35986 entry daha
  • açık ve net söylüyorum, bir spoiler almadım, alamam da, dizinin set çalışanı falan değilim. hatta duyduğum kadarıyla 2 sene önce sızdırılmış olan senaryo dahi değiştirilmiş. ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilmiyorum

    ama night king kendi ölümünü orada, o şekilde planladı gibi geliyor bana. bu adam hardhome bölümünde bir wight lordlarından birinin valyrian çeliğiyle öldürüldüğünü gördü ve şaşırmadı. şaşırsın şaşırmasın bu şekilde katledilebildiklerini öğrendi, bilmiyorsa tabi

    dragon glass olayına hiç girmiyorum, zaten sam ilk kez bir wight öldürdüğünde ( yine bilmiyorsa ) öğrenmiş oldu. ki o esnada ağaçlarda bir sürü kuzgun bu olayı izliyordu, açınız bakınız

    bu adam başına gelecekleri biliyordu olm. khalesi kezbanına sırıtırken belli etti kendini.

    --- bakın burası önemli ---

    sam'i ikinci sezonun finalinde neden hayatta bıraktılar?
    akabinde bilmem kaç sezon sonra bran stark ona ilk karşılaştıklarında "you are a good man" dedi

    aha şurada ;

    1:10 , 1:13 arası

    --- bakın burası önemli ---

    ve

    --- bakın burası da önemli ---

    8x3 te theon greyjoy'a neden son anda gidebilecekleri bir yol açtılar?
    akabinde bran stark ona "you are a good man" dedi

    aha şurada ;

    1:04 , 1:20 arası

    --- bakın burası da önemli ---

    var bir ibnelik. bir danışıklı dövüş var olm
  • alagorik. night king görülmek istenmeyen, kabul edilmek istenmeyen gerçeklerdir. her ne kadar kaçarsan kaç yalan dünyana kings land e gelecektir seni rahatsız edecektir.
  • theon winterfell'e gelmeden önce ablasıyla son konuşmasını yaparken söyledikleri gibi. ölen bir daha ölmez night king ölmüş olamaz.
  • şu dizinin başlığına tywin lannister öldüğünden beri daşşakları övülecek doğru dürüst adam kalmadığından yazmıyorum. (bkz: game of thrones/@habes papaz). tywin lannister'dan aldığım tadı hiçbir şeyden almadım. belki lyanna mormont ama yok lan tywin lannister daha güzel...

    ama artık 8 senedir takip ettiğim bir diziyi yavaştan yolcu etmek lazım gelir.

    spoiler uyarısı: 3. bölümün yayınlanmasının üzerinden 6 gün geçtiği için izlemeyen kalmamıştır diye gönül rahatlığıyla spoiler veriyorum. ona göre okuyunuz.

    ilkin dizinin kapkaranlık çekilmesini emeği olan zatlara ve color grade'ini yapan arkadaşlara seslenmek istiyorum: "yapmayın!". gerçekten de kuzeyde çekilen sahnelerin özellikle içinde true-black olmayan düşük kontrastlı, renksiz sahnelerle seyirciye sunulmasını bu zamana kadar sineye çektik ama bu kadar da olmaz. buyrun ben, şu halimle 2 dakikada photoshopta küçük ayarlarla oynadım. hem de bedavaya:

    seyirciye izlettikleri şey

    eğer üşengeç piçler olmasalardı seyirciye izletebilecekleri şey

    tamam long night, long night da gözümüzün seçebileceği kadar alan bıraksaydınız lan keşke. photography dediğin şey, ışıkla yazı yazmaktır. ışığın olmadığı yerde fotoğraf da olmaz video da olmaz. ne yaşıyorsunuz kardeş siz? dotraki ordusunun orakları yandı, dedim ki "heh demek ki ışık problemini böyle halledecekler." ve sonrası malum. ses dosyası olarak yükleseydiniz keşke 3. bölümü.

