şükela:  tümü | bugün
  • doğum günü olması vesilesiyle 30 maddede dostoyevski hakkında detaylar:

    not 1: aslında dostoyevski'nin doğum tarihi kimi yerde 11 kasım olarak da geçer. bunun yegane nedeni, rus takvimi ile bizim kullandığımız jülyen takvimi arasındaki 11 günlük farktır. dolayısıyla çok çeşitli ciddi kaynaklarda her ikisine de denk gelebilirsiniz.
    not 2: bu entryi yazarken yararlandığım başlıca kaynaklar en sonda listelenmiştir. isteyen ilgili kitapları edinerek etraflıca bilgi edinebilir.
    not 3: son iki notta, ataol behramoğlu'nun saint petersburg'ta dostoyevski izlerini aradığı belgeseli ve dostoyevski'nin hayat üzerine önemli gördüğüm kısa söylevini ekledim. özellikle bu kısacık söylevi, hepimizin temel düstur bellemesi gerektiği fikrindeyim.
    ............................................................................................

    1- her şeyden önce hakkındaki genel algıyı düzeltmekte fayda var. dostoyevski belki dünyanın gelmiş geçmiş en iyi romancısıdır; ama tartışılamayacak derecede kötü özelliklerle yüklü bir insandır. yani romancılığının aksine, insani yönüyle o kadar da büyüleyici değildir. ama elbette bizi ilgilendiren şey yapıtları olmalıdır. yine de burada, biyografik bilgilerle yüklü bir entry girmek istediğimden dolayı onu tüm iyi ve kötü yanlarını objektif bir bakış açısıyla ele almak istiyorum.

    2 - dostoyevski azılı bir kumarbazdır: kumar oynamayı o kadar çok tutkundur ki; belli bir süreden sonra para kazanmaktan ziyade kumar oynamak için kumar oynar hale gelmiştir. mesela avrupa ziyaretlerinde ne michaelangelo yapıtlarıyla bezeli ünlü sistine şapeli ne de herhangi bir sanat yapıtı onu rulet masası kadar heyecanlandıramamıştır.

    3 - şehvete düşkündür: sibirya'da zorunlu askerlik yaptığı yıllarda evli kadınları ayartmakla uğraşır ve bir tanesinde başarılı da olur. daha da vahimi, rahatsızlığı nedeniyle kaplıcalarda kaldığı bir dönemde ise çocuk yaşta bir kızla ilişkiye girmiş. üstelik bunu da ortamlarda yargılayıcı bakışları umursamadan övünerek anlatmış.

    4 - hırsızdır: kumar tutkusu o derece yoğundur ki, bu uğurda karısının paralarını ve hatta elbiselerini bile çalıp para karşılığı satmış. üstelik bu spesifik bir olay da değildir.

    5 - yalakadır: bu konuda iki farklı örnek mevcut. turgenyev'in aşırı zengin biri olduğu malumunuz. dostoyevski ise borç içinde olduğu dönemlerde ona methiyeler dizdikten sonra, mektubunu her daim borç para isteyerek noktalar. üstelik araları hiçbir zaman iyi olmadığı halde... ikinci örnek bence daha da vahim. moskova ve petersburg'a giriş yasağı olduğu dönemde, çar'a övgüler dizen onlarca mektup yollar. amacı petersburg ve moskova'ya giriş iznini koparabilmektir. halbuki onun yüzünden ömrünün en verimli olabileceği yıllarını kar küremekle geçirmişti.

    6 - gurur ve onur konularında sıkıntıları vardır: sadece birkaç ruble için bile bir mektubunda beş defa isa'nın adını verir. para için tüm haysiyetini ayaklar altına almaktan çekinmez. çünkü kumar tutkusu nedeniyle her daim borç içindedir. turgenyev ile yaşadıkları hadiseleri de buraya ilave edebiliriz.

    7 - aşırı milliyetçi ve koyu ortadokstur. ruslar dışındaki herkesten nefret eder. bunu da çekinmeden dile getirir. hatta avrupa'yı ancak rusların kurtarabileceği, isa'nın rus olduğu gibi uç iddiaları vardır. türklere olan nefreti ise zaten meşhurdur. hatta türklere olan nefretini başyapıtı ve son eseri karamazof kardeşler adlı romanında da gösterir. romanın türkçe çevirilerinde genellikle makaslanan türklerle ilgili bölüm.

    8 - "istanbul elbet bir gün rus şehri olacaktır"
    "ayasofya'ya haç takılmalıdır"
    gibi türk karşıtı ünlü sözleri de bu nefretin açık göstergeleridir. tabi bu cümleleri baz alarak yarın rus konsolosluğu önünde eylemlere girişmeyin, aman ha! *

    9 - döneminin ünlü eleştirmenlerinden strahov'a göre dostoyevski aşırı kıskanç, zekası olmasa acınacak ve alaya alınacak bir adamdı. adiliklere pek düşkündü ve bunu iftiharla söylemekten çekinmezdi. hatta ona göre, yeraltından notlar'da dostoyevski aslında kendini anlatıyordu.

