şükela:  tümü | bugün
  • üstad john berger'in son kitabı. geçtiğimiz ay metis'ten çıktı. yazarın sevenleri için kaçırılmaması gereken bir eser. kitapla ilgili bir kısa yazı şu adresteki blogdan okunabilir: http://kaplanseren.com/?p=136
  • pakize barışta bu kitap için son derece lezzetli bir eleştiri kaleme almıştır. tıklayınız, tıklatınız: http://www.taraf.com.tr/makale/2321.htm

    gazete sitelerine güven olmaz. bu yüzden bu nefis yazıyı buraya yedekliyorum:

    john berger’ın anti-romanı: a’dan x’e romanı

    aşkın, zalim tarafından hiçbir zaman yok edilemeyeceğine dikkatimizi çekiyor john berger.

    zulme karşı direnen tek şeyin kalıcı aşk olduğunu, neredeyse kanıtlıyor a’dan x’e adlı romanında.

    ve güç denilen şeyin her halükarda hastalıklı, gaddar, bulaşıcı, tutsak edici, habis bir insanlık ve evren düşmanı olduğunu da hatırlatıyor.

    john berger tarafından kurtarılmış mektuplar alt başlığıyla yayınlanan roman, devrimci terörist bir örgütün kurucularından olmakla suçlanıp, iki kez müebbet hapse mahkûm olan xavier’ye, yıllar boyunca sevgilisi tarafından gönderilmiş olan mektuplardan oluşuyor.

    gerçekle kurgunun her an için yer değiştirdiği ve aynı zamanda anlamsızlaştığı bir anti-roman bana göre a’dan x’e.

    “evren beyne benzer makineye değil. hayat şu anda anlatılan bir hikâyedir. ilk gerçeklik hikâyedir. tamircilik bana bunu öğretti.” a’dan x’e’nin birinci mektup paketi, bu ifadelerle başlıyor.

    romanda latin amerika’da olduğu hissettirilen terk edilmiş bir hapishanedeki hücrelerden birinin duvarında, boş marlboro kartonlarından yapılmış bir raf dikkati çeker. bu rafın üç gözünde de mektup tomarlarına rastlanır. bu mektuplar, hücrenin son sakini xavier’ye, sevgilisi a’ida tarafından gönderilmiştir. mektuplarda yer yer şifreli bir dil de kullanılmaktadır; a’ida, devrimci bir aktivisttir çünkü.

    a’ida, mektuplarında aşkıyla xavier’yi ayakta tutmak, onu hayata bağlamak için çabalamaktadır. sevgilisi hapse girdikten sonra bir daha onu görememiştir; aralarında resmi bir bağ yoktur zira. sevgilisini görebilmek için xavier’nin ona evlenme teklif etmesini söyler.

    a’dan x’e adlı romanda okur şunu da hisseder; bir insanın çok yakını, âşık olduğu biri, uzun süreli hapse atıldığında, dışarıda yaşamasına rağmen kendisi de hapistedir aslında:

    “umutla beklenti arasında büyük fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. yanılmışım. beklenti bedene ait, umutsa ruha. fark bu. ikisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. ama her birinin hayali farklı. bir şey daha öğrendim. bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. seninkini bekleyen benim vücudumun mesela. sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım.”

    john berger tarafından kurtarılmış mektuplar’ın ikinci paketi “umudumuz var diyemeyiz-sadece ona kucak açıyoruz.” ibaresiyle başlıyor.

    a’idacığın imzalı kısa bir mektup var ki romanda, insana insanlığını hatırlatıyor; hem müebbet hapse mahkûm olmuş bir sevgiliye nasıl sadakat gösterileceğinin, hem bir ülküden nasıl asla vazgeçilemeyeceğinin, hem de nasıl moral verileceğinin bir örneği olduğu gibi, karşı tarafa da (zalime) nasıl haklı meydan okunabileceğinin kısa ve öz ifadesi bu mektup.

    “mi guapo,

    gecenin son karanlıkları. daha uyumadım. geleceği düşünüyordum. herhangi bir yerdeki geleceği değil. ikimizin geleceğini değil. burada kürtajla almaya çalıştıkları gelecekten bahsediyorum. başaramayacaklar. korktukları gelecek gelecek. ve içinde bizden kalan, karanlıkta koruduğumuz güven olacak.”