    onun dışında melisandre'nin ışığın tanrısı'na ateş için dua edip beklenen ateş gelmeyince içine düştüğü losing my religion durumu görmeye değerdi. görmeye değer olmayan durum ise sam adlı bok çuvalının sadece olduğu yerde kerkinme, sağa sola silkinme tekniğiyle ölü ordusuna karşı bile yine hayatta kalmayı başarmasıydı. jon'un bu görüntüyü görüp "eaahh eytere bea, dizi bitiyor olum seninle mi uğraşıp duracam?" deyip umursamadan olay yerinden uzaklaşmasına kahkaha attım. dizide ayar verecek başka karakter kalmayınca ölülere dadanan lyanna "giantsbane" mormont ise kısa ömrünün sonunda adının ve duruşunun hakkını vererek veda etti. sana da bu yakışırdı reyis.

    8. sezon 3. bölüme dair bir başka husus da, aslında dizide ortaçağ soylusu, kıçıkırık hanelerin savaşıyla karşılaştırıldığında çok daha önemli bir yer tutan ve diziyi fantastik hale getiren en önemli öğe, "yaşayanların ve ölülerin savaşı"nın niyeyse tek celsede bitirilmesiydi. night king tekrar dirilecek diyorlar, polat alemdar mı olum bu adam? bana bu iş aradan hızlıca aradan çıkarılmış, kalan 3 bölümde daha da sıvanacakmış gibi geliyor. 7. sezonda euron greyjoy'un haritada oradan oraya ışınlanmalarıyla, koca koca hanelerin** göz açıp kapayıncaya kadar yıkılmasıyla, cersei gacısını "ölülerle neden savaşması gerektiği" konusunda "ikna etmek" için "duvarın ötesinden yaşayan bir ölü alıp gelmek" üzere "seferberlik başlatılması" gibi olaylarla mantıksızlıkta zirve yapan dizinin, kitaptan kopmaya başladıkları 6. sezondan beri sürekli düşe kalka ilerleyen hikayesi maalesef zaman yetersizliğinden/üşengeçlikten üzerine adamakıllı kafa yorulmamış, sıçık bir kurguya kurban edilmiş gibi geliyor bana. her şey harala gürele gelişiyor çünkü. bunun sebebi ise bildiğiniz gibi george martin eşşeğinin dizinin altına sağlam, tutarlı ve özenli bir edebi altyapı oluşturacak 6. kitabı 8 senede yayınlayamayacağını önceden tahmin ettiği için * dizinin senaristlerine hikayenin sonunu ve o sona giden olay akışındaki anahtar kelimeleri verip çekilmesi. 6. sezona kadar yerli yerinde giderken sığınacakları hazır temeli bulamayınca sıçan senaristlerin bu anahtar kelimelerin aralarını ne kadar doldurabildiğini görüyoruz.

    demek istediğim, izlediğimiz şey 6. sezondan beri game of thrones değil; tam manasıyla, araları doldurulmaya çalışılarak aktarılan "bir kısım" game of thrones. duvar örerken tuğlaların arasına harç sürmek yerine harçların arasına tuğla koyarsanız o duvar tabi ki yıkılıyor.

    sorun, prodüksiyona hikayeden daha büyük önem atfedilmesi bence. çünkü 7. sezondan 8. sezona kadar geçen 20 aylık süre, senaristlerin, önceki gidişatla aynı doğrultuda, tutarlı bir kurgu yapması için yeterli bir süre. her ne kadar, çekimlere bir an önce başlanması için senaristlere baskı yapılsa da önceden dünyanın çok değişik coğrafyalarında (hırvatistan, irlanda, izlanda, ispanya, fas) yapılan çekim sayısı, karakterlerin bir araya toplanmasıyla azaldı. daha önceki sezonlarda bu işlerin 12 ayda gayet rahat bir şekilde halledilebildiğini düşündüğünüzde bana hak verirsiniz. senaristlere ekstradan 8 ay kalıyor, üstelik 10 bölüm yerine 6 bölüm çekiyorlar. bu da bana ya senaristlere sebepsizce yeterince zaman tanınmadığını veya senaristlerin ellerindeki ekstra zamanı kullanmadığını düşündürtüyor. hatta senaristler o kadar üşengeç ki karakterlere replikleri tekrar ettirebiliyorlar. örneğin; jaime, 7. sezon 7. bölümde cersei'ye kuzeye gideceğini söylerken "i pledged to ride north, i intend to honor that pledge" demişti. 8. sezon 2. bölümde ise dany'nin niye ona güvenmeleri gerektiğini sorduğunda, "i promised to fight for the living, i intend to keep that promise." dedi.

