şükela:  tümü | bugün
  • şamp. ligine kalırken manchester united'ı elemiş galatasaray ama yetmemiş kimseye.

    bu eleme öyle alalade bir eleme değil, statü değiştiren bir elemeydi. o sezon son sekiz takım arasına kaldıktan sonra ön elemelerde, seribaşı olayı getirildi.

    bunu takiben, lüksemburg'un avennir beggen takımını eledik.

    1997-98 sezonunda isviçre şampiyonu sion'u eledik. hani sen young boys'a elenmiştin hatırlar mısın?

    1998-99 sezonunda yine grashoppers zurih'i eledik. o sezon rosenborg ve at. bilbao'yu yendik, juventus ile iki maçta da berabere kaldık 2. olduk ama statü gereği çeyrek finale kalamadık.

    1999-00'de avusturya'dan rapid wien'i eledik! gruplarda da hertha berlin'den 4 puan , milan'dan 3 puan aldık ve 3.olup uefa'ya kaldık. sen hiç milan'ı yendin mi?

    2000-01 sezonunda yine isviçre'den st gallen'i eledik. gruplarda rangers, strum graz ve monaco'lu gruptan 2. olarak 2.tura kaldık. 2.turda paris sg, milan ve deportivo'lu gruptan çıkıp çeyrek finale kaldık, real madrid'i 3-2 yendik, orada 0-3 yenildik. sen him, milan'ı ikinci kez, real madrid'i monaco'yu, paris sg, o sezonun la liga şampiyonu deport,vo'yu yendin mi?

    2001-02'de vlaznia ve levski sofia'yı eledik, lazio, nantes, psv'li gruptan çıkıp, 2.turda roma, liverpool, barcelonalı gruba kaldık ve bir tek barceolana'ya yenildik, butun maçlarda öne geçtik.

    2002-03'te takım direkt katıldı, l.moskova'yı yendi brugge ile berabere kaldı.

    2003-04'te cska sofia'yı eledik, juve, olimpakos ve sociedad grubunda 3. oldu. juve ve olimpiakos'u yendik, sociedad ile beraberee kaldık. sen hiç juventus'u yendin mi?

    2006-07'de mleda bolesav denen takımı eledik, sadece liverpool'u yenebildik ve bordeaux ile berabere kaldık. sen hiç liverpool'u yendin mi?

    2012-13'te manu, braga, cluj'lu grupta ilk üç maçta 1 puan alıp, son 3 maçı ust uste kazanıp gruptan çıktık, schalke'yi de eleyip, real'i 3-2 yenip elendik. sen real'i, schalke'yi yenebildin mi?

    2013-14'te real, juve ve kophenag'lı gruptan son maçta juventus'u yenerek, eleyerek çıktık, chelse'ya 1-1 ve 0-2 ile elendik. sen juventus'u eleyebildin mi hiç?

    tarihte ise ingiltere'den manu, arsenal, leeds, liverpool, almanya'dan dortmund, schalke, hertha, ispanya'dan barcelona, real madrid, deportivo, bilbao, fransa'dan monaco, paris sg vs gibi ülkesinin kalbur üstü takımlarını yenmiş bir takım galatasaray.

    ama birisi çıkmış, galatasaray'da s.kindirik takımları ön elemede elemiş diyebiliyor. steau ise biraz güçlüymüş de elenmişiz. hayır biraz güçlü değildi. grashoppers, sion, st gallen, rapid hatta levski gibi takımlar bile daha güçlüydü ama sen nasıl young boys'a bakıyorsan o da galatasaray tarihinde bir iş kazasıdır.

    3 senede 2 kez gruplardan çıkınca, çeyrek final oynayınca, juventus, real madrid, kophenag, schalke, cluj, manu, braga takımlarını yenince, ondan önceki elemeler zamanında da uefa kupasını, uefa super kupasını aldığından, şamp. liginde çeyrek final oynadığından, gruplardan çıktığından, avrupa devlerini yendiğinden bir zahmet seribaşı oluyorsun ve basit takımlarla oynuyorsun..

    sen de sigma'dan 7 tane yemeseydin, cannes'dan iki maçta 9 tane yemeseydin, steau'ya, mtk budapeste'ye elenmeseydin, şampiyonlar liginde sıfır çekmeseydin de puan alıp, basit takımalrla oynasaydın.