    üçüncü mektup paketi’nin başlangıcında ise sadece iki kelime var: “ana vatan.”

    aradan 20 yıl geçmiştir. aynı aşk. aynı umut. çok uzaklardan uzanmış olsalar da birbirlerine dokunan eller aynı. john berger’ın hissettirdiği yeryüzü parçası, aslında içinde amitaraların, zekeriyaların, susanların, emillerin, cesarların, yahaların birlikte yaşadıkları, geleceğe ve devrimlere ortak oldukları, gerçek şefkatin yaşandığı bir toplam: “…kuşların yaptığı yuvaların içine parmağınla dokunduğunda ne hissettiğini hatırla. o yumuşaklık, o şefkat, sonsuz seferlerin, mücadelelerin, aynı zamanda da yüzlerce yıl sadece esnek, dirençli ve güçlü şeyler inşa etmekle öğrenilmiş kurnazlığın bir sonucudur. bir dokun…”

    a’dan x’e, bir özgürlük çığlığı aslında. yazar, toplamın içine, anlaşılan son derece değer vererek yerleştirdiği ve bu toplamın kutsal bir üyesi olarak addettiği can yücel’i de anıyor romanında. ve ondan duyduğu şu küçük hikâyeyi anlatıyor:

    “can yücel bir hikâye anlatıyor.

    yakov yedi yaşında bir çocuk ve arkadaşına soruyor: insanlar nasıl olup da o küçücük gözleriyle her şeyi görebiliyor? koca bir kasabayı ya da caddeyi görebiliyorlar, bütün bunlar bir göze nasıl sığar?

    ‘pekiy ama yakov’ diyorum ben de, ‘şu cezaevindeki bini aşkın mahkûmun, koca koca adamların yıllardır dünyaya duydukları özlemle o kocaman olmuş gözlerini düşün bi kez! nasıl olup da bunca göz bu dört duvar arasına sığıyor?”

    a’dan x’e, gerçek bir anti-roman bence.

    john berger, zaman zaman yaptığı gibi, mazlumun değerlerini savunuyor –ki, bunlar tartışmasız evrensel üst değerlerdir-.

    zulmün hâkim olduğu, bizlerin bu duruma yabancılaşarak sağırlaşmamızı (sağır kılınmamızı) köşeye sıkıştırıyor (yani bizi köşeye sıkıştırıyor).

    bir kapı aralamaya çalışıyor bizim için.

    altını defalarca çizerek, aşkı hatırlatıyor.

    ve kalemini mütevazı bir edebilik içinde kullanıyor.

    (a’dan x’e, john berger, çeviren: aslı biçer, metis yayınları)
  • kitapların altını çizenler için enfes bir john berger eseri.

    "umutla beklenti arasında büyük fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. yanılmışım. beklenti bedene ait, umutsa ruha. fark bu. ikisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. ama her birinin hayali farklı. bir şey daha öğrendim. bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. seninkini bekleyen benim vücudumun mesela. sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım."
  • tutkusunu, aşkını ve özlemini satır aralarında sıkıştırdığı kadar da serpiştirmiş bir kitap. olmadık yerinden bejan matur ya da can yücel fırlayabiliyor.
  • john berger tarafından iyi ki de kurtarılmış mektupları içeren kitap. bireysel olandan çıkıp siyasi olana giden yolda çok dengeli yürüyen kitap. berger'in bireysel olanla siyasi olan arasında kurduğu bu dengenin ne menem bir şey olduğunu anlatmak istersek, turgut uyar'ın "tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatan şiirdir"'i geliyor aklıma.

    yeni kaybettiğimiz harold pinter'ın kitap arkasına da iliştirilen notunda yazdığı gibi, "gücü, mevcut olanakları kullanışındaki tutumluluktan geliyor, her türlü zulme direnen kalıcı aşkı anlatış tarzından." geliyor bu kitabın.

    kitapta aida'nın yazdığı mektuplardaki duygunun yoğunluğuyla, xavier'in bu mektupların ardına aldığı siyasi notların el ele yürüdüğünü görüyoruz.

    altını çizdiğim yerlerden birkaç kuple:

    "şimdi gençler bildiklerini, herkesten daha canlı, yoğun ve kesin biliyorlar. bildikleri şeylerin uzmanı hepsi. bilmediklerini de biz gösterebiliriz onlara. belki de hep böyleydi. bugün onlara göstereceğimiz şey, zaferin bir yanılsama olduğu, mücadelenin sonsuz olacağı ve mücadeleye bunun farkında olarak devam etmenin, hayat denen muazzam hediyeye hakkını vermenin tek yolu olduğu!" aida

    "geçmiş, mahkumu olmadığımız tek şey. geçmişe her istediğimizi yapabiliriz. yapamayacağımız neticelerini değiştirmek. gel geçmişi birlikte yapalım." aida

