şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cogu kisi tarafindan bir meslek olarak gorulen aslinda bir hobi olan sportif faaliyet.bu ise ilk basladiginiz zamanlar para kazanamassiniz.zaten cogu insan da bu ise para kazanmak icin degil icindeki futbol aski yuzunden baslar.para kazanmaniz icin ilk once klasmana yukselmeniz gerekir.bunun icin antrenmanlara ve kritiklere düzenli olarak katilmaniz,her sezon sonunda yapilan yazili sinavi ve atletik testleri gecmeniz,amatör kümede yonettiginiz maclarda; gozlemcilerden iyi notlar almaniz gerekir.bu oldukca uzun suren ve de mesekkatli bir istir.ayrica klasmana yukseldikten sonra super lig hakemi olabilmek icin en az 4 sene hakemlik yapmaniz gerekir.ogrenciyseniz buyuk ihtimalle okulunuz uzar.cunku haftanin iki gunu antreman yapmak, bir gununde de seminere katilmak zorunludur...bu ise basladiginiz zaman icinizdeki fanatizm atesi zamanla sonmeye baslar.maclari sadece hakemleri seyretmek icin seyredersiniz.etrafinizdaki insanlarin hakemin dogru ya da yanlis her kararina kufur ettigini gormek ve tarafsiz olma zorunlulugu sizi fanatizmden iyice sogutur
  • yine türkiye süper lig bitimine 10 hafta kala en cok konusulan kurum hakemlik, hakemler. gerci hakemler, istinasiz, lig baslar baslamaz konusulmaya baslaniyor. konusulmaktan, elestirilmekten cok yerden yere vuruluyor desem abartmis olmayiz. futbol hakemligi göründügü kadar kolay mi?

    futbol oyunun, daha dogrusu futbol sporunun belirli kurallari vardir. ve bu sporu belirli mücadele kurallari icerisinde oynamak gerekiyor. o kurallari ihlal edersen ceza alirsin. bu cezaya kim karar verir ve yürürlüge sokar? tabi ki futbol hakemleri. mücadele kurallari disinda hareket edeni gördüklerinde düdükleri devreye girer. bu cümledeki anahtar sözcük "gördüklerinde"'dir. elbette gördükleri her yanlis yanlis olmaya bildigi gibi gördükleri her dogru dogru olmayabilir (bkz: göz yanilmasi).
    neticede hakem bir insandir. bizler nasil hata yapiyorsak, futbolcular, teknik direktörler nasil hata yapiyorsa hakemlerde hata yapabiliyor. hakem hata yaparken bilerek mi yapiyor? ben pek ihtimal vermiyorum. hakem bir pozisyonda uzak kalmistir veya bulundugu yeri (görüs acisi olarak) pozisyon bakimindan yanlis olabilir. hadi diyelim ki bunlardan hic biri degildir ve pozisyona 10 metre yakin. örnek verip olayi biraz netlestirelim; hafizam beni yaniltmiyorsa, 2003-2004 sezonun ilk yarisinda besiktas galatasaray ile karsilasiyor (mac 0-0 bitmisti, yanlis hatirliyor olabilirim). besiktasin bir pozisyonunda sag taraftan ceza sahasina bir top atiliyor ve penalti noktasinin sol tarafinda ilhan mansiz ile frank de boer top icin mücadele ediyor. ikisininde yüzü kaleye dönmüs durumda yapisik ikizleri oynuyorlardi o pozisyonda. o an frank de boer sol eliyle topa hafif bir dokunup önüne düsürerek pozisyonu savusturuyor. %100 penalti. ama hakem görmedi. görmesine de imkan yoktu. o pozisyonda iki oyuncu bütün vücutlari ile topun görüntüsünü ve frank de boer'in elini hakemden saklamisti. tv'den kale arkasi görüntüleri olmasaydi ben bile o pozisyonun penalti oldugunu bilmeyecektim. noldu simdi? hakem besiktasin 2 puanini mi caldi (mac 0-0 bitmis ise)?
    gelelim hakemin görüpte yanlis verdigi kararlara gelelim. yanlis karar verilebilen pozisyonlardan biri de penalti kararlaridir. polemik olmamasi icin besiktas ile örneklere devam edelim (besiktas taraftari oldugumu belirteyim). besiktasli ahmed hassan ceza sahasi icinde cok düsüyor, düsürülüyor. en ufak müdahelede kendini yere atmaya hazirdir kendisi. kendisine yapilan bazi müdahelelerde gercekten faul yapiliyor ve dogal olarak penalti veriliyor. ama bazi pozisyonlarda ufak bir dokunma ile de düsüp penalti verilmesine sebep olabiliyor. bu durumda hakem besiktasi tutmus oluyor, vermeyincede besiktas düsmani. futbolcu ard niyetli ise hakem napsin?
    gecen sene besiktas büyük puan kayiplarindan sonra tekrar fenerbahce ile sampiyonluk potasina girmistir. besiktas istanbulda genclerbirligi ile karsilasiyor (mac 2-2 bitiyor). macin ilk yarisinda ahmed hassan ceza sahasinin önünde topla birlikte iceriye giriyor ve ufak bir müdahele ile kendini atiyor yere. tabi hakem dogal olarak penaltiyi vermiyor. halbuki kendini yere atmayip mücadeleye devam etseydi gol atabilecegi bir pozisyondayd. o zaman mac sonunda meydana gelen ve cok tartisilan penalti pozisyonu icin hakem bu kadar suclanmazdi.