    ne yapayım yani?
  • hakkında bir kaç samimi hissimi yazmam gerekiyor sanırım..

    dün geceki maçı, üzerimde fenerbahçe formamla eski ingiliz sömürgesi olan uzak bir afrika ülkesinde elit bir mekanda bir kaç beyaz ispanyol ve aslında manu taraftarı ama o maçta real madrid'i tutan siyah afrikalı kanka grubuyla izledim.. sanırım mekandaki tek türk bendim.. aslında soğuk biramdan hafif yudumlar eşliğinde gayet relax izliyordum maçı.. gs ilk golü yediğinde sevinç çığlıklarından sonra türlü şakalar komiklikler yapılmaya başlandı şahsıma.. "ben fenerbahçe fanıyım gs'den nefret ediyorum" falan desem de dinletemedim.. yan masalarda yanlarındaki siyah hatunlarla fingirdeşen beyazlar da birden real madrid fanatiği kesildiler.. ilk yarı biterken ben hariç hemen hemen tüm pub real madrid taraftarı oldu hafız..! hiç hoşuma gitmeyen garip bi ortam oluştu ve hiç istemeden gs'yi savunan adam pozisyonuna düştüm..

    sonra ikinci yarı başladı.. ben yine relax şekilde biramı yudumlarken 1-1 oldu.. sonra 2-1.. coşan, bağıran çağıran pub bi anda sus pus oldu.. hemen akabinde drogba 3-1 yaptı.. biraz da biranın verdiği rahatlıkla sırf gıcıklık olsun diye ayağa kalkıp "goooooooool" diye inlettim pub'ı resmen.. "bu takım sizi 5-1 yenecek arkadaşım" diye bağırdım ispanyollardan birine.. tüm pub duydu.. gözleri faltaşı gibi açılmış adam cevap veremedi, diğerlerinden kimse de "olmaz öyle şey" diyemedi.. ofsayt diye sayılmayan golde de inlettim ortalığı.. gs'nin üçüncü golünden ronaldo'nun son dakika golüne kadar geçen zaman, abartısız şekilde şahsi orgazmdan daha zevkli anlar listemde ilk 3 içerisindedir.

    ve...

    ezeli rakip ebedi dost galatasaray !

    türkiye'den binlerce kilometre uzakta avrupalı yavşakları içerisinde , gs'den nefret eden bana bile türk olmanın gururunu yaşattın ya.. sana olan nefretim bakidir...ama sağolun lan..! cidden sağolun..!
  • oturdum, çayımdan bir yudum aldım ve arkama yaslandım... gözlerimi kapadım ve "iyi ki galatasaraylıyım" dedim...

    ardından gözlerimi açtım, kupam yok... onu da almış...

    debe edit'i: (bkz: minik gülce için yardım kampanyası)
  • işten çıkarttıklarından biri de benim. bana göre galatasaray, çalışanına değer vermeyen bir kurumdur. kurumsallaşma bahanesiyle kulüp kaynaklarının her geçen gün daha fazla oranda tanıdıklara ve birinin adamı olanlara peşkeş çekilmiş olduğunu düşünüyorum. bence kulüp bakkal dükkanından hallice yönetiliyor. çalışanlardan biri olarak yaşadıklarımı ve gördüklerimi anlatsam palavra attığımı düşüneceğiniz kadar berbat şeyler oluyor içeride. şu anda da aldığım duyumlara göre idari çalışanlar arasında isyan varmış ve kalem oynamıyormuş.

    türkiye'de şebinkarahisar gücü kulübünün kurumsallaşması ihtimali var ama galatasaray'da böyle bir ihtimal yok bence. liselilerin ahbap çavuş ilişkisi nedeniyle işini iyi yapan insanlar asla hak ettikleri yerlere gelemeyecekler, nerede bir baltaya sap olamamış bir gs liseli, onun karısı, çocuğu, kardeşi, kuzeni varsa donanım(sızlık)larına bakılmadan, tepeden, pozisyonların üzerine çökecek bana göre. böyle gelmiş ve böyle gidecek, değiştirmenin hiçbir yolu yok... "bu harcama gereksiz, bu şirket bize vermediği hizmetin faturasını kesiyor!" diye kıçımı yırttığım durumlarda, aldığım cevap aşağı yukarı hep şöyle oldu: "ya o şirketin sahibi benim liseden devrem, maddi zorluk yaşıyor, biz de ona destek olacağız."

