şükela:  tümü | bugün
  • tanımı sadece dinsel anlamıyla değil de, daha genel anlamıyla, her hangi bir ideolijiye körü körüne bağlanmak olarak açıklarsak, türkiye'nin en büyük sorunudur. mete tuncer güzel anlatmıştır bunu, kemalizm bütün içinde barındırdığı ritüellerle (her sabah and içen çocuklar), litürjisiyle (10 kasım'daki saygı duruşları), kutsal kitabıyla (nutuk), ruhban sınıfıyla, sofularıyla, radikalleriyle, kimin daha atatürkçü olduğu tartışmalarıyla bir dinin sahip olduğu bütün aşırı anlamdırılmaya sahiptir. eh hal böyleyken türk devletinin resmi dini yoktur demek pek kolay değil ama zaten ben de devletin resmi ideolojisinden değil, bu topraklarda yeşeren hemen hemen bütün akımların fundamentalist olduğundan bahsetmek istiyorum. kemalizm, toplumun modernleşme arzusunun vücut bulmuş halidir. ama modernizasyonu yüzeysel haliyle, topuyla tüfeğiyle, tüketim anlayışıyla ve ekonomik gücüyle algılamış onu bir demokratik değerler bütünü ve bireysel özgürlüşme olarak algılamamıştır. burada bunu mustafa kemal'in kendi algılamamıştır diyemem ama kemalizmin bunu algılayamadığı çok açıktır.

    islami ideoloji bir karşı devrim akımı olarak zaten doğası gereği her zaman fundamentalist kalmıştır. cumhuriyet tarihi boyunca kimi zaman destek bulduğu milliyetçilik, turancılık, türkçülük gibi akımlar da (bunların için deki bazı oluşumlar direk olarak kemalizmin bir varyantıdır zaten (ulusalcılık gibi) kemalist olsun olmasın, islamcı olsun olmasın her halikürda fundamentalist akımlardır. türk tarihinin, türk kanının, kurtuluş savaşının aşırı bir anlamlandırılışı, başbuğ konsepti, türk efsaneleriyle doğrudan doğruya inancı hedefleyen ideolojilerdir.

    sola bakacak olursak, kemalizm'den kurtulduğu anda (ki zaten bu ikisi nasıl bağdaşır anlamak mümkün değil), milliyetçiliğe yanaşmış, ondan kurtulduğu zaman totaliter komünist sistemlere yanaşmış akımlar olarak gelmiştir karşımıza. 60'ların devrimci hareketlerini incelediğimiz zaman, fundamentalist dinamikleri bir bir seçip bulmak mümkün (yüceltilen liderler stalin vs, bütün devrimcilerin eline dağıtılan devrimcinin nasıl giyinmesi, davranması, yaşaması gerektiğini anlatan broşürler, kitaplar vs.)

    bütün bunların yanında fundamentalizm'den arınmış bir sol ideoloji hiçbir zaman destek bulamamıştır. liberal söylemler, diğer güçlü söylemlerin yanında erimiş gitmiş bi çok parti asıl ideolojilerine liberalizmi de eklemiştir kendi yorumlarıyla. ya da özgürlüklükçü, çevreci, kalkınmacı ideolojiler türeten politikacı pek olmamıştır. olsa bile destek bulamamıştır. bu bütünüyle eleştirel olamayan kültürümüzün bir sonucudur bana göre.
  • * 1910'lu yıllarda amerika'da "isa zamanındaki hristiyanlığa dönmek gerektiği" fikri üzerine yayın yapan fundamental dergisine atfen kullanılan terim.