    bir cok futbol yazar-yorumcu ile eski hakem yorumculari hakemin psikolojisinden tutun art niyetli oldugunu bilecek kadar hakemlerle ic icedir! onlari duyanda hakemin cocuklugundan günümüze kadar olan gelisimini bilecek kadar bilgi sahibidirler. hatta daha da ileri giderek hakemin düsüncelerini okuyarak art niyetli oldugunu bilecek kadar yüce varliklardir! bu sahislari hemen mit tarafindan ise alinmasini tavsiye ediyorum. tabi yaaa, nasilsa onlara göre sahada hic bir futbolcu art niyetli degildir. hic bir futbolcu kendini yere atmiyor. hic bir futbolcu, hakemin görmedi anda, rakip futbolcunun tandonlarina tekmeyi basmiyor. hic bir futbolcu rakip futbolcunun kulagina dogru ana avrat küfretmiyor vs. vs.. futbol oynamis (lise, üniversite, amatör takimlarinda) olanlar bilir. her takimda yukarida saydiklarimi yapan cirkef ve art niyetli futbolcular olmustur.

    orta hakem kadar yan hakemlerinde isi zor. yan hakemlerin aut-korner ile taci kimin atacagina karar vermesi gibi kolay gözüken görevleri oldugu gibi ayni yan hakemler ofsayt denilen bir kuralda da devreye giriyor. bunda ne var demiyelim. defans oyuncularindan en sonuncusu ile ayni hizada kalip onun ilerisinde bulunan rakip oyuncu ofsayta kaliyor ile basite indirgeyebiliriz. malesef ki kazin ayagi öyle degil! bir yandan ayaginda top olan oyuncu takip edeceksin, diger yandan da defansin son oyuncusu ile ayi hizada kosmaya devam edip onun ilerisinde kalan rakip oyuncu olup olmadigini kontrol edeceksin. cok kolay! diyelim ki ayaginda top olan oyuncu ilerdeki oyuncusuna 20-30 metrelik bir pas atiyor. topun ayaktan ciktigi ani ile son defans oyuncusu ile rakip oyuncu ayni hizada mi degil mi göreceksin. nasil mi? bir gözünle 20-30 metrelik pasi atan oyuncuya, diger gözünle önündeki son defans oyuncusu ile rakip futbolcularin hizasina bakacaksin. saniyeleri birakin, saliselik anlardir bunlar. haa, insan fizyolojisine aykiri olan iki gözlede iki ayri yere bakmayi becerebilen varsa önünde hürmetle egilirim. "oynatalim ugur", "biraz geri gel, topun ayaktan ciktigi anda dur..." diyerek ahkam kesmek kolay.
    nerdeyse tüm spor, daha dogrusu futbol yazarlari her zaman hakem ile ilgili bir kac düsüncesini köselerinde yazarlar (bildigim yazarlardan biri haricinde (bkz: vedat okyar)). futbol yazarlarini geciyorum ve 5 ulusal kanaldaki ((bkz: atv), (bkz: kanal d), (bkz: show tv), (bkz: star tv), (bkz: trt)) spor programlarinin futbol ve eski hakem yorumcularina geliyorum. bunlarin sayisi, nerdeyse ayni isimler olmak üzere, 15-20 kisiyi gecmiyor. hepside kritik pozisyonlari yorumluyor. ve bu pozisyonlardaki kararlar icin 10 kisi dogru, 10 kisi yanlis diyor. tabi taraftarlarda isine gelen yorumu alip düsüncelerini destekliyor. daha bir pozisyonda hakemin karari icin, yanlis veya dogru, sözbirligine vardiklarini hatirlamiyorum. varsa da iki elin parmagini gecmez.
    isin komik tarafi hepside tv'de hakem kararlarini elestirirken hakemlerin üzerinede cok gidildiginide belirtmeden gecmezler. kritik pozisyonlari elesitirin, ama her seyin bir üsulu, adabi vardir. sen hakemin psikolojisinden tut, kisiligine kadar irdele, asagila, hakaret et sonrada sen o hakemden randiman bekle. dünya kupasinda, avrupa kupasinda 3.dünya ülkelerinden hakem var ama neden bizden bir hakem yok. bu kafayla daha cok beklersinizzzz. haaa, birde bu yorumlardan sonra taraftarlari sagduyuya davet ediyorlar. bunlari duydukca gülsem mi, aglasam mi bilemiyorum.
    erman toroglu'nun, begenin, begenmeyin, bir düsüncesine %100 katiliyorum: "zamaninda futbol oynamis (bir yerde lisansli olarak) biri iyi hakem olur" demisti . neden mi? cünkü futbol oynamis biri futbolculari iyi tanidigindan, futbolu, futbolun-futbolcunun cirkefligini daha iyi bildiginden diger hakemlere göre daha dogru karar verebilir.

