şükela:  tümü | bugün
  • tdkcası gardırop
  • galatasaray lisesi'nin arka sokağında bulunan, kostüm ve ikinci el kıyafet satan dükkan.
  • en üst edit; hikaye gitti arkadaşlar. referans olsun diye bi kaç parça bi şey kaldı burada ama yakında başka yerlerden çıkacak karşınıza*

    üst edit; hikaye sona ermiştir. okuması devam edenler için bir ay kadar daha buralarda olup sonrasında bütün hikayelerin gittiği yere, yani cennete gidecektir.

    pazar günleri gece 00:00'dan sonra yayınlanan, polisiye - fantastik - bilim kurgu içeren hikayey-di.
    bu hikayenin kapağı.

    bu da bir fragman;

    (bkz: 80 yaşında platonik aşk yaşamak)
  • -------------- 1. bölüm ------------

    '' uçurumun dibini boylamadan manzaranın tadını çıkarmalısın. ''

    tanım için (bkz: #63135987)

    başlamadan önce bi kuple summer wine alınız

    3 ocak 2014 / istanbul - sabah saat beş suları.

    ah! beni tanıyor musun?

    ara sokaktan henüz tenha olan ana caddeye yaralı bir adam çıktı. göğsü ve boynu kan içinde, bir eliyle boğazını kavramış, diğer eliyle duvarlardan tutunarak kendini sürüklüyordu. arada bir mağaza vitrinlerinden yansıyan görüntüsüne dikkat kesiliyor, ve yürümeye devam ediyordu. aniden irkilerek geri adım atıyor ve toparlanamayıp yere düşüyordu.

    güçlükle doğrulup caddeyi amaçsızca adımlamaya devam etti. biraz ilerde dükkanının kapısını açmak için çömelmiş bir adam gördü. kararsız adımlarla ona doğru yürüdü. tam arkasında durdu. adam kepenk kilidiyle yoğun bir mücadele halinde olduğu için onu fark etmemişti. elini uzatıp kendini fark ettirmek için bir şeyler söylemeye çalışınca ağzından çıkan ilk ses ‘’ ah ‘’ oldu. adam ona doğru baktı. soner, konuşmayı henüz öğrenmiş bir çocuk gibi kelimeleri çiğneyerek ‘’ beni tanıyor musun? ‘’ dedi. adam şaşkınlığını yenince büyük bir telaşla ayağa kalktı.

    - soner! ne oldu lan sana?

    --------------------------------------------------

    kemal otelin şatafatlı kapısından içeri büyük bir heyecanla girdi. resepsiyon görevlisinin önünde dikilip her zaman yaptığı gibi ceketini kaldırarak kemerindeki rozete dikkat çekti.

    - polis. binanın çatısına çıkmam lazım. karşı binayı gözlemek için.

    resepsiyonist
    - tabi efendim. bir arkadaşı çağırayım yardımcı olsun.

    kemal
    - gerek yok. asansör oraya kadar çıkıyor mu? kapısı filan var mı?

    resepsiyonist
    - son katta asansörden inip merdivenlerle devam etmeniz lazım. kapısı açıktır.

    kemal hızlıca asansöre yöneldi. çağırma tuşuna üst üste basıp kapı önünde volta atmaya başladı. birkaç saniye sonra asansör geldi ve aynı telaşla asansöre bindi. kabinde çalan hareketli müziğe başıyla ve omuzlarıyla eşlik ederek en üst kata çıktı. asansörden inip merdivenleri koşarak tamamladı ve kapıyı açıp çatıya çıkınca ilk bulduğu nesneyle arkadan kapıyı kapadı. çatının ucuna doğru yaklaştıkça ışıkları tek tek sönen ve alaca karanlığa gömülen şehir manzarası büyüyordu. çatının bittiği yerde başlayan bel hizasındaki duvarın önüne geldi. rozetini ve silahını duvarın üstüne koydu. sonra kendiside duvara çıktı. kollarını açtı. ayaklarını sürükleyerek boşluğa doğru ilerledi.

