şükela:  tümü | bugün
  • kusursuz.
  • müzik üzerine yazmayalı asırlar geçmiş kadar his birikmiş, bu yazmadığım süre boyunca bırakın başkalarını, kendi açımdan dahi elle tutulan bir iş yapmamışım. zihni yazma ediminin özünü içinde bulunduran bir uzantısızlık olarak tanımlayacak isek, lamarck'ın kullanılan organlar gelişir teorisiyle yazım edimimde bir kalitesizliğin veya değersizliğin oluşmuş olması kaçınılmaz. fakat bu noktada üzerimdeki pasın birikmesindense, pası biraz silkmeyi tercih etmenin bağlam dahilinde gerçekleştirilebilecek bir hareket olduğunu görmezden gelemiyorum. hatta, bu mantık dizgesinde yazdıkça üstümde daha fazla pas birikiyor olması ihtimalini dahi düşündüm - ki bu ihtimal de en az birincisi kadar muhtemel.

    tabii uzun süre boyunca müzik hakkında kelâm etmediyseniz ve elinizde "güzel" olduğunu bildiğiniz, fakat klişe kağıda-dökülmüyor-lanet-olası sendromundan kurtalamadığınız bir albüm var ise, işler bir hayli karışıyor. albümün sizi tatmin edip etmemesinden daha büyük bir sorun kalıyor elinizde; sizin albüm üzerinden kendinizi tatmin edip edemediğiniz sorunsalı. işte bu noktada zihnin içinde bir yarış başlıyor. bu yarışta bir yandan albümden müzikal anlamda yakalamaya çalıştığınız detay miktarı, diğer yandan albümün bıraktığı hisler, yine diğer yandan albümün grubun diskografisi, grubun muadilleri ve müzik evreninin içinde nasıl bir yerde durduğu gibi detaylar önemli hâle geliyor ve kişisel tatminat için bunların büyük bir çoğunluğundan kısa bir yazıda bahsedebilmeniz gerekiyor. (aslına bakıldığında yeterli materyâle sahip bir albümün incelemesi orta-kısa bir hikâyeden pek de kısa olamaz gibi geliyor bana, eğer müziği ciddiye alıyorsak.)

    bu tatminatı yaratabilmek adına diyebileceğim birkaç şey var;

    the kilimanjaro darkjazz ensembledoom jazz gibi bir kategoriye en azından koyabiliriz, fazlasını göz ardı etmemek koşuluyla. herhangi bir grubun sınırlanmayı reddedeceği üzere, kilimanjaro'nun da kendilerine sorulduğunda doom jazz gibi bir kategorinin dört duvarı arasında olmak isteyeceklerini söyleyeceklerini sanmıyorum. (burada bir parantez açmak gerekiyor, zira kendini janr sınırlarının içine koymama epidemiği başladığı zamanlarda böyle bir şeyin the next big thing olacağını bilmek gerekiyor. bir janrın normlarını benimseyerek müzik yapıp, akabinde "biz x'e sınırlanmak istemiyoruz" gibi çelişkili ifadelere mahal vermemek gerekiyor.) parantez içindeki duruma kilimanjaro'yu -- en azından bu albüm dahilinde -- sokmak pek de mümkün değil, zira bu albümde doom jazz'dan daha derin sulara yelken açmışlar ve bu sular sadece hissel bir derinlikten ziyade, experimental ve mistik bir derinlik de içeriyor.

    doom jazz dendiğinde saksafondan kayan kameranın sigara korlarına, viski turuncu-sarımsılığına, spot ve neon ışıklarının huzmeleriyle görünen dumanların akla gelmemesi zor oluyor tabii. kilimanjaro bu albümde bunu yenmiş, bunun üstesinden gelmiş. öyle karanlık, öyle tekinsiz, mistik bir hava var ki, bu hava yukarıda tasvirlemeye çalıştığım atmosferden ziyade, zifiri karanlık bir rıhtımın katlarındaki tekinsiz karanlık silüetleri, bu silüetlerin cansızlığını ve karanlığın içinden asla çıkamayışını çağrıştırıyor. ahşaptan inşa edilmiş evlerin içinde bir mum ışığı, bir turunculuk yok bu albümde. bohren & der club of gore ile iyice farklı bir çizgiye savurmuş kendini kilimanjaro, epey de iyi etmiş.

    bol bol saksafon yerine, piyano, davul ve tekinsiz elektronik tonları kullanmayı tercih etmişler, bu atmosferi yaratırken. atmosfer ve sound değişimi bu şekilde kotarılmış. doom jazz'ı hareketsiz ve noir bir atmosferle özdeşleştirecek isek, bu albümü -- bazı yerleri dışında -- doğaüstü bir tekinsizlik ve mistizmle özdeşleştirebiliriz, sanırım.
  • uçsuz bucaksız ve tekinsiz bir ormanda bilinmezliğe doğru meşk ile sürükleten bir albümdür.