şükela:  tümü | bugün
  • alm. yabanci isci.
  • 60lı yıllarda ülkemizin almanya'nın isteği üzerine yolladığı işçilerin de aldığı isim. almanya kendi vatandaşını beyinsel güç sarfeden işlerde çalıştırırken bu yabancı işçiler de bedensel kuvvetin ön plana çıktığı işlerde çalışmıştır. artık bu yabancı işçilerin 3. nesillerinin başa geçtiğini görüyoruz.
  • sonraları bu kelime anlam kakalaşmasına uğramıştır
  • almanya'nın özellikle kullandığı bir terim.

    gelen işçilerin misafir olduğunu vurgulayıp, onları göçmen olarak değerlendirmemek uzunca bir süre alman politikası olmuş. mesela helmut kohl sık sık almanya'nın avustralya ve amerika gibi bir göçmen ülkesi olmadığını belirten konuşmalar yapmış..

    misafir işçilere almanların yaklaşımı her zaman tutarsız olmuş, kimisi ellerine bir çek verip evlerine gönderelim derken, kim almanlar "yabancılar bizi almanlarla başbaşa bırakmayın" diye sloganlar atabilmişler..

    detay olarak:

    bu arada almanya'ya ilk gastarbeiter italya'dan gitmiş. ülkeye giden 1 milyonuncu işçi de çiçeklerle karşılanmış, minnettarlık ve alman teknolojisinin göstergersi olarak bir motosikletle ödüllendirilmiştir..
  • (bkz: die kanaken) adlı albümde yer alan (bkz: es kamen menschen an) adlı cem karaca parçasının nakaratını oluşturan ifadedir.
  • çalıştığı memlekette temelli oturmayan yabancı işçi. türkiye 1972 yılında almanya'ya beş yüz bininci gastarbeiter'ini törenler eşliğinde göndermiştir. [necati güven/giresun]
  • - hayır anne... türkler... söylesene anne hep burada kalmayacaklar değil mi?
    - korkma yavrum; onlar misafir, zamanı gelince geri dönecekler.
  • benim aklıma bu kelimeyi gördüğüm an; almanya'ya ülkemizden göç eden milyonların içerisinden köln'deki ford fabrikasında çalışan binlerce vatandaşımızın fitilini ateşlediği ve almanya'nın tarihindeki ilk göçmen işçi hareketi olarak anılacak ünlü 1973 ford grevi gelir. bu grev göçmen işçilerin sesini çıkardığı ilk grevdir diğer adı "türk grevidir" çünkü grevin baş aktörü o dönem 35 bin işçisiyle sanayi devi ford'un fabrikalarının yaklaşık 12 bin kişiyle üçte birini oluşturan türklerdir.

