şükela:  tümü | bugün
  • 2000 yılından sonra galatasaray'ın sezon sezon hikayesini anlattığım serinin 6. kısmı. yeni hikayeye başlamadan önce öncelikle mesaj kutumu güzel yorumlarıyla yeşillendiren her renkten sözlük sakinine teşekkür ederim. özellikle (bkz: @afilli nick bulamıyorum lan) nickli yazara önerilerinden dolayı ayrı bir teşekkürü borç bilirim. umarım günümüze oranla daha sakin yaşamları barındıran 2005-2006 yıllarından bir doz nostalji ile keyifleneceğiniz bir yazı olur. iyi okurlar.

    geldik birçok maçta son dakikalarda atılan gollerle yarışa tutunduğumuz, maaşlarını alamayan futbolcuların antrenmana çıkmadığı hafta 6-0'lık ilginç galibiyetlerin olduğu, futbolcuların kendi aralarında ve taraftarlarla kavgalar ettiği, hasan kabze'nin inönü'yü aydın yılmaz'ın konya'yı son dakika golleriyle sessizliğe bürüdüğü ve hepsinden öte 16 dakikanın bir ömür kadar uzun olduğu, her galatasaraylı'nın kalbinde ayrı bir yeri olan 2005-2006 sezonuna.

    yazıya geçmeden önce hikayeyi baştan* okumak isteyenler için;

    (bkz: galatasaray'ın 2000-2001 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2001-2002 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2002-2003 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2003-2004 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)
    (bkz: galatasaray'ın 2004-2005 sezonu hikayesi/@nickidegistirebiliyozmu)

    sezona marek heinze, sasa iliç, altan aksoy, yalçın ayhan ve tekrardan yuvaya dönen saidou transferleriyle başlıyorduk. transfer konusunda belki de galatasaray tarihinin en başarısız başkanı olan özhan canaydın verdiği 'her sene bir yıldız' sözünü bu sene de tutamamıştı. bunun yanında yıldız diye alınmayıp bir anda parlayan ribery de takımda tutulamamış ve marsilya'nın yolunu tutmuştu. daha sonra bayern münih'e gidecek olan scarface'in neler yapacağı hepinizin malumudur. bunun dışında bülent korkmaz, bir efsaneye yakışmayacak basitlikle gönderilmişti. geçen sezon büyük ümitlerle alınan conceiçao ve kaleci kingson takımdan gönderilmiş, hakan ünsal ise kramponlarını asmıştı.

    sezona evimizde konyaspor maçıyla başlıyorduk. başarısız transfer hamleleri, bülent korkmaz'a yapılan vefasızlık gibi nedenlerden dolayı taraftarlar ilk 5 dk susma kararı almıştı. ne var ki sasa iliç 3. dakikada ağları havlandırmış ve protesto da rafa kalkmıştı. ancak maçın ilerleyen bölümlerinde özhan başkan protestolardan nasibini alacaktı.

    2. hafta ankaragücü deplasmanındaydık. maça çok talihsiz başlamış, ilk dakikalarda necati ateş ve cihan haspolatlı sakatlanmıştı. golü ise sezon boyu alışkanlık haline getireceğimiz son dakikalara bırakıyor ve 90+3'te ümit karan'ın golüyle galip ayrılıyorduk.

    alınan galibiyetler, 2 sezondur şampiyonluk özlemi çeken taraftarı umutlandırmıştı. içerde alınan 5-2'lik malatya galibiyetinin son dakikalarında bülent korkmaz lehine uzun süre tezahüratlar yapılmış, özhan canaydın ise ince ince eleştirilmişti. maç sonunda ise hep bir ağızdan şu tezahürat yükseliyordu sami yen'de: "ne transfere, ne de bilete, bizim aşkımız bu renklere". maç sonrası lig tv yorumcusu erman toroğlu'un hat-trick yapan ümit karan'a yönelttiği "yarına gol kaldı mı?" sorusu tepki görmüştü. .

    takım ilk puan kaybını 4. hafta gaziantep deplasmanında tadıyordu. 1 puanı kurtaran gol uzatmalarda hasan kabze ile geliyordu.

    bu puan kaybı sonrası 5 maçlık bir galibiyet serisi yakalayacaktık. bu seride sivasspor'u 2-0, manisaspor'u 4-1 geçerken, 7. hafta oynanan samsunspor maçının devre arasında necati ateş - hasan şaş kavgası gündemi meşgul edecekti.