    birde taraftar ile hakem diyaloglarina gelelim. monolog desek daha yeridir. türkiye seyirci ortalamasi nedir bilmiyorum ama ortalama 5000 oldugunu düsünerek devam ediyorum. tribünde 5000 seyirci hakemin hic bir kararini, hepsi dogru olsa bile, begenmeyip ana, avrat küfür ediyor. günümüzde sokakta birinin anasina, avradina küfür edin ertesi gün cenazenizi kaldirirlar.
    mac esnasinda hakemi etki altinda birakmak istemek ayri, küfür etmek ayri (sen hic mi küfür etmedin diye merak eden varsa ettim. ama "allah belani versin", "siktir git yaa" gibi cümlelerden öte degildir bunlar).

    evlenmek isteyen bir hakemin kiz istemede yasanabilecek bir diyalog;
    hakemin babasi - allahin emri ve peygamberi kavli ile kizinizi oglumuza istiyoruz!?
    kiz babasi - nasipse olur... oglumuz ne is yapar?
    h.b. - mali müsavir. birde tff hakemi.
    k.b. - hakem mi? üstad bu is olmaz. kizimi sana vermem.
    h.b. - noldu birden? neden kesip attiniz birden?
    k.b. - ben kizima, sülaleme binlerce insanin koro halinde küfür etmesini kaldiramam...
    h.b. - ...........
    (kim ister, kaldirabilir ki bunlari?)

    hakem olmanin dayanilmaz agirligi...

    son olarak sunu acikliga kavusturalim! hic mi kötü, art niyetli hakem yok. illa ki vardir. ama oran olarak düsünüldügünde azinlik denemeyecek kadar azdirlar. hatta tek tük diyebiliriz. bu nedenle bütün hakemleri de ayni kefeye koymamakla birlikte hic bir hakeme de önyargi ile yaklasmamak lazim.
  • tamamen ego isidir.evet son dönemlerde profesyonellesmeleri sayesinde sadece bu isten geçinebilen memurlar haline gelmislerdir ama kazandiklari paralarda orta ölçekli bir sirketteki müdürler kadardir.bir çogu aslinda baska bir isi yapip ek olarak hakemlik yaparlar..bu durumun ego ile baglantisi yönetme dürtüsü tarafindan köprülenir..

    hakemler saha içerisinde lokal tanriciligi severler.bilindigi gibi futbol maçlarinda orta hakemin hükmü son karardir.arada yan hakemler** bir seyler söyler ama orta hakem son karari veren kisidir.buna ragmen verilen penalti kararinin degismeyecegini bile bile gene de itiraz eder futbolcular.o an da hakem sikisir ama gene de tanridir.bilir ki o an johansson veya blatter* bile gelse hayir bu penalti degil diyemez.bundan büyük çok az güç çok az iktidar vardir dünya üzerinde.düsünsenize müdürsünüz bir sirkette ve sirketin yöneticisi bile o sirada karisamiyor verdiginiz karara.tabii ki essegin bilinen yerine su kaçirimi yapip maçi katlederseniz ben ne oldum delisi olup verirler elinize lisansinizi sonra televizyona çikar yorum yaparsiniz..

    futbolcular da iki kart mesafededir hakemler için.saha yesildir, ilk kart sari ve ardindan ihracin rengi kirmizi.yaninizda çalisan personeli dilebildiginiz zaman atan bir müdürsünüz.tabii ki kararlariniz sakiz edilebiliyor agizlarinda milyonlarin ama essek olmayip adaleti kurabilecek bir hakem olursaniz da o vakit sahanin en yetkili kisisi olarak, o stadyumdaki etkinlik için orda bulunan tüm insanlari kontrol eden insan olarak iki saatin üstünde bir süreyle kralliginizi ilan edersiniz.

    hakemler ibne midir yoksa her biri birer yagiz delikanli midir?bilmiyorum tabi.aralarinda sünnetsizleri de meyillileri de vardir elbet.görebildigim kadariyla çesitli milletler de ayni benzetmeyi kullaniyorlar hakemler için.bu durum esasinda hakemden çok ibnelere toplu hakaret firsatini kaçirmama çabasidir.hakemler bu tezahüratlardan etkilenmiyorlardir kanimca.30 bin kisi ibnesin diye bagirinca ibne olmaz insan.daha yüksek bir kapasite gerekir.ayrica herkes size ibne derse bunu kaniksarsiniz zaten bir süre sonra.bir süre sonra etkisini yitirir kanimca.bir hakem için en kötü hakaretin serefsiz veya satilmis olmasi icab eder.