    ---------------------------------------------

    soner’in konuşmaya çalıştıkça dudakları titriyordu. çenesini oynatmakta zorlanıyor gibiydi. adam hızlıca dükkanın kapısını açıp koluna girdi ve onu içeri götürdü.
    burası bir esnaf lokantasıydı. soner’i bir sandalyeye oturtup önünde çömeldi. yüzünü inceliyordu. boğazındaki elinin altını görmek için elini uzattı. soner boşta kalan eliyle onu engelledi. bir cevap vermesi gerektiğini düşünüyor, kendini konuşmaya zorluyordu.

    - kavga. kafam. vurd.

    diyebilmişti. adam olan biteni anlamış gibi ayağa kalktı. dükkanın içinde birkaç volta atıp ne yapacağını düşündü. aniden aklına gelen telefonuna sarıldı.

    - ambulans. ambulansı arayalım. hastaneye gitmen lazım.

    soner, yerinden doğrulup adamın elindeki telefona uzandı. adam şaşkın şaşkın neden bunu yaptığını anlamaya çalışırken soner kekeleyerek ve zorlanarak.

    - eve gitmemliyi. bilinin beni eve.

    adam;
    - bu halde ne evi?

    soner;
    - lütfen. ev e gitmem.

    adam onu daha fazla zorlamamak için ısrar etmedi.
    - peki o halde. tolga nerelerde? arayalım gelip seni eve götürsün.

    soner cevap vermeden beklerken adam telefon rehberinde tolga’nın numarasını aramaya başladı.

    - hay allah. bende yok numarası. senin telefonun yanında mı?

    soner bir eli hala boğazında, diğer eliyle ceplerini kontrol etti. arka cebinden ekranı kırılmış telefonu çıkarıp adama uzattı. adam telefonu kurcaladı. kulağına götürüp bekledi. ‘’ hadi be olum, aç şunu ‘’ diyerek süren beklemesi sonuçsuz kalınca tekrar telefon ekranına bakıp yeniden aradı. ikinci aramanın sonlarına doğru telefona cevap verdi tolga. adam heyecanla olup biteni anlattı ve acilen lokantaya gelmesi gerektiğini vurguladı. telefonu kapatıp beklemeye koyuldu. gidip bir bardak su alıp getirdi ve soner’e uzattı. istemem der gibi kafasını salladı. adam önünde çömelip merakını gidermeye çalıştı.

    - ne oldu peki? hiçbir şey hatırlamıyor musun?

    soner kafasını iki yana çevirdi. adam;

    - boğazında ne var? izin ver bi bakayım. ciddi bir yara olabilir?

    soner onu tekrar durdurdu. adam yapacak başka bir şeyinin olmadığını anlayınca kalktı ve dışarı çıkıp tolga’nın gelmesini bekledi.

    ---------------------------------------------

    kendinden gelmediğine emin olduğu bir iç çekiş sesine kulak verdi. sesin geldiği yöne doğru baktı. sağ çaprazındaki duvarda bir kadın tıpkı kendisi gibi kollarını açmış, gözlerini kapamış, tam konsantre adımlarını sürükleyerek boşluğa doğru gidiyor, bir yandan ağlıyordu. kemal refleksle ‘’ dur ‘’ diye bağırdı. kadın önce irkildi. dengesi bozuldu. güçlükle toparlanıp baş parmağını ön dişlerine taktı, üst çenesini yukarı kaldırdı. korkmuştu. kemal’e doğru baktı. kemal, şaşkın, telaşlı ve ürkek;

    - naapıyorsun? hayır yani naapıyorsun?

    kadın korkuyu ve ürkekliği üstünden atınca öfkeyle dolmuştu;
    - sence?

    kemal
    - intihar ediyorsun!.. ama etmemelisin… yani etmemeliyiz.

    kadının yüzünde buruk bir tebessüm belirdi;
    - sen de mi?