    8. haftaya ise anelka'nın elle attığı gol damga vuracaktı. bu 3. hafta rize maçından sonra 2. vukuattı. . ancak galatasaray'ın bu konudan daha büyük sorunu vardı. belki de uefa ve süper kupa zaferleri sonrası yediğimiz en büyük tokattı tromsö faciası. stadın çamur olduğu vs bahaneleri kabul edilmiyor zaten başarısız görülen canaydın yönetimi topa tutuluyordu. böyle bir atmosferde trabzonspor'la karşılaşıyorduk. her iki takım da bir gün önce oynanan konyaspor-fenerbahçe maçında anelka'nın elle attığı gole tepki için sahaya "el değmemiş temiz bir lig istiyoruz" pankartıyla çıkıyordu. gündüz oynanan maçta aynı pankartla çıkan beşiktaş'la birlikte 3 takım isteklerinin karşılığında tff'den ceza alacaktı. gs-ts maçında ise karmaşık duygular yaşanıyordu. tromsö faciası sonrası protestoya hazırlanan taraftar, 40 dakikada gelen 4 golle bu tepkiyi rafa kaldırıyordu. iddaa kuponu yaptığı gerekçesiyle bu maçta cezalı olan gökdeniz karadeniz'in günahını taraftar, maç boyu agresif oyunu sebebiyle fatih tekke'den çıkarıyordu: "fatih tekke bize kupon yapsana". ayrıca ligin bu haftasında konyaspor teknik direktörü aykut kocaman anelka olayı sonrası "maden düzen böyle işliyor, ben bu düzende yokum" diyerek teknik direktörlüğü bırakacağını söylemiş daha sonra ikna edilerek görevine devam etmiştir. haftanın manşeti ise şöyleydi: el feneri

    9. hafta rakip kayseri erciyesspor'du. 38'de 1-0 öne geçtiğimiz esnasada spiker locasında şöyle bir konuşma vardı:
    yorumcu: evet galatasaray golü buldu ve işi artık daha kolay olacak. geriye düşen kayseri erciyesspor gol için yüklenirken galatasaray yapacağı kontrataklarla farkı arttıra...
    spiker: goooollll. cenk işler durumu 1-1 yapıyor! dk 39.
    yorumcu abimizin öngördüğü gibi olmamış yine son dakika golüyle galibiyete uzanmıştık. (ms: 1-2)

    5 maçlık seri denizlispor karşısında son bulurken*, bir sonraki hafta sezonun ilk mağlubiyetini alıyor ve gençlerbirliği'ne 2-1 kaybediyorduk. gençlerbirliği'nde mesut bakkal'ın yardımcılığını ise çok bülent korkmaz yapıyordu. efsane kaptan maçtan önce "çok tuhaf duygular içerisindeyim ama ben bir profesyonelim. galatasaray'ı yeneceğiz" demişti. galatasaray taraftarına ise yıllar sonra ramiz dayı tercüman olacaktı: "oysa herkes öldürür sevdiğini..." takip eden haftalarda diyarbakır ve çaykur rizespor 2-0 ve 3-0'lık skorlarla geçilmişti.

    14. hafta derbi haftasıydı. iki takımın da futbol adına bir şey gösteremediği maçta nobre'nin golüyle 1-0'lık sonuç çıkmıştı. bu maçta semih şentürk taraftarlara hakaretinden dolayı 3 maç ceza alacak ancak bu ceza sadece 1 maç geçerli olacaktı. 2 hafta sonra oynanan psv maçında nobre ve anelka sakatlanıp elde forvet kalmayınca semih'in cezası affedilecekti.