    bu kulüpte çalışmaya başlamadan önce tutkulu bir galatasaray taraftarıydım. hayatını beşiktaş'a göre belirleyen ruh hastası babama rağmen galatasaraylıydım üstelik. 12-13 yaşında, yaşıtları hey girl okurken fotomaç alıp transferleri takip eden, odasının duvarları maçlardan karelerle kaplı, okan'ın bacağı kırıldığında hüngür hüngür ağlayan, prekazi'nin monaco'ya attığı golden sonra çığlık çığlığa tek başına evden sokağa fırlayan bir çocuktum. şurada çalışmaya başladıktan galatasaray'a dair ne varsa tiksindim. en çok dokunan şeylerden biri de bu; çocukluk hayallerimi öldürdüler resmen.

    tasarruf tedbirlerinden bahsedilmiş... şahsi kanaatimce bırakın sneijder'ı, sevgili yöneticiler yedikleri yemekleri ayda 1 hafta kulübe fatura etmeseler hepimizin maaşı fazlasıyla çıkar, üstüne bir de zam alırız. bunu yazarken bile kahkaha attım, zira biz bileğinin hakkıyla çalışanlar, siz taraftarlar, şişko adamların göbeğini daha da büyütmek için oraya buraya koşuşturup duran böcekleriz sadece. insan değiliz. geçindirmemiz gereken evlerimiz, ailelerimiz, çocuklarımız yok.

    şu iki yıldır bu kulüpte yaşadıklarımdan sonra artık insan gibi hissetmiyorum. elimden de hiçbir şey gelmiyor, öyle boktan bir çaresizlik hissi yaşatılan şey... bana bunları yaşatanların, benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmemelerini diliyorum ama bu düşünceye de gülüyorum. kötüye bir şey olmayacağını burada öğrendim ben. yine de çocuklarımın hakkının kursaklarında kalmasını temenni ediyorum. yediğiniz haklarımız size haram olsun.
  • üzerinden günlerdir algı yönetimi yapılmaya çalışılan kulüp.

    *ilk olarak kasımpaşa maçında başladı herşey. galatasaray'ın üst üste aldığı galibiyetlerden sonra, baktılar ki galatasaray'ı kimse durduramıyor; mahmut uslu denen zat çıkıp "devre arası çok uzun sürdü, şike var" diye iftira attı. daha sonra gördük ki fenerbahçe'nin maçlarının devre arası galatasaray'ın maçlarından daha uzun sürüyor, ve tekrar öğreniyoruz ki o devre aralarında aziz yıldırım hakemleri, rakipleri tehdit ediyor. ama sesini çıkartan yok. sorsan galatasaray kollanıyor, şike yapıyor.

    *daha sonra galatasaray kazanmaya devam ettikçe konya maçında hasan kabze mevzusu çıkıyor. adamın bariz saçını düzelttiği pozisyon "galatasaray'ın kaçan golüne üzüldü" olarak piyasaya sürülüyor. galatasaraylılar pozisyonu açıklıyor ama bakıyoruz sanki ezberden, tek bir metinden çıkmış gibi rakip taraftarlar galatasaray'a çamur atmaya başlıyor. hasan kabze pozisyonu açıklamak zorunda kalıyor, televizyonlar bunu konuşmaya başlıyor. galatasaray'ın eski futbolcuları baskı altında bırakılıyor. halbuki bu ligde eski takımına en çok gol atan futbolcular galatasaray'ın eski futbolcuları. ama kendi eski futbolcularından 1 tane bile gol yememiş takımlar değil, galatasaray baskı altında bırakılıyor.

    *daha sonra baktılar hasan kabze olayı tutmadı durduk yere "galatasaray kırmızı kart görmüyor" haberleri çıkmaya başlıyor. ama aynı anda. çok ilginç bir şekilde birden bire çıkıyor bu konu. galatasaray'ın o güne kadar 1-2 tartışmalı pozisyonu dışında "%100 kırmızı kart" denebilecek pozisyonu da yok. bunu konuşan da yok ama birden bire "galatasaray niye kırmızı görmüyor?" diyerek algı yaratılıyor. takip eden maçta melo sarı kartlık hareket yapınca bunun sonucunda televizyonlar "yahu melo niye kırmızı görmüyor" demeye başlıyor. aynı maçta melo'nun sadece ayağa bastığı harekete avazı çıktığı kadar bağıranlar rakibin görmediği 2 tane kırmızı karta seslerini bile çıkartmıyorlar. çünkü galatasaray 30 hafta kırmızı kart görmemiş, bütün hafta bu konuşulmuş, psikolojik olarak akıl galatasaray'ın pozisyonunu konuşturuyor.