    10 - kendisi sanıldığının aksine alt tabaka bir aileden gelmemiştir. evet, bir tolstoy ya da turgenyev kadar soylu değildir; ama bir gorki gibi de en dipten gelmemiştir. babası, 100 adet serf (köle) sahibi soylu bir askeri doktor; annesi ise belli miktar para karşılığı babası tarafından satın alınan fakir bir köylüdür. babası alkolik bir zalim, annesi yufka yürekli ve duygusal biridir. işte dostoyevski de 60 yıllık hayatı boyunca bu çelişkileri bünyesinde taşıyacaktır. en dibi de görecektir; zirveye de yerleşecektir. babası gibi hile hurdaya da karışacaktır; annesi gibi insanlık için merhamet de duyacaktır.

    11 - babası zalimmiş zalim olmasına ama canavar da değilmiş. iyi bir kitap ve özellikle şiir okuruymuş. çocuklarına yemek masasında her gün zorla nöbetleşe şiir ve roman okuturmuş. ayrıca onlara latince derslerini bizzat kendisi verirken, fransızca için iyi bir hoca tutmuş. tabi babasının latince dersleri verdiği bir saat boyunca dostoyevski'ye oturmak da yasak.

    12 - dostoyevski kızıl imiş. hatta tip itibariyle biraz van gogh'u anımsatıyormuş. onun gibi zayıf ve kızıl sakallı. bence hayatları da nispeten benzeşiyor. her ikisi de sefaletin dibini görmüş; borçlarından dolayı memleket memleket gezmiş; dostlarıyla ateşli kavgalara tutuşmuş; alkol, kumar ve uyuşturucunun içinde yüzmüşler. neyse ki sonu van gogh'a benzememiş. dostoyevski'nin 37 yaşında öldüğünü düşünsenize...

    13 - dostoyevski, anne ve babasını erken yaşta kaybetmiştir. annesinin değil ama babasının ölümü onu derinden etkilemiştir. daha doğrusu ölüm biçimi demeliyiz. zira babasından hayatı boyunca nefret ettiğini biliyoruz. bunu karamazof kardeşler'deki baba figüründen de anlayabiliriz. baba dostoyevski'nin zalim biri olduğunu söylemiştik. bir de ispatı mevcut. adam o kadar zalimdir ki köleleri buna daha fazla dayanamayarak onu öldürmenin planlarını yapar. nihayet bir köşede baba dostoyevski'yi yakalayıp bağlarlar. hayalarını taş ve tekmelerle paramparça ederler. olay duyulduğunda, babanın akrabaları dahil herkes işi örtbas etmeye çalışır ve nihayetinde kimse ceza yemez. işte bu vahşi ölüm biçimi, dostoyevski'nin o malum sara nöbetlerini iyice tetikler.

    14 - dostoyevski de oğuz atay gibi bir mühendis'tir. ancak bu işi bir yıl bile yapmaya katlanamaz. ilk romanı insancıklar'ı yazar. bunun yayımlanış öyküsü pek meşhurdur. dostoyevski, insancıklar'ın müsveddelerini şair dostu nekrasov'a okuması için gönderir. aynı gece nekrasov ağlayarak dostoyevski'nin kapısını çalar ve muhteşem bir eser yazdığını, bunu mutlaka belinski'nin görmesi gerektiğini belirtir. belinski ise ülkesinin en saygın eleştirmenidir. eğer belinski eseri beğenirse tüm rusya da beğenecek demektir. nekrasov eseri belinski'ye takdim ederken o kadar heyecanlanır ki " yeni bir gogol doğdu" der. malumunuz gogol, o döneme kadarki en büyük rus yazarıydı. belinski buna sinirlenir ve alaycı bir dille "size kalsa gogol'ler bir mantar gibi yerden biter" der. ama yıllar sonra lafını yutmak zorunda kalacaktır. *

    15 - bir gece yarısı kapısı yine çalınır. ama bu kez kapıda hayranları değil, silahlı subay ve askerler beklemektedir. hiçbir açıklama yapmadan bütün yazılarına el koyup onu tutuklarlar. tam dört ay boyunca karanlık bir hücrede suçunun ne olduğunu bilmeden kalır. tam kafkaesk bir durum! dört ay sonunda nihayet suçunu söylerler: çar'ı eleştiren bir şiiri paylaşmakla suçlanmaktadır. cezası da açıklanır: kurşuna dizilmek! * * *

    16 - dostoyevski'nin hayatının ilk dönüm noktası işte bu idam anıdır. gün doğumuyla birlikte dostoyevski ve sekiz arkadaşı uyandırılıp idamlıklara özel gömlek giydirilir. üçerli gruplar halinde elleri ve gözleri bağlanarak sıralanırlar. dostoyevski idam edilecek 2. üçlü gruptadır. önce ölüm fermanları okunur. sonra nişancılar vaziyet alır. vur borazanı öter. tabi dostoyevski de tüm bunları duymaktadır. ölüme birkaç dakika uzaklıktadır. işte tam her şey bitti derken atlı biri çıkagelir. çar'ın yeni emrini yüksek sesle okumaya başlar. ve evet, bu devrimci dokuz aydının idamı iptal edilir. çar bir "büyüklük" yapıp onları son saniyede affetmiştir! ölümün kıyısından dönen dostoyevski, bu anı hayatı boyunca unutamayacaktır.

    17- idam iptal edilir ama elbette bu devrimciler cezasız bırakılmaz. dostoyevski 4 yıl kürek mahkumluğu, 6 yıl zorunlu askerlik cezaları ve belki de en ilginci, moskova ve saint petersburg'a giriş yasağı alır!. işte ikinci dönüm noktası da bu dört yıllık kürek mahkumluğu dönemidir.