    son 20 yıldır bu terim çoğunlukla aşırı uç islami hareketler için kullanılır.
  • "fundamentalizm" terimini incelemeye kalkıştığımızda latincede gidilebilecek en eski köklerin "dip", "çiftlik", "mülk", "yetkili" manalarındaki fundus, -i ismi; "kurmak", "temelini atmak" manalarındaki fundo, fundare (sinonimleri: condo, -ere; exstruo, -ere) ve "dökmek", "akıtmak", "dağıtmak", "bolca ekin üretmek" manalarındaki fundo, fundere fiilleri (yunancası kseo, kseusw) olduğu görülüyor. sonraki kuşak kelimeler ise funda, -ae "sapan"; funditor "sapan atan kimse"; fundito, funditare "sapanla atmak", "fırlatmak"; funditus "tamamen", "bütün", "dipteki" manalarında. bana kalırsa fundamentalizm terimini ilk andıran kelime olarak karşımıza (kent vb.) "kurucu", "yapıcı" manalarındaki fundator çıkıyor. bu isimle birlikte "kurmak" manasındaki fundare fiilini düşünürsek, cinssiz bir isim olan fundamen, fundaminis kelimesinin "temel", "esas", "dayanak" manalarına gelmesi de doğaldır. şu da var ki ingilizcede pek sık karşımıza çıkan find / found ve foundation'ın da anlamca ve yapıca kökü buradadır. zira yukarıda işlediğim fundator'un ingilizce karşılığı founder'dır.

    şu ana kadarki seyir şöyle:

    fundus / fundare -> funda / fundator -> fundamen

    fundamentalizm teriminin en yakınını bulabiliriz bu noktada: (genelde çoğul kullanılan) fundamentum. bu terim yine "temeller", "dayanaklar", "esaslar" manasındadır. latin oxford dictionary'de bu terimin fundare+mentum/mens birleşiminden oluştuğu yazılı. yani:

    fundamentum= temel atmak + düşünce / akıl / anlayış / niyet / plan = temel atma düşüncesi / temeli atılmış düşünce, niyeti.

    oxford'un sözlüğünde fundamentum'un "gereklilik", "kaçınılmazlık" (indispensable) durumunu yani "temel zorunluluk / gereksinim" halini (fundamental necessity) gösterdiği de söyleniyor. charlton t. lewis'in 1879 tarihli a latin dictionary; founded on andrews' edition of freund's latin dictionary'sinde (trustees of tufts university, oxford) fundamentum'a sinonim olarak "sedes" ve "initium" isimleri önerilmiş; bunlardan ilkinin yine "oturulacak yer", "ikamet edilen yer" manaları vardır, yani "ait olunan yer" anlamını çıkartırız sedes'ten (ki bu kelime için bakılacak kaynak da "oturmak" manasındaki sedeo, -ere fiilidir). ikincisi "initium" ise benim bayıldığım bir terimdir; initio, -are ("başlatmak, önayak olmak, takdis etmek" manalarında) fiilinden gelir "başlangıç", "ilke" manasında olup felsefi metinlerde genelde çoğul olarak ("initia") kullanılır ve " (başlangıç) öğeler(i)" manasındadır. özellikle de presokratik filozoflardan, atomculardan bahsedilirken sık kullanılır. fundamentum hem sedes hem de initium ile sinonim olunca; haliyle iyice "temel"e yerleşmiş oluyor. bütün bu açıklamalardan sonra fundamentalizm terimini incelemeye kalkıştığımızda karşımıza çıkan manalar şunlar oluyor: bir yere ait olan, başlangıç öğe, esas, esaslar, temeli kuran düşünce, kaçınılmaz nokta.

    seyir şu durumda:

    fundus / fundare -> funda / fundator -> fundamen -> fundamentum

    şimdi fundamentalizm terimine daha da yaklaşabilmek adına latincedeki sıfat üreten eklerden olan -e/alis'e sığınacağız; bu durumda: "ilk ilkelere, esaslara özgü / aitlik durumunu gösteren" fundamentalis sıfatını bulmuş oluyoruz. bu kelimenin terimleştiğini küçük bir arama sonunda görüyoruz: http://openlibrary.org/b/ol6408672m - http://www.archive.org/…s/institutionesth00knolgoog vs. yine kilisenin temel yasasından bahsedilirken "lex ecclesiae fundamentalis" (örn. james a. coriden, an introduction to canon law, p.47, continuum international publishing group, 2004) dendiğini de akılda tutmak gerek.