    "sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım." aida

    "evren beyne benzer, makineye değil. hayat şu anda anlatılan bir hikayedir. ilk gerçeklik hikayedir. tamircilik bana bunu öğretti." xavier
  • "yeni yazılar bulamıyorsam, sıklıkla eskilere dönerim. bu eskiler arasında, john berger’ın kitapları geniş bir yer tutuyor. kitap mabedimin en büyük dervişlerinden biri o. ve sanki yaşlandıkça kalemi daha narin, daha hüzünlü ve kırılgan oluyor.
    john berger’ın her bir kitabını size uzun uzun anlatabilirim, yazabilirim. şimdi biraz son kitabından konuşmak istiyorum, john berger’ın kurtardığı mektuplardan… ne zamandır böylesine sarsıcı bir metin arıyordum. buldum. doğrusu bu kitap ülkemizde takvimine uygun bir zamanda çıktı. mektuplarda hakim olan renkleri etrafta da görelim diye olsa gerek.
    aslında kitapta yazanlardan bahsetmek istemiyorum. sadece tortularını anlatayım biraz. zaten “okumalar” sınıfındaki yazılarımda hiç böyle bir amacım olmayacak. ki berger’ın kitapları öyle oturup birkaç cümleyle anlatılacak kadar kolay kavranabilen eserler değil.
    şimdiye kadar birkaç arkadaşıma önerdim john berger’ı. görsel sanatlarla işi olan kişilerdi onlar. fakat ne yazık ki arzu ettiğim ilgiyi onlarda uyandıramadım. burçe’ye kitabı alıp göndererek işi sağlama aldım ama akıbeti ne oldu bilmem. umarım berger’ın eski kitaplarına doğru uzanma hevesini yaratmıştır onda.
    a’dan x’e ne demek biliyor musunuz? a’ida’dan xavier’e mektuplar demek. hapisteki bir adama, dışarıdaki sevgilisinin yazdıkları demek. mektupları okurken xavier olabiliriz. bazen de ai’da… hangisi olmak daha zor, bilemiyorum.
    gerçekten de çok uzun zamandır doludizgin bir aşkın hikayesine, günlük yaşantısına bu kadar yakından bakamamıştım. çünkü günümüz yazarları aşkı anlatırken hep o aynı “kalabalıkların ortasındaki yalnız insan” klişesine düşüyorlar, hep aynı sıkıcı bunalımları anlatıyorlar. pek azı aşıkların hayatlarınndan, o aşkın biçimlendirdiği yaşamlardan söz ediyor. marquez’in kolera günlerinde aşk’ını okuyan biri için artık bir aşk hikayesi o kadar da basit değildir.
    john berger bilgeliğinin doruğunda bir yazar olarak avucumuza harikulade bir hikaye bırakıyor. a’dan x’e mektupları, yani john berger’ın kurtardığı mektupları okurken sıklıkla küçük molalar verme ihtiyacı hissedeceksiniz. gökyüzüne, ağaçlara, kuşlara, bulutlara, otobüs duraklarına, insanlara, yani dışarıya bakmak gerek bu aralarda. çünkü kelimeler bir kibrit gibi yakıldıktan sonra sönüp bitmiyor. çoğalarak, büyük yangınlarla sarıyor her yanınızı. benden söylemesi. uzun zamandır şöyle sarsıcı, adamakıllı bir metin düşmedi elime diyenlerdenseniz buyrun. iki insanın hayatına bir pencereden bakın. pervazında çiçekler sulanan, serçelere ekmek kırıntıları serpilen bir pencere…"

    kaynak: http://kaplanseren.com/…rgerin-kurtardigi-mektuplar
  • sevgilisine tüm dillerde hitap edebilen (mi guapo, mi soplete, ya nur, habibi, glikimu) aida'nın xavier'e yazdığı mektuplar ve javier'in bu mektupların üzerine aldığı küçük notlar. aşkın ve devrimin bir insanın duyumunu nasıl çoğaltabileceğinin ve nasıl inanılmaz bir direnme gücü sağlayabileceğinin kanıtı.

    "mi guapo,

    gecenin son karanlıkları. daha uyumadım. geleceği düşünüyordum. herhangi bir yerdeki geleceği değil. ikimizin geleceğini değil. burada kürtajla almaya çalıştıkları gelecekten bahsediyorum. başaramayacaklar. korktukları gelecek gelecek. ve içinde bizden kalan, karanlıkta koruduğumuz güven olacak."
  • (bkz: add n to x)
  • "yorgunluk bekliyor, pas gibi. en sağlam iradeleri bile kemiriyor, en güçlü iradeleri bile kızıl toza dönüştürüyor, enerjimizi kemiriyor. yorgunluk o sonsuz ertelemelere son veriyor. sonunda kısa cevabı seçiyor. dahası yorgunluk sükuneti seçiyor, ölümün sükuneti olmasına çok da aldırmadan."
  • matematiksel bir ismi olan edebiyat eseri..
    ismi "from x to y" olsa idi veya "from a to b" olsa idi pek dikkatimi çekmezdi ancak "from a to x" matematik sistematiğini bilen birisi için dikkat çekici bir isim..
    kitabı okumadım bilmiyorum ancak bir mühendis gözü ile ismini değerlendirmek istersek şöyle diyebiliriz;

    matematik sistematiğinde alfabenin en başındaki "a, b, c, d, ..." gibi harfler bir denklemde sabit sayıları temsil eder..
    "x, y, z" gibi alfabenin en sonundaki isimler de bir denklemdeki değişkenlere verilir..
    alfabenin ortalarındaki "f, g, h" gibi harfler de fonksiyonlara atanır..

    işte bu sebeple "from a to b" veya "from x to y" gibi bir ismi olsa dikkat çekmeyecekken, "from a to x" gibi bir isimle dikkat çekici hale geliyor..

    "bir sabitten değişkene" gibi bir anlam yani.