalnız bir tek şey bilinir bu da onun varlığıdır. o, yalnızca "ben'im" (ben varım) der: <benim!> ben'in kendisi hakkında söyleyebileceği her şeydir". schelling'e göre "varlık, buradaki-varlık, varoluş, gerçeklik, neredeyse tamamen eş anlamlıdır" (bu alıntı doğrudan schelling'in toplu eserlerinden*).

    zaten husserl'in de yaptığı, her ne kadar bir aşma girişimi de olsa da, schelling'in temel önermesini doğrular: "ben"in oluşumunun sonuçta (kantçı özne düşüncesinde olduğu gibi) kerameti kendinden menkul bir fırlatılmışlık anında meydana geldiğini ifade eder.

    heidegger'in varlık felsefesindeki anahtar kavramlardan biri olan geworfenheit ile epokhe (husserl felsefesindeki bir anahtar kavram) arasındaki bağlantı, her iki durumda da "şimdi ben buraya neden çıktım" sorusuna cevap verilememiş olması -çünkü cevabı yok-. bir bebek annesinin memesinden sütünü emerken ve organizma olarak kendi bedenine ilişkin anne ile bütünleşmiş bir ilkel algı içindeyken annenin ağzına biberonu sokmasıyla aldanmaya-aldatılmaya başlıyor, "annenin bedeni ayrıldığında geride kalanı kendi bedeni olarak" tanıyor (tahir m. ceylan, ortak benlik,s. 26). o anda henüz "ben" bebeğin organizması ve algısı dışında olmasa bile, artık 'gerçek' bir "ben" olarak varolduğunda, bu ayrımın özündeki bir unsuru taşımaya devam ediyor: istanbul'a taşınıp istanbul türkçesi konuşmaya başlayan köylünün hemşerisiyle karşılaştığında veya memleketine döndüğünde kendi aksanıyla konuşmasındaki bir unsuru.

    schelling'in "mutlak ben"i biraz buna benzer.

    * seyn, daseyn, existenz, wirklichkeit, beinahe ganz gleichbedeutend. offenbar aber drückt das wort seyn das reine, absolute gesetztseyn aus, dagegen daseyn schon ethymologisch ein bedingtes, eingeschränktes gesetztseyn bezeichnet(...) (saemtliche werke, 1.1.209)