şükela:  tümü | bugün
  • geçen gece rüyamda uzaylıların geldiğini, uzay gemisini görünce pencereden kollarımı sallayıp beni de alın diye bağırdığımı, sonra da uzay gemisine ışınlandığımı gördüm. sonra annem gelip beni uyandırdı. sinir oldum..
    (bkz: ruyaya kaldigin yerden devam etme cabasi)
  • ayşe özgün boaz koprusunde bişeyler anlatırken birden büyük bi dalga gelip istanbulu yerle bi etti, istanbuldan ankaraya kadar 4 kişi bi atla kaçmak zorunda kaldık çünkü arabaların motorları ıslandıklarından çalışmıyolardı
  • rüyanin özelligi zaten gariplik oldugu icin garip ruyalar olayi normal hayati aktaran rüyalardir örnegin..yani normal hayat gibi..( bi dakka toparliyorum.. ) rüya: garip, normal rüya: rüya, garip rüya: anormal rüya.. (bkz: ne dedim ben simdi)
  • gelecekteyizdir. apartmanlarin yerini gokdelenler almistir ve duvarlar yerine de heryerde buzlu cam vardir. koskoca binaya bakip icerisini kismen de olsa gorebilmekteyizdir.

    annemler haftasonu tatile cikmislardir ve ben de firsattan istifade arabayi kacirmisimdir fakat bir problemim vardir: araba kullanmayi bilmemekteyimdir. olsun, yine de arabayla dolasmaya cikarim, soyle bir iki tur attiktan sonra araba kullanmayi ogrenirim. arabayi park edip sokakta dolasmaya baslarim. (gunun ilerleyen saatlerinde sevgilimle bulusacagimdir, zaman doldurmaktayimdir.) birdenbire orta yasli bir beyin beni takip ettigini farkederim. fena halde korkarim. annemler de yoktur ya hani; kendimi yalniz hissetmekteyimdir. adimlarimi siklastirip arabaya kacarim. kapilari kilitlerim, tam gidecekken, adam kapiyi acar ve arka koltuga oturur. bana beni tanidigini soyler. ben iyice tirsarim. iyi niyetli oldugunu soyler, sadece konusmak istedigini soyler. birden adami birine benzettigimi farkederim. birine benziyordur fakat hatirlayamiyorumdur kim oldugunu... herneyse, adama az da olsa guvenirim, eve cay icmeye davet ederim. sevgilim de eve gelecektir; ihtiyacim oldugunda beni koruyabilir yani.. tam kapinin onune geliriz, kapida anahtar oldugu farkederim. icerde de biri vardir. "amanin!" derim, "annemler geldi, mahvoldum!" fakat durum oyle degildir. kardesim okuldan gelmistir ve cok yorgun oldugundan kanepede sizmistir. artik korkudan mi bilmem, adami defederim. iceri girer sevgilimi beklemeye baslarim. sevgili gelir, beraber bir piknik sahasina gideriz. heryerde heykeller, resimler vs vardir. ve bir suru insan da kendi kendilerine resim ve heykel yapmaktadirlar. etraf agac, cim, cicek, bocek doludur. cay aliriz, tam oturcaz, o esrarengiz adam gelir. iste o anda dank eder kafama. adami benzettigim kisi sevgilimdir!! ve birdenbire anlarim ki adam zaten sevgilimdir de ayni zamanda. sadece sevgilimin gelecekteki halidir ve bizi ziyarete gelmistir gelecekten. niye diye sorarim, gelecekte kavga ettigimizi soyler. yanlis giden birseyleri duzeltmek icin geri geldigini soyler. tam o anda yaninda bir kadin belirir, o da orta yaslardadir. (o da benimdir.) sinirli sinirli sorar: "nerde kaldin?? cok merak ettim seni," der adama. adam da trip atar ona. ama kadin kocaman bir opucuk kondurur adamin dudagina, simartir onu ve gulusmeye baslarlar. biz de sevgilimle boole bakakaliriz. e tabii fantastik bir olaydir yani, herkes hergun gelecekteki halini goremiyor.. neyse, gelecekteki bizler barisirlar ve el ele gelecege geri donerler.
  • ruyamda hz. isa'yi goruyorum ve kendisine diyorum ki,
    "abi jesus christ birle$ik mi yazilir ayri mi allaha$kina soyle deliricem?" .
    tekrar tekrar soruyorum o sadece bakiyor . cevap verdi mi hatirlamiyorum .
  • rüya görüyordum,uyandım.rüya devam ediyordu.bir daha uyandım.ama rüya gene devam ediyordu.
    ben içimden vay be, ne ilginç durum diye düşünürken bidaha uyandım.bu sefer gerçekten uyanmıştım.ama hala şüphedeydim.
  • rüyada kler hanımla konuşmaktayımdır, kendisi bir kaç ay evvelsini kastedip "evet biz otisabi ile görmüştük beşiktaş'ta xp" bilgisini bana sunar. (çok yakın bir tarihte office xp partisine gittiğimizi düşününce anlam kazanıyor)

