şükela:  tümü | bugün soru sor
  • "çok ağır bedel ödedim, ödüyorum ve anlaşılıyor ki ödemeye devam da edeceğim. ancak türk siyaseti benim yaşadıklarımı ancak 10 yıl sonra anlayacak. herşeyin bu kadar kirlendiğini bilmiyordum. bunun bedelini ödedim. ancak vicdanım rahat..." demiştir.

    dürüstlüğün geldiği noktaya bak!
  • bayram ve cuma namazları dışında çok kalabalık bir cemaati olmayan dolmabahçe camii'nin müezzini.

    2006 yılında bir sabah namazı kılmaya gittiğimizde, kapalı bulduğumuz kapıyı 5-6 kişi olan bize açan güzel insan. pencereden görmüş ve gelmiş. pekâlâ yokmuş gibi davranabilirdi. geldi, bizi içeri aldı, namazımızı kıldırdı, sohbet etti ve uğurladı.

    önceki entrylerimde de dediğim gibi, çocukluğumdan beri bilirim ben bu adamı. belki 21 senedir (ben 21 senedir orada kıldım bayram namazlarını, ilk başta babamla, sonra hem babamla hem kardeşimle, inşallah yarın öbür gün çocuklarımla da). 3 sene öncesine kadar necati dönmez adında, görmüş geçirmiş, aydın bir imamı vardı bu caminin, emekli şimdi. insanın dedesi olsun isteyeceği bir adam. sıfır kibir sahibi, mantıklı, hoşgörülü, mütevazi ve samimi. fuat yıldırım, yaşı ve pozisyonu itibarıyla necati hocanın öğrencisidir bir yerde, onun gibi güzel bir adamın, güzel bir öğrencisidir. 3 sene önce halil necipoğlu adlı, ramazan programlarından ve ilâhi cd'lerinden hatırlayabileceğiniz, tiyatro kabiliyeti yüksek, samimiyetten uzak, celebrity bir hoca atandı. ve bayram namazları eskisi gibi olmaz oldu. fuat hoca yine oradaydı ama, kendisi ve namazını kılmaya gelen necati hoca herkesle bayramlaşıp sohbet ederken, halil hoca'da hep bir bitse de gitsek havası vardı. zaten neredeyse hiç değişmeyen, artık birçoğunun yüzünü ezberlediğim cemaatin de pek iplediğini zannetmiyorum, herkes necati ve fuat hocalar için gelir olmuştu oraya.

    yine önceden demiştim, bu iki insan için, o kemikleşmiş cemaatten kötü söz söyleyecek tek bir adam olduğunu zannetmiyorum. ikisi de, benim gördüğüm ve çok yakından olmasa da yıllardır tanıdığım kadarıyla, samimi müslümanlardır.

    fuat hoca, 2 haziran'ı 3 haziran'a bağlayan gece, insanlığın daniskasını ve yapılabilecek tek şeyi yapmış, yaralıları içeri alıp camiyi revire çevirmiş. ayakkabıyla girenler olmuş ki o acil durumda gayet normal, yine de çoğu kişinin çorapla dolaştığı videolarda yeterince açık. yani saygısızlık söz konusu değil, acil durumda ayakkabıyla girmenin de çok önemli olmadığı, akli dengesi yerinde herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek. göründüğü kadarıyla içki kesinlikle yok, zaten kimsenin içki düşünecek hâli de yok belli.

    daha hâlâ neden başbakanın bu adamı günâh keçisi yapma çabası? hükümetinin aleyhine gösteri yaparken yaralananlara yardım etti diye mi? insanlık etti diye mi? güdümündeki polis, direnemesinler diye insanların 2 liralık toz maskelerini, talcid solüsyonlarını toplarken, "gel bir şey yapmayacağım" deyip kafalarına biber gazı sıkacak, ethem'i başından kurşunlayacak kadar barbarlaşmışken, bu adam insan kalmaya, müslüman olmaya devam etti diye mi?