    18 - peki nedir kürek mahkumluğu? mahkumlar, sibirya'da -40 derecede kar küreme, mermer cilalama, tuğla taşıma gibi en ağır işlerde çalıştırılır...dostoyevski'nin iki kolu sanki adi suçluymuş gibi, sanki katil ya da hırsızmış gibi damgalanır. saçının yarısı usturayla traş edilir. -40 derecede soğukta kar kürerken, tuğla taşırken yanı başında kamçılı zalim bir nöbetçi her daim hazırdır. üstelik her iki ayağı da zincinlenmiş olduğu halde! incil dışında kitap okumak yasaktır! ama dostoyevski yalnız değildir. iki dostu vardır bu mahkumluk sürecinde; biri başıboş bir köpek, diğeri de kanadının biri kırık olduğu için uçamayan kartal!

    19- sürgün bittiğinde, bu sibirya günlerini ölüler evinden anılar adıyla romanlaştırır. roman yayımlandığında rusya'da adeta deprem etkisi yaratır. hatta çar'ın bile kitabı gözyaşları içerisinde okuduğu ve bundan etkilenerek köleliği kaldırdığı iddia edilir.

    20 - dostoyevski belki kendi ülkesinde ünlü bir yazardı; ama tolstoy ve turgenyev'in aksine avrupa'da pek tanınmıyordu. hatta hemen hemen hiçbir avrupalı yazarın dostoyevski ile anısı, hikayesi veya karşılaşması olmamış. bu kızıl suratı avrupa'da tanıyan yegane kişiler bankacılarmış. çünkü dostoyevski o kadar borçlu ve muhtaç durumdaymış ki, rusya'daki dostlarından para gönderilip gönderilmediğini kontrol etmek için hemen her gün bankaya gider ve "benim çek gelmedi mi hala" diye sorarmış. tabi yurtdışında olma nedeni de malum: rusya'da alacaklısı çoktur.

    21- kumarbaz adlı şahane romanını sadece 29 günde yazmış. daha doğrusu yazmak zorunda kalmış. çünkü yayınevinden telif paralarını peşin alırmış. romanın vaad edilen yayımlanma süresine sadece 29 gün kalmışken yazmaya başlamış. eğer yetiştiremeseymiş, o saatten sonra yazacağı tüm yapıtların telif haklarından mahrum kalacakmış.

    22 - gelin görün ki, bu romanı çabucak bitirmek zorunda kalması hayatının akışını değiştirmiş. romanını daha çabuk bitirebilmek için hızlı yazabilen 20 yaşında bir sekreter tutmuş kendisine. ve evet, tahmin edeceğiniz/bildiğiniz üzere 45 yaşındaki dostoyevski, 20 yaşındaki bu sekreter kızımızla evlenecek ve hayatı düzene girecektir. genç kız, onun tüm çalışmalarını ve yazılarını düzene sokacak, hayatına ritm katacaktır. öldükten sonra ise ona sadık kalıp anılarını kitaplaştıracaktır.

    23 - ecinniler adlı romanını yazdığı bir sırada malum sara nöbetine tutulur. titremeler eşliğinde yere devrilir. kendine geldiğinde ise romana dair pek bir şey hatırlayamadığını farkeder ve bu kez zihnen yıkılır. tüm kurgu dağılmıştır artık. romanı sil baştan yazmak zorunda kalacaktır. bu döngü hayatı boyunca sürecektir.

    24 - dönemlerinin en iyi iki yazarı tolstoy ve dostoyevski, hayatları boyunca birbirleri ile hiç konuşma fırsatları olmamış. üstelik aynı dönemlerde yaşadıkları halde. ama şundan eminiz; tolstoy 1910 senesinde ölüm döşeğinde iken ölüler evinden anılar hakkında "puşkin'inkiler dahil bundan daha iyi yapıt okumamıştım" açıklamasında bulunmuş.

    25 - tolstoy ile dostoyevski'nin önemli bir ortak noktası da her ikisinin çirkin olmalarıdır. tolstoy'un çirkinlik ile ilgili düşüncelerini kendi başlığında söylemiştik. dostoyevski ise tam aksine çapkın ve hovarda olmaya çalışmasına rağmen bunu pek becerememiştir. hatta birlikte avrupa turuna çıktığı rus kadın bir ispanyol'un peşine takılıp bizim çulsuz ve tipsiz dostoyevski'yi gurbette satar. adam da hazır avrupa'dayken kendini iyice kumara verir.

    26 - dostoyevski'yi tolstoy ve turgenyev'in önüne çıkaran olay ne suç ve ceza ne de karamazof kardeşler imiş; onu rus halkı nezdinde bütün yazarlardan öne çıkaran şey, puşkin'in bir heykelinin açılış töreninde yaptığı etkili konuşması olmuş. törende turgenyev dahil bütün büyük yazarlar bir aradadır. herkes sırayla konuşma yapar. sıra dostoyevski'ye gelir ve öylesi heyecanlı ve bütünleştirici bir üslupla konuşma yapar ki bütün halk coşkuya kapılır. konuşma bittiğinde, çevresindeki yazarlar etrafını sarıp elini öpmeye çalışırlar. hayatı boyunca borç para istediği ve bu nedenle küs olduğu batı yanlısı turgenyev bile gözyaşları içerisinde onu kucaklar. halktan "peygamber, peygamber" sesleri yükselir. artık ününün doruğundadır. tüm rusya onun arkasındadır. sıranın kendilerine gelmesine rağmen hiçbir yazar, dostoyevski'nin bu muhteşem söylevinin ardından bir şeyler söyleme cesareti göstermez.