    kurgu denilen şeyin önemi zaten burada ortaya çıkar. kafanızda 3-5 güzel melodi vardır ama bunların geçişlerini iyi ayarlayamazsanız ortaya bir bulamaç çıkar, kulak yakar. ancak uvertürlerle önce kulağı alıştırır, birkaç rondoyla kitleyi içine çekip vermek istediğiniz fikri bir kreşendoyla patlatırsanız eserinizi kitleye içselleştirirsiniz. "`ne dediğini anlıyor ve yapısal olarak parçalanıyorum`." dedirtirsiniz kitleye. onları etkileyen şeyin birbirine bağlanan 3-5 noktadan fazla bir şey olmadığını anlamazlar bile. peki 6. ve 7. sezonda olan ve 8. sezonda olmakta olan nedir? 2 ay yatıp finallerde sabahlayan mühendislik öğrencisinin yaptığıdır. teslim ettiğinde yapıştırıcı kokusu buram buram üstünde olan mimarlık öğrencisinin projesidir. buna halk arasında yumurta kapıya dayanmak deniyor. millet "off, artık son sezonlara giriyoruz. her bölüm, sona bir adım daha yaklaşmak. zaman kıymetli." diye gaza geldiği sezon missandei'yle grey worm'ün bol scissoringli lezbiyen sevişme sahnesine yarım saat ayrıldı. çok teşekkürler missandei'nin her tarafını gördük, insanüstü bir varlıkmış gerçekten ama hobi olarak daha münasip zamanda yapsaydınız olmaz mıydı? nitekim 8. sezonda da bu savrukluk, zaman müsrifliği devam ediyor. ondan sonra sıkışır tabi:

    - night king ne zaman geliyormuş la?
    + yarın :(
    - nanıskim :,)
    + n'apalım abi?
    - kazık falan döşeyin ne bileyim.

    ...

    - night king nerde la?
    + yedik onu biz.
    - nası yediniz?
    + işte ilk iki bölümde vıcık vıcık bir reunion duygusallığı estirdik. ilk sezona göndermeler yapıp nostaljinin ekmeğini yiyelim dedik. zaman kalmadı. üst üste bindirdik, yedik. ehe.
    - ...
    nayt kiiiing çok iyi bir adamdıııııı

    allah'tan sapık gibi ortalıkta dolanıp milleti bakışlarıyla rahatsız eden röntçü bran kardeşimiz, bu duygusal salakları sarsıp kendine getiriyor. ama onun da herkese "biliyor musunuz, ben three eyed raven'ım. biliyor muydunuz? bilmiyorsanız söyleyeyim." diye caka satışı da ayrı bir tezat. sanki bana okudu, alim oldu pezevenk. havan kime olum? savaşta bir nane yiyemedin. neyse.

    aslında esas yazımı, bir arkadaşın ileriki bölümlerde ne olacağına yönelik, "dany'yle jon evlenip mutlu mesut yaşarlar tadında final yaparsa türk dizisinden farkı kalmaz. bana içinde cersei'nin olduğu bir sürpriz yapacaklarmış gibi geliyor." tahminine karşı yazma planım vardı. buradan kendisine selam yolluyorum, tahminine inanmak istemiyorum, haklı noktaları yok değildi. çünkü game of thrones, türk dizilerinin aksine evlilik kurumunu yücelten bir hikayeye kesinlikle sahip değil. aşk, önünde sonunda insanın başına bela açan veya onu zayıf konuma düşüren bir acz; evlilik ise bir mutsuzluk tablosu olarak işlenegeldi. kadınlar, beyaz atlı prens arayışlarında yaşadıkları hayalkırıklıklarını ergenliklerinde terk etmiş, içinde bulundukları eşitsiz, acımasız dünyanın hoyratlığıyla mücadele etmek adına evrildikleri mantıklı, realist ve güçlü karakterler olarak karşımıza çıkıyor. cersei ise dany, brienne, arya, yara (asha) greyjoy ve hatta sansa gibi güçlü kadınlarla karşılaştırıldığında zannettiğinin aksine o kadar da stratejist ve zeki olmamasıyla muammada kalıyor.