    kemal derin bir kederle başını önüne eğdi;
    - evet.

    kısa süreli bir sessizlikten sonra kemal;
    - ama benimki intihar sayılmaz. bi çeşit hobi. yani zamanla bu hale dönüştü. haftada bir çıkarım böyle.

    kadın
    - kararsız mısın?

    kemal
    - uçurumun dibini boylamadan manzaranın tadını çıkarmalısın.

    kadın
    - sen polis misin?

    kemal
    - bu duvarın üstünde değilim. nereden anladın?

    kadın
    - rozetin.

    kemal duvarın üstünde duran rozetine ve silahına baktı. sonra şehre baktı. ve tekrar kadına döndü;

    - naapalım? atlayalım mı?

    -----------------------------------------------

    ıssız caddede tolga’nın koşar adım sesleri yankılandı. kapıya gelince onu bekleyen adamın önünde durup;

    - nooldu nusret abi.

    dedi. nusret onun telaşıyla yeniden telaşlanıp;
    - anlamadım valla konuşmuyor.

    tolga içeri girip soner’in halini görünce ‘’ hassiktir ‘’ dedi.
    - olum ne oldu sana?

    etrafında dolanıp tekrar önünde durdu. yüzüne baktı. eliyle omzunu tutup;
    - kalk, kalk hadi hastaneye…

    soner elini kaldırıp onu durdurdu. nusret araya girdi.
    - hastaneye gitmek istemiyormuş. eve gitmem lazım dedi. seni o yüzden aradım.

    tolga;
    - abi olur mu bu halde eve gitmek? kalk lan saçmalama. boğazına ne oldu?

    elini uzatıp soner’in elini kaldırmaya çalışınca soner diğer eliyle onun elini tutup kendine doğru çekti ve kulağına fısıldadı;

    - buradan çıkalım.

    tolga bu cümleyi duyunca önce nusret’e sonra tekrar soner’e baktı. yapacak daha iyi bir şeyi yokmuş gibi;
    - kalk tamam çıkalım.

    diyip kolunun altına girdi. birlikte dükkandan çıkarlarken nusret;

    - tolga haber ver. bişey lazım olursa filan…

    tolga;
    - tamam abi.

    dedi ve caddede ilerlemeye devam ettiler. nusret’in meraklı bakışlarının üstlerinden çekildiğini anlayınca tolga durdu ve soner’in önüne geçip kaldığı yerden sorularına devam etti;

    - anlat hadi ne oldu? yine geçen akşamkiler miydi?

    soner anlamsız bakışlarla;
    - geçen akşamkiler?

    tolga durumun ciddiyetini yeniden kavramış gibi;
    - lan olum yürü hadi hastaneye gidelim. sen hiçbir şey hatırlamıyorsun bile.

    çekiştirmeye başlayınca soner var gücüyle onu durdurup;
    - ben galiba birini öldürdüm.

    dedi. tolga’nın yüzünde şaşkınlık ve korku aynı anda belirdi.
    - ne? nasıl? yani ne demek galiba? kimi öldürdün?!!!

    soner aynı sakin tavrıyla;
    - kim olduğunu bilmiyorum. nasıl olduğunu da. ceset ara sokakta. çöp konteynırının yanında.

    artık sadece korku kalmıştı tolga’nın yüzünde.
    - hangi ara sokak? yürü.

    tekrar kolunun altına girip soner’in parmağıyla işaret ettiği yöne ilerlediler.

