şükela:  tümü | bugün
  • abdullah bin seba tarafından kurulan, ali'nin varlığında tanrı'nın nesnelleştiğini, insan biçiminde görünür duruma geldiğini ileri süren bir mezhep. galiye mezhebine göre gerçek, kuran'ın bildirdiği gibi değildir. insanla tanrı birdir; olgunluk bakımından en yüksek aşamaya ulaşmış kimse tanrı'dır; bu aşamaya varan ali olduğuna göre tanrı da odur. hz.ali'yi aşırı ölçüde yücelten galiye mezhebi, yorum farklılıklarına dayalı olarak zaman içerisinde bir çok kola ayrılmış. ali'nin tanrılığına inanlar hattabiye, muhammediye, cenahiye, dürziwye, nusayriye, hallaciye, ezafire, berkukiye, kamiliye, mukannaiye, harbiye ve hulmaniye; tanrı'nın ali'de göründüğü inancında olanlar mugıriye, gurabiye, sebiye, babiye, mansuriye, şureykiye ve ammariye biçiminde kümelenmiştir.
  • aslına bakılırsa bu gruba mezhepten ziyade tarikat demek gerekir, yani "galiye tarikatı".

    bu tarikattakiler, halife ali'nin tanrı olduğunu iddia etmişlerdir. işin tuhafı pagan dünyasının esintilerini taşır düşünceleri. bu da yetmez, kökü mezopotamya 'da bulunan başka bir heyecan verici düşünüşü de içerir: dünyaya gelerek altın çağı'nı başlatacak olan kahraman beklentisi (aslında tuhaf olacak olan bunun aksidir, öyle ya ne olabilirdi ki en fazla?). elimizde çok açık metinler (örneğin yunan hesiodos'un theogonia'sı ve erga kai hemerai'ı veyahut bu düşüncenin doğrudan yansıması olan romalıların vergilius'unun eclogae'ı, aeneis'i veyahut hiristiyanlıkta isa'nın dirilerek dünyayı yargılamaya gelmesi ve tanrı'nın krallığını kurması [uluslara ışık ve kurtuluş]: novum testamentum, actus apostolorum 13.47-49, 26.23; apocalypsis ioannis 1.7, 19.11-21 vb.) olduğu için rahat konuşabiliriz; aşure kazanına benzetebileceğimiz mezopotamya'dan avrupa'nın içlerine kadar uzanan kültür coğrafyasında en nihayetinde bir kahraman beklentisi hakimdir, niceliği, niteliği nasıl olursa olsun bu böyledir. bunun yansıması galiye'de şöyle olmuş: onlara göre ali bulutların üstünde oturan bir tanrı'dır. bir gün yeryüzüne inerek dünyayı düzeltecektir, gök gürlemesi ali'nin sesi olduğu gibi, yıldırım da onun kamçısıdır, haram denilen şeylerin hepsi helaldir.

    ortaya çıkışına dair şöyle bir açıklama var, paylaşmak istiyorum: "ali'nin tanrılığı, abd allah b. saba'nın kendisine, tanrı'nın niteliklerinden biri olan âli niteliğini kastederek "sen osun" demesiyle filizlenmiştir. imamlığı da, peygamberin: 'ben kimin efendisiysem ali de onun efendisidir' sözüne dayanır, gizemcilik, ali'nin şu sözlerinden güçlenmiştir: 'ben her akşam peygamberin evine giderdim. peygamber birçok ayetleri bana yazdırır, gizli anlamlarını açıklardı'. şia partisine bağlı olanlara göre ali'yi sevmeyenler müslüman değildirler. (idamdan once bakire mahkuma tecavuz etmek/@jimi the kewl entirimde bahsettiğim gibi, buradaki bir mollanın, iran'daki bir mollayı müslüman saymamasını doğal karşılamak gerek, alın size bir örnek daha!) bu partiden, önce galiye kolu türemiştir. bu kolun adına kurucusu abd allah b. saba'dan ötürü sebeiye de denilmektedir."