    oyunu da sevenleri vardir elbet.bunu pek belli etmezler nedense.ama güzel giden oyunlarda hakemlerin bazilarinin suratina yansir keyifleri.düdükler daha bir zevkle üflenir, pozisyonun oldugu yere kosuslari bile degisir.ne yazik ki tehditle hakemligi birakan frisk * nasil da seke seke kosardi güzel maçlarda bir ceylan edasiyla.collina ise hep popo loblari arasinda bir sey sikismis gibi görünür..

    son olarak aslinda gerçekte yazmak için bu basliga gelip de yukardaki tüm laf salatasini yaptiktan sonraya kalan özelliklerinden bahsetmek isterim.iyi bir futbol hakeminin aslinda iyi bir yönetmen olmasi lazimdir.hangi olaya hangi açidan bakmasi gerektigini her zaman iyi bilmelidir hakem.çogu pozisyonda aslinda olay yerine yakinliginiz degil de hangi noktadan izlediginiz önemlidir.bu hakemin yer tutus yetenegi olarak belirtilir.kendi mesleki ögretileri içinde özellikle duran toplar olmak üzere çesitli pozisyonlar için belirlenmis yerlerde dururlar.önemli olan hakemin 40 metrelik bir pasi takip ederek kosarken dogru açidan olayi görmeleridir.hakem benim kanaatimce 360 derece açi ile 2 boyutlu bir düzlemde 3 boyutlu çekim yapan bir aktüel kameradir.

    maçlarda temponun düstügü anlarda hakemi izlerim bazen..bir oraya bir buraya kosuslari, futbolcularla ortak bir amaçlari olmamasina ragmen devamli olarak pozisyon tutmalari, saha içindeki ilginç tavirlari izlenesidir.
  • yıllar içerisinde oyunun temposunun artmasıyla git gide zorlaşan meslek.

    başlangıçta orta hakemin neredeyse hiç bir fonksiyonu yokmuş, bir nevi etkisiz eleman imiş kendisi. maçlarda asıl kararı veren “umpire” denen ve her biri sahanın bir yarısından sorumlu olan iki hakem var. orta hakem(referee) ise sahanın orta bölgesinde ve dar bir alanda dolanarak ancak iki umpire anlaşmazlığa düştüğünde, oyunculardan talep gelmesi durumunda kendisine danışılan kişi. ancak çoğu zaman maçlar kendisine hiç danışılmadan sona erermiş.bu noktada referee ve umpire sözcükleri üzerinde biraz durmak gerekiyor. aslında her ikisi de “hakem” ve “hakemlik etmek” anlamına geliyor. ancak umpire sözcüğünde bir “yargıya varan” vurgusu varken, “referee” sözcüğünde “bilirkişi” havası var. (bu sözcüklerin nüansı hakkında detaylı bilgisi olan varsa lütfen mesaj atsın).

    o dönemdeki kurallarda, umpire olarak tanımlanan hakemlere önce yarı sahalarını belirleyip gol çizgisi civarından oyunu izlemelerinin, daha sonraları ise birbirlerine çapraz duracak şekilde gol çizgisi ile taç çizgisinin kesiştiği bölgeye yakın bir bölgeden oyunu yönetmelerinin tavsiye edildiğini görüyoruz. umpire, oyunu yönetirken elindeki çubuk ve ağzındaki düdük en büyük yardımcısı. ancak 1891 yılında kurallarda devrim niteliğinde bir değişiklik gerçekleştirilir. umpire artık elindeki çubuğu bayrak ile değiştirmiş, ağzındaki düdüğü bırakmış, görev yeri taç çizgisinin dış tarafı, adı da “linesman” olmuştur. görevi, taç kararlarını vermek ve taç atışlarını kontrol etmektir. bunların dışında tüm kararlar orta hakeme aittir. 1896 yılında basılan ilk “referees’chart” üzerinde “hakemlere ipuçları” isimli bir sütun yer alır. burada hakemlere oyunun başlangıç vuruşu sırasında topun ileriye doğru oynandığından ve oyuncuların kendi yarı sahalarında bulunduğundan emin olabilecekleri bir yerde durmaları, oyunla birlikte hareket etmeleri ve gol durumunda topun çizgiyi geçtiğinden emin olabilecekleri bir yerde bulunmaları önerilmiş. ancak özellikle ofsayt kararlarınında doğan sıkıntı yeni arayışlara yol açar. william pickford 1905 yılında yazdığı bir makalede, topun gol çizgisini geçip geçmediği kararını yan hakemin vermesi gerektiğini savunup, bunun başarılabilmesi için de yan hakemin sahanın tümünde değil de bir yarısında daha etkili olmasını önerir ve ilk kez “diagonal system of control” terimini kullanır.

