şükela:  tümü | bugün
  • bu film çekildiğinde ben çok ufaktım. kemal sunal'ın* zabıta kılığına girip evlatlık kızıyla karnını doyurduğu sahnenin çekildiği market bizim sokaktaki laz bakkalın dükkanı olur. o gün kemal sunalı görmek için mahallenin bütün yumurcakları olarak hepimiz marketin önüne çullanmıştık. hiç unutmuyorum yarattığımız velet izdihamından dolayı ki en yaramaz bendim. bir set işçisi beni dövmüştü.*

    kemal sunalı hatırlarım. yatay farlı sarı bir mercedesle gelmişti. bakmayın komedi filmleri yıldızı olduğuna, çekim aralarında beş karış suratla dolaştı durdu.

    çocukluk hatırası işte.
  • kemal sunal'ın en duygusal filmlerinden biridir, an itibariyle dsmart sinetürk'te yayınlanıyor,
    kemal sunal'ın çocuğu fatoş denize düşmüş, feci şekilde hastadır.borç harç para bulur ve kızına ilaçları içirirken rerere rarara galatasaray galatasaray şampiyon der, o an ki çaresizlik izlenmeye değer hakikatten, kız ona seslenmiştir.
    -babacığım beni bırakma nolur!
    -seni kim bırakır be, sen benim parçamsın..

    saygıyı hakediyorsun be rahmetli..
  • bu filmde kemal sunal ve ufaklığın teftiş ayağına bakkala girip beyaz peynir, galeta, sosis salam tıkındıkları sahnede karnı acıkmayan adam yoktur heralde.
  • - birbirimizi bir yerden tanıyor muyuz? dedi.
    - niçin sordunuz?
    - sizi bir yerden gözüm ısırıyor da.
    - tanıştığımızı sanmıyorum.
    - demek hiçbir yerde karşılaşmadık, öyle mi?
    - şu ana değin, hayır, dedim.
    - demek ki, bu ana değin birbirimiz için yoktuk, dedi. ne garip! ve şimdi karşı karşıya geçmiş konuşuyoruz. bir vapur yolculuğunda, bir rastlantı sonucu olsa da...
    - karşı karşıya oturduk ve göz göze geldik, bir de ikimiz aynı kitabı okuyorduk. tüm sorun bu.
    - demek bunlar sizin için bir sorun, dedi. sonra çayından bir yudum alıp ekledi: insanlar ne kadar da garip oluyor.

    ferit edgü / binbir hece
  • başrollerini kemal sunal ve küçük tatlı kız cocuğu ece altonun paylaştığı the kid adlı charli chaplin filminin memduh ün tarafindan yönetilen 1986 yapimi yeşilçam uyarlaması. tv'lerde defalarca gösterilmesine rağmen halen severek izlenir ve galiba izlenecekte.
  • çok sevdiğim bir kemal sunal klasiği.

    çocukluğumdan beridir en çok sevdiğim film. hala aynı duygusallığı yaşıyorum.

    o filmde babamla kendimi görüyorum, sanki beni ayırıyolarmış gibi hüngür hüngür ağlıyorum. aynı çünkü. babam da böyle yemez yedirir, giymez giydirir hala. eşek kadar oldum hala aynı. ağlasam bebekmişim gibi sırf güleyim diye koskoca adam halden hale sokuyo kendini.

    hastane köşelerinde çok süründük birlikte. bi gün kolum kırılırdı ertesi gün burnum bir diğer gün patlayan parmağıma dikiş atılırken gözlerimi kapatırdı. ameliyattan çıktığım gün baygın yatışımdan çok korkmuştu. beyin dalgalarımı izlemek için narkoz verdiklerinde yere kapaklanmayayım diye dayanağım olmuştu.

    onu sürüklediğim için özür dilemiştim. çok gülmüştü. babalar eşektir onların görevidir demişti.

    babamı görüyorum o filmde. fatoş her ben gözlerimi actıgımda babacığım vardı yanımda hastalandığımda başımda bekledi dedikçe ben ağlarım.
  • bir sunay akın şiiri.

    şiirden kovduğu uyağın
    dönüp dolaşıp
    sonunda mezar taşına
    konması ne
    garip:

    orhan veli
    1914 - 1950.
  • çocukluğumuza dair güzel ayrıntılardan biridir bu film. kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile. ne zaman televizyonda görsem ekrana kilitlenir, çocuk oyuncu ece alton'a hayran hayran bakar, kemal sunal'a büyük bir saygı duyarım. bugün yine televizyonda gördüm ve bir kez daha sonuna kadar izledim. şahsen bir çocuk oyuncunun bu kadar katkı yaptığı başka bir film hatırlamıyorum. ece alton filmde o kadar şirin ve muziptir ki bu filmi izleyip de keşke böyle bir kız çocuğum olsa demeyen erkek çok azdır. kemal sunal'a da ayrı bir parantez açmak gerekir bu filmde. güldürme ustası, mahkeme sahnesinde yeri geldiğinde hüngür hüngür ağlatabileceğini de göstermiştir. 80 sonrası yozlaşan, benim memurum işini bilir zihniyetine bürünen insanlara karşı onurlu bir duruştur kemal sunal'ın bu yıllarda çekilen filmlerde oynadığı karakterler. ufak tefek haylazlıkları, yanlışları olsa da özünde temiz adamdır bu karakterler. canı kadar sevdiği, uğruna büyük sıkıntılar çektiği kızının kazandığı milyonların 5 kuruşuna bile dokunmayacak kadar temizdir.
  • kemal sunal'ın iç burkan filmlerinden. özellikle filmin hemen her yerinde çalan öyle bir müziği vardır ki; unutmak imkansızdır.

    filmin müziği için: http://www.zshare.net/audio/69176678bd236d30/
    filmden kareler için: http://img198.imageshack.us/…mg198/571/garipiw5.jpg
  • türk şiirine özellikle 1940lı yıllarda hakim olmuş, orhan veli'nin 1937'den itibaren varlık dergisinde yayımlamaya başladığı şiirlerle, özellikle 1938 tarihli kitabe-i seng-i mezar'la boy göstermeye başlamış ve 1941 yılında orhan veli, melih cevdet ve oktay rifat'ın ortaklaşa oluşturduğu garip adlı kitapla beraber başlamış edebi akım. bu kitabın "garip" başlıklı önsözünde orhan veli, başlattıkları akımın şiire bakışını ve amaçlarını anlatır:
    "bugüne kadar burjuvazinin malı olmaktan, yüksek sanayi devrinin başlamasından evvel de dinin ve feodal zümrenin köleliğini yapmaktan başka hiç bir işe yaramamış olan şiirde bu değişmeyen taraf; ‘müreffeh sınıfların zevkine hitap etmiş olmak’ şeklinde tecelli ediyor. müreffeh sınıfları yaşamak için öyle çalışmaya ihtiyacı olmayan insanlar teşkil ederler ve o insanlar geçmiş devirlerin hâkimidirler. o sınıfı temsil etmiş olan şiir lâyık olduğundan daha büyük bir mükemmeliyete erişmiştir. fakat yeni şiirin istinat edeceği zevk artık akalliyeti teşkil eden o sınıfın zevki değildir. bugünkü dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını mütemadi bir didişmenin sonunda bulmaktadırlar. herşey gibi şiir de onların hakkıdır ve onların zevkine hitap edecektir. (...) yeni bir zevke ancak yeni yollarla ve yeni vasıtalarla varılır. bir takım ideolojilerin söylediklerini bilinen kalıplar içine sıkıştırmakta hiçbir yeni ve san'atkârane hamle yoktur. yapıyı temelinden değiştirmelidir. biz senelerden beri zevkimize ve irademize hükmetmiş, onları tayin etmiş, onlara şekil vermiş edebiyatların sıkıcı ve bunaltıcı tesirinden kurtulabilmek için, o edebiyatların bize öğretmiş olduğu herşeyi atmak mecburiyetindeyiz."

    özetle, şiirdeki bütün sınırlar aşılacaktır. vezin, kafiye, mecaz, istiare, mübalağa gibi sanatlar önemsizdir, şiirde önemli olan yalınlıktır, şiirin hitap ettiği kitlenin dilini şiire sokmaktır, şiirin göze güzel görünmesidir*. garip şiirler toplumsal içerikli olmadığı için belki de, fakir ve yalnız insanları anlatıp onlara hitap ettiği için belki, bu şiirlerin yüksek sesle okunsunlar diye değil de bakılsınlar, içten okunsunlar diye yazıldığını söyler memet fuat.

    zamanla kurucuları garip akımı'ında eksiklikler gördüler, ve ötesine geçtiler...gençken, " şiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek" istemişlerdi, şimdiyse o şiirler "içi boş" geliyordu akımın kurucularına, artık görüşlerini şiirlerinde yansıtmak istiyorlardı. ayrıca biçimde yaptıkları devrimi de "şekil bakımından zayıflık" olarak görmeye başlamışlardı. orhan veli, "garip" kitabının 1945'deki ikinci baskısına ön söz olarak şöyle yazar:
    " 'hiçbir yaptığımdan pişman olmıyacağım' diye bir karar vermişliğiniz var mıdır? benim vardır. çok da faydasını gördüm. bundan bir hayli zaman (önce) böyle bir karar vermemiş olsaydım, üzüntülü günlerimin sayısı muhakkak ki daha fazla olurdu. bu arada '1941 senesinde garip adlı bir kitap neşretmişim' diye döğünür durur, hele onun yeniden basılmasına dünyada razı olmazdım."

    mehmet fuat'a göre garip akımı orhan veli'de destan gibi, oktay rifat'da aşağı yukarı, melih cevdet'de telgrafhane ile son bulur.