    *sonra geliyoruz gençlerbirliği maçındaki gole. daha önce türkiye liginde hiç kaleci hatasıyla gol yenilmemiş gibi, sanki gençlerbirliği kalecisi dünyanın sayılı kalecilerindenmiş gibi birden bire "maçı sattılar", "şike yapıldı" diye bir çığırtkanlık başlıyor. fenerbahçe balıkesir deplasmanında şut bile çekemezken 30 metreden yapılan ortayı kaleci içeri tokatlıyor, 1 gün zar zor konuşuluyor, ama ters ayakta kalan gençlerbirliği kalecisi için hafta boyunca iftiralar, suç duyuruları havada uçuşuyor. tüm programlar bu mevzuyu konuşuyor, internet sitelerinde bakıyorum herkes tek bir metinden çıkmış gibi "galatasaray şike yaptı" tarzı yazılarla çalkalanıyor. ortada fol yok yumurta yok.

    *gelelim türkiye kupası maçına. burası işte en ilginç bulduğum kısım. bu maçtan sonra olanlar ise benim görüp görebileceğim en yüzsüz serseniş.
    sivasspor maçında galatasaray ucuz bir penatı kazanıyor. galatasaray taraftarının %90'ı pozisyon penaltı değil derken, birden bakıyoruz mevzu "galatasaray kollanıyor"a geliyor. sene başından beri maçlarının çoğunu uyduruk penaltılarla kazanmış fenerbahçe taraftarı tek bir metinden çıkmışçasına "galatasaray sene başından beri kollanıyor" denilerek inanılması güç bir iftiraya maruz bırakılıyor. maçları gözüyle izleyen herkes, buraları takip eden herkes galatasaray'ın sene başından beri hakemleri de yendiğini, galatasaray taraftarının her maç hakem yüzünden çıldırdığını görür. ama sene başından bari hakemlerin ite kaka potada tuttuğu fenerbahçe değil, "galatasaray kollanıyor"a getiriliyor mevzu, algı yaratılmaya çalışılıyor.

    *sonra bakıyorlar aynı hakem, aynı kupada fenerbahçeye karşı aynı uyduruk penaltıdan fenerbahçe lehine de vermiş, bu konu tutmamış; hop "galatasaray aksaray ziyaretinin meyvelerini yiyor"a geliyor mevzu. hapishaneden çıkmak için başbakan'a yapmadığı yalakalık kalmayan aziz yıldırım değil, hükümetin rüşvetçi, tokatçılarıyla el sıkışan fikret orman değil, ama akp ile yakınlığı herkes tarafından bilinen, galatasaray yönetiminin bile haberi olmadan yalakalık yapacağım diye galatasaraylıların bile tepkisini çekecek şekilde galatasaray'ı cumhurbaşkanlığı sarayına götüren abdurrahim albayrak yüzünden galatasaray meyvesini yemiş oluyor bu ziyaretin. o gidilen saraydaki adam da fanatik, gözü kör bir fenerbahçeli. federasyonun başında da beşiktaşlı görünümlü bir fenerbahçe sempatizanı, şikeyi aklamak için maşa olarak gelmiş yıldırım demirören var ama "kollanan", "hükümet tarafından şampiyon yapılmak istenen", "şike yapan" hep ilginç bir şekilde galatasaray.

    sözün özü, son 1-2 aydır galatasaray kazandıkça iftiralar ve saldırılar artıyor.

    şimdi beşiktaş maçında melo en ufak yaptığı harekette hakem tarafından büyük ihtimalle mimlendiği için atılacak, beşiktaş kalecisi hafta içi söylemediği sözleri aklamak zorunda bırakıldığı için bu maçta iyi oynamak ihtiyacı duyacak ve ekstra motive olacak, hakem galatasaray kollanıyor algısı yüzünden galatasaray'a yapılan faulleri 1 kere düşünecekse 10 kere düşünerek, tereddüt ederek verecek. "galatasaray hiç kırmızı kart görmemiş" diyerek galatasaray'a kırmızı kart vermeye meyilli olacak. galatasaray futbolcuları baskı altında kalacak, şike iftiraları yüzünden telaş yapacaklar.