    yan hakemleri iptal edip iki orta hakemli sisteme dönmek gibi öneriler de gelir. ancak pickford un önerisi en mantıklı görünenidir. hakemler, bağımsız olarak bu öneri temelinde kendi yöntemlerini 1920 lerin sonlarında şekillendirmeye başlarlar. ancak 1930 uruguay dünya kupası final maçının belçikalı hakemi john langeneus un da belirttiği üzere, “diagonal system of control” konusunda patent, stanley rous’undur. rous ve bir kaç hakem uluslararası maçlarda bu yöntemi kullanmaktadır. ancak, yönteme ingiltere futbol federasyonu’nda pek çok yönetici ve bir çok hakem karşıdır. 1934 fa cup finali kırılma noktası olacaktır. rous, manchester city portsmouth karşılaşmasını kendi yöntemi ile yönetir. 6 gün sonra federasyona çağrılır. diagonal system of control, sebepleri ve sonuçları ile iki ay kadar tartışılır ve federasyon fa cup için uygulama izni verir. ilerleyen yıllarda uygulamanın başarısı üzerine 1939 yılında lig maçları için de aynı yöntemin izlenmesi kararlaştırılır. 1948 yılında londra da toplanan uluslararası hakemler konferansı, yöntemin tüm dünyada benimsenmesi kararı ile sonuçlanır.

    bu sistemde, günümüzde yardımcı hakem dediğimiz, eskiden çizgi hakemi ya da yan hakem denen hakemler, sahanın sadece yarısında görev alır. diyagonal sistem iki türlü uygulanır: sağ diyagonal ve sol diyagonal. genelde tercih edilen sağ diyagonal; yan hakemlerin, takımların sağ kanattan hücum ederken kullanacakları bölgede görev yapmaları anlamına gelir. sol diyagonal de bunun tam tersi. orta hakem ise ağırlıklı olarak boşta kalan diyagonal üzerinde hareket eder. yardımcı hakemlerini nasıl konumlandıracağı seçimi tümüyle orta hakemin insiyatifindedir. güneşin konumu, yedek kulübelerinin yeri, taç çizgilerinin olduğu bölgede zeminin durumu gibi faktörler, olabildiğince az engelle karşılaşmak isteyen hakemin seçiminde genelde belirleyici olan unsurlardır. diyagonal sistemin ilk uygulanmaya başladığı dönemde, maç boyu yan hakemin aynı bölgede hareket etmesinin zemine vereceği zararı önlemek için, kulüplerin isteği üzerine, orta hakemler devre arasında diyagonal değişimi yaparmış. ancak günümüzde, hem kullanılan malzemelerin hem de zeminlerin kalitelerinin daha yüksek olması bu durumu ortadan kaldırmıştır. yine de hakem, koşullara göre her diagonali kullanabilecek şekilde hazırlanmalıdır.

    günümüzde genel eğilim, sağ diyagonal yöntemini tercih edip, yan hakemlerden tecrübeli olanını yedek kulübelerinin olduğu tarafta konuşlandırmak, ikinci yarıda da aynı şekilde devam etmektir. deneyimsiz yan hakemin yedek kulübeleri ile aynı bölgede görev yapması, kulübedeki bir kaç hınzır ile sorun yaşamasına ya da konsantrasyonunun bozulmasına yol açabilir.

    yine de hakemlerin zaman zaman devre arasında sağ diyagonal yöntemini bırakıp sol diyagonale geçtiğini, ya da diyagonali değiştirmeyip yardımcı hakemlerinin yerlerini değiştirdiğini görürüz. bunun çeşitli sebepleri olabilir. hakem, yan hakemini taşkın seyircilerin bulunduğu bölgeden uzak tutmak isteyebilir. ya da oyunun ilk yarısında aralarında bir gerilim doğan iki oyuncuyu yan hakemin daha rahat izlemesini sağlamaya çalışıyor olabilir. bazen de, tansiyonun genelde daha düşük olduğu ilk yarıda deneyimi daha az olan yan hakemini, deneyim kazanması amacı ile yedek kulübelerinin bulunduğu tarafta görevlendirip ikinci yarıda yan hakemlerinin yerini değiştirebilir.

    diyagonal sisteme ilk geçildiği dönemlerde hakemlerden baklenen bir aut çizgisi ile diğerinin arasında tüm alanı kullanması idi. gittikçe artan oyun temposu günümüzde bunu olanaksız kılıyor. artık diyagonal, “bir köşe gönderinden çaprazındaki köşe gönderine” şeklinde değil, “bir ceza sahası köşesinden çaprazındaki ceza sahası köşesine” olarak tanımlanıyor günümüz hakemleri tarafından. hakemler, korner vuruşları da dahil nerede ise hiç girmiyorlar ceza sahasına. yardımcı hakemler oyunda çok daha etkin rol üstleniyorlar ve orta hakem onların sorumlu olduğu bölgeye pek girmemeyi yeğliyor. çizgilere gitmek yerine merkezde kalmayı mümkün olabildiğince tercih ediyorlar.