    -----------------------------------------------

    kadın
    - sanırım ben vazgeçtim.

    kemal
    - neden? ah yapma. pişti filan mı olduğunu düşünüyorsun? ikimiz de aynı elbiseyi giymişiz gibi.

    kadın
    - katil olduğumu… yani olacağımı düşünüyorum. manzaranın tadını çıkarmana engel olmak istemem.

    kemal
    - er ya da geç uçurumun dibinde olacağım.

    o sırada iş için kullandığı telefonu çalmaya başladı. telefonu çıkarıp ekranına baktı. tekrar cebine koymak üzereyken ani bir kararla cevapladı. telefonun ucundaki adam ‘’ amirim acilen buraya gelmelisiniz. elimizde çok ilginç görüntüler var. tam sizin aradığınız türden. sıra dışı bir şeyler olmuş. ‘’ kemal dalgın dalgın bekleyip tamam dedikten sonra telefonu kapadı. cebine koyarken ‘’ sahi senin sebebin ne ‘’ derken kafasını kaldırdı ve kadının orada olmadığını gördü.

    telaşla aşağıya baktı. yüksek binanın dibini zar zor görebiliyordu. ama orada kimse yoktu. tekrar tekrar baktı. atlamadığından emin olunca çatı kapısına yöneldi. kapı hala arkasından kapalı duruyordu. çatıda dolanmaya ve kadını aramaya başladı. kadın buhar olmuş gibi hiçbir yerde yoktu. bir kez daha çatının dört tarafından aşağıya baktı. göremeyince yüzünde büyük bir şaşkınlıkla kapıyı açıp aşağı indi.

    -------------------------------------------------

    ara sokağa girip konteynırı görünce tolga, soner’i bırakıp koşarak oraya gitti. konteynırın kenarından uzanan ayakları fark edip yavaşladı. tedirgin adımlarla arka kısma geçip manzarayı gördüğünde geriye doğru irkildi. orada yirmili yaşlarda birisinin cesedi vardı. başında kapşon ve kapşonun altında yüzünün sağ yanı boydan boya yaraydı. tolga;

    - anasını avradını sikiyim. noolmuş lan buna?

    korku giderek büyüyor ve tüm vücuduna yayılıyordu.
    - lan nasıl… nasıl?

    ellerini yüzüne götürüp bir mühlet öylece bekledi. sonra çaresizce;
    - naapıcaz şimdi?

    soner tepkisiz, sokağın başında duruyordu. tolga cesedin başında birkaç volta attı. sonra aniden ürkek ürkek cesede doğru uzandı. kollarının altından tutup;

    - bunu, bunu götürelim buradan. hayatını sikip attın gerizekalı. gel hadi.

    cesedi sürüklemeye başladı. arada bir geride kalan ve yere düşen soner’e de yardıma gidiyordu.

    ------------------------------------------------------

    asayiş şube müdürlüğü, sabah saat dokuz suları...

    kemal elinde bilgisayarla müdür can önder’in odasına girdi. can, yaz kış üşüyen bir insan olarak ellerini masasının altındaki ısıtıcıya koymuş bekliyordu. kemal’i görünce memnuniyetsiz bir ifadeyle;

    - hayırdır kemal sabah sabah bilgisayar filan?

    kemal
    - müdür bey şu görüntüleri birlikte izleyelim.

    konuşurken esniyordu.
    can
    - sen yine uyumadın mı gece? ne varmış o görüntülerde? getir bakalım.

    masasında bilgisayara yer açarken;
    - merak ettim şimdi. genelde görüntüleri kendin yorumlardın ama.

    kemal
    - buna yaptığım yorum muhtemelen sizi tatmin etmeyecektir.

    masaya bilgisayarı koyup videoyu çalıştırdı.

    görüntü bir barın güvenlik kamerasından çekilmişti. tıklım tıklım dolu barda insanlar eğleniyordu. köşede bir masada kapşonlu bir adam oturmuş, kendi haline içki içiyordu. kemal parmağını onun üstüne koyup '' buna dikkat edin '' dedi. görüntüyü ileri aldı.

    bar yavaş yavaş dağılıyordu. kalabalık tamamen boşaldığında kapşonlu adam hala orada oturuyordu. barmen birkaç kez yanından geçti. barı kapatmak için onu bekliyor gibiydi. bir içki daha getirip masaya koydu.