    yapılmak istenen senaryo bu.

    ve malesef bu yüzsüzce yapılan şeyler galatasaray taraftarını oldukça etkilemiş durumda. herkes takımına konsantre olacağına bu iftiracı şerefsizlere laf anlatmakla uğraşıyor.

    kendinize gelin galatasaraylılar. takımınıza bakın. bu takım nerelerden buraya geldi. kimlerle mücadele ederek bu günleri gördü. herkesin 4 yemesiyle dalga geçtiği takım şampiyonluğa, 4.yıldıza yürüyor. takımınıza bakın, onları destekleyin, gerisini allah'a havale edin. herkesin adaleti şaşar, allah'ın asla.
  • şu ana kadar oynadığı şampiyonlar ligi ön elemelerinden sadece 1'ini kaybetmiş takım. (2009)

    1993-94

    galatasaray - cork city 2 - 1
    cork city - galatasaray 0 - 1

    manchester united - galatasaray 3 - 3
    galatasaray - manchester united 0 - 0

    uefa bu eşleşmeden sonra dev takımlar telef olmasın diye seri başı uygulamasını getirdi. (1994)

    1994-95

    avenir beggen - galatasaray 1 - 5
    galatasaray - avenir beggen 4 - 0

    1997-98

    sion - galatasaray 1 - 4
    galatasaray - sion 4 - 1

    1998-99

    galatasaray - grasshoppers 2 - 1
    grasshopers - galatasaray 2 - 3

    1999-00

    rapid wien - galatasaray 0 - 3
    galatasaray - rapid wien 1 - 0

    2000-01

    saint gallen - galatasaray 1 - 2
    galatasaray - saint gallen 2 - 2

    2001-02

    galatasaray - vllaznia 2 - 0
    vllaznia - galatasaray 1 - 4

    galatasaray - levski sofya 2 - 1
    levski sofya - galatasaray 1 - 1

    2003-04

    galatasaray - cska sofya 3 - 0
    cska sofya - galatasaray 0 - 3

    2006-07
    galatasaray - mlada boleslav 5 - 2
    mlada boleslav - galatasaray 1 - 1

    2008-09

    galatasaray - steaua bükreş 2 - 2
    steaua bükreş - galatasaray 1- 0

    galatasaray bu sezon 14. kez şampiyonlar ligi'nde. yalnızca 5 tanesi direkt katılım.

    (bkz: respect)
  • bakın gençler baştan söyleyeyim, fenerliyim. ona göre okuyun yazdıklarımı.

    ünal aysal geldiğinde, neredeydi bu takım? adnan polat'ın saçmasapan transferleriyle, vizyonsuzluğuyla, çapsızlığıyla gitgide geriliyordu. transfer diye takıma çöpleri topladıkça seviniyorduk. ve biz fenerliler gidişattan memnunduk.

    sonra noldu? ünal aysal geldi. başladı anlatmaya...

    kulüp yönetimi, kurumsallık, finansal durum, profesyonel yöneticiler, marka değeri...

    biz fenerliler dalga geçtik, yav he he diye.

    sonuç?

    2 yıl boyunca bileği bükülmeyen, şampiyonlar ligi 2. turunun gediklisi bir takım. üstüne üstlük bir transfer döneminde ntvspor ekranında duyduk, wesley sneijder'in adını. güldük geçtik ilk duyunca, koskoca sneijder ya, ne işi var allahaşkına galatasarayda dedik. gelse de yatmaya geliyor bu saatten sonra dedik. noldu?

    adam geldi. gelmekle kalmadı, ne yatması, çılgın attı resmen. sonra sneijder transferinden sonra drogba lafları dolanmaya başladı. yok artık dedik.

    o da geldi...

    drogba da yardırdı. gs oynadıkça oynadı...

    sonra noldu? ünal aysal küstürüldü. takımı bıraktı. yerine gelen başkan hamza hamzaoğlu'nu getirdi. gs taraftarları bilmem ne düşünür ama, bence galatasaray "kenetlenmeyi" en iyi beceren takım. takımdaki birkaç kaliteli futbolcunun üzerine yükü bindirip 6-7 tane kazmayla kenetlenip, normalde olmayacak şampiyonluklar almasını iyi biliyor. hemen celallenmeyin "hakettik lan 4. yıldızı" diye. elbette hakettiniz ama emin olun o puanı o takım başka şartlar altında toplayamazdı.