    cersei, dizideki diğer kadınların aksine, romantik yazında "kötü" kadınlar hakkındaki en basmakalıp duygu olarak kullanılan "ihtirası" çok yüksek bir kişilik. dany'ye biçilen idealizm, ned stark'a biçilen onur, tyrion'a biçilen kıvrak zeka neyse cersei için de ihtiras o. kendisi en büyük hayat amacı olarak koyduğu "makyavelizmin tanrısı tywin lannister'ın kızı" olma yolunda iddia ettiği kadar başarılı olamadı. özellikle hiç yoktan güç verdiği yobazların kendisini ve diğer soyluları yargılayıp krallığın otoritesine verdiği zarardan şehrin bir bölümünü havaya uçurarak ancak dönebildiği düşünüldüğünde**. ve bir yandan kendisine (hiç de ikna edici olmayan şekilde) yapmacık bir "çocuklarını dünyadaki her şeyden çok seven" anne imajı yüklenmeye çalışılırken bir yandan ihtirası uğruna kocasını öldürten ve daha da önemlisi aşık olduğu (daha doğrusu, doymak bilmeyen ihtirasını toplumsal tabuların en büyüğünü yıkarak güç bela teskin etmekte araç olarak kullandığı) kardeşini başka erkeklerle defalarca kez aldatan karakterin yaratılış aşamasındaki tutarlılık sorgulanmalı. karakteri hakkında ne düşüneceğine tam karar veremeyen george martin, bir aşk-nefret ilişkisi içinde olduğu cersei'yi öldürüp ona karşı duyduğu hisleri bir climax'le mi bitirmiştir yoksa herkesin tadını kaçırmayı göze alıp (ki bu zamana kadar yapmadığı şey değil) hikayeyi şok edici sonla mı bitirmiştir bilinmez. bunun yanında, hangi alternatif sona giderse gitsin, oraya kadar olaylar nasıl gelişeceği hakkında da sözkonusu euron greyjoy'un, dünyanın farklı yerlerine warp açmış gibi ışınlandığı bir dizi olduğunda mantık yürütmek çok kolay değil. ama en azından şu konuda hakkı teslim etmek gerek: bu dizideki bazı replikler laf olsun diye söylenmiyor. buradan bir yürüyelim:

    - allah sizi inandırsın, sezon başlamadan önce melisandre'nin arya'ya söylediği "bir kez daha buluşacağız." sözü aklımdaydı. 8. sezon 3. bölümü seyretmeden önce ne şartta buluşaklarını düşünürken bu bölümde buluştular.

    - birçok kişinin gözünden kaçmıştır. 3. sezon 1. bölümde de bronn'un, blackwater savaşı'nda yaralanan tyrion'u ziyarete gittiğinde meryn trant'la girdiği laf dalaşını hatırlayın:

    meryn trant: you're no knight. you're an up-jumped cutthroat, nothing more. (şövalye falan değilsin. devşirme bir kiralık katilsin, o kadar)
    bronn: that's exactly who i am. and you are grub in a fancy armor who's better at beating little girls than fighting men. (aynen söylediğin gibiyim. sen ise küçük kızları dövmeyi, erkeklerle savaşmaya yeğleyen parlak zırhlı bir böceksin.)

    bronn'un bu sözleri, meryn trant'a saraydaki büyük holde sansa'yı dövdüğü için söylediğini zannediyorduk ama sonraki bölümlerde anlaşıldı ki meryn trant'ın sakladığı bir cinsel sapkınlıkmış bu.

