şükela:  tümü | bugün
  • gitmesi gerekenler; aciliyet sırasıyla:
    adnan polat
    adnan sezgin
    frank rijkaard
    johann neeskens
    barış özbek
    mustafa sarp
    ali turan
    gökhan zan
    sabri sarıoğlu
    aydın yılmaz
    pablo pino

    istek üzerine sonradan eklenenler:
    aykut erçetin
    serdar özkan
  • öncelikle (bkz: #6498963)

    her taraftarın gün gelip de bilincinin oturacağına inanan biriyim. liselilerden nefret ederim. lise çağındayken kendimden bile nefret ediyordum. en büyük uğraşınız, hayattaki tek derdiniz ya karşı cinse kendinizi beğendirmek ya da her pazartesi sabahı tuttuğunuz takımın muhabbetini yapmaktır. arkadaşlar arasında tartışırken kurulan cümleler koymalar, çakmalar ve geçirmeler üçgeni arasında döner. o yıllarda biri çıkıp "geleceğe dair en büyük korkun nedir" diye sorsaydı, gün gelip de içimdeki galatasaray sevgisinin kaybolup gitmesi olarak yanıtlayabilirdim. sevgiden kastım neydi peki? takım kazandığında formayı giyip sokağa çıkmak; kaybettiği zaman yatağı yorganı yumruklayıp, ertesi gün okuldan kaçmak mıydı?

    böyle bir adamdım ben. artık yapmıyorum bunu. kaybedilen maçların ardından spor programlarına rastlamamak için televizyonu bile açmazken, artık rıdvan dilmen'e dahi katlanabiliyorum. değişen ne peki? maçlarını mı takip etmiyorum galatasaray'ın, parama kıyıp lisanslı ürünün almaktan vaz mı geçiyorum, maça mı gitmiyorum? gayet de devam ediyorum bunları yapmaya. ancak yenilince "ulan dünyanın sonu geldi! yarın fenerbahçeli arkadaşlarıma ne diyeceğim" diye ağlayıp zırlamıyorum. sorunu da aslında tam bu noktada buluyorum? tuttuğum takımın kazanmasını takımımı iyi bir yerde görmek için değil, aslında kendi kıçımı kurtarabilmek için istiyordum. en yakın arkadaşım fenerbahçeliydi ve ben onun galatasaray'ın kaybettiği gecenin sabahındaki halini görmek istemiyordum. kendine dahi yararı olmayan bir ergenin hayatın anlamını yüklemeye çalıştığı şeyin taraftarlık olmadığını öğrenmem biraz daha sonralara rast gelecekti.

    mesela 2 kasim 2001 bursaspor galatasaray maçı bir milatdır benim için. taraftarlık bilincinin oturması diye bir şey varsa, benimki o gün bulmuştur yerini. galatasaray sezonun ilk yenilgisini bursa'da çok ağır bir skorla alınca, bendeki kayış kopmuştu haliyle. 15 yaşındayım ve sinirden evin altını üstüne getiriyorum. işin belası, dün gibi de hatırlıyorum. şimdi o halimi elime geçirsem, boğazına yapıştığım gibi en yakın kirişin orta yerine sokarım. bir an sonra karşımda babamı buluyorum. diyor ki:

    - seninki de taraftarlık mı be? ben 14 sene şampiyonluk görmedim. sen ise bu takımın en başarılı zamanlarına bu genç yaşında tanıklık ettin. bir yenilgiyle yaptığına bak. koskoca galatasaray senin gibilere kalacaksa, vay bu takımın haline!

    tam olarak olmasa da bunun gibi bir şeydi. o an herhalde suratının orta yerine odunu yemiş, etrafına boş boş bakarken ağzından akan suya söz geçiremez bir ifadem vardı. çok şey değişti o günden sonra.

    baştaki 'bakınız' ile devam edelim... 2004 yılında, ben daha sözlükte okur bile değilken girilmiş... galatasaray mı? görseniz, 2002'deki haline duacı olursunuz. söz konusu yazı ise bir şekilde gözüme ilişmiş. o kadar etkilenmişim ki, çıktı alıp yatağımın baş köşesine asmışım. o gün bugündür, galatasaray'ın yenilgilerinden sonra yatağa giderken gecemin uykusuz geçmemesini sağlar bu yazı.

    ...ve umnica'nın bundan zerre haberi yoktur...
  • ruh muh değilde, futbol oynamasını bilen birkaç tane yerli futbolcusu olsa, ligi götürebilitesi olur. bence ruh yerine adam gibi yerli futbolcu arasın les adnans.
  • rijkaard kendisini canla başla savunanları takıma koysa daha iyi sonuçlar alabilecek takımdır. aslında rotterdam'ı küme düşürmesini saymazsak iyi teknik adamdır rijkaard. hani takımda savunmanın göbeğinde ricardo carvalio, charles puyol olsa, sola ronaldo'yu, sağa messi'yi alsa yönetim, kaleye de julio cesar geçse, baroş'un yanına da ibrahimoviç gelse, hazır bunlar gelmişken orta sahaya da xavi ve iniesta iklisini koysalar bakın görün rijkaard ne başarılar elde ediyor.
  • mağlubiyet sonrası internet sitesinde karşıladığı reklam sayfalarıyla (bkz: gs bonus)(bkz: gs mobile) ile beni sinir eden ruhuna aşık olduğum takım.
  • karabük maçından sonra tamamen ruhsuz olan takım..olmayan ruhuna aşığız napalım armaya formaya...
  • bir futbol takımının bi tam kadrosu olur di mi? böyle o tam kadro ile sahaya dizilişi falan. ne hikmetse galatasaray 2 senedir tam kadro hiçbir maça çıkamadı. 2 sene lan 2!! bu nedir arkadaş ya? mesela bu sene takım daha hiç şöyle sahaya çıkamadı,

    ufuk

    sabri neil servet çağlar

    elano cana

    kewell misimovic arda

    baros

    çok mu şey istedik acaba ya? hayır takımda hep bir yerler noksan. hep bir şeyler eksik. mesela nedir olay, burdan bi oyuncu sakatlanır rotasyondan birisini onun yerine çekersin ama 2 hafta sonra döner ve takım böyle olur. be kardeşim bizim takımda sakat veya cezalı hiç bitmiyor ki orjinal haline dönebilsin kadro. cidden çok enteresan. bunun yanına bir de böyle ruhsuzluk olayı eklenince iyice sıçıyoruz.

    edit: acaba burda kim neyi beğenmedi valla merak ediyorum he. çok garipsiniz çok.
  • --- spoiler ---

    galatasaray kulübü başkanı adnan polat, "kaliteli kadromuzun, camiamızın beklediği iyi futbolu ve neticeleri alarak hepimizin arzu ettiği gerçek performansına kısa zamanda ulaşacağından kuşku duymuyoruz" dedi.

    --- spoiler ---

    takımın gerek yönetimsel olarak, gerek se teknik kadro olarak ışık vermediği bu senenin de geçen iki sene gibi geçeceği görünüyor. üç hafta sonra fenerbahçe maçı var deplasmanda. hazır bu sezon bu kadar kötüyken ve bir başarıya ulaşılması bu kadar zor gözükürken bu taraftara bir iyilik yapsınlar ve bütün enerjilerini, güçlerini bu maçı kazanmaya harcasınlar. yönetimin göreve geldiğinden bu tarafa en hatırlanacak icraatı bu olur. ötesi çok parlak gözükmüyor zaten.