    27 - ama maalesef, hayatı boyunca arzuladığı bu devasa başarının tadını sadece bir yıl tadacaktır. çünkü ertesi yıl (1881) ölür. tabutunun arkasından 30 bin insan yürür. bu, o zamana kadar rusya'nın tanık olmadığı kadar büyük bir kalabalıktır. ama ufak bir sorun vardır. çoğunluğu devrim yanlısı olan üniversite öğrencileri ayaklarına zincir takıp tabutun arkasından yürümek isterler. amaçları, dostoyevski'nin sibirya'daki cezaevi günlerine atıfta bulunmaktır. çar tatsızlık istemediğinden seve seve (!) bu uğurlamaya razı olur. zaten çar, sadece birkaç hafta sonra bombalı bir suikast ile katledilir.

    28 - dostoyevski, ülkesinde tanrı muamelesi görürken dünyadaki itibarı psikoloji biliminin gelişmesiyle paralellik göstermiştir. zira bu alanda derinlere inildikçe, aslında dostoyevski'nin yapıtlarının zaten oralarda bir yerde gezintiye çıktığı farkedilmiştir. özellikle freud ve nietzche'nin dostoyevski övgüleri, dünya savaşları nedeniyle tanrı ve insanoğlunun erdeminin sorgulanması, varoluşçuların ve ekspresyonistlerin ortaya çıkışları bu itibarın artmasında hep pozitif etkilerde bulunmuştur. günümüzde ise hemfikir olunan yegane şeylerden biridir dostoyevski. o, romancıların belki en kusursuzu değil, ama şüphesiz en etkileyicisidir. roman tekniğinde çeşitli sorunları vardır; ama insanoğlunu en iyi anlatan da ondan başkası değildir.

    29 - kentler ve gölgeler adlı programdaki dostoyevski bölümü.

    30 - son olarak, onun hayat üstüne kısa bir söyleviyle noktalayalım:

    "dostlar korkmayın hayattan! her şeyden önce hayatı sevmeyi öğrenmemiz gerekir. hayat, bizi çevreleyen dünyada değil, kendi içimizdedir. etrafı insanlarla çevrili bir insan olmak, durum ne olursa olsun hep insan kalmak, zayıf düşmemek, yere yıkılmamak....hayat budur işte! hayatın gerçek manası budur! "
    ....................................................................................

    yararlanılan başlıca kaynaklar:
    - avrupa edebiyatı ve biz: yazan ismail habip, remzi kitabevi, 1940
    - büyük yazarlar : hazırlayan ihsan akay, varlık yayınları, 1959
    - dostoyevski - hayatı ve eserleri: hazırlayan ihsan akay, varlık yayınları, 1959
    - kuşku çağı: yazan nathalie sarraute, adam yayınları, 1985
    - üç büyük usta (balzac - dickens - dostoyevski): yazan stefan zweig, iş bankası kültür yayınları, 1989
    - 24 başyapıt üzerine konuşmalar: yapı kredi yayınları, 2001
    - rus edebiyatının açılımları: yazan birsen karaca, kavis yayıncılık, 2010
    - bir okur olarak: yazan virginia woolf, alakarga sanat yayınları, 2013

    edit: tolstoy hakkında az bilinenler: #55459218
    (bkz: tolstoy vs. dostoyevski/@kafkaesque)
    (bkz: rus edebiyatı/@kafkaesque)

    edit 2: imla uyarısı için vb nickli yazar arkadaşıma teşekkür ediyorum.

    edit 3: 27. maddede yer alan çar'ın katledilmesi konusundaki bilgi düzeltildi. ilgili düzeltme için nickiyle müsemma bizans adlı yazara teşekkürler.

    edit 4 : madde numaraları konusundaki ufak hatamı uyaran solitary man nickli yazara teşekkür ediyorum.

    edit 5 : (bkz: özet oy ve ötesi sandık müşahidi eğitimi)

    edit 6 : 21. maddeye humanist nazi nickli arkadaşımızdan ilave bilgi geldi. üstelik çok önemli bir detay var: "eğer yetiştiremezse şimdiye kadar yazdığı ve o saatten sonra yazacağı bütün kitapların telif haklarını kaybediyormuş. hatta yayıncı son gün çakallık yapıp ofisi kapatmış. dostoyevski de polise götürüp kitabı getirdiğini teyit ettirmiş. daha sonra davayı kazanmış bu şekilde.

    edit 7: karamazof kardeşler adlı romanın sansürsüz çevirilerine can ve iletişim yayınları da ilave edilmiştir. ilgili bilgi için tzoey nickli yazara teşekkür ediyorum.
  • kanimca, suc ve cezadaki haliyle, cok ilginc bir ahlak anlayisi olan yazar.

    suc ve cezada, insanlari "napolyonlar" ve "bitler" olarak ayirir; yani tutkulari her turlu degerin ustunde olanlar ve siradan insanlar. raskolnikov siradan bir insan olarak napolyon olmaya kalkisinca, dostoyevski ona ceza olarak vicdan azabini uygun gorur. oysa ki dostoyevski icin kanimca, cok daha feci isler yapmis olan napolyon bir suclu degildir.