    bu esnada ben zamanda hatırı sayılır bir yolculuk yapar ve 1910 civarı bir tarihe giderim, zaman yolculuğu kurallarına uymayarak ayrıca bacak kadar velet olmuşumdur. söz konusu tarihte birinci dünya savaşı modeli uçakları kullanmayı öğrenir, red baron edası ile göklerde süzülürüm. (evet bir snoopy ve red baron takıntısı var) bu eğitim boşa çıkmayacak günümüzde ne kadar da işime yarayacaktır.

    işime yarayan herşeyi bu sevimli yüzyıl başı insanlarından öğrendikten sonra kafamda pilot gözlüğümle derhal şimdiki zamana ışınlanırım, üstelik şimdiki yaşımı korumaktayımdır, bacak kadar veletlikten kurtulmanın verdiği olanakları değerlendirmek üzere helikopterime atlar (tamam benim değil bir yerden buldum) beşiktaş'a kler'le buluşmak üzere yollanırım.

    uçuş sekansı: üsküdar'dan beşiktaş'a uçuş sahnesi ve şahane manzara, evet helikopterle hakikaten uçuyorum sayın rüya izleyicileri.

    bütün bu görselliğin ardından beşiktaş'ta deniz müzesinin civarındaki yeşilliklere inerim, kler ve ssg orada beni beklemektedirler, nedense helikopter gibi fantastik bir araçla ulaşmamı da hiç anormal karşılamazlar. kler "tuvalete gitmem lazım" diyerek beni de yanına alır (rüyada kız kıza tuvalet sekansı) beşiktaş'ta gotterdamerung adlı (özür dilerim şahin) bir bilgisayarcıya gireriz. tuvalete gitmek için neden bilgisayarcıya gidiyoruz, ve neden bilgisayarcının adı benim arkadaşım sorularını rüya sistemi içinde sormuyoruz tabii. bilgisayarcı ve tuvaleti fenomeni burada bitmez, zira bilgisayarcının tuvaleti tuvalet değil düpedüz hamam'dır, hatta gizli bir komün hayatı yaşanan hamam'dan bozma bir mekandır. kler bir yerlerde tuvalet bulur ve kaybolur, cheja ne yapacaktır. (heyecan müziği)

    bir evvelki gece gerçekleşen bir olay ile bağlantılı olarak ben ise erkekler tuvaletine yönelirim (bunu barbie,mengus ve veralynn hatırlayacaklardır) ve evet konuyla gene bağlantılı olarak söz konusu tuvaletten barbie çıkar. bana bozuk atmakta (ölmen gerek) ve buna dair bir entry yazmaktadır. o sırada bana revelation gelir ve ben anlayıp "haa demek onun için o entry'i yazmış" derim. bu noktada yaşanan zamanın benim rüyayı görmeye başladığım tarihten bir iki ay evvelsi olduğunu hatırlamakta fayda var. hamam komününün içine doğru ilerlediğimde ise, o da ne, göbek taşı olması icap eden yerde otisabi uyumaktadır, ama zaten göbek taşı da yatak döşek olmuştur. göbek taşı odasında vakti zamanında punk! ve rolling stones dergisinin kapağında çıkmış kahkülleri üçgen kesilmiş meşhur punk yeniyetme velet de vardır, bir sandalyede uyumaktadır, ortalık kendisine benzeyen bir takım marjinal yeniyetme ile doludur. otisabi ise bana 1 sene evvel satılmış klavyesini gösterir "bak ne aldım" der.