    fuat yıldırım'ı kim ne kadar önemser bilemiyorum. ama kendisine bir şey olursa, hedef gösterilirse, zarar görürse, asıl o zaman ortalığı ayağa kaldırmanın zamanıdır!
  • sevgili dolmabahçe bezmialem valide camii müezzini,

    ben bir ateistim. hayatım boyunca ibadet yerlerinde turistik amaç veya cenazeler dışında hiç gitmedim. ortaokulda öğlenden sonra bir tabak kadayıfla bozduğumu saymazsak hiç oruç tutmadım, namaz kılmadım. bunu söylemeyi zul addederim ama hayatımda seçerek (arkadaşlarım, sevgilim, hocalarım, iş arkadaşlarım) veya seçmeden (ailem) bulunan kimseyle ilişkimi de dinle kurmadım. kimseyle ne dini, ne dinsizliği, ne tanrıyı ne tanrısızlığı terbiye ve eleştiri sınırlarını aşarak tartışmadım.

    ben bir ateistim. ahirete inanmam; yaptığım yanlışlar için sonsuza kadar beni yakacak bir ateşe, iyiliklerim için ırmakların serinlettiği yeşilliklerle mükafatlandırılacağıma inanmam. mahşere inanmam; bir gün her şeyiyle önüme dökülecek hayatımın hesabını ilahi bir mahkemede vereceğime inanmam. omuzumda melekler yok benim. iyilik, doğruluk ve güzelliklerle kötülük, yanlışlık ve çirkinliklerin kaydedildiği defterlerim yok. allaha inanmam. haliyle bir gazap fikrinden de korkmam. bu beni kötü biri yapar mı bilemiyorum. tek pusulam vicdanım. her zaman olduğu gibi son bir aydır da gördüklerime, görmediklerime, tanık olduklarıma karşı vicdanımla sorumluyum.

    ben anlayamıyorum, belki siz anlatırsınız. nasıl oluyor? ethem’le mahşer yerinde üstelik en büyük kuvvetin; allah’ın uzunda karşılacağını bilen biri müslüman, nasıl onun katilini serbest bırakabiliyor, nasıl yalan söyleyebiliyor ve nasıl söylenen yalana inanabiliyor? düşüncesi bile benim allahsız vicdanımı ağırlaştıran bu yükle, bir mümin nasıl yaşayabiliyor? gerçekten anlamıyorum. camiye içki ve ayakkabı ile girmek günahsa, camiyi yalana alet etmek nedir? günahtan daha ağır bir adı olmalı bunun. siz bilirsiniz, nedir? zulmün içinden zalimlikle, yalanın içinden riyakarlıkla çıkmanın müslümanlıktaki yeri nedir? zalimliğine, mazlumluğunu alet eden bir insan, müslüman olabilir mi? “haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır” diyor hadis. peki, haksızlığa karşı çıkanları susturan kimdir, nedir? şeytandan daha korkunç olmalı… ben bilemiyorum, belki siz yardımcı olabilirsiniz anlamamıza.

    biliyorum, bu soruların muhatabı siz değilsiniz. ama insan dürüst bir müslüman görünce kafasındaki soruları sormak istiyor, ne yapalım...

    size teşekkür etmek istiyorum; dürüstlüğünüz, vicdanınız ve insanlığınız için. teşekkürler. yüzlerce kez.
  • bu adam gibi bir avuç müslüman sayesinde türkiye'deki islam imajı ayakta duruyor zaten. diğer sahtekar/paragöz/şark kurnazı/vicdansız tiplerin tümü bu bir avuç insana yatsın kalsın teşekkür etsin.

    kendisinin seveceği türden bir dilek gönderdiğim adam; inandığı ve sevdiği tanrısı ondan razı olsun.
  • has anadolu delikanlısıymış. ne mutlu onu yetiştiren anne ve babaya.

    "böyleleri de varmış" dedirtiyor.
  • dolmabahçe bezmiâlem valide sultan camii müezzini, adam olanı biteni anlatmış bir de güzel yorum yapmış ki kapak niteliğinde okuyalım.

