şükela:  tümü | bugün
  • count of monte cristo hikayesine ve konseptine, fantastik bir gelecekten esintilerlen, ilginc bir bakis acisi sunan ve tarzi da bir hayli farkli olan bir anime.

    cizim olarak bana neyi animsattigini bir turlu cikaramadigim, ancak "ben bu tarzi daha once bir yerde gormustum" dedigim bir dizi.

    albert ve franz adli iki genc asilzade, bunun da otesinde iki dost, luna'ya (bildigimiz ay), geleneksel solenleri izlemek icin gelirler. bu gezegende kendisine "count of monte cristo" diyen, galaksinin bir baska kosesinde yasayan bir irkin mensubu (acaba?) sahislan tanisirlar.

    bu sahis, genc asilzadelerden albert ile bir oyun oynamak uzerine anlasir. oyun, uc tane olum mahkumunun hayati uzerinedir ve albert, nicin boyle bir oyun oynadigini ve bu adamin nicin daha ilk tanismadan boyle abuk subuk birseye giristigini anlamakta gucluk ceker. kendisi, uc karttan birini cekmek zorundadir ve hangisini cekerse, o kartin sembolize ettigi mahkum idamdan kurtulacaktir.

    ancak mahkumlar arasinda bir tanesi "ben butun kadinlari ve cocuklarini katlettim muhahaha" diyen bir psikopattir, ve (surpriz!) kurtulan o olur. albert'in cok morali bozulur, vs...

    daha sonraki bolumlerde count of monte cristo'nun, yani diger adiyla gankutsuou'nun, aslinda paris'e yerlesip asilzadeler arasina karismak istedigini ve bir sekilde birinden intikam almanin asil maksadi oldugunu ogreniriz (daha fazla da detay veremem).

    acilis ve kapanisi cok guzeldir, hatta kapanista ilginc birtakim mechalar mevcuttur (sahsen mecha sevmem ama animenin atmosferi cok ilginc).

    ha, en onemli ozelligi, animede karakterlerin uzerindeki texturelar sabittir. karakterin kiyafetinde bir desen varsa diyelim, karakter yurur ancak desen sabit kalir. karakterler sanki bir kagittan kesilmis de, desen arkaplan olarak kullanilmak suretiyle oynatilmis gibi durmaktadir.

    ilginc bir tekniktir ancak "ben bunu da daha once bir yerde gormustum, ama nerde?" dedirtmistir. desenlerde dogal olarak bir boyut yoktur ve karakterler biraz fazla iki boyutludur, o yuzden anime gozu ilk baslarda cok, ama cok rahatsiz eder. hatta bazi cok guzel sahneler aslinda cok ama cok cirkin bile gozukebilir goze.
  • son bolumunun (ki daha tarih itibariyle baya bir bolum vardir son bolume kadar) karakter kiyafetlerini anna sui dizayn edecekmis.
  • jean jacques burnel'in besteledigi acilis muzigi de cok guzel olan, buyuleyici bir animedir.
    (bkz: we were lovers)
  • tıpkı referans aldığı kitap gibi ölesiye sürükleyici olan anime.
  • sırf izlerken daha iyi gömebilmek için bu animeyi izlemeden önce oturup 3 cilt le comte de monte cristo okudum. fakat alakasız cgi mecha dövüşünü bir kenara bırakırsak gömmeyi bırak, tek bir fiske bile vuramadım bu animeye. hatta aksine kitabı okumuş olmak, animeyi daha çok takdir etmemi sağladı adeta. eğer "uyarlama", bir eseri kelimesi kelimesine, aynen başka bir medya aracına aktarmak demekten öte bir şeyse, gankutsuou bunu çok iyi başarıyor. ana hikayeden uzaklaşmadan edmond reis'in hikayesi alternatif bir kurguda ancak bu kadar başarılı ele alınabilirdi. tabii edmond ile eski patronunun oğlu arasındaki baba-oğul ilişkisi gibi bazı ilişkiler, hikayeyi 24 bölüme sığdırma adına feda edilmiş olsa da; gankutsuou hikaye anlatımı açısından son derece tatmin ediciydi.

    kanımca gankutsuou, hikayesini sevmeseniz bile sırf deneysel tarzı ile bile anime tarihinde adından söz edilmesi gereken bir eser. haydée bacımızın gece elbisesiyle arz-ı endam ettiği sahne gibi sahneler cidden sanatsal anlamda insanın içini gıdıklıyordu. karizmanın sesi nakata jouji-sama'nın esas oğlan edmond'u seslendirmesi kendisine +10 karizma puanı kattığı için tarafsız bir değerlendirmede bulunamayabilirim, ama bir edmond ancak bu kadar edmond olabilirdi. kapanış şarkısının uzun versiyonunda sonlara doğru bir "e-d-m-o-n-d, call out my name; e-d-m-o-n-d that's my name" kısmı vardır ki her dinlediğimde "tabii abi, ayıpsın. saygılar." diyorum içimden. animede edmond'un cep saatindeki "mors certa, hora incerta" yazısını yazdırabilmek için cep saati almayı düşünüyorum.

    ama mecha'lar gereksizdi. çok gereksizdi. japonları cgi sevdasından vazgeçirmek için nereye başvurmamız gerektiğini biliyorsanız söyleyin lütfen.
  • (bkz: ağlatan animeler)

    albert sana aşık oldum. romanı okurken zaten bir
    -crush - olayım vardı ama animeyi izleyince kara sevdalandım. gel beni bul. aptal sarışın eugiene'i bırak. zaten kitapta eşcinseldi o kız.

    ehemm. neyse ciddileştim. dumas'nın bu enfes romanının en iyi uyarlaması tabii ki bu animedir. adamlar o kadar güvenmiş ki kendilerine, roketler çizmişler, uzay yolculukları yaptırmışlar 19. yüzyılda fransa'da yaşamış karakterlere. ve buna rağmen en güzel uyarlama onlarınki olmuş. isterseler ışınlansınlar, ne hollywood, ne fransız sineması, ne bbc uyarlaması bunun yanına yanaşır.

    çünkü animelerde duygusallık yoğun. tutku, aşk, nefret, hırs var. masumiyet var. villain karakterler çok etkileyici. bol miktarda mimik var.
    dumas hayatta olsaydı anime versiyonunu tercih ederdi diye düşünüyorum. animeden önce romanı okumuştum. ama romanı okurken bile bundan iyi anime olur demiştim.

    bir de şuna dikkat ettim; yönetmen - yapımcı çok bilgiliymiş. kitapta olmayan ya da açık olarak bahsedilmeyen durumları araştırmış, kafa yormuş ve kendine göre yorumlamış. en basitinden katalan çorbası... kitapta yoktu ama animede monte c. bu çorbayı içip çocukluğuna dönüyor. yapımcının yorumuna dayalı böyle örnek çok var.

    kısacası bir şaheser meydana getirmişler. intikam, affetmek, insani zaaflar başarıyla işlenmiş ve seyirciye çok iyi aktarılmış. kitabın hiçbir uyarlamasında bu kadar yoğun duygu seli yaşamadım.