    confuse: zamanda geri gitmişizdir ama ne kadar geri gitmişizdir? hani 1-2 ay öncesiydi?

    hamamdan ve gotterdamerung nam bilgisayar dükkanından hep beraber çıkılır, parkettiğim (ne denir ki) helikoptere yol alınır, o sırada selami radyo programı yapmaktadır ismi ise -sanırım- sedat ve klerza'ya istinaden seza-99'dur. helikoptere binilir, mengus helikopterde bekçilik etmektedir (halbuki gelirken yoktu) beşiktaş semalarında yükselinir, bu sefer helikopteri başkası kullanmaktadır, ön koltukta oturan barbie'nin saçını çekerim, kucağımda klavyeyle istanbul gecesine yol alırız.

    -end of dream sequence-

    konuyla alakalı olarak sayın okuyucuların dikkatini "hamam" temasına (underground kültürü temsil edercesine bilgisayarcının içine gizlenmiş hamam'da komün hayatı) ve hamam'da karşılaşılan kişilere çekmek istiyorum. bunu hemen anlamamış olanlar derhal ferzan özpetek'in filmi ile ilgili entryleri okusunlar. bunun tek bir anlamı olabilir: ben kler'in rüyalarına tabiyimdir (ki bunu zaten biliyoruz)
  • olay evimde rahat rahat uyurken gerçekleşti.
    o aralar pek sık yaptığım bir şey olan şehirler arası otobüs yolculuğunda bulduğumdan kendimi algılayamadım rüya görmekte olduğumu. olaylar şöyle bir gelişim izlediler.
    sakin bir otobüs yolculuğunun orta yerinde niyeyse gaza gelip koridora fırlıyorum ve neremden çıkardığım belli olmayan uzi ile ortalığa ate açıyorum. eş zamanlı olarak da "esirsiniz", "gak guk etmeyin", "çok kişiyiz" gibi bağırınıyorum ortama. tırsan otobüs ahalisi sus pus oturuyor yerlerinde. şoför de sanırım benim ekipten . (ha bu arada bir ekibim var ki külliyen celebrity. yardımcım olan insan arafat idi. ) bir ara gaza gelip birini arka beşliye sürüklüyorum kafasına "neden lan", "konuş", "rhöeaaa" diye bağırıyorum. lakin cevap beklemeden tetiğe asılmam sonucu elimde tuttuğum yolcunun kafası aksi istikamete boşalıyor. bu esnada arafat devreye girip "abi bişey söyleyecekti galiba" diyince "aa evet lan " cümlesini sarfedip halihazırda tetikte olan parmağımı çekmemle dağılan beyin rewind tuşuna basılmışçasına yerine geri doluyor. adama "ne diyecektin" diye soruyorum. o da "abi.." diyor bende vuruyorum elemanı bir daha.
    bu sıralarda otobüsümüz kanada sınır devriyeleri tarafından kuşatılıyor ki buna o an bile bi anlam veremedim. herneyse devriyelerin arasında kırmızı mustang sahibi bir dedektif var *. onunla başlarda baya bi kapışıyoruz camdan ama nedense sonra arka kapıyı çalarak bize katılmak istediğini söylemesi üzerine onu da saflarımıza dahil ediyorum.
    ancak dertler dedektifimizin "arabam dışarda kaldı" diye zırlaması sonucu yeniden başlıyor ve ben de salakça "dert etme ben onu kurtarırım" cümlesini sarfediyorum. kapıyı açıp yaylım ateşi arasında arabaya koşup sonra arabayı otobüse doğru iterken* otobüsün bagaj kapağı açılıyor (ama garaj ebatlarına bürünerek) arabayı oraya sokun içerden döner merdivenle tekrar arka beşliye ulaşıyorum ve olay mahalinden otobüs ben ekibim dedektifimiz ve esir yolcularımız olarak uzaklaşıyoruz.
    arayı hatırlamıyorum ama bişekilde bu eylemin başında olan insanın kızıltopraktaki evine gidiyorum. orada baş kötünün saddam hüseyin olduğunu görüyoruz (rüyada bile oha demiştim) abiyle oturup "ne iyi ettik", "evet temiz ettik", "bir aynasızı kendi tarafımıza çektik" diye konuştuktan sonra saddam'ın kedisine takılıyorum ben. mavi ve yeşil tüylü bir kedi. kafasının üzerindeki tüyleri de fıskiye gibi.