    biraz kafa karistirici o yuzden daha fazla ayrintiyi hakediyor bu adamin ahlak sistemi. tekrar edelim, napolyon ve onun gibiler icin bir elestiride bulunmuyor. bunun nedeni de onlari, neden olduklari sefaletlerden sorumlu tutmamasi. zira birini sorumlu tutmak icin onun secim yapmis olmasi lazim, yani ozgur irade sorunu. eger napolyonun kaderinde napolyon olmak varsa, onu suclamak yersiz. onun dogasinda karsi konulmaz bir iktidar istegi vardi, bir deha vardi ve belki de komuta ettigi tum insanlardan daha fazla tutku vardi. iste bu tutku, napolyonun ozuydu ve o da ona gore davrandi. bu tutku ahlakin, dolayisiyla iyinin ve kotunun otesindedir. o, bazi insanlarin ozudur. birisini ozu yuzunden suclamak mumkun mudur?

    tam tersine dostoyevski raskolnikovu suclar ve hatta cezalandirir. neden? cunku o napolyonun aksine dogasina gore yasamamis, aklini kullanarak sacma sapan bir karar vermis ve bu dogasina aykiri gelmis. onun dogasinda insan oldurmek yoktur. bu nokta cok onemli. dostoyevskinin butun eserlerine dikkat edin, o hicbir zaman sucu toplum duzenini bozdugu icin veya baskasinin hakkini yedigi icin kotulememistir. onun icin asil suc, kendine karsi, yani ozune karsi isledigin suctur. suc ve ceza orneginde bu rahatlikla gorulebilir, zira oldurulen kadinlardan hic bahsedilmez. topluma (mesela onlari taniyanlara ve ailelerine) verilmis zararlardan bahsedilmez. onlar bir figurandir. asil zarari raskolnikov kendi ruhuna vermistir. burada inancli bir hiristiyan olmasinin etkisi var sanirim. bu yuzden raskolnikova o kadar kizar ki onu sibiryaya yollar. raskolnikovun ic huzura kavusmasi ancak bir napolyon olmadigini anlamasi ve bundan dogan boslugu sonyaya duydugu sevgiyle doldurmasiyla mumkun olur. (ama yine de ozgurlugunu kaybeder, hatasinin bedeli vardir)

    iste bu da bizi dostoyevskinin, kanimca, gercek felsefesine goturur. yani cogumuz boyle yanilgilara kapilip napolyon olmaya calisiriz ama eger bu tutkular bizim dogamizda mevcut degilse, dogamiza (ruhumuza) karsi geldigimizden oturu suc islemis oluruz. eger vicdaniniz varsa, yani yaptiginizin yanlisligini veya dogrulugunu sorgulamaya basladiginiz an, zaten bir napolyon olmadiginizi kanitlar ve ahlakin alanina girersiniz. bu vicdan muhasebesi sirasinda, mantiksal olarak yaptiginizi hakli bulsaniz bile, sirf bu vicdan muhasebesini yapiyor olmanizdan oturu suclu olabilirsiniz ve eylemleriniz dostoyevski tarafindan iyi ve kotu olarak nitelendirilir. ama o napolyon icin boyle kelimeler kullanmaz, buna hakki olmadigini dusunur. napolyon kendini bile sorgulamiyorken, yani ruhuna, dogasina karsi bir suc islememisken, dostoyevski nasil kalkip onu suclasin? dedigim gibi bunlar donup dolasip onun icin dogru olan gercek suc kavramina geliyor, yani baskasina zarardan oturu ozune zarar.

    kendine karsi suc islemis siradan insanlarin sucun cezasi, cektigimiz vicdan azabidir. bu cok tutarli bicimde yukaridakilerle ortusuyor, zira vicdan azabi kisinin napolyon olmadigini farketmesi ve hayatinin anlamsizlasmasidir. bu yuzden vicdan, imrenilecek bir ozellik veya olmasi zorunlu evrensel bir ahlak kurali degildir. sadece toplumun (napolyon olmayan) alt kesimi icin gecerli. bu azaptan kurtulusumuz ise dostoyevskinin felsefesinin en temel taslarindan biridir, yani insan sevgisi. ancak baskasini sevmekle, anlamsizlasan hayatimiza anlam buluruz.
  • "insanların birbirini tanıması icin en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır. - dostoyevski
  • çocukluğunu sürekli içen doktor babası ve annesiyle birlikte annesinin hastalığı nedeniyle kaldığı moskova'daki marya hastanesi'nin bir lojmanında geçirdi. annesi ölünce de petersburg mühendislik okulu’na gönderildi. burada bir köşeye çekilip okuyarak ya da hayal kurarak günlük hayattan uzaklaşmaya çalışırdı. acayip hayalperest bi adamdı. babasının öldürülmesinden sonra, o daha hayattayken ölmesini dilediği için vicdan azabı duymaya başladı ve bunalıma girdi. freud ve birçok psikanalizciye göre sara nöbetlerinin nedeni bu suçluluk duygusuydu. sonra dehasının hastalığıyla bağlantılı olduğunu falan öne sürdüler..
    asabi ve duygusal, hayalci ve huysuz ve aşırı hassastı. dengesizdi evet. ilk romanı “insancıklar”’ın çok iyi eleştiriler alması ile büyük bir coşkuyla yazmaya devam etti ama daha sonraki eserleri “öteki” ve “ev sahibesi” beğenilmeyince resmen çöktü. “beyaz geceler” ve “bir yufka yürekli” de olumlu tepkiler almayınca iyice morali bozuldu, öyle ki her şeyden vazgeçip suikastçilere katıldı.
    ilk karısıyla (marya dmitriyevna isayeva) verem olduğu için ona acıması nedeniyle evlendiği söylenir. o öldükten 3 sene sonra da, 46 yaşındayken, 20 yaşındaki yardımcısı anna grigoriyevna ile evlendi. kumar tutkunuydu. bi ara karısını da alıp avrupa’daki kumarhaneleri dolaştı. bir kızı oldu ve öldü. ve bu ölüm onu iyice delirtti.. kendisi akciğer kanaması yüzünden öldü..
    bu adam 43 yaşındayken yazdığı romanın 40 yaşındaki karakterine “kırkından fazla yaşamak ayıptır.” dedirten bir değişik, bilincin her türlüsünün hastalık olduğunu savunan bir hastadır. muhtemelen şu an, şu ölü haliyle bile bir şeylerden rahatsızlık duyuyordur. hepsi fazla hissetmekten. farklı olmanın acısını fazlasıyla çekmiş dehalardan biri işte. kusursuz tespit insanı. psikopat adam.. hayran kalmamak mümkün değil..
  • deha olduğu kesin,kumar borcunu ödemek için 1 haftada yazdığı kitabı olanca hızımla 2 haftada bitirdim.e daha ne diim
  • dostoyevski'nin karakterlerini zihinsel hastalıklarına göre aşağıdaki gibi sınıflandırmışlar:

    not: karakterler hakkında spoiler içerir.

    sara:

    dostoyevski'nin karakterleri arasında dikkat çekici dört saralı vardır: budala'daki* prens mışkin, karamazov kardeşler'deki smerdyakov, ecinniler'deki* aleksey niliç kirilov ve ezilenler'deki* nelli.

    1) mışkin vakası klasiktir. sık sık esrikleşir... duygusal mistisizme eğilimi, başkalarının duygularını hissetmesini sağlayan sıra dışı bir empati gücü vardır. ayrıntılara, bilhassa el yazısına çok titizlenir. çocukluğunda çok sık nöbet geçirdiğinden, umarsız bir "budala" olduğunu düşünen doktorlar, ondan ümidi kesmişler...

    2) smerdyakov, ihtiyar karamazov'un embesil bir kadından doğma gayrimeşru oğludur. çocukken çok zalimmiş. kedileri asmaktan ve onları kâfirce törenlerle gömmekten hoşlanırmış. gençlik döneminde abartılı, kimi zaman megalomaniye varan bir öz-saygı geliştirmiştir... sık sık nöbet geçirir... vs.

    3) ecinniler romanının günah keçisi kirillov'un sarası, başlangıç safhasındadır. soylu, nazik ve yüce gönüllü olmakla birlikte, kişiliğinde saranın etkisi belirgindir. rahatsızlığını önceden haber veren belirtileri açıkça tarif eder. intihara eğilimli olması, kirillov'nun vakasını karmaşık hale getirmektedir.

    4) nelli vakası önemsizdir... ilk üç vakanın, saralıların bilinç yapısına dair ifşa ettiklerine önemli bir şey eklemez.

    bunama:

    budala'daki general ivolgin'de, alkolizmle karışık bir bunama başlangıcı vakası söz konusudur... sorumsuzdur... içki temin etmek için kıymetsiz senetlerle borçlanır. yalan söylemekle suçlanınca bir an ne diyeceğini şaşırır, sonra kendini toparlayıp aynı telden çalmaya devam eder. alkolizmin ivme kazandırdığı bunamayla ortaya çıkan zihin durumunu en iyi şekilde açığa vuran, bu patolojik yalancılığın özel niteliğidir.

    isteri:

    1) karamazov kardeşler'deki liza hohlakova, kısmi felce uğramış on dört yaşında bir kızdır; bu felç muhtemelen isteriye bağlıdır ve iyileşmesi için bir mucize gereklidir... liza fazlasıyla erken gelişmiş, aşırı duyarlı, işveli ve aksidir; geceleri ateşi yükselmektedir. bütün bu arazlar klasik bir isteri vakasıyla uyumludur. rüyasında iblisler görür... zihni kötülük ve yıkım hayâlleriyle doludur. babasını katletmekle suçlanan dmitri karamazov hakkında düşünüp durmaya bayılır; "babasını öldürdüğü için herkesin onu sevdiğini" düşünür, vs.

    2) ecinniler'deki liza tuşina'da, sınırdaki bir isteri vakası söz konusudur. son derece sinirli, huzursuz ve kibirli olmakla birlikte, iyi davranmak için sıra dışı bir çaba gösterebilmektedir... ağlamayla biten isterik kahkaha nöbetleri ve tuhaf vehimleri vs. vardır.

    bu belirgin klinik isteri vakalarının yanı sıra dostoyevski'nin karakterleri sıklıkla isterik eğilimler gösterir: budala'daki nastasya filippovna, suç ve ceza'daki* asabi katerina ivanovna; aslında kadın karakterlerin çoğu, az ya da çok isterik eğilimler göstermektedir.

    psikopatlar:

    romanlardaki ana karakterler arasında birçok psikopat vardır: stavrogin, bir "ahlaki delilik" vakası; rogozin, bir cinsel saplantı kurbanı; raskolnikov, bir "açık zihinli delilik" vakası; ivan karamazov, bir diğer yan deli. bunların hepsi bazı kişilik çözülmesi arazları gösterirler. başka örnekler de vardır; bunların arasında kimi karakterler tam anlamıyla delidir.