    bir kaç dakika sonra yeniden gelip adamın baş ucunda durdu ve masasına ellerini koyup ona bir şeyler söyledi. kapşonlu adam aniden barmenin elindeki cisme sarıldı ve onu elinden aldı. can, kemal’in yüzüne baktı. kemal ‘’ tirbüşon ‘’ dedi. kapşonlu adam tirbüşon olan elini barmenin gırtlağına doğru savurdu. barmen gırtlağını tutarak geriye doğru sendelemeye başladı. kanı tazyikli bir şekilde akıyordu. masalara çarptı ve yere düştü.

    kapşonlu adam ona bakarak ayağa kalkmaya çalıştı. güçlükle doğruldu. bir müddet hareketsiz havada bekledikten sonra aniden masaya yığıldı.

    kemal görüntüyü yirmi dakika ileriye aldı. yere düşen barmen tuhaf hareketlerle doğruldu. masada yatan kapşonlu adamın yanına gitti. onu inceledi. kendi bedenine, yüzüne dokunmaya başladı. kafasını kaldırınca tam karşısındaki aynayla karşı karşıya geldi ve irkildi. geriye doğru birkaç adım atıp yere düştü. tekrar doğrulup ürkek ürkek aynaya baktı. anlamsız hareketlerle ağır aksak voltalar atmaya başladı. ayakta güçlükle duruyordu. ne yapacağını bilemez bir haldeydi. barın içine doğru gidip görüntüden çıktı. bir mühlet sonra tekrar gelip bar kapısından dışarı çıktı. sonra tekrar geri geldi ve masadaki adamı sürüklemeye başladı. onunla birlikte bardan çıktılar.

    görüntü bitince kemal ve can birbirlerine bakmaya başladılar.

    can
    - ne oldu lan burada?

    kemal
    - sanık-mağdur. bu terim ilk kez bir vakaya bu kadar oturdu.

    can
    - ee ne olacak şimdi?

    kemal
    - sanığın peşine düşeceğiz. davayı bana verirseniz tabi.

    can elini çenesine götürüp derin bir düşünceye daldı.

    -------------------------------------------------

    apartman kapısını açıp içeri girdiler ve alt kata inip evin kapısını açtılar. içeri girince tolga cesedi salonun ortasına bıraktı ve kendini koltuğa attı. nefes nefese kalmıştı. soner salon kapısının kirişine tutunmuş bir eli hala boğazında soluklanıyordu. tolga nefesini toplayınca ayağa kalktı. cesedi tekrar inceledi.

    tolga
    - kim olum bu?

    tedirgin hareketlerle kapşonu kafasından sıyırdı. yüzünün yarısının derisi yoktu. iğrenerek baktı;

    - lan bunun yüzüne ne olmuş böyle? hay amına koyayım soner bi şey söyle. kafayı yedirteceksin bana. git bi elini yüzünü yıka gel konuşalım. ne bok yiyicez.

    soner duvarlara tutunarak koridorda ilerledi. bir kapıyı açıp tekrar kapadı. biraz daha ilerleyip mutfağı buldu. tezgahtaki bıçağa bakarak musluğu açtı. ellerini yıkarken gözleri bıçaktaydı.

    tolga cesedin başında derin düşünceler içinde bekliyor, '' imkanı yok bu işten kurtulamayız '' diye mırıldanıyordu. su sesi gelen mutfağa dönüp;

    - barın kamera kayıtları. sildin mi onları?

    soner mutfaktan çıkmış bir eli boğazında diğer eli arkasında, duvara dayanarak oraya doğru geliyordu. tolga cesedin üstüne eğilmiş dikkatle yüzünü inceliyor, onu tanımaya çalışıyordu.