    savaş sonrası yükselen bir almanya'nın cayır cayır sanayileşip fordist üretim tarzı içerisinde insanları öğüttüğü, fabrikalarında adeta makinelerine dönüşmüş hayatlarıyla insanlık dışı koşullarda çalıştırılan ucuz iş gücüdür bu insanlar.
    türk, kürt, italyan, yugoslav tüm göçmenler almanlarla beraber aynı fabrikalarda çalışırlar ve aynı melekelere sahip işleri aynı sürelerde yapmalarına rağmen ücretleri onlardan oldukça az, konumları daha aşağıda, yıllık izinleri ve diğer haklarına ayrımcı yaklaşımlar sergilenerek onlardan farklı çalışma koşulları içinde alman meslektaşlarıyla elbette aynı şekilde değerlendirilmezler. irili ufaklı olgunlaşmamış işçi grevleri sonrasında bu yapılan haksızlıklara karşı işçilerin sesleri yükselmeye başlar, geri planda örgütlenirler ve bu sesi bugün timsal gösterilebilecek nitelikte bir greve dönüştürürler. o dönem sendikalar bile göçmenlerin haklarını görmezden gelmekte ve enflasyonunun yüzde 8 almanyasında almanlardan daha ağır çalışma koşullarıyla reva görülen bu ikinci sınıf yaşam modeli herkes tarafından kanıksanmıştır. bunları o yıkıcı koşullarda dillendirip olaya el koyanın, tüm grev sürecini baştan sona domine edenin bizzat göçmen işçilerin kendisinin olması, yani olayın kendiliğindenliği takdire şayandır.
    her şey aynı yılın yazında işten atılan türk işçilere, iş yükü arttığı için de, sahip çıkan arkadaşları ile başlar. türkiye'ye ailelerinin yanına giderek kimi izin haklarının yetmediğinden yakınan kimi 4 yerine 6 haftayı hakettiğini düşünerek işe dönmeyen yaklaşık 300 türk işçi ford tarafından işten çıkarılmıştır, izinlerin yanı sıra kendilerine almanlarla aynı işi yaptıkları halde daha az ödendiği ve ağır çalışma süreleri konularında yönetime sundukları talepleri ile direnerek gece grev kararı alan işçiler sabaha binlerce kalabalıklaşarak işi tamamen durdurmuşlardır. aynı konumdaki diğer ülkelerin göçmen işçileri de onlara destek verirler. hatta sonraları onlardan fazla kazanan almanlar da saflara katılır ve grev büyür. hepsinin iştirakı ile kurulan grev komitesi ağırlıklı olarak türklerden oluşur. müzakereler yapılır. gazetelere türkler ford'u ele geçirdi manşetleri atılır. polisler, grev kırıcılar hepsi bir bir oyuna sokulur. bezdirilirler. işten atılanların iadesi grevi başlatan talep gibi görünse de insanlık dışı çalışma koşullarının iyileştirilmesidir talepler. direniş geri çekilmez ve büyüyerek almanya'nın siyasi gündemine oturur, o sıralar türk büyükelçiliği diplomatik olarak araya girmek zorunda kalır ve ford yönetimi bu şekilde gündeme gelmekten rahatsız olarak daha da sertleşir. sonra grevi kırarlar. zaten baştan beri göçmenlerin yanında olmayan sendikalar elini çeker. göçmenler azalır. sonunda işçilerin arkadaşlarının tekrar göreve getirilmesi, devamındaki ücret, izin hakları gibi talepler tamamen kabul görmez. türkler yalnız kalır ve güzel yenilirler.

    bu kelimeyle hafsalamda, doğmadığım yıllarda gerçekleştiğinden hiç tanığı olmadığım halde ülkemdeki herkes gibi ezbere bildiğim o gurbetçi hayatların - almancıların- göz dolduran mücadelesinin görüntüsü önüme geliveriyor. şu çocukluğumuzda büyülendiğimiz alman oyuncaklarından önce onlara ödenen bedeller demek bu. kelimenin anlamındaki gibi misafir değil de aslında yaşadıkları ülkenin hiç kabul görmeyen vatandaşlarıydı bu insanlar.

    grevin muhatabı ile niteliksel yapısı; baştan sona tabanın özgür iradesiyle oluş, enternasyonal karakterdeki örgütleniş biçimi ve insanlığın eşitlik inadını nüvesinde taşıyan haklı talepleriyle örnek teşkil etmektedir. sonucunda ülkesine iade edilenler, polis, kırıcılar zoruyla dövülenler, sindirilip işe dönenler olmuştur ama bu olaydan sonra ford fabrikalarında ilerleyen süreçlerde fabrikadaki çalışma saatleri azaltılacak, göçmen işçilerin maaşları alman işçilerle eşitlenmeye başlanacaktır. ford yönetimi o dönem gözleme alınmıştır bir nevi bu uygulamaları ile itibarı etkilenir. tabii ki almanya’da ilk kez göçmen işçiler tarafından bu denli büyük bir ses çıkmıştır ve bu olay direniş tarihindeki yerini almış olur. işte bunu yapan işçiler gastarbeiter'dir. tarihteki diğer emek mücadelelerinde olduğu gibi aslında yenilmemişler bugün bahsedebileceğimiz hak kazanımlarının temel taşlarını döşemişlerdir.

    cem karaca'nın konuya dair efsane şarkısını da dinleyelim.