    bu arada dipnot gireyim, bu "kenetlenme" olayı, türk milli takımında da var. normalde bizi evire çevire yenecek takımlar, bizim milli takım kenetledi mi bi mala bağlıyor, olamıyor resmen. bizim takım da coştukça coşuyor... (bkz: euro 2008 türk milli takımı)

    neyse nerde kalmıştık. 4. yıldız. evet 4. yıldızın kaybedilmesinden sonra fener taraftarı olarak büyük bir yılgınlık ve bıkkınlık içindeydik. şampiyonluğu kaybetmiştik ama daha da kötüsü gelecek yılların umutları da yoktu artık. takım 3-5 kendini bilmezin çiftliği haline gelmiş, azizin yüzünü dahi görmek istemez olmuştuk. koca kulüp kombine mombine satamaz hale gelmişti. işte tam da bu noktada bir şey oldu!

    kimisi ali koç'un isteği üzerine geldi diyor, kimisi aziz yıldırım geri planda kalmak için bilerek "kötü polis" getirdi takıma diyor, bilmiyorum hangisi doğru. ama şöyle bir gerçek var, giuliano terraneodiye bir adam getirildi sportif direktörlüğe. kaldı ki yıllardır fenerbahçeyi takip eden bir fenerli olarak, azizin nasıl böyle bir hamle yaptığına inanmak güç. neyse ne yaptı terraneo? avrupalı gibi davrandı ve hareket etti. performansından, takım içi davranışlarından memnun olunmayan herkesi attı takımdan. ki bunların en sansasyoneli, herkesin nefret ettiği (evet birçok fenerli dahil) emre belözoğluydu.

    sonra başladı transfer çalışmalarına. gene objektif olarak söylüyorum ki ne nani ne de robin van persie fenerbahçe "çok büyük" kulüp olduğu ya da fener bu ikisine milyonlarca euro para bastığı için gelmedi. böyle adamları sırf parayla getiremezsin, evet para en önemli etkendir ama her şey demek değildir. niye geldi bu adamlar? giuliano terraneo denen adamın networkü sayesinde geldi. adam manchesterla görüşürken, illa ki önceden iş ilişkisi olmuş biriyle görüşüyor, portoyla görüşürken de. yani fenerbahçe'den ziyade terraneo ile muhattap oluyor karşı taraf. sen o transfer görüşmelerine terraneoyu değil de ilhan ekşioğlunu gönderseydin, bok alırdın o adamları. adamlar, karşılarında hiç tanımadıkları, güvenemeyecekleri bir adam yerine, yıllardır iş yaptıkları terraneoyu görünce işler değişiyor.

    neyse bu hamlelerin karşılığında gs ne yaptı? sportif direktörlüğe cüneyt tanman'ı getirdi. evet doğrudur, tanman galatasarayın efsane kaptanınıdr, milyonlarcasından çok daha iyi galatasaraylıdır. amaaaa.....

    maalesef modern futbolda artık cimbomluluk, fenerlilik para etmiyor. anında alaşağı ediyorlar adamı. yok artık öyle fenerbahçenin çocuğu, galatasarayın evladı gibi boş laflar. hayır kurumu mu lan orası? artık oynamayan adamı anında kapı dışarı etme devridir, "takımın abisi" gibi boş ve safsata ünvanlara prim vermeyip, takımdan temizleme devridir. fenerbahçe yönetimi bunu çoook uzun sürede ve en zor yoldan anladı. kaldı ki hala anlamamış da olabilir, ligler başladıktan 5 hafta sonra terraneoyu ani bir kararla kovabilir bu aziz. yapmadığı şey değil çünkü. (bkz: ersun yanal) gs yönetiminin acilen şunu anlaması gerekiyor ki devir artık cüneyt tanman ya da hamza hamzaoğluların devri değil, efsane kaptanlarla galatasarayın evlatlarıyla yürümüyor işler.

    bir gram şüphem yok ki hamza hamzaoğlu kötü niyetli olsun. aksine adam gayet iyi niyetle (hatta safça bile denilebilir) kalkmış fernandao ile van persie bir arada oynamaz diyor. hocam anla artık, futbol öyle bir hale geldi ki rakibine karşı fiziksel üstünlüğün yetmiyor, psikolojik üstünlük de lazım. sen ne yaptın, tuttun fenerbahçeyi (ki halihazırda zaten transferler dolayısıyla psikolojik olarak üstünken) psikolojik olarak daha da üstün hale getirdin. eminim bu açıklamalar fener taraftarını daha da rahatlatmıştır.