    15. hafta ankaraspor'u 2-1 geçerken sonraki hafta derbide rakip beşiktaş'tı. derbi hızlı başlamış, ilk 15 dakikada 3 gol olmuştu. galatasaray'ın golünü necati atarken, beşiktaş'ın golleri ibrahim toraman' dan gelmişti. dakika 54'te sahneye sasa iliç çıkıyor ve 70 saniyede 2 gol atarak takımını galibiyete taşıyordu. devrenin son maçında kayseri deplasmanında 3-1 kazanırken, ümit karan golün sevincini lig tv kamerasıyla yaşıyordu.

    devre tamamlandığında ligde ilk 6 sıra şu şekildeydi:

    1. fenerbahçe 45
    2. galatasaray 41
    3. kayrespor 29
    4. gençlerbirliği 25
    5. beşiktaş 25
    6. sivasspor 25

    galatasaray devre arasında en göze çarpan transferi eski futbolcusu emre aşık' oluyordu.

    ligin ikinci yarısını konyaspor deplasmanında açıyorduk. ocak ayının 22'sinde adeta buz pistine dönen zeminde futbolcular ayakta dahi durmakta zorlanıyordu. ayrıca sakatlar da can sıkıyordu. song, saidou, iliç ve ayhan sakatlıklarından dolayı maç kadrosunda yoklardı. zaten kısıtlı olan kadro bu eksiklerle iyice daralmıştı. gerets 17 yaşlarındaki uğur uçar ve ferhat öztorun'u 11'de sahaya sürmek zorunda kalmıştı. tüm bunların üstüne maçın başında yalçın ayhan da sakatlanıyordu. necati'nin orta saha oynadığı, tipiden göz gözü görmeyen maçta 84'te oyuna giren aydın yılmaz, son dakikalarda ceza sahası dışından attığı müthiş golle galatasaray'a adeta hayat suyu veriyordu. bu maç kısa vadede şampiyonluk için ümitlendirirken, sabri, ferhat, uğur, aydın gibi isimler, oynadığı futbolla uzun vadede büyük beklentiye sokuyordu. ancak ne yazık ki bu isimler beklenenin altında kalacak ve vasat anadolu takımı topçuluğundan ileri gidemeyeceklerdi. tekrardan maça dönecek olursak alınan bu galibiyetle çok tezat olaylar yaşanıyordu. soyunma odasında futbolcular yönetime gönderme yaparak "param yok pulum yok" şarkısını söylerken, dönüş uçağında necati ateş ve taraftarlar arasında arbede çıkmış necati'nin yardımına ise kavgalı olduğu hasan şaş koşmuştu. ilk başta anlam verilemeyen bu kavganın sebebi, geçen yıl villereal maçındaki bir olayın hesaplaşması olarak söylenmişti. o dönem bir süre gündemde kalacaktı bu kavga.

    o sezonun bir klişesi haline gelen "şampiyonluğa oynayan takımlardan birisi puan kaybederse diğeri de kaybeder" kuralı işlemiş fener'in berabere kaldığı haftada biz de berabere kalıyorduk. (malatyaspor*)

    21. hafta öncesi ödemelerin yapılmaması sebebiyle futbolcular antrenmana çıkmayı reddetmiş, gaziantepspor maçına herkes evinden gelmişti. 6-0 kazanılan maç sonrası taraftarlar "böyle oynayacaksanız antrenmana çıkmayabilirsiniz" diyordu. bir sonraki hafta fenerbahçe ankraspor'a kaybetmesine karşın biz de sivas ile berabere kalıyorduk.

    23. hafta rakip hakan balta, caner erkin, selçuk inan, zelenka, holosko, meduna'lı manisaspor'du. ilk yarı 2-1 önde kapattığımız maçın 76. dakikasında holosko maça denge getiriyordu. bu golün asisti ise kiralık oynayan arda turan'a aitti. yine zora soktuğumuz bir maçta bu sefer sahneye rigobert song çıkıyordu. kimsenin beklemediği bir anda ceza sahasının dışından kaleciyi avlıyordu. . skor 3-2 olduğunda dakikalar 84'ü gösteriyordu. kalan dakikalarda bir gol daha bulup 4-2 kazanıyorduk. fenerbahçe'nin berabere kaldığı haftada puan farkını 1'e indiriyorduk.