    lexicon latinitatis nederlandicae medii aevi'de (brill, 1987) fundamentalis'in dutch dilindeki karşılığı olarak "van het fundament" denmiş yani yukarıda yazdığım gibi "esasa, temele özgü". yine aynı sözlükte fundamentalia sözcüğü için "grondslagen" yani "esaslar" manası verilmiş. yine fundamentalitas (veya adverb olarak fundamentaliter) şeklinde isim olarak karşımıza çıkan anlam ise "esas olarak, temelde, esasa, temele, orjinal olana özgülük hali"dir.

    fundus / fundare -> funda / fundator -> fundamen -> fundamentum -> fundamentalis / fundamentalia / fundamentalitas

    sonuç itibariyle latincesi fundamentalitas olan fundamentalizm (ing. fundamentalism; fr. fondamentalisme; alm. fundamentalismus; it. fondamentalismo; nor. fundamentalisme ; por. ve isp. fundamentalismo) sistemli bir şekilde esas olana bağlılık, tutkunluk, temelden yani başlangıçta yerleşmiş olduğu yerden sapmayı kabul etmemek vb. manaları vermiş olur. en nihayetinde böyle bir kelimenin dinsel manada "aşırılık"ları (ki bunlarda da ilk yerleşilen, kabul edilen noktanın savunulması, herhangi bir sapma yaşanmaması söz konusudur) göstermesi doğaldır. temelden sapma veyahut temelde bulunan şeyi, kavramı geliştirmek, doğal olarak fundamentalitas'ın dışına çıkmak demektir. aşırılara bakarsanız, ilk haliyle kabul etme halini açıkça görürsünüz; zaten saplanmış oldukları için aşırıdırlar.

    meraklısına: incelemiş olduğum latince kelimelerin bazılarının lewis'in sözlüğünden karşılıklarını, kullanım alanlarını google defterine attım, meraklıysanız bakarsınız:
    http://www.google.com/…9501994974/bdrebqgoqpo2bj-qj

    corrigendum@:

    büyük üstadım, rehberim olan teoman duralı hocamın bir noktadaki itirazını sizlerle paylaşmak istiyorum:

    cengiz, latince "fundare"nin germen menşeli "find"la kökdeşliği yok... sözü ingilizcenin en yetkili kökenbilim sözlüklerinden robert claiborne'nun "the roots of english"ine bırakıyorum: ilkin, "fundus", bhudh- kök öbeğine ait: "latin 'fundus' (germanic 'bottom') or base. the latin word 'foundation' (base) of a building and the foundations 'founded' and 'funded' by rich people, the 'fundamental' things that are basic, and the 'profound' idea that gets to the bottom of something." "find" ise, pent- söz öbeğine mensup: "to tread, go, whence 'find' ('go after'); the germanic 'path' one treads on was borrowed from iranian, via some steppe people. various l words center on the sense 'way' (where one goes), as with 'pontoons' sometimes used to bridge (make a way across) a river. from 'pontifex', priest ('he who prepares the way'), comes 'pontifex maximus', the 'highest priest' (of rome), now one of the titles of the 'pontiff' --whence to 'pontificate' 'speak as if one were the pope.
  • yirminci yüzyılın başlarında, kitab-ı mukaddes'in nihai otorite olduğunu kabul ederek modernist ve bilimsel eleştirilere karşı çıkan hıristiyan hareketi. özellikle 1960'lı yıllardan sonra batılılaşma, modernleşme ve laikleşmeye karşı çıkan ve sağlam, güvenilir ve bağlayıcı nitelikteki bilgilerin, islamın kaynak kitaplarında mevcut olduğu için, hakikatin modern literatürde değil bu kaynaklarda aranması gerektiğini savunan yaklaşıma da islam fundamentalizmi denmektedir
  • "temellere" dönme yolundaki reformist bir talep ile sadece dinsel meselelerin ötesine geçen sistem karşıtı bir retoriğin bileşimi.
  • "dinsel fundamentalizmin rakip ideolojilere göre birçok üstünlüğü vardır. hem eğitimli hem de eğitimsiz müslümanlar tarafından kolayca anlaşılabilen fundamentalizm, kitleleri harekete geçirmede ve hem yanlış olanın eleştirisi hem de doğru olanın bir program halinde anlatılmasında son derece bildik, dolayısıyla etkili olan bir dizi tema, slogan ve sembol sunar.