    “linear system” rusya ve bazı komşu ülkelerinde uzunca bir süre uygulanmış, günümüzde tümüyle anılarda kalmıştır. bu sistemde iki yan hakem de aynı çizgi üzerindedir. orta hakem ise oyunu sahanın diğer tarafından ancak yine saha içinden kontrol eder. temelde amaçlanan şey, orta hakemin oyuna engel teşkil etmesinden olabildiğince kaçınmak. sahanın ortasındaki hakemin oyuncuların görüş alanını kısıtlayabileceği ya da atılan topların ona çarpma olasılığının çizgiye yakın bir hakeme göre daha yüksek olduğu yanlış değil. ancak, diyagonal sisteme kıyasla oyunun kontrolünde çok daha etkisiz kaldığı için zamanla terkedildi. dördüncü hakem uygulamasına başlanmadan önce, her hangi bir nedenle iki hakem kalması durumunda tüm çizgiyi kontrol eden tek yan hakem kullanarak uygulandığı mecburi durumlarla karşı karşıya kalınmadı değil.

    bahsetmeden geçmeyelim. hiç yardımcı hakem yok, yalnızca bir tek hakem var ise kullanabileceği 3 yöntem vardır: straight-line patrol, zig-zag patrol ve oval patrol.

    günümüzde tartışılabilecek belki de en önemli şey hakem sayısı. futbol, müthiş bir endüstriye dönüşmüş bir durumda ve hakemin bir anlık yanılgısı milyonlarca dolar anlamına gelebiliyor. hakemin bir anda vermek zorunda olduğu bir karar, televizyon programlarında yavaş çekimde defalarca ileri-geri oynatılarak pek çok açıdan seyredildikten sonra hakem infaz etmek son derece popüler. hatta ve hatta, işin o derece cılkı çıktı ki, sadece günü kurtarmak ya da kendi başarısızlıklarını örtmek için yapılan ilk şey kaybedilen puanların ya da maçın sorumluluğunu hakeme yüklemek oldu. maurinho efendi bilmez mi ki “tekme atmak ya da atmaya teşebbüs etmek” doğrudan kırmızı karttır. asier del horno nun hamlesi isabet etmemiş olsa bile kırmızı kartı gerektirir, bal gibi biliyor. lionel messi nin hakemi yanıltmaya çalışıp çalışmadığı ayrı bir tartışma konusu olabilir isteyene. kabul, antrenörler ve oyuncular üzerinde de büyük baskı var ama bu kadar sorumsuz olunmamalı, geçen yıl anders frisk in başına gelenleri düşününce konunun önemi daha iyi anlaşılır. hakemleri günah keçisi ilan etmek kolay, ancak hızı 115 yıl öncesine göre bir kaç kat artmış bir oyunda hakem sayısının aynı kalması yeterli mi? 115 yıl önce bile değil, 1960 larda bir futbolcunun maç başına ortalama 3 km koştuğunu, günümüzde ise rakamın 3 katına kadar olduğu düşünülünce, yalnızca 3+1 hakem yeterli mi? mehmet demirkol “amerikan futbolu” örneğini verip yetersiz demişti. katılmamak pek mümkün değil bence. ancak, yine amerikan futbolundaki gibi video görüntülerinin kullanılması önerisini pek hoş karşılamıyorum. çünkü, oyunun temposu futbol için çok önemlidir, takımların taktiklerinin de bir parçasıdır çoğu durumda. hakemlere oyunun temposunu yüksek tutmaya çalışmaları tavsiye edilirken, görüntüleri incelemek için oyunun durması tam bir tezat olur. oyunun temposuna zarar vermeyecek bir yöntem bulmak gerekir ille de kullanılmak istenirse.

    aslında fifa nın konu hakkında daha önce çalışmaları oldu. ilk olarak “iki orta hakem” üzerinde yoğunlaştılar. iki orta hakemle maç yönetiminin temel prensiplerini de oluşturdular. 1999 yılı mart ayındaki bir toplantıda ülke federasyonlarından istenen görüşlere göre oluşturulmuş bu prensipler. nisan ayında ülke federasyonlarına eğitim amaçlı kasetler gönderilmiş. mayıs ayında tekrar bir toplantı yapılıp konunun detayları da şekillendirilmiş. 1999-2000 sezonunda, italya kupası karşılaşmaları, ikinci turdan itibaren çift hakem tarafından yönetilmeye başlanmış. hatta denemenin yapıldığı ilk maç olan sampdoria bologna maçı yarıda kalmasına rağmen uygulamadan vaz geçilmedi. lazio inter milan finalinin her iki ayağında da çift orta hakem görev yaptı. ancak sonra vazgeçtiler. neden vazgeçildiğine dair bir açıklamaya da rastlayabilmiş değilim. buradan sepp blatter e soruyorum: blatter , şerefli bir adamsan, bak şerefsizsin demiyorum, şerefli bir adamsan iki orta hakemli yönetimden neden vazgeçildiğini açıklarsın!
  • fifa'nın iki orta hakemle uygulanmasından, hakemler arasındaki diyalog yetersizliği ve kararlardaki tutarsızlıklar nedeniyle şimdilik vazgeçtiği, yarı profesyonel meslek. en son, uefa'nın, bu yaz tekrardan çift orta hakem kullanımını gündeme getireceği ve bir takım testler yapılacağı söylenmekteydi.
  • fifa'nin yeni aldigi kararlara gore:

    * hakem kararina itiraz ederken elini omuz seviyesinden yukari kaldiran oyuncu sari kart gorecek. (bkz: bi kere o eli indir)

    * hakeme, rakip futbolcu icin "neden kart gostermedin" seklinde itiraza yeltenen oyuncu sari kart gorecek

    * itiraz amaciyla hakemin cevresini saran topluluktan "en az" bir kisi sari kart gorecek.

    * itiraz amaciyla hakeme kosan oyuncu sari kart gorecek.
  • tek bir nedenden dolayı yapmak istediğim meslek.

    bi düşün ya, hakem oluyosun, deliler gibi çalışıp, her maç dürüst kararlar verip, futbolun kuralları neyse uyguluyorsun. ne eksik ne fazla, her takıma, her futbolcuya eşit davranıyorsun.

    e haliyle işinde yükseliyorsun, bi zaman sonra parmakla gösterilen bir futbol hakemi haline geliyorsun. uefa, şampiyonlar ligi derken dünya kupası finalinde görev alıyorsun. buraya kadar her şey süper, normal seyrinde ilerliyor.

    ancak işte o kutlu an gelip çatıyor, o, seni hakem olmaya iten neden işte tam karşında. dünya kupası finalinde kasten rezalet bir yönetim gösteriyorsun, en ufak müdahaleye faul, sarı, kırmızı allah ne verdiyse çakıyosun. bariz faul olan pozisyonlarda devam diyosun, açıkça gol olan topları saymıyosun. stadyumda onbinler, televizyon başında milyarlar şok içinde.

    nolurdu lan acaba ? dünyanın en iyi hakemi denilen hakem finalde böylesi bir yönetim gösterse maç yarıda mı kalırdı ? özel tim sahaya girip alır götürür müydü hakemi? nolurdu çok merak ediyorum lan.

    yani sırf böylesi bi finalle kariyere veda etmek için hakem olasım var olum.
  • zordur usta. çok zor!

    gönül işidir, sevda işidir futbol hakemliği.
    maddi beklenti ile başlayanlar daha 3-5 maç yönettikten sonra alamadıkları 3 kuruş paranın hesabını sormaya başlayıp bırakırlar hakemliği. dışarıdan çok güzel gözükür. "vay be şurada 2 saat maç yönetti, kırdı parayı" denir. ama hiç bilinmez; bu adam alamadığı/alamayacağı 3 kuruş paranın kat be kat fazlasını antrenman malzemelerine vermiştir. müsabaka yönetirken üstünde olan formayı geçtim, göğsüne taktığı kokartın parasını bile kendi vermektedir. düşünün ki hakem formasının parası bile cebinden çıkıyor bu adamın.

    saygınlığı yüksektir.
    hangi mesleği yaparsan yap, istersen türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinde genel müdür ol; yine de sen hakem ahmet, hakem mehmet, hakem ayşe'sindir.
    ister il hakemi ol, ister fifa kokartlı bir hakem ol bu böyledir.
    yolda yürürken sağdan soldan "selam hocam", "iyi günler hocam" sesleri duyulur; kimi de küfür savurur arkanızdan o ayrı konu.
    güvenlik görevlileri, polisler bile yolda, görev aldıkları yerlerde, işlerinde sizi gördüklerinde "hocam nasılsınız, var mı bir isteğiniz?" diye halinizi hatrınızı sorar.

    sabır işidir futbol hakemliği.
    gün gelir yıllardır görüştüğünüz arkadaşınız arkanızdan şerefsiz diye konuşur. binlerce kişi aynı anda küfür eder size. siz ise hiçbir şey demeyi bırak, mimikleriniz bile değişmeden devam edersizin hayatınıza, işinize.
    2 hafta maç alamadınız diye isyan edemezsiniz. gerekirse bir sezon beklersiniz. vardır bir sorun ki alamıyorsunuzdur. sorunu kendinizde arayıp, sorunu çözmek için elinizden gerekeni yapmalısınızdır.

    hiyerarşi işidir.
    hakemlik kariyerin boyunca, ülkenin hiçbir yerinde göremeyeceğin bir hiyerarşinin içerisinde yer alırsın. anlatılmaz, yaşanır..
    (askeriyeyi saymıyorum. orası ayrı bir sistem içerisinde incelenmeli. aşmışlık seviyesinde!)