    24. hafta liderlik koltuğuna 3-2'lik samsunspor maçıyla oturuyorduk. bir sonraki hafta trabzon deplasmanında berabere kalıp fenerbahçe de kazanınca averajla tekrar 2. sıraya düşüyorduk.

    26. hafta yine son dakikalara beraber girdiğimiz bir maçta erciyes deplasmanındaydık. gerets tüm forvetleri sahaya sürmüş 4-2-4 sistemine dönmüştü. 87'de ümit karan ve 90'da hasan kabze'nin golleriyle 4-2 kazanıyorduk. sonraki hafta denizli'yi 2-1, seyircisiz oynanan maçta uçak sesleri eşliğinde gençlerbirliği'ni 3-0 geçiyorduk.

    29. hafta güvenlik gerekçesiyle diyarbakırspor maçı izmir'e alınmıştı. seyircisiz oynanan maçta 3-1 galip geliyor ve hata yapmıyorduk.

    30. hafta fener manisa'da 5-3 kaybedince derbi öncesi puan farkını 3'e çıkarma fırsatı buluyor ve bu sefer fırsatı değerlendiriyoruk.(gs 4-2 rize)

    31. hafta kadıköy deplasmanındaydık. gerets bir kumar oynamış sağ ve sol beklere genç uğur ve ferhat'ı koymuştu. tecrübesizliğe kötü futbol da eşlik edince 4-0 gibi ağır bir skor almıştık. bunun yanında bitime 3 hafta kala liderlik koltuğunu tekrar fener'e bırakıyoduk. maç sonunda satadın ışıkları kapatılmış sadece deplasman tribünündeki galatasaraylılar'ın olduğu bölüm açık bırakılmıştı. sahada ise tuncay'ın hindi töreni vardı. bu aynı zamanda kendilerince kazandığını düşündükleri lig şampiyonluğunun erken kutlamasıydı. maç çıkışında ise adnan polat çok farklı konuşuyordu. sezon sonu şampiyonun galatasaray olacağını söylemesi böyle bir maçtan sonra galatasaray taraftarına bile fazla iddialı geliyordu.

    32. hafta fener trabzon deplasmanında 3-2 kazanırken biz de ankra'yı 4-0 ile geçiyorduk.

    bitime 1 hafta kala inönü deplasmanındaydık. necati ile bir penaltıdan yararlanamamış, sezon sonu fenerbahçe'nin yolunu tutacak tümer'in golüyle de 1-0 geriye düşmüştük. 61'de oyuna giren hasan kabze ile 64'te skoru eşitlemiştik. ancak bu skor haftaya fenerbahçe'ye şampiyonluk için beraberliğin dahi yeteceği anlamına geliyordu. şampiyonluk şansı elimizden kaçarken beşiktaş taraftarı "zalad gelsin sizi kurtarsın" tezahüratıyla 92-93 sezonuna gönderme yapıyordu. ama tam bu tezahüratın yapıldığı sırada hasan kabze ceza sahası dışından attığı son saniye golüyle umutları son haftaya taşıyordu. bu golün, çarşı'nın tam zalad tezahüratı yaptığı esnada gelmesi ise apayrı bir anlam olaydı. gerçi çarşı, golden sonra tezahüratta değişikliğe gidecekti: "bu maçı satanın anasını..." belki zalad, cordoba'nın ruhunu ele geçirmiştir, bilemeyiz! ilerleyen senelerde ise beşiktaş maçlarında şu nağme dillerde dolanıp duracaktı:

    geçen sene bir bahar akşamında
    cimbombom şampiyonluk yolunda
    hatırlayın ne oldu son dakikada
    hasan kabze'yi unutma

