şükela:  tümü | bugün
  • 27 aralık 1949 tarihinde imzalanan, türkiye ve abd hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında anlaşma. pek meşhur 5. maddesi aşağıdaki gibi.

    "komisyon dördü tc ve dördü abd vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. bunlara ek olarak türkiye' deki abd diplomatik heyetinin başı komisyonun fahri başkanı olacaktır. komisyonda oyların eşit olması durumunda kesin oyu misyon şefi verecektir."
  • "komisyon, dördü tc vatandaşı ve dördü abd vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. bunlara ek olarak türkiye’deki abd diplomatik heyetin başı, (amerikan büyükelçisi) komisyonun fahri başkanı olacaktır.komisyonda oyların eşit oluşması durumunda kesin oyu misyon şefi (amerikan büyük elçisi verecektir.”

    komisyonun abd vatandaşı olan dört üyesinden ikisinin elçilikteki cia mensupları arasından seçileceğinden kuşku duymamak gerekir, böylece cia, milli eğitim bakanlığı’na rahatça sızma olanağı bulacak ve komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasında ajanlar devşirmekte hiçbir güçlükle karşılaşmayacaktır.

    okul kitaplarına ve ders kitaplarına amerikan propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme hazırlayacaklardır.”

    o günden 2007' ye 58 yıldır, “milli eğitim”imizi ve daha pek çok bakanlığımızı amerikalı uzmanlar yönlendiriyor.

    bu durun, 2007'de de böyledir ve fulbright commission adı altında türk milli eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de amerikan büyük elçisi oturmaktadır. (bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki de daha da ağır şekilde devam etmektedir. bundan daha ağır ne olacaksa?)

    ismet inönü, amerikan yarı-sömürgesi olduğunu açıklıyor.

    yalnızca milli eğitim’in değil, diğer pek çok bakanlıkların1949'dan başlayarak amerikalı uzmanlar güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, türkiye’yi amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek türk ulusunun anlına bu lekeyi süren ismet inönü tarafından, yıllar sonra,1963'de “timsah gözyaşlarıyla” şöyle itiraf etmişti.

    “daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlemesini istiyoruz. herkes aynı şeyden söz ediyor. nasıl yapacağım ben bunu? karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. yapabilirler mi bunu?

    hepsini çevresinde uzman denen yabancılar dolu. iğfal etmeye çalışıyorlar. başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. o da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, washington’un haberi oluyor. sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.

    bağımsızlık savaşından sonra lozan’da asıl mücadele de bu uzmanlar konusunda oldu. yoksa sınırlar zaten fiili durum idi. tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. bütün mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. dayattık. biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. onlar bizim neden inatla red ettiğimizi biliyorlardı.

    böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. imzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. ondan sonra sökebilirsen sök. gitmezler. ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. havanda su döversiniz. fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”

    türkiye’nin şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını, mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara; 1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren, ülkenin dağarcığında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın amerika’dan borç alarak ülkeyi amerikan güdümüne sokan ismet inönü’nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında:

    “madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin amerika ile antlaşmalar yaparken türkiye’ye amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza attınız?” .."
    ___
    http://www.acikistihbarat.com/…erler.asp?haber=8263
    ___
    sonrası için:
    "yirmi yıldan beri türkiye’de faaliyette bulunan yardım programı, bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. önemli mevkilerde amerikan eğitimi görmüş bir türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da iktisadi devlet teşekkülü hemen hemen kalmamıştır."
    -- richard podol, 1968
    ___
    daha sonrası içim:
    (bkz: 2010 türkiyesi)
  • (bkz: #47598004)
  • niye kızıyorsunuz yahu, işte adamlar size mallıklarıyla yol yapmış.
  • hakkında sözlükte bu kadar az enrty bulunması ilginç olan anlaşma. kimsenin umrunda değil anlaşılan.
  • hakkında hiç konuşulmayan, derslerde öğretilmeyen, yapıldığı zamandan beri gizli kalmayı başaran anlaşma.
  • sürekli yakındığımız "ezbere dayalı eğitim sistemi"mizin bir türlü "düşünen eğitim sistemi"ne evrilememesinde etkisinin olduğunu düşündüğüm anlaşma. bu anlaşmadan sonra kaç tane hükûmet, kaç tane millî eğitim bakanı geçti bu ülkeden. hiçbirisinin aklına gelmedi mi eğitimde düzgün işler yapabilmek? belki eğitim sistemi; sürekli kişilere bağlı kaldı, üzerinde çok oynandı ancak düzenin en başından beri bozuk olduğu da hiç dillendirilmedi.

    sovyet tehdidi nedeniyle batı bloku'na sığındığımız günden sonra yarı sömürge durumu getirildik. marshall yardımlarından biz de yararlandık (?), fulbright eğitim komisyonunu açtırdık. ardından nato'ya girmek istedik, kore savaşı'na asker gönderdik. abd'nin isteğiyle uçak üreteceğimiz fabrikaları kapatıp traktör fabrikaları açtık, tarım ülkesi olarak kaldık.