    emek gerektirir.
    elini kolunu sallaya sallaya yükselemezsin öyle. anterenmanlar, eğitimler, toplantılar.. hepsine düzenli olarak katılım gösterip iyice irdelemelidir futbol hakemi. zeki olmalıdır, kafasını çalıştırmalıdır. çalışmalıdır, kendini geliştirmelidir.

    tekrar söylüyorum; gerçekten de zordur! ama bir tutkudur bu, hobi olmanın da ötesinde bir yaşam tarzı haline gelir.

    not: iş bu entryde adam derken herhangi bir cinsiyet kastedilmemiştir. bayan futbol hakemlerimizin başımızın üstünde yerleri vardır ve hatta camiada el üstünde tutulmakta, kıymetleri fazlasıyla bilinmektedir.
  • şu aralar acayip kafayı bozduğum meslek, mamafih online verdiği eğitimlere bile anadolu üniversitesi dönemlik kayıt aldığı için başvuramadığım eğitimi olan meslek. mis gibi online platforma oturtulmuş eğitimi neden kısıtlarsınız ki, hayır ben çok çalışır önceden başlayanlara da yetişirdim zaten. ayrıca kendisi ile de pek ayrıntılı bilgiye ulaşılamayan meslek. her kafadan bir ses çıkıyor 25inden sona yapılmaz 28inden sonra anca il hakemi olursun tarzı yazılar belirip belirip kayboluyor.
  • bu meslegin icinde alti yildir bulunan birisi olarak diyebilirim ki; futbol hakemligi hobi olarak baslar ve sonra mesleginiz olur.

    tff talimatlarina göre, türkiyede alti ayri kategori vardir. aday hakem, il hakemi, bölgesel hakem, ulusal hakem, üst klasman hakemi ve fıfa hakemi (en azindan 2015 yilinin sonna kadar durum böyleydi).

    hemen hemen her aday hakem cok kolay bir sekilde il hakemligine yükselebilir. esas zorlugun ve bu hobinin meslege donusmesinin baslangici, il hakemliginden bölgesel hakemlige yükselmektir. bölgesel hakemlikten itibaren hakemler, hakem ve yardimci hakem olarak iki gruba ayrilmaktadirlar ve böylece klasmana adim atmis olurlar. bölgesel hakemlige gecebilmek icin öncelikle il hakem kurulu, illerinde mevcut olarak bulunan il hakemlerinin %10 u kadar bir sayiyi (bunun da 1/3 u hakem, 2/3 lük kismi da yardimci hakem olacak sekilde) bölgesel hakem kuruluna teklif eder. teklif edilme isi tamamen olmasa bile %80 oraninda torpil isidir (oran sallamasyon degil, sahit oldugum 5 sezonun ortalamasidir). eger siz üniversite ögrencisi olarak memleketiniz disinda il hakemligi yapiyorsaniz, cok basarili olsaniz dahi sizi kimse bölgesel hakemlige aday yapmaz. cünkü sizi okulunuz bittikten sonra o sehirden ayrilacaksiniz diye görür ve bu yüzden sizden daha yeteneksiz birilerini, sirf o sehrin cocugu diye aday gösterebilirler.

    mhk (merkez hakem kurulu) yazili olarak hepsini belirtmez ama temsilcileri olarak sözlü olarak belirttigine göre; genc, uzun boylu, atletik yapili, iyi egitimli ve en önemlisi en az bir yabanci dil bilen hakemleri üst kategorilere cikartmak ister; ama alt tarafta adamcilik döndügü icin siz bu özelliklerin hepsine sahip olsaniz bile yükselemeyebilirsiniz. öyle ki, il hakem kurulu baskaninin oglu, gözlemcilerin cocuklari gibi kisiler sizinle ayni kategoride hakemlik yapiyorsa, üst kategorilere aday gösterilmeniz hayal olacaktir.

    simdi gelelim hangi kategorideki hakem hangi müsabakalarda görev yapar. il hakemleri ve aday hakemler, bagli bulunduklari illerdeki en yüksek yerel amatör lig olan süper amatör kümeye kadar olanbütün müsabakalarda görev yapabilirler. bölgesel hakemler, bölgesel amatör liglerde ve u 21 liglerinde görev alirken, ücüncü lig müsabakalarinda 4. hakemlik yapabilir. bu kategorilerde müsabakasi olmadigi haftalarda da il hakemleri gibi illerindeki amatör maclarda görev alabilirler (bu kural o haftasonu kendi kategorilerinde görevi olmayan bütün hakemler icin gecerlidir). ulusal hakemler spor toto ikinci ve ücüncü liglerde görev alip, ptt birinci ligde de dördüncü hakemlik yaparken, üst klasman ve fifa hakemleri bank asya birinci ligde ve spor toto süper ligde görev yaparlar. daha önce de belirttigim gibi bir fifa hakemi dahi, o hafta müsabakasi yoksa kendi sehrindeki yerel amatör bir maci yönetebilir (yani en azindan 2015 aralik ayina kadar durum böyle idi).