    soner olabildiğince sessiz yaklaştı ve arkasındaki elini havaya kaldırdı. mutfak tezgahındaki bıçak elindeydi. boğazındaki elini çekip iki eliyle havadaki bıçağı kavradı ve var gücüyle tolga’nın sırtına bıçağı sapladı. tolga önce kaskatı kesildi. sonra yavaşça ayağa doğruldu. eli istemsizce sırtına gitti ve bıçağa dokundu. arkasını dönüp soner’e bakınca gözleri korkuyla açıldı. soner’in tam gırtlağında kocaman bir delik vardı ve yüzünde bir caninin yüz ifadesi. öylece ona bakıyordu. tolga daha fazla ayakta duramayıp koltuğun dibine yığıldı. zar zor çalıştırdığı ağzından kanla birlikte şu cümle çıktı;

    - niye lan?

    o can çekişirken soner duvardaki aynanın yanına gitti. aynaya bakıp yüzüne dokundu. yüzünü ilk kez görüyormuş gibi inceledi ve derinden başlayıp giderek yükselen çirkin bir kahkaha atmaya başladı…

    -------------------------------------- 1. bölüm sonu ------------------------------------

    üstüne iyi gider.

    edit: imla. gevrek var yer misin'e teşekkürlerimle.
  • yazık oldu tolga'ya, şerefsiz soner !!
  • ikinci sezon, birinci bölüm yayın tarihi 12 şubat 2017'dir. ölenlerin ölü olarak kalmadığı, bombaların patladığı, uçakların düştüğü, karıncaların dikkat çektiği ve bazen iyilerin bazen kötülerin kazanmasına rağmen genellikle herkesin kaybettiği birinci sezonda kullanılan müzikler aşağıdaki gibidir;

    açılış / jenerik şarkısı;

    nancy sinatra & lee hazlewood-summer wine

    kapanış / jenerik şarkısı;

    zager and evans - ın the year 2525

    2. bölüm, kemal'in karısıyla hayali dansına eşlik eden;

    gene autry - the last roundup

    4. bölüm, ihtiyar adam sefer'in radyoda dinlediği şarkı;

    nesrin sipahi - ankara rüzgarı

    ve morgta dans; remedios amaya - mala malita mala.

    5. bölüm, alem karar gizli göreve giderken;

    aris san - dam dam

    8. bölüm açılış / jenerik;

    elena ledda - pesa ( ben senin elbisenim, cildini benimkine giydir. daha ne kadar ağlayacaksın? bu seni kral yapmaz. - esra'nın ölümü sonrası, soner'in gardrop karşısında çıldırışı. )

    8. bölüm kapanış / jenerik;

    black rebel motorcycle club - beat the devil's tattoo

    9. bölüm, kemal'in karısına vedası;

    bob dylan - one more cup of coffee

    10. bölüm, gökhan'ın köy düğününde cemile'ye söylediği türkü;

    birkan kusay/dam üstüne çul serer.

    görmemiş olanlar için birinci sezon hikaye kapağı; buradan. ki muhtemelen ikinci sezonda bu olacak.

    yeni haftayla birlikte ikinci sezon fragmanlarına başlıyoruz. şimdi gidip harika bir kardan adam yapalım.

    edit: unuttuğumuz şarkı morgda ölüleri çalan hırsızların salsa yaparken dinledikleri remedios amaya - mala malita mala. hatta bu entryide bi istisna yapıp onun linkini verelim.
  • merakla bekliyoruz her hafta , gazeteden yayınlanmış roman havasında takılıyoruz, nostaljik, hikaye tırmanarak devam ediyor, tempo dengeli, bir de geri dönüşleri merakla bekliyoruz. (son bölüm'ü izlemedim, güzel bir saate erteledim)

    ayrıca her sabah ne giyeceğim konusunda tereddüt yaşadığımdır. göt göbek eski günlere geri dönmeden, o gardrop kapağını açmak istememek, dar gelen herşeyin atılamaması.
  • " türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor. "

    ahmet hamdi tanpınar

    finaline iki bölüm kalan hikayemizin bu haftaki bölümü mücbir sebep lerle bir sonraki haftaya ertelenmiştir.

    daha detaylı izah için tık.