    dinci hareketler, az ya da çok otokratik yönetimlere sahip ortadoğu ve kuzey afrika toplumları ve benzeri toplumlarda başka bir pratik avantaja daha sahiptir: diktatörler partileri, toplantıları yasaklayabilirler ama diktatörler halkın toplu ibadetini yasaklayamaz; yapabildikleri ancak ibadeti bir noktaya kadar denetim altında tutmaktır.

    sonuçta ortada tek muhalif grup olarak, bir araya gelebilecekleri düzenli toplantı mekânına ve devletin kontrolü dışında ya da en azından tümüyle kontrol edemediği bir iletişim ağına sahip dinci gruplar kalmıştır. rejim ne kadar baskıcıysa, muhalefet etme tekelini fiilen onların eline teslim ederek fundamentalistlere o kadar çok hizmet eder."

    bernard lewis - the crisis of islam
  • muhafazakarlık veya gelenekselcilik değildir. bunlardan düşünce olarak daha çok modernizme yakındır.

    modernizm ileriye dönük olarak geleneği reddeder, fundamentalizm ise geriye dönük olarak olarak geleneği reddeder.

    ikisi de altın çağcıdır, mesihçidir. birisi kurtuluşun ve ideal düzenin geçmişteki belli bir dönemde olduğuna diğeri ise burada ve şimdi olduğuna inanır. birisi tamamen aynı şeyi romantik bir zihinle inşaa eder, diğeri ağırlıklı olarak rasyonalizmle...

    bütünüyle selefiliğin muhammed abduh-reşid rıza örneklerinde olduğu gibi modernizmle fundamentalizm arasında sürekli gidip gelmesinin nedeni budur.
  • türkçesi köktendincilik olan nosyondur. spiritüel bir inanç sisteminin öğretilerine, prensiplerine körü körüne bağlı olmak, inancı sorgulamaktan kaçınmak ve yeni fikirlere kapalı olmaktır. fundementalist sözcüğü, geçmişte daha çok evangelistleri ifade etmek için kullanılırdı. her ne kadar orjin olarak hristiyan dünyasında ortaya çıkmış bir olsa da, günümüzde "islami fundamentalizm" de normalleşmiş bir kullanım hâlini aldı. fundamentalizm, insanlarda bilişsel esneklik (cognitive flexibility) ile ters orantılı gelişir. ventromedial prefrontal cortex'in hasar alması, bu bölgede lezyon olması bilişsel esnekliği azaltıyor, bu da fundamentalizmi arttırıyor.

    https://www.researchgate.net/…igious_fundamentalism
  • fundamentalistler, kutsal kitapta yazanların baştan sona doğru olduğu inancına sahip kimselerdir. en basit örnekle dünya 6 günde yaratılmıştır efsanesine inanıp, bilimin söylediği dünyanın 5 milyar yaşında olduğu gerçeini kabul etmezler. kitapta yazan her şeyi harfi harfine kabul ederler, değiştirmeye ya da bilimsel gerçeklerin ispatladığı şeylere kesinlikle kalkışmazlar.ayrıca, kendi inandıkları doğruları da bilim olarak görmek isterler.
  • turk siyasi hayatina yanilmiyorsam suleyman demirel sokmustu bu kelimeyi.