    bu arada bilim adamları, dostoyevski'nin sigmund freud ve carl gustav jung'un habercisi olduğu yönündeki bazı eleştirmen görüşlerini reddetmektedir. dostoyevski'nin anormal karakterlerini kurarken alman carl gustav carus'un 1846 tarihli psyche [ruh] adlı kitabından geniş ölçüde faydalandığı ispatlanabilir. dostoyevski'nin freud'un habercisi olduğu varsayımı, carus'un kitabındaki terim ve hipotezlerin freud'unkilere benzemesinden kaynaklanmaktadır; fakat aslında carus ile freud arasındaki paralellikler ana doktrine değil, sadece dilsel terminolojiye dair olup, iki yazarın ideolojik içerikleri birbirinden farklıdır.

    karakterler galerisi neredeyse yalnızca nevrotiklerden ve delilerden oluşan bir yazarı değerlendirirken, "gerçekçilik" ve "insani deneyim" veçhelerini tartışmanın mümkün olup olmadığı, kuşkuludur. tüm bunların yanı sıra, dostoyevski'nin karakterlerinin dikkat çekici bir özelliği daha vardır: kitap boyunca, şahsiyet olarak gelişim sergilemezler. hikâyenin başında onları tamamlanmış olarak görürüz; ortamları değişse, başlarına en sıra dışı işler gelse bile, kendileri kayda değer bir değişikliğe uğramaz. mesela suç ve ceza'daki raskolnikov örneğinde, taammüden cinayetten, dış dünyayla bir tür ahenk kurma umuduna varan bir adam görürüz; fakat bunlar dışarıdan olup biter gibidir; içeride, dostoyevski'nin diğer kahramanları bir yana, raskolnikov bile gerçek bir kişilik gelişimine maruz kalmaz. gelişen, bocalayan, beklenmedik keskin dönüşler yapan, yeni insanları ve şartları içerecek şekilde yolundan sapan tek şey, hikâyenin konusudur. dostoyevski'nin temelde bir gizem hikâyeleri yazarı olduğunu, bize tanıtılan karakterlerin acı sona kadar tüm özel nitelikleri ve kişisel alışkanlıkları içinde aynı kaldığını ve bu karakterlerin kitap boyunca, karmaşık bir satranç problemindeki taşlar gibi muamele gördüklerini hatırda tutmak gerekir. girift bir entrikacı olan dostoyevski, okurun dikkatini kaybetmemeyi başarır; hikâyenin zirve noktalarını oluştururken, geciktirimleri dört dörtlük bir ustalıkla sürdürür. fakat onun daha önce okuduğunuz ve olay akışındaki sürpizlerine, karmaşıklıklarına aşina olduğunuz bir kitabını bir kez daha okursanız, ilk okumada tecrübe ettiğiniz geciktirimin artık orada olmadığını hemen fark edersiniz.* *
  • geçenlerde çeşit çeşit kafa kesme sahneleri izliyordum. neden izliyordum, çünkü kafa kesmenin bu kadar olağan karşılandığı bir dünyada yaşamaktan utandığım için bu korkunç eylemi sindirmek istedim. burada aslolan şey ölmek değildir, acı çekerek de ölmek değildir. nasıl diyeyim, bir sürece girip öleceğini bilmek ve bu duruma boyun eğmenin baştan belirli ve deterministik olmasıdır insanı mahveden.

    tekrar tekrar izledim giyotinle en son idam edilmiş mahkumun videosunu. sonra meksikalı adamın karısının kafasını nasıl kestiğini izledim. midem bulanmaya başladı, ardından arapların kafasını kestiği aleviyi izledim. tüm bunları izlerken aklıma bir an geldi, seneler önce bir uçağın düşüsünü görürken sinir krizi geçirmiştim. annemi kaybettikten bir sene sonra olmuştu bu, 11 yaşındaydım, babam o an sinir krizi geçirmeme anlam veremedi. uçağın düşme esnasındaki belirliliği, yani içindeki tüm insanların öleceğinin belirli olması, içerde yaşanan terör, korku ve dehşet ve tüm bunlara rağmen kaderin ölümcül yumruğunu indirmesi.

    fakat uçağın düşmesi, kafa kesme mevzusuna yaklaşamaz. çünkü kafası kesilen insan, kafasının kesildiği esnada hiçbir şey yapamayacağını bilir. ve giyotin ise bundan daha korkunçtur. buradaki korkunçluk, ölen insanın çaresizliğinden çok ölümün bir saatin dakikliği kadar belirli ve kesin olması, öldürme işleminin de soğukkanlılıkla icra edilmesidir. hiçbir şey, giyotin kadar insanı aşağılayamaz. mesela bir savaşta vurularak ölmek bir adama koymaz, vurulduğunu farkeder ve şehadet getirir, daha insancıldır bu. ama giyotine götürülen insanın ayaklarının bir anda boşalması ve o esnada omuzundan itilmesi, insanı aşağılar. insanın onurunu aşağılar ve aslında tüm insalara karşı bir küfürdür.

    tüm bu kafa kesme videolarını izlerken aklıma dostoyevski geldi. onca acı ve ıstıraplı bir yaşam yetmezmiş gibi, idam cezasından son anda yırtmasının yarattığı travma ile sara nöbetleri geçirmeye başlamasını o an anladım. ölümün kesinliği ve soğukkanlılığı karşısındaki çaresizliği son ana kadar yaşamış, ve son anda yaşamı kendisine bağışlanınca asla ölümün kendisinde yarattığı çaresizliği ve idamın soğukkanlılığını unutmamış. bu bir insanı bambaşka bir insan yapar, çoğu insanın aşık olduğunda çektiği acıdan kat be kat beterdir. çünkü aşk acısında da, cennetin var olduğunu bilmek ve ona asla varamamanın kesinliği ve soğukkanlılığı karşısında çaresiz kalır insan.
  • gelmiş geçmiş en büyük fantezi...

    edebiyat tarihinde sanırım kendisinden sonrakileri böylesine etkileyen başka bi yazar yoktur.bi insan hiç dostoyevski okumamış bile olsa diğer yazarların onun hakkındaki görüşlerini,yazılarını okusa sarsılır.