    dayanamayıp saddam'a "abi oha bu nasıl kedi iyice saçmalamışsın sen artık" demem ve uyanmam bir oldu. (hemen baktım kıçım açıkta kalmamıştı)
  • olay bir zamanlar bodrum dönüşü otobüs uykusunda yaşanmıştır.
    tüm yol boyunca uyuyamayıp yanımda uyuyan arkadaşıma imrenerek bakmamın ardından yalovaya yaklaşmışken uyuyakalmışım. rüyada götlük edip uyanık olduğum en son saniyeden başlamış.
    herşey normal dünyanın aynısıysı başlarında. otobüs yanımda uyuyan arkadaşım yol vs herşey normaldi. sonra mola yerine vardık. ben arkadaşa baktım koma halinde uyumakta. "eh iyi ben bi işiyeyim, bi hava alayım" diyip kendi kendime indim otobüsten. niyeyse mola yerinin arkasındaki sokaktan ilerlemeye başlayıp bir mitingin içine girdim.baktım mesut yılmaz ve bülent ecevit ortaklaşa miting yapıyorlar. bu esnada beni gören ecevit "mesut bak can gelmiş olm" diyor mikrofondan. tabi tüm ahali bana dönüyor, ben salak salak ecevite bakarken. mesut yılmaz da "aaaa lan nerelerdesin sen" falan diyor ve iniyor ikisi birden otobüsün üzerinden. koluma giriyorlar ve miting insanlarıyla beraber yürüyüşe geçiyoruz en önde mesut ecevit ve ben kol kola yürür helde. mesut yılmaz bana dönüp "hayatta bırakmam makam arabamızla döneceksin istanbul'a" diyor ben de " abi arkadaş var uyuyor otobüste. merak eder" diyorum . bu sefer ecevit atlayıp "o zaman ben senin le gelirim mesutun işi var o gelemez (arkada mesut onaylayarak kafasını sallar) ama ben hayatta yanlız yollamam seni " diyor. mecburen "peki" diyip. ecevitle bilikte otobüsüme biniyoruz.
    otobüse binince allak bullak oluyorum. çünkü girişte iki tane standart otobüs koltuğu var ama geri kalan yer uçsuz bucaksız beyaz mermerle kaplı beş yıldızlı otel lobisi gibi. ve insanlarla dolu. ecevit bu durumu iplemeyip o standart koltuğa oturup ayaklarına masaj yapmaya başlıyor söylene söylene. ben embesil embesil etrafımna bakarak gidip kocaman mermer bir masaya ilişiyorum. ortamdaki bütüm insanlar cart renklerde giyinmiş ve saçlarını plastik saçlarla örtmüşler. (bir zamanların arçelik*reklamındaki gibi) rollerbladeli bi garson kız yaklaşıyor ne istediğimi soruyor. (bu arada cebimde bir tost parası vardı normalde) ben de şartlanmış bir insan olarak "tost" diyorum. kız tost yok soğuk sandviç verelim diyor. "peki" diyorum. ben uyurhalde bıraktığım arkdaşıma bakınırken mal mal garson kız geri gelip siparişimi veriyor ben de elimdeki parayı uzatırken "ne kadardı?" diye soruyorum. hatun "5 milyar" derken elimdeki parayı görüp "aaa ne ilginç antkia para" diyor. ben "haa? hö? kim?" gibi efektleri sıralarken afallamış bi halde kadraja gözüm hizzasından 5 milyarlık banknot tutan bir el giriyor. kafamı bir çeviriyorum yanımda arkadaşım cart kırmızı takım elbise içinde kafasında siyah plastik saçlarıyla durmakta. bana bakıp garson kıza " bakmayın siz ona gariptir biraz" diyor.
    bu arada bi sarsıntıyla uyandım. hemen yanımda pısır pısır uymakta olan elemana dirsek salladım okkalısından. küfür etti it. neyse yalova ro-ro iskelesine girerken lastik patlamış sarsıntı oymuş. istanbula varınca bile uyumakta tereddüt ettim.