    aynı hatayı fikret orman da yaptı. "istesek van persie'yi alırdık" diyor. hayır fikret orman o açıklamayı yaptın diye bir tane bile beşiktaşlı şunu demedi "ehehehe istesek biz alıyormuşuz lan, istememişiz, fener almış. ıımmmhh kötü ve gereksiz transfer" tam aksine kıskandı beşiktaş taraftarı (haklı olarak).

    neyse lafı fazla uzattık. futbol artık dursun özbeklerin, fikret ormanların ya da aziz yıldırımların bildiği şekilde oynanmıyor. artık devir daha büyük stadların, daha büyük transferlerin, daha çok forma gelirinin, yani kısacası daha çok paranın devridir...

    eninde sonunda bütün kulüpler anlayacaktır bunu....
  • hakkında çıkan menajer dedikoduları doğruysa birilerinin çok fena soyduğu kulüptür.

    şöyle ki; sabri sarıoğlu'nun menajeri ekrem onuk, hamza hamzaoğlu'nun konyaspor dan takım arkadaşı. bunu belki tesadüf olarak görebiliriz ama 32 yaşında olan kendi oyuncuna sözleşme uzattı diye 500 bin tl ye yakın menajerlik parası veriyorsan bunda bi gariplik vardır. hatırlanırsa cüneyt tanman sabri'nin ücretiyle ilgili bu para çok değil hatta menajerlik ücreti bile içinde diye vurgu yapmıştı sabri'nin aldığı parayı savunurken. bu menajer aynı zamanda eray işcan'ın da menajeri.

    bir diğer konu ise aydın yılmaz. yine hatırlanırsa aydın yılmaz 2 sene önce istediği parayı alamayınca kulübe rest çekip gitmiş, yazın iki ay boyunca takım arkadaşları çalışırken tatil yapmış ama kendine o beğenmediği parayı bile verecek kulüp bulamayınca fatih terim devreye girerek aydın yılmaz'ın sözleşmesini ilk istediği fiyattan 2 sene uzattırmıştı. şu an ise geçtiğimiz 2 sene içinde neredeyse oynamayan aydın'ın sözleşmesinin uzatılması gündemde.

    aydın yılmaz'ın menajeri ahmet bulut. fakat ahmet bulut'un ortağı ya da onun deyimiyle asistanı fatih terim'in damadı volkan bahçekapılı. bu da tesadüf olabilir tabi ama bence biraz fazla. aydın gibi bir oyuncuyla o paralardan sözleşme yenilemek şüphelenmek için yeterli sanırım.

    fatih terim'in eli hala galatasaray'ın üstünde ve bence sözlükte de çokça dendiği gibi hamza hamzaoğlu'nun ahmet davutoğlundan bir farkı yok.
  • - çocuklar maçlarına bedava giremiyor.
    - kanalını aylık 5 lira vermeyen izleyemiyor.
    - gsbonus'u olmayanlar kombine alamıyor. alanlar da dünyanın en pahalı kombinesini alıyor.
    - gsbonus'u olmayanlar biletler çıktıktan sonraki iki gün bilet alamıyor.
    - içeride çekirdek satılmasına rağmen "stad kirleniyor" bahanesiyle dışarıdan çekirdek sokulmuyor.
    - bilet fiyatlandırmasında "sokabildiğine" politikası uygulanıyor. baktı kimseye sokamıyor, iki gün sonra fiyatlar düşüyor.
    - taraftarın stadı doldurup takımına itici güç olması birinci seçenek değil. stad bomboş olmasına rağmen tribüne yakın biletler hala 150-200 lira arası değişiyor.
    - resmi mağazasında belki de dünyanın en kalitesiz ürünleri lacoste fiyatlarıyla yarışıyor.
    - açılış maçı için forma üretiyor, 175 lira'ya satıyor.

    hani o, il il taraftar haritaları var ya. bak ona, iyi bak. 10 sene sonra bir daha baktığında şaşırma ama. hepsi yukarıda yazıyor.
  • yabanci kisitlamasi varken yabanci, kisitlama kalktiktan sonra da yerli transfere agirlik veren takim.