    şüphe yok ki dostoyevski hem edebiyat dehaları için hem de sıradan okurlar için tüyler ürperticidir.okuyan herkes çok etkilenmiştir ve bu ilahi etkilenme hep aynı ama aynı cümlelerle açığa çıkar.

    ilk kez deniz görmek.
    insanın içindeki iyiyi de kötüyü de ortaya çıkaran.
    insan ruhunun en derinlerini,en bilinmeyenleri yüzümüze vurur.

    dostoyevski neden en büyük fantezimiz?

    çünkü en temel ihtiyacımız derin/özel biri olma arzumuzdur.hepimzi hayatta farklı ve derin olmayı başkalarından ayrılmayı isteriz.belki de ölüm gerçeğini unutmanın tek yolu derin biri olma arzumuzdur.

    insanların bu naif arzusuna dostoyevski kadar cevap veren başka biri (sanatcı veya edebiyatcı demiyorum dikkat ederseniz) yoktur yeryüzünde.şüphesiz hem edebiyatta hem sinemada çok büyük eserler vardır ancak bu eserlerde yaratılan tüm karakterler sıradandır,o tip insanları sokaklarda,okul kütüphanelerinde,güneş görmeyen evlerde,barlarda bulabilirsiniz.

    ancak raskolnikov tektir,semerkadyov tektir,prens mişkin tektir.bu karakterlerin her biri hem çok zekidir hem de çok derindir.aşkınsaldırlar.semerkadyov insanın kanını dondurur.raskolnikov başımızı ağrıtır.prens mişkini tam olarak anlayamayız bile.zekalarıyla bizi kendilerine hayran bırakan bu karakterler olağanüstü ruhsallıklarıyla,derin iç sıkıntılarıyla bambaşkadırlar.önce insanı sarsar,kendilerine hayran bırakırlar sonra yavaş yavaş kocaman bi fantezi halini almaya başlarlar.

    dostoyevski okuyan herkes kitapta/karakterde kendimi buldum,insan ruhunu gördüm der.oysa gördükleri insan ruhu falan değildir.acı olacak ama benden duyun dostoyevski karakterleri insan üstüdür.dostoyevski okuyan sıradan insanlar ise hiç kurtulamayacakları o özel biri olma arzusuyla dostoyevski karakterlerini kendileriyle özdeşleştirerek normalleştirmeye çalışrılar.dostoyevski karakterleri ne normalleştirmeye açıktırlar,ne de üzerinden psikanalatik/psikolojik açıklamalar yapılacak kadar basittirler.

    ama biz hem basitiz hem de normaliz.hiç de öyle bi iç sıkıntısıyla cinayet işleyecek kadar karmaşık insanlar değiliz.hiç bi erkek prens mişkin gibi aşık olmaz.dünyada nastasya kadar nevrotik kadın yoktur.hiç kimse yoktur ki alyoşa kadar bilgelikle tanrıya inanabilsin.yine hiç kimse yoktur ki inançsızlığa ivan kadar korkutucu okumalar getirebilsin.

    işte bu yüzden dostoyevskinin insan ruhunu/insan psikolojisini ortaya serdiğine inanmak istiyoruz.buna delicesine ihtiyacımız var.o karakterler gibi derin bi ruhsallığımız olsun istiyoruz.çünkü hayatın basit akşında olabildiğimiz şeyler en fazla "piç erkek","güzel kadın","akrep burcu kadını" falan.yazık.

    hayatlarımız da biz de basit ve acınasıyız.dostoyevski öyle değil.bi an boğazımıza bi yumru oturur.tüylerimiz ürperir.önce şaşarsınız,sonra o müthiş insanları fantezileştirmeye başarsınız.raskolnikov aynı siz değildir ama bir an bile olsa kendinizi öyle bi ruhla özdeşleştirmek hem çok hafif hem de çok naif bi mutluluk verir.

    en çok ihtiyacımız olan şey derin ve özel bir ruha sahip olduğumuza inanmaktır.dostoyevski okumak ise en önemli arzumuzun fantezisidir.
  • ustadın bir kac sözünü de yazma isi bana dustu:

    - hicbir sey gercekten daha inanilmaz degildir.
    - insanın kendisinden yüz cevirmeye, dünyada olup bitenleri gormemezlikten gelmeye hakkı yoktur.
    - bir insan umudunu yitirir ve amacsiz kalirsa,
    sirf can sikintisi bile onu bir hayvana cevirebilir.
  • " bir ağacın önünden onu sevmeden, onun var oluşundan mutluluk duymadan geçilebileceğini aklım almıyor." diyen güzel insan.

    (bkz: budala)

hesabın var mı? giriş yap