    ultraslan'ın dilinden

    vee son hafta. son dakikalarda gelen goller, yatmayan maaşlar, kavgalar, ekonomik sıkıntılarla geçen sezonda şampiyonluk son maça kalmıştı. biz içerde lig dördüncüsü kayseri ile oynarken fenerbahçe kümede kalma mücadelesi veren denizli'ye konuk oluyordu. fenerbahçe'nin bu deplasmanda puan kaybedeceğine kimse ihtimal vermiyordu. ki bunun yanında kayseri de iyi bir sezon geçiriyordu. o sezonun gol kralına* sahiplerdi. sabri'nin harika oyununu 2 golle süslediği maçta 3-0 kazanmıştık. denizli'de ise çok başka bir durum söz konusuydu. maç boyunca elektriklerin kesilmesi, sahaya atılan konfetiler derken oyun bir hayli durmuştu. fener'in dakika 80 olmasına rağmen halen gol bulamamış olması gitgide heyecanlandıroyordu. dakika 83'te mustafa keçeli'nin golüyle denizli öne geçtiğinde ise sami yen bayram yerine dönüyordu. tam atak geliştirdiğimiz sırada gelen gol haberiyle futbolcular taraftarlar maçı bırakmış herkes seviniyordu. hasan şaş'ın saha içinde ağlaması, tribünde taraftarların birbirlerine sarılması, spiker melih gümüşbıçak'ın anlatımı her galatasaraylı'nın unutamayacağı anlardır. kayseri maçının son dakikaları

    sami yen'de maç bitmiş gözler denizli'ye çevrilmişti. 89'da tuncay'la beraberliği yakalayan fenerbahçe baskıyı arttırmış ama kaleci souleymanou ve direği geçememişti. denizli'deki son düdükle birlikte tüm galatasaraylılar'da çok farklı duygular vardı. mondragon, hasan şaş ve tribündeki taraftarlar hem ağlıyor hem şampiyonluğu kutluyordu. adnan polat ise fenerbahçe maçından sonra "20.45'te şampiyonuz" sözünü hatırlatırcasına kapalıya saati soruyordu.

    sezon sonu puan tablosu:

    1. galatasaray 83
    2. fenerbahçe 81
    3. beşiktaş 54
    4. trabzonspor 52
    5. kayserispor 51
    6. gençlerbirliği 51
    7. konyaspor 46
    8. sivasspor 43
    9. çaykur rizespor 41
    10. kayseri erciyesspor 40
    11. gaziantepspor 40
    12. vestel manisaspor 40
    13. ankaragücü 39
    14. ankaraspor 39
    15. denizlispor 37
    16. malatyaspor 36
    17. samsunspor 36
    18. diyarbakırspor 29

    bu şampiyonluk galatasaray'ın yabancı bir teknik adamla aldığı son şampiyonluktur. gerets takdir edilesi bir başarı göstermiştir. o dönem galatasaray'ın kadro kalitesi fenerbahçe'ye oranla çok kötüdür. üstelik sık sık tekrarlasam da gerçekten çok başarısız bir yönetimle çalışmıştır gerets. özhan başkan efendiliğiyle, centilmenliğiyle çok iyi biriydi. her kesimden takdir görmüştür bu yönü. ancak özhan canaydın'ın başkanlık dönemi galatasaray'ın uefa zaferi sonrası en verimsiz dönemidir bana göre.

    tükiye kupası

    o zamanki adıyla fortis türkiye kupası'na gruplardan başlamıştık. mersin idman yurdu, malatyaspor ve diyarbakırspor ve giresunspor'un yer aldığı gruptan lider çıkıp çeyrek finalde fenerbahçe ile eşleşmiştik. deplasmanda 2-1 kaybedince evimizde 3-2 kazanmamıza rağmen turnuvaya veda etmiştik. o sezon fenerbahçe-beşiktaş finalinde gülen taraf siyah beyazlılar olacaktı.
  • (bkz: papermoon)
  • beşik fancıklarının geleneksel olarak ağladığı bir sezonun hikayesi. neden ağlıyorlar bilen yok. kendileri de bilmiyor olabilir. ağlıyorlar işte.
  • aradan geçen 14 yılda hala tarif edilemez duygulara sürükleyen sezonun hikayesidir. ne fenerbahçe maçı ne beşiktaş maçı ne de kayserispor maçı tarif edilebilir.