    - boşuna söylenmemiş bu repliklerden birine dayanarak bronn'un jaime'yi öldüreceğini veya bunu denerken öleceğini düşünüyorum. geçen bölüm jaime'yi öldürmesi karşılığında kendisine vaatlerde bulunulan bronn, ejderhaların lannister ordusunu darma duman ettiği savaşta* jaime'yi kurtardıktan sonra demişti ki: "listen to me cunt! till i get what i'm owed, a dragon doesn't get to kill ye, you don't get to kill ye. only i get to kill ye" (dinle beni pezevenk. bana borcunu ödeyene kadar seni bir ejderha öldüremez, sen dahi kendini öldüremezsin. seni sadece ben öldürürüm)

    - replikler dışında hatırlanması gereken ve cersei'nin öleceğini destekleyen bir başka şifre daha var: arya'nın ölüm listesi. dizideki listeyle kitaptaki liste farklı. biz dizideki listeye* dikkate alalım:

    (x: ölü, o: henüz hayatta)

    x joffrey
    o cersei
    x meryn trant
    x tywin lannister
    x the red woman (melisandre)
    x beric dondarrion
    x thoros of myr
    x ilyn payne (ölmedi ama diziden çıkarıldı niyeyse)
    x the mountain (gregor clegane, yeniden canlanmış olabilir ama yine de öldü)
    o the hound (sandor clegane, yaşıyor ama arya açıkça onu listesinden çıkardığını söyledi. fakat jaqen h'ghar, arya'ya ölüm tanrısıyla dalga geçilmeyeceğini söylemişti. yani o listeye bir kez giriş yaptıysa ölebilir de. abisini öldürme tutkusunun buna yol açabileceğini düşünüyorum.)

    yukarıdaki işaretlere rağmen jon ve dany'nin, cersei'yi nasıl yeneceği de bir soru işareti:

    - dorthraki ordusunun tamamen yok olması seyirciyi oldukça şaşırttı. seyirciyi asıl şaşırtan tamamen yok olmaları değil bunun çok saçma sapan bir şekilde yapılmasıydı ya neyse... ama ben dothraki ordusu, büyük savaştan sağ çıksa daha çok şaşırırdım. çünkü, hayatını atın üstünde sağı solu yağmalayarak idame ettiren, westeros kültürüne tamamen yabancı dotraklar, dany'nin tahta oturmasından sonra ne yapacaktı? kraliçe adına kraliçenin koruması altında olan köyleri mi yağmalayacaklardı yoksa çiftçilik mi yapacaklardı? yani dothrakların hikayenin sonrasına eklemleneceği bir alan yok. westeros kültürüne yabancı olsalar da disiplinli ve itaatkar askerler olan lekesizlerin, yabanilerin, hatta ejderhaların bile eklemlenebileceği alanlar var, dothrakların yok. o yüzden bir şekilde yok edilmeleri gerekiyordu.

    - kuzeylilerin de tamamına yakını savaşta öldü. elimizde ne kaldı? bir avuç lekesiz, iki ejderha, kabile denebilecek kadar az sayıda yabani ve birkaç şövalye. başka ne var? sam boku var. dünyaya sonsuz bir karanlık getirme gücü olan adamın, bir buz ejderhasının, binlerce kuzeylinin, dotraki süvarisinin, lekesizin, ölülerin lan ölülerin ölüp bir daha öldüğü bölümde hayatta kalmayı becerebilen sam var. bu adamı golden company'nin üstüne sürsünler ölmez yemin ediyorum. ama cidden cersei'nin ordusu karşısında elde ne kaldı? dota mı bu sadece herolarla savaş kazanılsın?

    üstelik herkes, kafasındaki teoriyi faniler arasındaki savaş önce, ölülerle olan savaş dizinin sonunda diye tasarlıyordu. çünkü asıl o zaman sağ kalanların ölülere karşı savaşta kimin kazanacağı kestirilemiyordu. bir azor ahai'in çıkıp bu savaşa son vereceğini bekledi herkes. o kişi de tek kolu olmayan, kılıcını sevdiği kadının* kalbine geçiren jaime olacaktı güya.