    --- spoiler ---

    salı günü haberleri okuyunca camiye uğrayıp gerçeği öğrenmek istedim.
    bunun üzerine çarşamba günü dolmabahçe bezmiâlem valide sultan camii'ne gittim.
    camiye vardığımda dışarıda korumalar vardı. içeriye girdim, caminin içinde avrupa birliği bakanı egemen bağış yetkililerden bilgi alıyordu. ben de yanlarına yaklaştım ve dinlemeye başladım. cami müezzini fuat yıldırım olayları yeniden yaşar gibi anlattı. ayrıca tümünün görsel kayıtlarını yapmış.
    cumartesi ve pazar akşamı dolmabahçe'de biriken göstericilere polis müdahale edince bir grup camiye sığınmak zorunda kalmış. ilk gün yeterli bir zaman bulunduğu için ayakkabıları çıkartarak camiye girmişler.

    ikinci gün müdahalenin şiddet dozu arttığı için göstericiler can havliyle ayakkabılarını çıkartmadan cami kapısının anahtarını kırarak içeri girmişler. müezzin fuat bey göstericileri sakinleştirmiş, yaralananlara camide tedavi imkânı tanımış. ne alkol alan ve ne de içen bir kişi görmemiş. polislerle konuşmuş ve ortalık sakinleşince göstericileri camiden sükûnetle çıkartmış. son cemaat mahfilindeki pencerede ezik bir bira kutusu kalmış. oraya nasıl bırakıldığını görmemiş. olay özetle böyle gelişmiş.

    bu olayı tarihi bir kırılma anı olarak niteleyen gündüz yazısına, “müezzin fuat yıldırım davranışının bu ülkeyi nasıl bir tehlikeden kurtardığının farkında değil. bunu tahrik yöntemi olarak kullanmaya kalkanların da ülkeyi nasıl bir tehlikenin eşiğine getirdiklerinin” şeklinde devam etti.

    gündüz son olarak ise, “gelinen noktayı iyi analiz edip değerlendiremezsek kaybeden biz olacağız. kendimizi yenileyebilmek için çevremizde bizi kuşatan duvarları yıkıp olan biteni anlamalıyız” ifadelerini kullandı.

    --- spoiler ---

    http://t24.com.tr/…arini-acikliga-kavusturdu/231614
  • 80'li yılların sonları... ilkokullu, siyah önlüklü çocuklardandım. yaz tatilinde camide açılan kuran kursuna merak saldım ve kendiliğimden yazılıverdim. ilk gün elimize verilen arapça kitapları heyecanla karıştırmaya başladık diğer arkadaşlarla, bir yandan da boğuşup güreş tutmayı ihmal etmeden.

    çok sevip kendimi kaptırmam uzun sürmedi, büyük bir iştahla kitapta yazılanları öğrenip kuran'a geçmek için çabalıyordum. başarılıydım da üstelik, en hızlı öğrenenler arasına, daha da önemlisi hocanın gözüne girebilmiştim. camiye gitmek güzeldi ve kursa gittiğim kadarı beni kesmiyordu artık. namazlara gitmeye başladım öyle olunca, aralarda müezzinin okuduklarını ezberlemeye karar verdim ve yaptım da. o da kesmedi, müezzinlik yapmak için izin istedim hocadan, tereddüt edip bir sınava çekti ve onayladı. dünyalar benimdi, namazlara koşa koşa gidip hocanın bana işaret etmesini bekliyor, başkasına değil de bana müezzinlik yaptırsın diye gözünün içine bakıyordum.