    orhan hançerlioğlu'nun kaynaklarda verdiğim eserinde özellikle üzerinde durduğu husus tasavvuf geleneğinde ali'nin ön plana çıkartılmasıdır. bunun sebebini tasavvufun niteliğinde aramak lazım gelir. zira tasavvuf, islam dininin bir nevi açımlanmasıdır. hatta burada verdiği karşıt örnek şudur: muhammed peygamber, budizm'in kurucusu olan gotama gibi "ben bir şeyi açıklamışsam, onu açıklanmış olarak bırak; açıklamamışsam açıklanmamış olarak bırak" dememiştir. aksine yukarıda da alıntıladığım gibi çoğu ali'ye, söz konusu ayetlerin açıklamalarını yapmış, hatta onları yazdırmış. islam'da daha ilk yüzyılda bu denli ayrışmanın (cennetle müjdelenen halifelerden üçünün, karşıtları tarafından öldürülmesini düşünün mesela!) mezheplere, tarikatlara bölünmenin sebebi yorumlanmaya açıklık durumudur. bu yorumlanma döneminde en önemli figürlerden biri de ali olmuştur. tabi burada özellikle de ali taraftarlarının hep azınlıkta kalarak yönetimde çok az söz sahibi olmasının yarattığı eziklik durumu da söz konusu. (şöyle düşünün: peygamberin, kendisinden sonra ali'nin halife olmasını istediğine inanıyorsunuz, hatta onu ne kadar çok sevdiğini de biliyorsunuz [peygamberin şunları dediği rivayet edilir: "ben şehirsem, ali o şehrin kapısıdır"; "ali ve ben aynı ışıktan geliyoruz"; "ali'den nefret eden, benden nefret etmiş olur"; "ali'nin yolundan ayrılan benim yolumdan ayrılmış olur, benim yolumdan ayrılan da tanrı'nın yolundan..." ], oysa ali ancak 4. halife olabilmiş hatta "liderlik" kavgası yaşanırken peygamberin cenaze işleriyle uğraşıyormuş. bir de şunu ekleyin: halife ebubekir de ali'nin karısı fatma'nın hurmalığına göz dikip zorla almış ve fatma'nın üzüntüden ölmesine yol açmış. bu iki vakanın "ali taraftarı olarak" sizde bırakacağı etki ne olacaktır?) etki en kesin şekilde tepkiye sebep olmuştur: ali'nin tanrılık mertebesine yükseltilmesi! bugün denk geldi mahmut kaya hocanın bir televizyon kanalında söyleşisi vardı, orada "insanın tanrı, kutsilik düşüncesine yatkınlığı"ndan bahsediyordu. bu yüzden tanrıtanımaz için bile mutlaka başka bir "yüce değer" bulunmaktadır, sanat veya zanaatte beceri, mal mülk sevdası, şan şöhret düşkünlüğü vs. benzer noktaya hançerlioğlu da değiniyor, şöyle diyor: "tanrısız edemeyenler, bir tanrıyı yadsımaya kalkarlarsa elbette onun yerine başka bir tanrı bulmak zorunda kalırlar." (a.g.e., sf.19)

    ve şöyle düşünelim: ali'nin taraftarlarıyla ona karşıt olanlar egemenlik savaşı veriyor. ve durum öyle noktaya geliyor ki, "ali'yi sevenler artık müslüman değildir" hükmü karşıtlarda yani havariç'lerde. tasavvufun olmadığı burada yorum kısıtlanmış, sınırlanmış, o halde "tanrı'nın kelamına yanlış mana verenler de kafirdir" düsturu da bellenmiş oluyor. bu, yukarıda belirttiğim gibi önemli bir tepkiye yol açıyor ve ali'yi sevenler ister istemez birleşmiş oluyor. galiye mezhebi de (bana göre "tarikatı") bu kamplaşmadaki en uç kesimi oluşturuyor, hangi uç? karşısındakinin tartışmasız kabullerini yıkan, onların yerine "kendi egemenliklerine göre" yeni değerler atayan (yeni bir din gibi!) yeni bir algılayışın bulunduğu uçurumlu bölge, zira buradan düşeni tek parça bulmak pek mümkün olmuyor.

    kaynaklar:
    . orhan hançerlioğlu, başlangıcından bugüne kadar mutluluk düşüncesi, varlık yay. 1965.
    .. syed akbar hyder, reliving karbala: martyrdom in south asian memory, p.78-79, oxford university press, 2006.
    ... http://www.bydigi.net/…konular/217023-tasavvuf.html
  • misk ve amberden yapılan, çok güzel kokulu, siyah renkte olan bu macun kaş ve saçlara sürülürmüş.
    osmanlıda galiye-fâm şeklinde siyah renk için de kullanılırmış.
    a şapkalı değildir ama uzun okunur diyolla. *
  • (bkz: harbiyye)