    şimdiki tablo ise, ölüleri yenen bir avuç kişi vs. 20 bin kişilik, gram yorulmamış, dinç, disiplinli, tam teçhizatlı ve tecrübeli bir ordu. ardına sığınacakları winterfell de kalmadığı için belki rusların napoleon'a ve hitler'e yaptığı gibi kuzeye doğru çekilme taktiği işe yarayabilir ama şüpheli. gerçekten sam'in golden company'yi tek başına sağa sola kerkinerek bitirdiği veya arya'nın daldan dala atlayıp 20 bin kişiyi teker teker öldürdüğü gibi bir mucize olmadığı takdirde cersei'nin zaferinden başka yol görünmüyor. ama böyle bitmemeli lan :( trollük bu resmen. eğer kafalarında böyle bir şey varsa, cersei'yle golden company'nin herkesi kestiği bölümün fon müziği bu olmalı: https://www.youtube.com/watch?v=mk6txmsvgqg

    son olarak yanlış anlaşılmasın, şikayetim beğenmediğimden değil. bayıla bayıla izliyorum, her sene gelsin diye bekliyorum, hala da dönüp geçmiş bölümlere tekrar tekrar bakıyorum ama beni rahatsız eden şey bu işin sonunun nereye, nasıl bağlanacağı konusunda duyduğum güvensizlik. elbette bir kitabın bir filmin bir dizinin sonu iyi olmak zorunda değil. daha da önemlisi o dizinin en güzel yerinin sonu olması zorunlu değil. ama insan en azından biraz emek verdiğini hissettirir be kardeşim. prodüksiyon anlamında değil, zihinsel çaba anlamında. siz "8 sene boyunca" insanlara bir hikaye anlatıyorsanız, sonunu önceden tasarlamanız gerekli. 8 seneye yayılan bir ürünün sonu üşengeçliğe ve doğaçlamaya gelmemeli. yoksa seyircinin zamanına saygı açısından yahşi cazibeden ne farkınız kalır?

    bilmeyenler için not: uzun süre yayında kalan yahşi cazibe dizisinin final bölümü için başrol oyuncusu aslıhan gürbüz, tek bölümlük anlaşma yapmayı reddettiği için final bölümünde oynamamış, senarist gani müjde, azeri bir kadını canlandıran başrolün gıyabında, intikam hırsıyla -dizi süresince hiç de öyle bir izlenim vermemesine karşın- karakterin aslında azerbaycan'dan gelip erkekleri dolandıran bir kişi olduğunun ortaya çıkmasıyla diziyi bitirmiş, seyirciyi salak yerine koymuştur. bu arada google'ın arama yaptığın şeyi önüne getirme hızı da beni çok korkutmaya başladı
  • --- spoiler ---

    night king'in son sözleri:

    bu yaramı kapatmaz ne dikiş ne sargı
    deldi bedenimi hançer görünümlü kargı
    5 white walker arkamda anlayamadı farkı
    cersei yi tek başına yenersin artık amk arya starkı

    --- spoiler ---

    alıntıdır.
  • podrick'in ölmemesi iyi olmuş, o kadınlara ne yaptığını hala merak ediyorum, belki ilerleyen bölümlerde öğreniriz.
  • bu dizideki en büyük mal karakter melisandredir. bilmem kaçıncı sezon bu kızıl kadın gendryi kaçırırken aryaya diyorki 'eyes you will shut forever.' diye. ee o zaman ne yarrak var da hala stannisi destekledin o ölünce jonu destekledin.

    malum link :
    https://youtu.be/kc7oe7e08pu

    edit:link
  • yayınlanan 3 bölüm de bence gayet başarılıydı ta ki arya hanım uçarak gelip icraat yapana dek. yüzlerce belki binlerce belki on binlerce adamın arasından nasıl oraya geldi şaşılacak şey doğrusu. o noktada daha ince düşünülmüş bir plan beklerdim mesela yüz değiştirme gibi... dolayısıyla o sahne benim nezdimde rezaletten öteye geçemez. rezalet puanım 9/10
  • 8 sezon 3. bölümde ölüler saldırırken hiç kimsenin aklına bunu bir mezarlıkta veya morgta ölüler arasında seyredip reaksiyon videosu çekmek gelmemişti. oysa bunu biri yapsa dünyaca ünlü olur, videonun seyredilme rakamı milyonları geçerdi.
7718 entry daha