    büyükler tarafından takdir edilmenin verdiği haz başkadır o yaşlarda, benim gibi bir çocuk için bunun önemi daha da fazlaydı, ayrıntıya girmeyeceğim... yaşlı başlı adamların bana sevgi dolu bir hayranlıkla bakmaları mutlulukların en güzeliydi. kuran okumayı da öğrenmiş bulunuyordum yaz sonuna doğru. hatim indirildi, sevinildi, takdir görüldü ve o yaz için bitti kurs. damağımda kalan tadıyla okula başladım, hatim indirmeyi başarmış bir çocuk olarak lanse edilerek... iki kilometre yol yürüyerek gider gelirdik okula ve ben yolda şarkı söylemek yerine kuran okuyordum, kız kardeşimin "abi çarpılıcaz senin yüzünden." demeleri eşliğinde... anlattığım aynı gaz ertesi yıl da devam etti ve benzer bir periyodla ikinci kez hatim indirdim, yine benzer duyguları yoğun bir halde yaşayarak.

    fuat yıldırım gibiler çoktu yukarıdaki hikayede. kimselerin peşine takılmadan yalnızca ibadet etmek isteyen, insanlığın emrine göre yaşayan insanlar... ramazanda akşam namazı öncesi kurulan sofradan kalkmamızı engelleyen, "siz yemek yiyeceksiniz biz namaz kılarken, sakın gelmeyin, bunları bitirirseniz çok sevaba gireceksiniz." diyebilecek kadar yüce gönüllü insanlardı.

    gelinen noktaya bakınca insanın içi kan ağlıyor, sadece doğruyu söylediği için bir insana minnettar kalıyoruz. acıklıdan da öte dehşet verici bir durum bu. inancı temsil ettiğini söyleyenlerin elinde para, yalan, iftira ve tehdit var. elimde olsa ellerinden tutup o çok özendiklerini söyledikleri eski çağlara götürmek ve şimdiki halleriyle yüzleşmelerini sağlamak isterdim. fakat biliyorum ki iktidarı tutanlara ve onların gelecek kaygısına fazlasıyla tutunmuş durumdalar ve öleceklerini bilseler vazgeçmezler...

    fuat yıldırım gibi dik durabilen insanlara ihtiyacı var en çok günümüz dünyasının. tanrı'ya inanmayanlar insanlığın ve dürüstlüğün güzelliğini, inananlarsa gerçekten inanmış birinin takınacağı tavrı görebilirler ona bakarak.

    içimde ve beynimde çok şey yalpalaya yalpalaya dolaşıyor bugünlerde. o çocuk fazlasıyla büyüdü, büyüyor da. ve ellerinden öpüyorum fuat yıldırım'ın, bir yandan da zaten yapılması gerekenin böyle yüceltilmek zorunda kalmasına üzülürken... ve biliyorum kendimce, tanrı bu güzel insanların suretinde görünüyor görmesini bilene; yüz bin dua etmelerin, iktidar sözlerinin, vaatlerinin vesairelerin içinde değil... böyleyken böyle...
  • yıllardır -yakından olmasa da- tanıdığım güzel insan. necati hoca'yla ikisi için kötü söz söyleyecek insan olmadığına eminim. rte sevmiyorsa adamdır zaten. dibine kadar destekçisiyim. bayram namazı onsuz olmaz.
  • eger bu olaylardan dolayi, hukumet kendisini isten atar vb. benzeri bir kayba ugramasini saglar ise;
    buraya yaziyorum, her ay ufak bir mebla kendisine maddi destek saglayabilirim..

    tanim: bu adam gibi 10 kisi olsa hukumette, gezi olaylari 1 saat bile surmezdi. herkes sarilir opusur eylemi bitirirdi.
  • yılmaz özdil'in yazdığına göre;

    "eşi ve kızıyla birlikte, orada yaşıyor. mevsiminde çinakop bollandığında, evinin önünden olta atıyor. dostlarıyla mangal yapıyor. tarihi çardakta çay demliyor, kahve yudumluyor. kedileri var. martı besliyor. mutlu, huzurlu bir adam. cemaatiyle arkadaş gibi, hatta, akraba gibi, dile kolay, 24 senedir orada."

    buna rağmen 6 saat sorgulanıyor ve hala "içmediler" diyor, "yukarıda allah var" diyor.

    kaybedecek bu kadar şeyi olan insanların bu denli cesur ve dik duruşları tarihte hakettiği yeri bulacaktır.

    gözlerinden öperim.